<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>yorumlayanlar.com</title>
	<atom:link href="http://yorumlayanlar.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com</link>
	<description>Sosyal Bilimler ve Sanat İçerikli Online Dergi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Sep 2011 07:45:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='yorumlayanlar.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://s2.wp.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>yorumlayanlar.com</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://yorumlayanlar.wordpress.com/osd.xml" title="yorumlayanlar.com" />
	<atom:link rel='hub' href='http://yorumlayanlar.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>Somut Çözüm Önerileriyle &#8211; Türkiye&#8217;nin Kürt Sorunu</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2008/01/17/kurt-sorunu/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2008/01/17/kurt-sorunu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jan 2008 19:33:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tevfik Ayhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Memleket Meseleleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.wordpress.com/2008/01/17/kurt-sorunu/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan : Tevfik Ayhan &#60;ayhan@yorumlayanlar.com&#62;, Ocak 2008 KISA TARİHÇE Osmanlı&#8217;nın sonu Osmanlı imparatorluğunun sonunu başlıca altı unsur getirmiştir: Fransız ihtilaliyle yayılan milliyetçilik akımları; Osmanlının önceleri ıskalayıp, sonrasında da marjına düştüğü endüstri devrimi; Yine Osmanlı&#8217;nın ıskaladığı, daha sonra da Tanzimat&#8217;tan başlayarak, dağılana dek yakalamaya çalıştığı modernleşme ve demokratikleşme hareketi; Son zamanlarda devlet yapısındaki kokuşmuşluk; Bağnazlık; Dış [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=660&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <b>Yazan </b>: Tevfik Ayhan &lt;ayhan@yorumlayanlar.com&gt;, Ocak 2008</p>
<h2><font color="#800000">        KISA TARİHÇE<br />
</font></h2>
<h3><b><font color="#333399">Osmanlı&#8217;nın sonu</font> </b></h3>
<p>Osmanlı imparatorluğunun sonunu başlıca altı unsur getirmiştir:</p>
<blockquote>
<ol>
<li>Fransız ihtilaliyle yayılan <b>milliyetçilik akımları</b>;</li>
<li>Osmanlının önceleri ıskalayıp, sonrasında da marjına düştüğü <b>endüstri devrimi</b>;</li>
<li>Yine Osmanlı&#8217;nın ıskaladığı, daha sonra da Tanzimat&#8217;tan başlayarak, dağılana dek yakalamaya çalıştığı <b>modernleşme ve demokratikleşme hareketi</b>;</li>
<li>Son zamanlarda devlet yapısındaki <b>kokuşmuşluk</b>;</li>
<li><b>Bağnazlık</b>;</li>
<li>Dış güçlerin oyunları.</li>
</ol>
</blockquote>
<p>Öyle ki, koca bir yüzyıl boyunca (19. yy), Osmanlı devletinin bu hali, Batı&#8217;da <i>&#8220;Doğu sorunu (le probème de l&#8217;Orient)&#8221;</i> veya <i>&#8220;Avrupa&#8217;nın hasta adamı&#8221;</i> gibi tabirlerlerle, üstü kapalı bir şekilde anılagelmiştir. Bu meselinin bu kadar uzun sürmesinin de iki nedeni vardır: 1) Zamanın dış güçlerinin Osmanlı&#8217;yı nasıl paylaşacaklarına bir türlü karar verememeleri; 2) Dağılma sonucu ortaya çıkacak coğrafyanın birçok soruna gebe oluşu (nitekim bugünkü Filistin-Israil, Balkanlar, Kafkasya sorunları bu korkuyu maalesef haklı çıkarıyor).</p>
<p>Bütün bir yüzyıl boyunca, teker teker bağımsızlığını kazanan topraklar, öyle al gülüm-ver gülüm bir atmosferde kaybedilmediler. Her seferinde bir savaş ya da ayaklanma, neredeyse her seferinde bir yenilgi (en azından diplomatik bir yenilgi), bunun akabinde yollara düşen kalabalıklar, aldığı her göçten sonra hastalık ve düşkünlükten kırılan şehirler&#8230; Öyle ki, bir hesaba göre (Justin McCarthy, <i>Middle East Quarterly, </i>1996), 1821&#8242;den Istiklâl savaşının sonuna kadarki yüzyıl içinde Osmanlı coğrafyasında 5-6 milyon kadar müslüman öldürülmüş, bir o kadar da göçmen yaratılmıştır.</p>
<p>Bütün bunların, çok miktarda göç alan Anadolu topraklarında nasıl bir psikoloji yaratmış olabileceğini tahmin etmek pek güç olmasa gerek: Bezginlik, yılgınlık, yalnızlık, çaresizlik, korku, ve paranoya&#8230; İşin kötüsü, böyle bir psikoloji yalnızca halka değil, gittikçe artan bir şekilde imparatorluk yönetimine de yansımıştır. Böyle bir ortamda Osmanlı devleti kendi vatandaşlarına karşı gittikçe artan bir hırçınlıkla davranmış, çıkan ayaklanmaları her seferinde daha kanlı bir şekilde bastırmaya kalkışmış, bunun batı kamuoyu üzerindeki etkisi her seferinde daha dramatik olmuş ve dağılma esasen daha da hızlanmıştır.</p>
<p>Bu devlet hırçınlığının tepe noktası 1915 olaylarında yaşanmıştır. Her ne kadar bu olaylarda birçok müslüman da öldürülmüş olsa bile, o zamanki Osmanlı hükümetinin, son kertede çoğu masum halktan oluşan birçok Ermeni vatandaşının ölümüyle sonuçlanan (değişik kaynaklara göre bu sayı 400 bin ile birbuçuk milyon arasında değişmektedir) tahcir (zorunlu göç) politikasını herhalde çağımızın modern devlet kıstaslarıyla açıklamak mümkün değildir.</p>
<p>İşin acı tarafı, 19 ve 20. yüzyıllarda Osmanlı&#8217;dan bağımsızlarını kazanmış komşu ülkerin çoğu, kollektif hafızalarında Osmanlı&#8217;ya dair yalnızca bu hırçın dönemini tutmuşlar, bizlerin hatırlamaktan daha çok hoşlandığımız daha önceki müreffeh ve sulh içindeki günleri unutuvermişlerdir.</p>
<p>Her ne kadar istiklâl harbini sonuçlandıran zafer, halkı bir nebze olsun rahatlatmış olsa bile, bu korkular hala bitmemiş olup, günümüz Türkiye&#8217;sinde de hala devam etmektedir.</p>
<p>1923&#8242;e, Cumhuriyet&#8217;in kuruluş yıllarına geldiğimizde, bu devleti kuranların önünde, oldukça önemli bir kısmı göçmen soyundan olan (bir hesaba göre bu sayı bugün Türkiye halkının dörtte birini oluşturmaktadır) yorgun ve bitkin bir halk vardı. Aslen, o zamanlar Türkiye Cumhuriyeti milletini oluşturanlar, kaderini, bir yüzyıldır mantar gibi orada burada başveriveren devletlerden biriyle değil de, Osmanlı imparatorluğu ile birleştirmiş insanlardı. Bu millet şu veya bu etniseyle açıklanamayacak bir kitleydi. Buna bugün bir hesaba göre otuz kadar etnisite dahildir. Tabii Kürtler de bunun aslî bir unsurudur.</p>
<p>Cumhuriyetin kuruluşunda, Kürtlerin bu milletin ne denli bir parçası olduğunu görebilmek için Kurtuluş savaşındaki tutumlarına bakmak yeterlidir. Birçok Kürt aşireti, Kurtuluş savaşında Mustafa Kemal&#8217;in yanında yer almış, omuz omuza çarpışmıştır. Buna bir başka örneği de 1920&#8242;lerin ortalarında görebiliriz. O zamanlar hâlâ sonuçlanmamış olan Musul-Kerkük (bugünkü Kuzey Irak) meselesi için Türkiye&#8217;nin önerisi bu bölgede bir refendum yapmak idi. Gerçi özellikle İngiltere&#8217;nin birtakım manevraları sonucu bu hiç gerçekleştirilememiş olsa da burada Türkiye&#8217;nin pozisyonu çok önemlidir. Neden dersiniz? Çünkü Türkiye biliyordu ki, burada bir refendum yapılsa, çoğunluk Türkiye&#8217;nin bir parçası olmayı seçecekti.</p>
<p>Bir de bugüne bir bakalım isterseniz. Bugün Kuzey Irak&#8217;ta bir referandum yapılsa acaba Türkmenler dışında kaç kişi Türkiye&#8217;ye katılmayı seçer?</p>
<p>Peki ne oldu bu zaman zarfında Kürtlerin en azından bir bölümü kendilerini bu kadar Türkiye&#8217;ye yabancı hisseder oldular? Ne dersiniz?</p>
<h3><font color="#333399"><b>Cumhuriyet yılları</b></font></h3>
<p>Cumhuriyetin ilk yıllarında, Osmanlı coğrafyasında ortaya çıkan birçok ülkede olduğu gibi, bizim yöneticilerimiz de Jakoben Fransız Cumhuriyet&#8217;ini örnek almışlardır. Kaldı ki, Osmanlı imparatorluğunun son dönemlerinde bazı başka ideolojiler de denenmiş ve başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Bunlardan iki tanesi Osmanlıcılık ve ümmetçilik son kertede Osmanlı&#8217;nın parçalanmasına engel olamamıştı. Her ne kadar Turancılık da 19. yüzyılda ortaya çıkmışsa da bu ideoloji hiçbir zaman marjinal olamaktan öteye geçememiştir. O zamanlar &#8220;<i>anayasal vatandaşlık</i>&#8221; gibi bir kavram pek varlık gösteremediğinden olsa gerek, geriye olası tek &#8220;tutkal&#8221; kalmıştı herhalde: <b>milliyetçilik</b>. Kaldı ki o zamanın modası bu idi.</p>
<p>1923 yılında Cumhuriyet&#8217;i kuranların artık bir devleti vardı. Geriye bir eksik kalmıştı: bu bezgin ve yılgın halktan bir millet yaratmak. Bu uğurda, çeşitli uğraşlara girişildi. Bir millet yaratılacaksa, bu milletin ortak bir tarihi, ortak mitleri olması icab ediyordu. İlk önceleri Türklerin Hititler&#8217;den geldiği üzerine bir kuram ortaya atıldı. Bu kuram, ortak bir kaynak(origin) ortaya koyduğu gibi, Anadolu&#8217;yu tarihsel olarak sahiplenebilmek açısından da ilginçti. Ama Hitit dilinin bir Hint Avrupa dili olduğunun iyice anlaşılmasından sonra bu kuramın pek savunalacak tarafı kalmamıştı. Bunun gibi, örneğin &#8220;Güneş dili&#8221; türü kuramlar 1920&#8242;leri süslemiştir. En sonunda da at sırtında Orta Asya&#8217;dan gelip Anadolu&#8217;yu fetheden Türk tiplemesinde karar kılındı.</p>
<p>Aslında, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin bu yaptıkları, şimdi komşumuz olan diğer genç ülkelerin yaptığından çok da farklı değildir. Örneğin Yunanlı dostlarımız da hummalı bir şekilde, kendilerinin nasıl da Antik Yunan&#8217;ın çocukları olduğunu kanıtlama peşindeydiler. Bunu yaparken koskoca bir Bizans ve Osmanlı dönemini yok sayabilmişlerdir.</p>
<p>Cumhuriyet tarihi boyunca, şöyle veya böyle, Türkiye milletini oluşturan neredeyse otuz etnisitenin birçoğu bu politikaya uyum sağlamış ve asimile olmuştur. Hatta bugün, etnik köken olarak alakası olmasa bile, kendisinin at sırtında kamız içen Türk boylarının soyundan geldiğine inanan, yaldızlı Türk milliyetçisi çok büyük kitleler mevcuttur. Hatta, kendine birkaç kuşak öncesinde &#8220;Kürdüm&#8221; diyen nüfusun bir kısmı da bu furyadan nasibini almıştır.</p>
<p>Bu asimilasyon furyasından pek de nasibini almayan iki önemli kitle vardır: Gayri-müslim vatandaşların ve Kürtlerin büyük bir bölümü. Gayri-müslimler, biliyorsunuz, Lozan&#8217;la kazandıkları azınlık statüsünün verdiği imkanlarla kendi eğitimlerini (ve dolayısı ile dilsel ve tarihsel ayrıcalıklarını) koruyabildiklerinden onların çok asimile olmamış olmasını anlayabiliyoruz. Yine de Türkiye&#8217;de oturan gayri-müslimlerin hemen hepsi Türkçe biliyor en azından.</p>
<p>Peki Kürtler nereden çıkıyor diyeceksiniz?</p>
<p>Bu sorunun yanıtı başlı başına bir yazının konusu olsa da, kısaca değinebileceğimiz beş nedeni olabilir bunun:</p>
<ol>
<li>Kürtler, uzun yıllar boyunca (özellikle Ermeni&#8217;lerin bölgeyi terk ettirilmelerinden sonra), nispeten yoğun çoğunlukta bulundukları bir coğrafya&#8217;da yaşadılar;</li>
<li>Kürtlerin yoğunlukta olduğu bölgeler, çeşitli nedenlerden ötürü öteden beri ekonomik olarak geri kalmıştır. Bu bugün de hala sürüyor.</li>
<li>Aşiret yapısı, bugün bile hala kendini devletin yerine koyabilmekte, onun asli görevlerinden bir kısmını yerine getirebilmektedir;</li>
<li>Geleneksel yapıdan ötürü, özellikle kızların pek okula gönderilmeyişi, Kürtçe&#8217;nin ayakta kalabilmesine yardımcı olmuştur.</li>
<li>Geçmişte devletin uyguladığı birtakım yanlış politikalar, Kürtler arasında asimilasyona karşı tepkisel bir duruşa neden olmuştur.</li>
</ol>
<p>Bizler, çocuklarımıza hergün &#8220;Türküm, doğruyum, çalışkanım&#8221; dedirterek onları &#8220;Türk&#8221; yapabileceğimizi sandık. Oysa yanıldık.</p>
<p>Bizler, Kürtçeyi on yıl boyunca düpedüz yasaklı bir dil yaparak bu ülkedeki herkesi &#8220;Türk&#8221; yapabileceğimizi sandık. Oysa yanıldık.</p>
<p>Bizler, tıpkı örnek aldığımız jakoben Fransa&#8217;nın bir zamanlar Brötonlara yaptığı gibi, okullarda, gazetelerde, televizyonlarda Kürtçe&#8217;yi yasaklayarak herkesi &#8220;Türk&#8221; yapabileceğimizi sandık. Oysa yanıldık.</p>
<p>Bizler, &#8220;Kürt yoktur. Kürt dediğin, dağda yürürken kart-kurt sesleri çıkartan Türk boylarıdır&#8221; diyerek, herkesi &#8220;Türk&#8221; yapabileceğimizi sandık. Oysa yanıldık.</p>
<p>Kim ne derse desin, artık bu ve bunun gibi politikaların iflas ettiği apaçık ortadadır. Bizler ne kadar &#8220;Türk&#8221; sözcüğü aslında etnik bir kimlik degildir, bir millete verilen addır desek de, birçok kişinin bize inanmaması bizi şaşırtmamalı.</p>
<p><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';"><br />
<!--[endif]--></span></p>
<h2><font color="#800000"><b>BUGÜNKÜ DURUM<br />
</b></font></h2>
<p>Bugün gelinen noktada, üç tespit yapmak mümkündür:</p>
<ol>
<li>Jakoben gelenek, Kürtleri asimile etmeyi başaramamıştır. Türkiye&#8217;de birçok insan kendine &#8220;Kürdüm&#8221; diyor ve bu çerçevedeki haklarına sahip olarak yaşamak istiyor. Ancak şu an için bu insanlar bu hakların bir kısmından yoksun. Buna &#8220;<b>Kürt sorunu</b>&#8221; diyoruz. 21. yüzyıldan gün aldığımız bu zamanlarda, artık başka türlü politikalar uygulamanın zamanı geldi de geçiyor bile.</li>
<li>Yükselen Türk milliyetçiliğine paralel olarak, bir o kadar da tehlikeli bir Kürt milliyetçiliği gelişmektedir. Bu çok kaygı verici bir durumdur. Buna &#8220;<b>aşırı milliyetçilik</b>&#8221; sorunu diyoruz</li>
<li>1984&#8242;ten bu yana, bir hesaba göre 37000 cana mal olmuş bir ayrılıkçı terörist hareket Türkiye&#8217;de faaliyet göstermekte ve can almaya devam etmektedir. Buna &#8220;<b>PKK sorunu</b>&#8221; diyoruz.</li>
</ol>
<p>Bu üç sorun bugün gelinen durumda içiçe geçmiştir ve birbirinden beslenmektedir. Örnegin PKK sorunu doğrudan Kürt sorunundan beslenmekte, aşırı milliyetçilik sorunu da bu her ikisinden de beslenmektedir. Ancak bunlar, bizim gözümüzde ayrı sorunlar olmayı sürdürüyorlar.</p>
<p>İzninizle bu yazıda yalnızca ilk soruna değineceğiz.</p>
<p>İkinci olgu, bir başka yazınının konusudur. Bu arada, bu konuda geçenlerde Radikal II&#8217;de Aysel Tuğluk adıyla çıkan yazıya ulaşabilirseniz, lütfen okuyunuz. O yazının büyük bir bölümüne biz de katılıyoruz.</p>
<p>Üçüncü olgu, yani PKK olgusu, ilk iki olguyla bağlantılı olup hatta bunlardan beslenmekle birlikte, tarafımızdan farklı bir sorun olarak görülmektedir. Bu yüzden de PKK sorununa farklı bir yazıda değineceğiz.</p>
<h2><font color="#800000">NEDEN ÇÖZMEK GEREKLİ</font></h2>
<p>Türkiye&#8217;nin önündeki tek sorun özelde Kürt sorunu ve genelde azınlık sorunu değildir. Tabiatiyle, ülkenin önünde bir yığın sorun durmaktadır. Tabii ki ülke, bu sorunların her biriyle boğuşmak durumundadır. Ancak, takdir edilmelidir ki bu sorun, en öncelikli olanlardan biridir.</p>
<p>Bu, öncelikle bir insan hakları ve demokrasi sorunudur. Türkiye&#8217;yi daha güzel yarınlara taşıyabilmek için demokrasimizi ilerletmeye, toplumdaki azınlıkların da en tabii haklarından yararlanabilmelerini sağlamaya mecburuz.</p>
<p>Daha demokratik, kendisiyle daha barışık bir Türkiye, refah seviyesini de daha hızlı arttırabilecektir.</p>
<p>AB&#8217;ye üyelik hedefimiz de bundan müspet etkilenecek, dış ilişkilerimiz genel anlamda daha iyiye gidecektir.</p>
<p>Ayrıca, Kürt sorununu hakkıyla çözmüş bir Türkiye&#8217;de şiddet daha da marjinalize olacak, güvenlik kaygıları da o ölçüde azalacaktır.</p>
<p>Hepsinden önemlisi, bu sorunu en sonunda çözmemizle birlikte, yüzyıldır boğuştuğumuz korkuları da üzerimizden atabilecek, hepimiz geleceğe daha güvenle ve ümitle bakabileceğiz.</p>
<p>Bu sorunu çözdüğümüzde, gerek kimliksel, gerek kültürel , gerek dilsel farklılılarımızla zenginliklerimizin daha farkında bir millet olacağız.</p>
<p>Kısacası, daha güzel bir Türkiye ve daha güzel bir dünya için bu sorunu ivediyetle çözüm aşamasına getirmemiz gerekmektedir.</p>
<h2><font color="#800000"><b>NELER OLMAZ</b></font></h2>
<p>Çözüm önerilerinden bahsederken ilk önce nelerin olmaması gerektiğinden ya da olamayacağından başlamak okuyanı biraz şaşırtabilir tabii. Ancak kanımca, bu alandan başlamak, nelerin olması gerektiğine dair daha iyi kafa yorabilmeyi getiriyor. Çerçevesi beliriyor düşüncenin.</p>
<p>Neler mi olmaz? Buyurun.</p>
<p><b>Ayrılık olmaz</b>. Anadolu insanı yüzyıllardır içiçe ve kardeşçe yaşıyor. Bu millet bugün etle tırnak gibidir. Yüzyıllardır süren beraber yaşayış, karşılıklı evlilikler var. Bugün kendine &#8220;Kürdüm&#8221; diyenlerin yarısından fazlası Kürtlerin yoğun olduğu bölgelerin dışında, özellikle büyükşehirlerde, yaşıyor. Taha Akyol&#8217;un sıkça belirttigi gibi, eğer Türkiye&#8217;nin bir kısmı &#8220;Kürdistan&#8221; olursa, geri kalan bölümü de &#8220;Türkistan&#8221; olur. En uygar bir biçimde ayrılalım deseniz bile, kan gövdeyi götürür. Milyonlarca insan ölür veya göçe sürüklenir. 21. yüzyılın dünyasında eski Yugoslavya&#8217;da olup bitenleri mumla aratacak bir tablonun vebalini kimse üzerine alamaz diye tahmin ediyorum. Zaten bugün, geçmişin aksine, en sivri Kürt çevrelerden dahi böyle bir talep gelmiyor.</p>
<p><b>Assimilasyon olmaz</b>. Cumhuriyet tarihi boyunca yürütülmüş asimilasyon politikaları sonuç vermemiştir, vermeyecektir de. Gerçi, bazılarımız hâlâ Kürt bölgelerinin ekonomik koşullarının geliştirilmesi, geleneksel aşiret yapısının çözülmesi, hızla artan kırdan kente göç olgularına bakıp Kürtlerin de şöyle veya böyle asimile edilebileceklerini ümit ediyor olabilir. Şu kadarını söylemekle yetinelim: Kürtlerin &#8220;millî uyanış&#8221;ı bugün öyle bir noktaya gelmiştir ki buradan geri dönüş yoktur. Kaldı ki, farklılıklarımızı zenginliğimiz olarak göreceğimiz bir Türkiye&#8217;ye ihtiyaç var.</p>
<p><b>Etnik bazlı konfederasyon/federasyon olmaz</b>. Bunun birkaç nedeni var. Bunların en başında bizlerin19. yüzyıldan beri yaşadığımız korkular geliyor. Böyle bir adım, ister istemez bağımsızlığa giden yolda bir kilometre taşı olarak görülecek, ve yalnızca Türk milliyetçileri tarafından değil, bahsi geçen korkularla yoğrulmuş sıradan halk tarafından da reddedilecektir. Bir başka sebep, daha önce de değindiğimiz gibi, bugün Kürtlerin yarısından fazlasının geleneksel Kürt yoğunluklu bölgelerin dışında (özellikle büyüşehirlerde) yaşamaktadır. Bu insanların demokratik haklarını tüm Türkiye sathında kullanabilmeleri gerekmektedir. Bir başka değişle, artık Kürt sorunu bölgesel bir sorun olmaktan çıkmış, tüm yurt sathında söz konusu olan bir sorundur. Çözümü de yurt sathında olmak durumundadır. Bir diğer sebep de bunun pratikte doğuracağı sonuçlarla ilgilidir. Böyle bir yönetim şekli, ister istemez konfederal/federal parlementoları beraberinde getirecek, Türkiye sathında ayrı yasallık adacıkları oluşturacaktır. Kanımızca, bugün Türkiye&#8217;nin bütünsel iç dinamikleriyle Ankara&#8217;da çıkarılan yasalar, Kürt aşiretleri ve oradaki aşırı tutucu çevreler arasında oluşacak dinamikler aracılığı ile Diyabakır&#8217;da çıkabilecek yasalardan ehven-i şerdir. Kaldı ki bugün AB ülkelerinde çıkan yasaların yarısına yakını AB kararlarının bu ülkelere bir transpozisyonundan ibarettir. Eğer Türkiye bir gün AB üyesi olabilirse bu Türkiye için de geçerli olacaktır. Zaman, yasal adaların genişletilmesi zamanıdır, daraltılması değil.</p>
<p><b>Jakoben merkeziyetçi devlet anlayışı olmaz</b>. Dünya değişiyor. Bir yandan hızla globalleşirken, bir yandan da dört bir yanda adem-i merkeziyetçi atılımlar yapılıyor. Bugün gelinen noktada 70 küsür milyonluk bir Türkiye&#8217;nin tamamen tek merkezden yönetilebileceğini düşünmek hayaldir.</p>
<p>Yanlış anlaşılmasın: Bu satırların yazarı, bu &#8220;olmaz&#8221; mevzuların tabulaştırılıp tartışmadan uzak tutulması taraftarı değildir. Burada yalnızca kendi şahsi görüşlerimizi belirttik. Tabii ki bu konular, demokratik bir ortamda enine boyuna tartışılabilmelidir.</p>
<h2><b><font color="#800000">NELER OLMALI</font> </b></h2>
<p>Neler yapılmalı deyince tabii ki &#8220;kim tarafından&#8221; sorusu da akla geliyor. Açıkça söylemek gerekirse bu konuda yapılması gerekenlerin önemli bir kısmını hükümetten beklesek de, kendine Türk desin, Kürt desin, ve başka bir kimlik kullansın, toplumdaki alelade bireylerden tutun da, parlamenterlere, medyaya, aydınlara, siyasi partilere, sivil/askeri bürokrasiye, özel teşebbüse, sıradan halka, kısacası her katmandan herkese bir takım görevler düşüyor bu sorunların aşılması için.</p>
<p>Bunlardan bir kısmı somut, bir kısmı sembolik. Bir kısmı hayata geçirilmesi neredeyse bedava (demokratik reformlar gibi), bir kısmıysa önemli kaynak aktarımları gerektiriyor.</p>
<p>İddiamız şu ki, özünde bir demokrasi sorunu olan Kürt sorunun aşılabilmesi için bu önlemlerin hayata geçirilmesi <i>şarttır. </i>Ayrıca, demokrasi kıstasları çerçevesinde bunlar <i>yeterli </i>de olmalıdır.</p>
<p>Hiç kimse korkmasın. Bu önlemlerin hayata geçirilmesi, şiddete karşı verilmiş tavizler olarak görülemez. Zira, bu önlemlerin çoğu bir hak hukuk meselesidir. Bir insan haklıysa, ister sus pus otursun, ister avazı çıktığı kadar bağarsın, bunlardan bağımsız olarak devletin ona hakkını teslim etmesi gerekir. Unutmayalım ki adalet duygusunun korunması, bir devlet olmanın en başta gelen koşullarından biridir.</p>
<h3><font color="#333399">Önce empati ve umut</font></h3>
<p>Evet, ilk yapılması gereken (ve bu toplumun her kesimine düşüyor), kendini karşısındakinin yerine koyup onun duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışmaktır.</p>
<p>Örneğin, kendine &#8220;Türk&#8221; diyen vatandaşlarımız takkeyi önlerine koyup düşünmeliler. Acaba, bu yaşadığımız ülkenin adı Türkiye değil de diyelim ki Kürdistan olsaydı, bize durduk yerde &#8220;sen Türk degilsin, Kürtsün&#8221; denseydi, dilimizi konuşmak yıllarca yasaklansaydı, çocuklarımıza Türkçe isimler vermemizin önü kesilseydi, yıllarca Türkçe basın/yayın yasak olsaydı, vs&#8230; Bu durumda bizlerin duygu ve düşünceleri ne olurdu? Şimdi bazı Kürt vatandaşlarımızın yoğurdu bu kadar üfleyerek yemelerinin nedeni daha iyi anlaşılmıyor mu?</p>
<p>Ama empati burada bitmiyor. En iyisi karşılıklı olması. Bir de kendine &#8220;Kürt&#8221; diyen vatandaşların, bu yazının başında bahsettiğimiz, 19. yüzyıldan beri bu coğrafyada olup bitenlerden matuf halet-i ruhiyeyi, o sürekli devam eden bölünme korkusunu iyice anlayabilmek için, kendilerini biraz da &#8220;Türk&#8221; yerine koymaları gerekiyor. Kaldı ki kendileri de, bu geçmişe aidiyetleri sürdüğü ölçüde bu korkuların etkisinde kalmıştır. O zaman daha iyi anlayabileceklerdir bazen en doğal haklarını talep ettiklerinde bile &#8220;bölücü&#8221; etiketine maruz kalmalarının ardındaki nedenleri.</p>
<p>Unutmayalım, Türk olsun, Kürt olsun, Laz olsun, Çerkez olsun, Ermeni olsun, Yahudi olsun, Rum olsun &#8230; herkesin hakkıdır bu ülkede insanca yaşamak. Ve bu gerçekleştikçe, göreceğiz ki o korkularımızın bir dayanağı kalmayacak. Herkes o denli sevecek ki bu ülkeyi, kimse ayrılmayı aklından bile geçirmeyecek. Bu ülkeyi daha adil, daha müreffeh, daha özgür, daha yaşanalabilir bir yer kılmamız mümkün. Yeter ki elele verelim, yeter ki kardeşçe yaşamayı kendimize hedef seçelim.</p>
<h3><font color="#333399">Daha çok demokrasi</font></h3>
<p>Hakkını vermek gerekiyor ki, Türkiye geçtiğimiz on yıl içersinde önemli demokratik kazanımlar elde etti. Ancak bir iki yıldır Türkiye&#8217;nin bu alanda yaptığı reformlarda gözle görülür bir duraklama yaşanıyor. Halbuki buralarda daha yapılacak çok şey var: hem yasalar çerçevesinde, hem de uygulamaların yasalara uyumunda.</p>
<p>Örneğin tam ifade özgürlügü önünde hala hatırı sayılır miktarda engel bulunmaktadır. Meşhur 301. madde önümüzde bir utanç yumağı halinde durup duruyor. En iyisi bu yasayı tamamen kaldırmaktır. Bu yapılamıyorsa, en azından hatırı sayılır bir değişikliğe uğratılması acilen gerekiyor. En azından yasanın &#8220;gerekçe&#8221; kısmı tamamen silinmeli, dava açmak için yüksek hâkim ve savcılardan oluşan bir kurulun izni aranmalı, ve yasanın &#8220;Türklüğe hakaret&#8221; kısmı çıkarılmalıdır.</p>
<p>İfade özgürlüğüne ilişkin engeller burada bitmiyor. Düşünce ve basın/yayın özgürlüklerinin önünde daha bir sürü irili ufaklı engel durup duruyor. Bunlar önümüzdeki kısa bir süre içerisinde tamamen giderilmelidir. Bunun için de AB&#8217;nin baskısını beklemekten daha utanç verici bir şey yoktur.</p>
<p>Bu satırların yazarı, ifade özgürlüğünün önünde yalnızca iki yasak kalmasını savunmaktadır:</p>
<ul>
<li>şiddet içeren eylemlere açıkça davet veya övgü</li>
<li>bir kişi, grup veya bir kuruma, eleştiri sınırlarını aşan bir şekilde, açıkça hakaret</li>
</ul>
<p>Bunlardan ilki, kamu davaları yoluyla, ikincisi ise özel veya tüzel kişiler aracılığı ile açılan davalar yoluyla takip edilebilmelidir.</p>
<p>Bunlar dışında her türlü düşünce bu kurallara uyduğu sürece serbestçe açıklanabilmelidir.</p>
<p>Ancak, demokrasi deyince akla yalnızca ifade özgürlüğü gelmiyor. Daha birçok ögesi var. Çok önemli diğer bir öge de parti içi demokrasidir. Bugün irili ufaklı onlarca parti var Türkiye&#8217;de. Ancak hemen hepsi de kendi iç mekanizmalarında demokratik işleyişten son derece uzaktır. Milletvekili ve belediye başkanı adaylarının belirlenmesi liderlerin iki dudağının arasındadır. Önseçim mekanizması, büyük partilerin hiçbirinde uygulanmıyor. Hâl böyle olunca da bu durum tabiatiyle Türkiye&#8217;nin genel demokrasisini yakından etkiliyor.</p>
<p>Dolayısıyla, partiler yasası ivedilikle ele alınmalı ve partilerin iç mekanizmalarında asgari demokratik kurallar aranmalıdır. Örnegin ön seçim zorunluluğu getirilmelidir.</p>
<h3><font color="#333399">Yeni Anayasa</font></h3>
<p>Çoktandır söylenip duruyor: Türkiye&#8217;nin, 12 Eylül rejiminin izlerini silebilmek ve daha demokratik bir yapıya kavuşturulabilmesi için yepyeni bir anayasaya ihtiyacı var.</p>
<p>Öyle gözüküyor ki, bugünkü parlementer çoğunluk, yeni bir anayasa hazırlamak için kolları sıvamıştır. Bu girişimi, ihtiyatlı bir biçimde desteklemek gerekiyor. Desteklemek lâzım çünkü yeni ve sivil bir anayasa ihtiyacı açıktır. Ama aynı zamanda ihtiyatlı olmak lâzım çünkü bunun mekanizmalarının iyi kurulması ve sonuçta ortaya düzgün bir anayasa çıkması gerekmektedir. Bunun da bugünkü ülke ve parlemento dengeleriyle nasıl olacağı kuşku götürür.</p>
<p>Bunun nihai mekanizması tabii ki parlementodur. Değişikliğe ilişkin prosedür de tabii ki eski anaysanın öngördüğü biçimde olmalıdır. Ancak, bu girişim sırasında parlementonun mutlaka ve mutlaka sivil topluma danışması ve fikir alması gerekmektedir. Ayrıca süreç esnasında medya aracılığı ile kamuoyu iyice aydınlatılmalı, alenî bir tartışma ortamı yaratılmalıdır.</p>
<p>Yine de kendimizi kandırmayalım. Ülkenin ve parlementonun bugünkü dengeleri göz önüne alındığında görülecektir ki bu yeni anayasın da mükemmel bir metin olması zordur. Ama en azından sivil ve herhalde şimdikinden daha demokratik bir anayasa olacaktır. Bu da sonraki değişikliklere uygun bir zemin hazırlayacaktır.</p>
<h3><font color="#333399">Kimlik ve vatandaşlık</font></h3>
<p>Kimlik, bugünün dünyasında karmaşık ve iç içe geçmiş bir yumak haline gelmiştir. Ataları İrlanda&#8217;dan Amerika&#8217;ya göçmüş birisi, kendini hem İrlandalı, hem Amerikalı, hem kadın, hem gazeteci, hem katolik, hem New York&#8217;lu, hem Brooklyn&#8217;li, hem Yale&#8217;lı, hem demokrat, hem çevreci, hem de yalnızca bir insan olarak tanımlayabilir. Eğer isterse de bunlardan bir veya birkaçını diğerlerinden öne çıkarabilir. Kimlik unsurları, etnik, dilsel, millî, dinî, meslekî, siyasî, cinsî, kısacası insanları birbirinden ayıran her hangi bir özellik olabilir.</p>
<p>Bugün, kimsenin kimseye kalkıp &#8220;senin kimliğin şudur&#8230; sen aslında busun&#8230;&#8221; demeye hakkı olmamalıdır. İnsanlar, kendilerini ne hissediyorlarsa odur. Bunun zorlamaya gelir tarafı yoktur.</p>
<p>Alt ve üst kimlik tartışmaları da yersizdir. Zira bu, önceden tanımlanmış dışsal kimlik hiyerarşileri getirir ki bu da son kertede bir zorlamadır. Kişi, kendi kimlik unsurları arasında kendi başına bir hiyerarşi kurabilir, bu da zamanla değişebilir. Burada yanlış olan bunun dıştan zorlanmasıdır.</p>
<p>Gelelim mevzumuza&#8230;</p>
<p>1982 Anayasasının 66. maddesi aşağıda alıntılanmıştır:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:17pt;line-height:12.8pt;"> 	<i><b><span style="font-size:10pt;">&#8220;MADDE 66</span></b><span style="font-size:10pt;">.  	– Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.</span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:17pt;line-height:13.3pt;"> 	<i><span style="font-size:10pt;">Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türktür.  	(Son cümle mülga: 3.10.2001-4709/23 md.)</span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:17pt;line-height:13.5pt;"> 	<i><span style="font-size:10pt;">Vatandaşlık, kanunun gösterdiği şartlarla  	kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir.</span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:17pt;line-height:13.5pt;"> 	<i><span style="font-size:10pt;">Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmayan  	bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz. </span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:17pt;line-height:13.5pt;"><i><span style="font-size:10pt;">Vatandaşlıktan çıkarma ile ilgili karar ve  	işlemlere karşı yargı yolu kapatılamaz.&#8221;</span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:17pt;line-height:13.5pt;"><i><span style="font-size:10pt;"></span></i><br />
Burada, daha ilk cümleyle devletin vatandaşına bir kimlik zorlaması içinde olduğunu görüyoruz. Doğrudur, &#8220;Türk&#8221; sözcüğü özellikle böyle bir metinde bir etnik kimlik değil, toparlayıcı ve kucaklayıcı bir millet ismi olarak kullanılmak istenmiştir. Anca, yine de bir kimlik zorlamasıdır ve bugünün dünyasında devletler böyle işlerle (ulus mühendisliği) uğraşmamalalılar.
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:17pt;line-height:13.5pt;">Kaldı ki, biz istediğimiz kadar &#8220;bu kucaklayıcı bir terimdir&#8221; diyelim, bugün gelinen noktada hatırı sayılır sayıda vatandaş için bu artık en iyi ihtimalle &#8220;assimilasyona zorlayıcı&#8221; bir etnik terim olarak algılanmaktadır. Bundan geri dönüş de yoktur.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:17pt;line-height:13.5pt;">Çıkar yol, devletin vatandaşlarına kimlik zorlamalarından uzaklaşması, ve kimlikler nezdinde nötr bir tavır takınmasıdır (tıpkı dinler nezdinde takınması gerektiği gibi).</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:17pt;line-height:13.5pt;">Vatandaşlık hukukî bir durumdur. Bir bireyin bir devletle arasındaki, haklar ve görevler nezdindeki ilişkilerini belirler. Bu kadar.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:17pt;line-height:12.8pt;">Bu gözle bakıldığında, ilk bakışta 66. maddenin ilk fıkrası aşağidaki gibi değiştirelibilirmiş gibi gözüküyor:<br />
<i><b><span style="font-size:10pt;"></span></b><span style="font-size:10pt;"></span></i>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:17pt;line-height:12.8pt;"><i><span style="font-size:10pt;">&#8220;Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır.&#8221;</span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:17pt;line-height:13.5pt;">&nbsp;</p>
<p>  <i><span style="font-size:10pt;"></span></i>Böylelikle devlet, kendi vatandaşlarına kimlik zorlamasına son vermiş olacaktır. Yalnız, dikkat edilirse, önerilen haliyle bu maddenin ilk cümlesi, malumun ilanından ibarettir. Dolayısıyla tamamen kaldırılmalıdır.</p>
<p>Bu maddenin ikinci fıkrası, vatandaşlık hakkını kan bağıyla düzenliyor. Bu düzenlemenin anayasada yapılması gerekli değildir. Rahatlıkla kanunla da yapılabilir. Bu arada, sözü geçmişken, vatandaşlığın yalnızca kan bağıyla değil toprak bağıyla da (yani ülke sınırları içinde doğmakla da) hak edilen bir statü olması gerektiğini belirtmek isteriz.</p>
<p>Bu maddenin, üçüncü ve dördüncü fıkraları, vatandaşlıktan çıkarılma kurallarını düzenlemektedir. Açıkça ifade etmek gerekir ki, bu ceza 12 Eylül kalıntısı arkaik bir cezadır. Hiçbir vatandaşa reva görülememesi gerekir. Bu nedenle bu fıkralar da kaldırılmalıdır.</p>
<p>Bu durumda, şimdiki anayasanın 66. maddesini tamamen kaldırmak çok daha doğru olacaktır. Başka bir degişle, bu madde yeni anayasada hiç yer almamalıdır.</p>
<p>Kimlik mevzu bahis olduğunda, yapılacaklar tabii ki yalnızca anayasa değişikliği ile bitmiyor. Bu konuda hepimizin tolerans içinde hareket etmemiz gerekmektedir. Kökeni ne olursa olsun, hiç kimse birbaşkasına kimlik zorlamalarına girişmemelidir. İsteyen kendine, &#8220;Türk&#8221;, &#8220;Kürt&#8221;, &#8220;Çerkez&#8221;, &#8220;Rum&#8221;, &#8220;Ermeni&#8221;, .. vs diyebileceğı gib, &#8220;Kürt kökenli Türk&#8221;, &#8220;Türkiyeli&#8221; vs de diyebilmelidir. Bu konuda kimse kimseye zorlamaya girişmeden.</p>
<p>Unutmayalım ki, bizleri birbirimize bağlayan hukuki bir gerçeklik, TC vatandaşlığı gibi bir kavram vardır. Anayasal vatandaşlık dedikleri budur.</p>
<h3><font color="#333399">Irkçılık ve Ayrımcılığa son</font></h3>
<p>Son yıllarda Türkiye&#8217;de maalesef ırkçılık ve etnik ayrımcılığın yükselişte olduğunu görüyoruz. Bu son derece tehlikeli bir tablodur.</p>
<p>Burada görev, en başta medya olmak üzere hepimize düşüyor. Medya, her türlü aşırı milliyetçilik ve ırkçılığı kamçılayıcı bir üslup kullanmaktan kaçınmalıdır. Ayrımcılık konusuna ise pedagojik yaklaşmalıdır.</p>
<p>Bunun dışında devlet de ister etnik ister başka bazlı olsun her türlü ayrımcılığa karşı önlemler almalıdır. Her türlü ayrımcılık yasayla yasaklanmalı ve yaptırımı olmalıdır.</p>
<p>Son kertede hepimiz birbirimize karşı daha toleranslı olmalıyız.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:17pt;line-height:13.5pt;">&nbsp;</p>
<h3><font color="#333399">Kültürel haklar</font></h3>
<p>Türkiye Cumhuriyeti toprakları içerisinde, aynı Türkçe&#8217;ye uygulanan kurallar çerçevesinde, aklınıza gelebilecek her dilde basın ve yayın yapabilmek serbest olmalıdır. Kürtçe, Lazca, Ingilizce, Arapça, vs. radyo televizyon yayınları serbest olmalıdır. Hatta devlet, elinden geldiğince böyle girişimlere destek olmalıdır. Tabii bu yayınların içeriği de, tıpkı Türkçe&#8217;de olduğu gibi, TC kanunlarına uygun olmak durumundadır.</p>
<p>Ayrıca, TRT bir devlet kurumu olarak, Türkiye&#8217;de hatırı sayılır bir ölçüde kullanılagelen dillerde, o dilin yaygınlığını da hesaba katarak radyo televizyon yayını yapmalıdır. Bilindiği gibi bu 2002&#8242;den beri Türkiye&#8217;de mevcut. Ancak hali hazırda yayın zamanı ve içeriği yetersizdir.</p>
<p>Bundan başka devlet, azınlık dillerinde yapılan sanatsal aktiviteleri cesaretlendirmeli, ve bunlara destek olmalıdır. Türkiye&#8217;de Kürtçe, Lazca, Ermenice, Rumca, Ladino &#8230; filmler yapılabilmeli, ve sanatsal olarak hak ediyorsa devlet desteği alabilmelidir.</p>
<h3><font color="#333399">Eğitim</font></h3>
<p>Bilindiği gibi 2002&#8242;den beri özel eğitim kurumlarında Kürtçe ve başka azınlık dillerinde dil kurslarının açılması serbest bırakıldı.</p>
<p>Tabii insan kendine sormadan edemiyor, yıllar yıllı etrafımızda tonlarca İngilizce/Almanca/Fransızca kursları cirit atıp duruyorken Kürtçe kurs dil kursu açmanın yasak olabilmiş olması bile bir acayip durumdur.</p>
<p>Her neyse, bu bahsi geçen adım, her ne kadar sınırlı da olsa müspet bir adım sayılabilir. Ama yeterli değildir. Devlet, talep olan yerlerde (bu herhangi bir bölgeyle sınırlı olmamalıdır), seçmeli olarak anadil eğitimi vermeye yükümlü olmalıdır. Bunu ilkokul&#8217;dan lise sona kadar yapmalıdır. Bu çeçevede Anayasanın42. maddesi de değiştirilmelidir.</p>
<p>Yine empatiyle gidelim isterseniz. Bildiginiz gibi Avrupa&#8217;da artık hatırı sayılır bir sayıda Türkiye kökenli göçmen yaşamaktadır. Gerçi bunların halen yaşadıkları yerlerde birçok sorunları mevcut olmasına ve bu yönde demokrasi mücadelesi veriyor olmalarına rağmen, en azından bu konuda birçok Avrupa ülkesinde bu uygulama mevcuttur. Birçok açıdan sorunlu Almanya&#8217;da bile Türkçe eğitimi almak mümkündür. Bu konuda AB&#8217;de en sorunlu ülke ihtimalen Fransa&#8217;dır. Orada bile bu konuda bir nebze haklar mevcuttur. Bizdeyse, anayurdu Türkiye olan, vefakat anadili Türkçe olmayan vatandaşlar hâlâ bu haktan yoksundurlar.</p>
<p>Bu uygulama başlatıldığında görülecektir ki, okula olan talep artacak, anne-babalar çocuklarını daha çok okula gönderir olacaklardır. Bu da hem bölgedeki eğitim oranını arttıracak, hem anadilin daha iyi ögrenilebilmesi sağlanırken, hem resmi dil olan Türkçenin daha yaygınca ögrenilmesini sağlayacak, hem de daha kalifiye bir işgücünün oluşması sağlanacaktır.</p>
<p>Bu uygulama için ilk aşamada ilk ögretim okullarından itibaren &#8220;Kürt dili ve Edebiyatı&#8221; ve &#8220;Laz Dili ve Edebiyatı&#8221; gibi dersler (belli bir kullanırlığı aşan her azınlık dilinde), seçmeli olarak ve gelen talep yoğunluğuna bağlı olarak açılmalıdır.</p>
<p>Üniversitelerde de, devletin olanakları imkan verdiği sürece, &#8220;Kürt Dili ve Edebiyatı&#8221; gibi azınlık dillerinin ve edebiyatlarının derinlemesine incelebileceği bölümler açmak gerekmektedir.</p>
<p>Ayrıca, özellikle ilkögretim ve lisede, yer yer ırkçı ve militarist uygulamalara son verilmelidir (her sabah and içmek, rahat/hazırol, vs.).</p>
<h3><font color="#333399">Sembolik adımlar</font></h3>
<p>Bütün bunlar yapılırken, bazı sembolik adımlar da atılabilir.</p>
<h5>Alfabe</h5>
<p>Bilindiği gibi bir süredir Kürt isimlerinin çocuklara verilmesi yasak değil. Ancak burada pratik bir sorun ortaya çıkıyor. Türkiye Türkçesinde kullanılmayan, ancak Latin alfabesinde bulunan üç harf (q, w, x) sorun yaratıyor. Kürt kökenli vatandaşlar, çocuklarına bu harflerden birini içeren bir isim veremiyorlar.</p>
<p>Doğrudur, aynı sorunu Türkiye&#8217;den Avrupa&#8217;ya göç etmiş bir çok kişi de yaşamaktadır. Belki de nihai çözüm, tüm latin alfabelerini birleştirip bir tek geniş Latin alfabesi yapmaktan geçiyor. Ama bu çözüm şu an için uzak gözüküyor.</p>
<p>Türkiye, sessiz sedasız alfabesine bu üç latin harfini ekleyebilir. Kıyamet de kopmaz. Okullarda öğretirken bu üç harf Türkçe&#8217;de kullanılmaz dersiniz olur biter. Zaten pratikte klavyelerde bu harfler mevcut. Yoksa örnegin George W. Bush yazamazdık. Bunun dışında halen yayında olan televizyonlarımızdan birinin adı Sho<b>w</b> TV. Taksilerin birçoğunun üzerinde TA<b>X</b>I yazıyor, vs. Örnek çok.</p>
<p>Bu yapıldığında, vatandaşın sembolik sıkıntılarından biri çözülmüş olur. Hem de Anadolu Türkçesiyle neredeyse aynı dili konuşan Azerbaycan alfabesinde de bu harfler mevcuttur.</p>
<h5>Yer isimleri</h5>
<p>Birçok yöremizde (yalnızca Kürtlerin yoğun olarak yaşamakta olduğu bölgelerde degil), bir çok yerin (şehir, köy, sokak, ..) Türkçe isminin yanında, yöresel dilde, eski dilde, veya antik zamandan kalma adları vardır.</p>
<p>Bu yerlerin isimleri, aynı levha üzerinde, hem Türkçe hem de alternatif ismiyle yazılmalıdır. Bu sembolik bir adımdır. Ama kaynaştırıcı bir özelliği vardır.</p>
<h5>Resmi tatiller</h5>
<p>Yine bir sembolik adım da, çeşitli azınlıkların bayramlarını, nüfus yoğunluğunu da dikkate alarak, resmî tatil ilan etmektir. Tabii burada aşırıya kaçılamaz, zira herkesin bayramı resmî tatil olsa yıl içindeki iş günü sayısı da epeyce azalacaktır.</p>
<p>İlk aşamada Nevroz resmî tatil ilan edilebilir örneğin.</p>
<h3><font color="#333399">Sosyo-ekonomik önlemler</font></h3>
<p>Doğrudur, Kürt sorunu yalnızca ekonomik bir sorun değildir. Ancak, kabul etmek gerekir ki sorunun oldukça büyük bir eknomik boyutu vardır.</p>
<p>Doğrudur, Türkiye&#8217;nin yegâne fakir yöreleri Kürtlerin yoğunlukla yaşadığı bölgeler değildir. Başka bir çok ekonomik olarak azgelişmiş yöre vardır. Ancak, kabul etmek gerekir ki Kürtlerin yoğunluklu olarak yaşadıkları bölgeler bu fakir coğrafyanın önemli bir kısmını oluşturur. Kürtler arasındaki ortalama eğitim ve gelir seviyesi düşük, işsizlik oranı fazladır.</p>
<p>Bu olgunun çeşitli nedenleri var. Bu durum, yalnızca Cumhuriyet dönemiyle sınırlı değildir. Yüzyıllardır böyledir. Bir kere, tabiat yöreye pek cömert davranmamıştır. Mezopotamyanın bu verimli toprakları, yüzyıllardır susuzluktan yanıp kavrulmaktadır. Denize açılımı yoktur. Gerçi Osmanlı endüstri devrimini ıskalamıştır ama, balkanlar ve anadolunun verimli kıyı bölgeleri en azından tarım ve ticaret yapabiliyorlardı. Kaldı ki bu bölgeler, 18 ve 19. yüzyıllarda edüstrileşen Avrupa&#8217;yla daha çok etkileşim halindeydiler.</p>
<p>Yörenin hala da bir nebze sürmekte olan yarı feodal yapısı, sanayi toplumu için gerekli birikimden yoksundu. Maraba, sosyo-ekonomik rolü itibariyle, ne bir işçi ne de bir tüketiciydi.</p>
<p>Şunu da eklemek gerekir ki, yöre, Cumhuriyet yıllarının ekonomik atılımından da yeterince payını alamamıştır. Elle tutulur bir tek proje GAP&#8217;tır ki o da halen bitirelememiştir.</p>
<p>Ne elle tutulur hammadenin, ne de alım gücüne haiz tüketicinin (pazarın) var olduğu bu diyarlara, alt yapınının da son derece eksik kaldığı göz önüne alındığında, özel sektörün de pek fazla yatırım yapmamış olması pek şaşırtıcı olmamalı.</p>
<p>Bir de bunlara, 1970&#8242;lerden itibaren bölgeye hakim olan can ve mal güvenliği sorunu eklendiğinde bölgedeki kalkınma eğilimi tamamen durma noktasına gelmiştir.</p>
<p>Bu yöreler, bugün güvenlik ve gelişmişlik açısından öyle bir haldedir ki, devlet oraya gönderdiği her türlü personeli (öğretmeninden tutun doktoruna) zorla tayin eder olmuş, üstüne bir de ek maaş öder hale gelmiştir. Yine de Batı&#8217;da oturan pek kimse rahatını bozup oralarda görev yapma zahmetini gösterme niyetinde degildir.</p>
<p>Peki bu nakıs talih böylece kalmaya mecbur mudur? Yalnızca Kürtlerin yoğunluklu olarak yaşadıkları bölgeler değil, bütün geri kalmış bölgelerimiz için yapabileceğimiz bir şeyler yok mu?</p>
<p>Elbette ki var. Ve bunlara başlamak için şunu veya bunu beklemek gerekmiyor. Ancak, tam olarak meyvelerini almak için 20-30 yıllık bir süreye ihtiyaç olduğunu, bu süre zarfında yılmadan usanmadan ortaya konmuş politikaya bağlı kalmak gerektigini söylememiz gerekiyor.</p>
<h4><font color="#003300">Kalkınmada öncelikli yöreler</font></h4>
<p>Bilindiği gibi Türkiye&#8217;de halen birtakım iller &#8220;kalınmada öncelikli&#8221; ilan edilmiştir ve bir süredir buralarda teşvik politikaları uygulanmaktadır. Ancak, harcamalar geniş bölgelere yayılmakta, etkisi pek de hissedilmemektedir.</p>
<p>Bugün yapılması gereken, bu &#8220;kalkınmada öncelikli&#8221; kavramınının yeniden değerlendirilmesidir. Köyden kente göç olgusunun devam etmekte oldugu, daha da devam edecek oluşu göz önüne alındığında, yapılması gereken, 5-6 ilin süper-öncelikli olarak ele alnması, ve yatırım ve teşviklerin hatırı sayılır bir kısmının buralara akıtılmasıdır. Bu illerin aslen Türkiye&#8217;nin halen en fakir illeri olması da gerekmiyor. Örneğin Diyarbakır bunlardan bir tanesi olabilir. Amaç, bu illerin bölgelerinde birer çekim merkezi haline gelerek, etraflarına da zenginlik saçmaları olmalıdır. Bu, zaten süregelmekte olan köyden kente göç olgusunun halihazırdaki büyük şehirleri daha fazla boğmasını da engelleyecektir.</p>
<p>Kısacası yeni konsept, kalkınmada öncelikli iller arasında, 5 veya 6 tanesinin seçilerek buralara muazzam kaynaklar akıtılmasıdır. Buralar, bölgelerindeki -zaten bir yerlere göç edecek- nüfusu çekecekler, ve bölgelerine zenginlik yayacaktır.</p>
<h4><font color="#003300">Altyapı yatırımları</font></h4>
<h5>Yollar</h5>
<p>Daha geçenlerde gazeteler yazdı. Türkiye, yeni otoyollar ve hızlı demiryolları yapma projesindeymiş. Peki yapılması düşünelen yeni yollar neredeydi dersiniz: Hemen hepsi ülkenin Batısında. Bu, bir bakıma, bazı gerekçelere dayandırırlabilir. Ekonomik olarak daha gelişmiş olan bu bölgelerde talep ihtimalen daha fazladır böyle yatırımlara. Ancak, bu ülkenin kalkınmada geri kalmış yörelerinin hiç mi ihtiyacı yoktur böyle yatırımlara?</p>
<p>Örneğin şöyle projeler görmek istiyoruz:</p>
<ul>
<li>Ankara &#8211; Diyarbakır otoyolu veya hızlı demiryolu</li>
<li>Ankara &#8211; Adana otoyolu veya hızlı demiryolu</li>
<li>Ankara &#8211; Kars otoyolu veya hızlı demiryolu</li>
<li>Adana &#8211; Diyarbakır otoyolu veya hızlı demiryolu</li>
<li>Trabzon &#8211; Diyarbakır otoyolu veya hızlı demiryolu</li>
</ul>
<p>ya da dışarılara doğru:</p>
<ul>
<li>Diyarbakır &#8211; Erbil &#8211; Kerkük -Bağdat otoyolu veya hızlı demiryolu</li>
<li>Diyarbakır &#8211; Van &#8211; Tebriz &#8211; Tahran otoyolu veya hızlı demiryolu</li>
<li>Adana &#8211; Halep &#8211; Şam otoyolu veya hızlı demiryolu</li>
</ul>
<p>Tabii, haritaya bakıldığında görülecektir ki, bu yollar yalnızca ilk ve son noktalarına değil, aynı zamada yol üzerindeki bütün şehirlere hizmet verecektir.</p>
<p>Böylelikle, bölgenin hem iç ticarette hem de dış ticaretteki payı artacaktır.</p>
<h5> Organize sanayi ve ticaret bölgeleri</h5>
<p>Daha önce bahsi geçen, süper öncelikli bölgelerde, devlet organize sanayi bölgeleri inşa etmeli ve buraların alt yapısını götürmelidir. Örneğin elektrik ve su, buralara daha ucuza verilmelidir.</p>
<h5>Devlet Hizmetleri</h5>
<p>Devlet kalkınmada öncelikli yörelere, daha fazla hizmet götürmelidir. Bu, pratikte, daha fazla okul, hastane, üniversite, mahkeme, vs dir.</p>
<h5>Şehircilik ve Toplu konut</h5>
<p>Genel bütçeden bu şehirlerin bütçelerine daha fazla pay aktarılmalıdır. TOKI, buralarda ülkenin her yerinde yaptığı yatırımlar gibi projeler yapıp, çok daha iyi koşullarda halka sunmalıdır.</p>
<h4><font color="#003300">GAP&#8217;ı bitirmek</font></h4>
<p>Bilindiği gibi GAP (Güneydoğu Anadalolu Projesi), dünyanın en büyük kamu projelerinden biridir. Yapımı 1960&#8242;lardan bu yana sürüyor.</p>
<p>GAP İdarisinin verdiği bilgilere göre, GAP&#8217;ın ülkenin kamu yatırımları içindeki payı, 2007 itibariyle %7.1&#8242;dir. Ancak, yine aynı kaynaktan öğreniyoruz ki, bu bölge nüfus ve alan olarak Türkiye&#8217;nin aşağı yukarı %10&#8242;unu temsil etmektedir. Başka bir değişle, kalkınmada öncelikli olması gereken bu bölgeye yapılan kamu yatırımları, GAP gibi bir projenin varlığına rağmen, ülke ortalamasının hala altındadır. Vakit geçirmeden bu oran %15 gibi bir düzeye çekilmelidir. (Bu arada Türkiye&#8217;nin acilen toplam kamu yatırımı potansiyelini arttırması gerekiyor ama bu başka bir yazının konusu.)</p>
<p>Yine GAP idarisinin verdiği bilgilere dayanarak, 2006 sonu itibariyle GAP&#8217;ın enerjiyle ilgili yatırımlarının %74&#8242;ü bitirilmiştir. Ancak sulamalı tarımda bu oran yine 2006 itibariyle %14&#8242;tür.</p>
<p>Görüldüğü gibi, bugüne gelindiğinde, GAP&#8217;ın enerjiyle ilgili büyük bir kısmı bitirilmiştir. Fakat, sulama ve tarımla ilgili kısmı bitmekten hala çok uzaktır. Habuki yöreye ekonomik olarak en büyük katkının buradan gelmesi bekleniyor. Enerji yatırımları, daha çok ülkenin diğer bölgelerine yarıyor. Bu projenin sulamayla ilgili kısımları, vakit kaybetmeden bitirilmelidir.</p>
<p>Ancak, şuna burada değinmeden geçemeyeceğiz. Sulama, son derece yüksek özen gerektiren, yanlış yapıldığında toprağın tuzlanıp çölleşmeşine neden olan bir şeydir. Bunun için, bu konudaki altyapının dünya tecrübesine uygun olarak yapılması (damlatma sistemleri gibi), ve suyu kullanacak olanların çok iyi eğitilmeleri gerekiyor.</p>
<p>GAP&#8217;la sulanacak alanların büyük bir kısmı tarıma ayrılacak. Ancak, ağaçları da unutmamak gerekiyor. Bu alanların bir kısmını ormanlaştırmaya ayırmakta büyük yarar var. Bu, hem bölgenin iklimini değiştirerek sulamaya olan ihtiyacı azaltacak, hem de toprağın yıkanıp gitmesini engelleyecektir.</p>
<p>Bir başka husus da, bu alanlardan şimdiye dek gübre görmemiş olanlarının mutlaka biyolojik tarıma ayrılmasıdır. Biyolojik tarım, hem daha çok çevre ve insan dostu, hem de daha karlı bir ekonomik aktivitedir.</p>
<p>GAP&#8217;la birlikte akla gelen diğer soru ise &#8220;toprak reformu&#8221; meselesidir. Bu yönde bir şeyler yapılması gerektiği aşikar. Çünkü buradaki toprak dağılımı çok adaletsiz. Ancak tarım alanları çok küçük parsellere ayrıldığında bu sefer de verimlilik düşüyor, modern tarım yapma imkanları azalıyor. Bu durumda yapılması gereken, büyükçe parsellerin mümkün olan en kısa zamanda, piyasa değerleri ödenerek, istimlak edilmesi; daha sonra bunların birtakım kurulacak şirketlere kaydedilerek bu şirketlerin hisselerenin yöre halkına dağıtılması olacaktır. Bu, hem adaleti sağlayacak, hem de parsellerin gereğinden çok küçülmesini engelleyecektir.</p>
<h4><font color="#003300">Bölgesel KITler</font></h4>
<p>Bu konuyu geçenlerde Mahfi Eğilmez Radikal&#8217;de yazdı (09/12/2007). Kendisine büyük ölçüde katılıyoruz.</p>
<p>Kamu Iktisadî Teşkilatları (KIT), gerçi bugün için modası geçmiş gibi görünse de, geçmişte Türkiye&#8217;nin kalkınması için çok önemli roller oynamışlardır. Türkiye&#8217;nin bütünü için düşünüldüğünde, artık KIT&#8217;lere gerek kalmadığını söyleyebiliriz.</p>
<p>GAP&#8217;ın bitirildiği düşünüldüğünde, bölge başlıca olarak tarım, ticaret, ve ilk etapta düşük katma değerli sanayiyle geçinecektir. Devletin tarım ve ticarete el atması gereksizdir. Ancak sanayi için aynı şey söylenemez.</p>
<p>GAP bittiğinde burada yapılacak tarım, hem gıda hem de sanayi ürünleri sağlayacaktır. Başlangıç noktası bu olabilir. Burada başlangıçta girilebilecek sanayiler çimento, hazır ve işlenmiş gıda sektörleri ile tekstil sektörü olabilecektir.</p>
<p>Tekstil deyince bazı yüzlerin ekşiyivermekte olduğunu görür gibi oluyoruz. Doğrudur, Türkiye&#8217;nin tekstil sektörü hatırı sayılır bir kriz içindedir. Çok daha ucuza üretim yapabilen bir takım başka gelişmekte olan ülkeler bunun başlıca sebebidir. Öyle ki bugün Türkiye&#8217;den işadamları, gidip Kuzey Afrika&#8217;da tekstil yatirımları yapmaktalar. Ancak unutmayalım ki, Türkiye&#8217;yi bir ihracatçı sanayi ülkesi yapan tekstildir.</p>
<p>GAP&#8217;ın bitmesiyle oluşturulacak tarım alanlarında yetiştirilen pamuk, bölgesel KIT&#8217;lerde önce iplik, sonra kumaş haline getirilebilecek, Türkiye&#8217;nin tekstil sektörüne girdi oluşturacaktır. Bir süre sonra, özel sektör buralarda konfeksiyon atölyeleri açmaya başlayabilecektir.</p>
<p>Pek tabii ki bu bölgesel KIT&#8217;lerde 30-40 yıl sonra, misyonlarını tamaladıklarında, yani bölge artık ekonomik olarak geliştiğinde, likide edileceklerdir.</p>
<p>Bir başka olasılık da, Hindistan modelinde olduğu gibi, eğitime büyük yatırım yaparak bölgeye çağ atlatmaktır. Böylelikle bölge, ileri teknolojili servis sektöründe bir atılım yapabilecektir. Ancak böyle bir politokanın meyveleri 15-20 yıdan önce alınamaz.</p>
<h4><font color="#003300">Teşvikler</font></h4>
<p>Bilindiği gibi, epeydir kalkınmada öncelikli bölgelere yönelik birtakım teşvikler söz konusudur. Ancak bu konuda epeyce kaynak harcanmasına rağmen başarı elde edildiği söylenemez. Özel sektörün bu bölgelere yatırım yapmamasının başlıca sebepleri şunlardır:</p>
<ul>
<li>Hammadeye ve pazara uzaklık</li>
<li>Güvenlik sorunları</li>
<li>Altyapı eksikleri</li>
</ul>
<p>En önemli husus olan birincisi, GAP&#8217;ın bitirilmesiyle (ki bu tarımsal hammadenin bu bölgede ürelimesini sağlayacaktır) ve bölgesel KIT&#8217;lerin işletilmesiyle bir nebze giderilebilecektir. En azından bir başlangıç yapılmış olacaktır. Alt yapıdaki eksiklikler ve güvenlik sorunları da peyderpey giderildiğinde, özel teşebbüs en azından oralarda da yatırım yapmayı göz önüne alır vaziyete gelecektir.</p>
<p>Bu noktada yapılması gereken ise, teşviklere ağırlık vermek olacaktır. Bunlar, şöyle tedbirler olabilir:</p>
<ul>
<li>Sanayi bölgelirinde bedava ya da çok ucuz altyapılı arazi veya tesis</li>
<li>Çok ucuz elektrik ve su</li>
<li>Sigorta primlerinde devasa indirimler</li>
</ul>
<p>Ancak kanımızca, yolsuzluklara neden olacağından, kurumlar vergisinde indirim düşünülmemelidir.</p>
<h4><font color="#003300">Ticaret</font></h4>
<p>Bölgenin şu an için en önemli gelir kaynaklarından biri ticarettir. Devlet, bunu teşvik etmekle birlikte herhalde kendisi ticarete soyunmayacaktır.</p>
<p>Bölgenin üç ayrı ülkeyle (İran, Irak, Suriye) sınırdaş oluşu uzun vadede büyük potensiyel taşımakla birlikte, şu anda epey kırılgan uluslararası dengelere endekslenmiş durumdadır. Bu üç ülkenin eknomilerinin canlanması, ve bölgede oluşabilecek bir barış ve güvenlik ortamı, bir bakarsınız bizim Güneydoğu&#8217;muzu önemli bir ticaret merkezi haline getirmiş.</p>
<p>Ortadoğu&#8217;nun kaygan dengelerinde tabii ki bütün umutları böyle bir senaryoya bağlamak hayalciliktir. Ancak bunun da mümkün olduğunu ve kendi çıkarımız açısından da komşu ülkelerle barışçıl iliskilerde olmamız gerektiğini unutmamalıyız. Bu ülkelerin kalkınmalarına ve ikili ekonomik ilişkilere de, uluslararası konjonktürün müsaade ettiği ölçüde, özen göstermeliyiz.</p>
<p>Bunun haricinde ticareti desteklemenin en iyi yolu, yollar yapmaktır (karayolu veya demiryolu). Bunlardan, daha önce &#8220;altyapı&#8221; kısmında söz etmiştik.</p>
<p>Bir başka yol da, komşu ülkelerle ticareti özendirmekten geçiyor. Bunun için, bu üç ülkeyle olan sınır kapılarında bir artırıma gitmek mümkün olabilir.</p>
<h4><font color="#003300">Kaynak nereden bulunacak?</font></h4>
<p>Alınması gereken önlemleri sıralamak nispeten kolaydır. Uygulmak da o denli zor. Çünkü bu ekonomik önlemlerin alınabilmesi için önemli miktarda kaynağa ihtiyaç vardır.</p>
<p>Türkiye, her ne kadar hızla gelişmekte olsa da, halen nispeten fakir bir ülkedir. Kaldı ki, kayıt dışı ekonominin büyüklüğü, vergi toplanmasında yaşanan sıkıntılar ortadayken, Türkiye&#8217;nin bütçesi normalde olması gerekenden de küçük kalmaktadır. Bütün bunlara bir de geçmişte yaşanan hoyratça tutumlar nedeniyle geldiğimiz borç batağını da eklerseniz durumun boyutları daha iyi anlaşılır. Bugün Türkiye bütçesinin hatırı sayılır bir bölümü faize gitmektedir. Yanlış hatırlamıyorsam yatırımlara ayrılabilen oran bunun altıda biri kadardır.</p>
<p>Kisacası, durum zor. Ancak tamamen ümitsiz değil.</p>
<p>Orta vadede Türkiye&#8217;nin yapması gereken, ekonomideki kayıt dışılığı azaltmak, vergi toplayabilir hale gelmektir. Bunun teknik altyapısı geçtiğimiz on yıldır hazırlanıyor (TC kimlik numarası, vergi numarası, vs). Şimdi iş, uygulamaya gelmiştir. Bu yapıldığında Türkiye, hem muhtaç olduğu yatırımları yapabilir hale gelecek, hem de borç batağından kurtulacaktır.</p>
<p>Bu yazıda sözü geçen önlemleri gerçekleştirmek için gerekli olan yatırım, aşağıdaki kaynaklardan karşilanabilecektir:</p>
<ul>
<li>Genel bütçeden halihazırda da ayrılan ödenekler</li>
<li>Gelişmiş bölgelerden alınacak özel bir &#8220;bölgesel kalkınmada dayanışma vergisi&#8221; (BKDV)</li>
<li>Krediler (özellikle Dünya Bankasından)</li>
<li>AB fonları</li>
<li>Dış yardım</li>
</ul>
<p>AB fonları maalesef bu aşamada yetersizdir. Tam üye olmadan da pek artacağı söylenemez. Ancak öyle anlaşılıyor ki Türkiye, bu kısıtlı kaynakları bile, doğru projeler çıkmadığından kullanamıyor. Bu değişmelidir.</p>
<p>Dış yardıma gelince, bu konjonktürde Türkiye&#8217;yi Kürt sorunun çözülmesine yönelik telkin ettiği anlaşılan ABD&#8217;nin ve diğer istekli ülkelerin ellerini taşın altına sokma zamanları gelmiştir.</p>
<p>Gelişmiş bölgelerden özel bir vergi alınması, Almanya örneğinde başarıyla denenmiş bir örnektir. Bizler, bu birlikteliği istiyorsak, bunun bir bedeli vardır ve bunu ödememiz gerekiyor. Bu vergiyi hemen yarın uygulamaya koymak, ve fon biriktirmeye başlamak gerekiyor.</p>
<p>İlk etapta gerekli olan kaynak, GAP&#8217;in bitirilmesi ve altyapı harcamaları için gerekli olandır. Bunlar dış kredi ve yardımlardan sağlanmalıdır. Bu faz, en fazla beş yıl içinde tamamlanmalıdır.</p>
<p>İkinci adım, bölgesel KIT&#8217;lerin yatırım sermayeleridir. Bunlar, özel dayanışma vergilerinden o zamana kadar birikimiş olan fonlardan karşılanabilecektir. Zaten bu KIT&#8217;lerin orta vadede verimli ve kârlı kuruluşlar olması hedeflenmelidir. Bu durumda da bu kurumlar bütçeye sürekli yük olmayacaklardır.</p>
<p>Üçüncü adım, özel sektöre uygulanacak teşviklerdir. O zamana kadar sosyal güvenlik reformunun yapılmış olduğunu varsayarsak, sigorta primlerindeki indirim önümüzdeki 20-30 yıl pek etki yapmaz. Zira, Türkiye&#8217;nin epeyce genç bir nüfusu vardır. Ucuz elektrik ve su için de gelişmiş bölgelerde bu ürünlere cüzi bir zam yapmak yeterli olur.</p>
<p>Bu politika, sulandırılmadan 20-30 yıl kadar sürdürüldüğünde görün o zaman o bölgeler ne oluyor. Tabii ki, bu politikalar başarıya ulaştığında, buralara yapılan özel muameleyi de peyderpey kaldırmak gerekecektir.</p>
<h3><b><font color="#333399">Yerinden yönetim</font> </b></h3>
<p>Bugün gelinen noktada, 70 milyonluk Türkiye&#8217;nin yalnızca tek merkezden yönetilmesi bir sürü problemin çözümünü zorlaştırmaktadır. Devletin olan bitene karşı reaktivitesini azaltmakta, çözüm imkanlarını kısıtlamaktadır.</p>
<p>Aslında, bu mevzuyu &#8220;Kürt sorunu&#8221; başlığı altında ele almak bir bakıma yersizdir. Ama çözüme psikolojik bir etkisi olacağını düşündüğümüzden burada da değiniyoruz.</p>
<p>Türkiye, halihazırda 81 ile bölünmüştür. Adem-i merkeziyetçilik dendiginde, ilk akla gelecek olan, birtakım yetki ve kaynakların, merkez Ankara&#8217;dan alınıp illere dağıtılmasıdır. Bu denenebilir. Ancak görülecektir ki, &#8220;il&#8221; denen ölçek de birçok mesele için çok küçüktür. Örneğin Kocaeli ve Bursa birçok sorunu paylaşmaktadır. Hatta bu sorunlar içiçe geçmiştir. Bunun gibi daha birçok yörede benzeri hususlar mevcuttur.</p>
<p>Bunun için, bir ihtimal de herbiri 6-7 ilden oluşan idarî bölgeler belirlemek, bu bölgelere uygun devlet birimleri yaratmak, Ankara&#8217;nın görev, kaynak ve yetkilerinin bir kısmını da bu birimlere aktarmaktır.</p>
<p>Bugün, Cumhuriyetimizi kurarken örnek aldığımız jakoben Fransa bile değişiyor ve daha adem-i merkeziyetçi oluyor. Bunda kuşkusuz AB&#8217;nin de bir katkı payı olsa gerektir. Eskiden Fransa 1790&#8242;da yapılan bir düzenlemeyle 100 departman&#8217;dan oluşuyordu. Şimdilerde aynı zamanda, bu departmanların 4-5 tanesinin oluşturduğu 26 bölgeye ayrılmış durumda. Yaklaşık on yıldır gitgide Paris hükümetinin birtakım yetki ve kaynakları bu bölgelerin idari birimlerine aktarılıyor.</p>
<p>Türkiye&#8217;de bu bölgelerin belirlenmesi coğrafî, ekonomik, ve kültürel faktörlere bakılarak yapılmalıdır. Bugünün Türkiye&#8217;sinde bunun oluşturabileceği gerginliği tahmin edebildiğimizden, bizim önerimiz, en azından ilk etapta bu bölgelerin, 12 Eylül 2002 yılında, Avrupa Birliği NUTS programı vesilesiyle, Bakanlar Kurulu&#8217;nda belirlenmiş olan 12 düzey-1 bölgeden oluşmasıdır (İstanbul, Batı Marmara, Ege, Doğu Marmara, Batı Anadolu, Akdeniz, Orta Anadolu, Batı Karadeniz, Doğu Karadeniz, Kuzeydoğu Anadolu, Ortadoğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu).</p>
<p>Ancak, kanımızca merkezden bölgelere kesinlikle aktarılmaması gereken yetkiler şunlardır:</p>
<ul>
<li>yasama</li>
<li>yargı</li>
<li>ordu</li>
<li>eğitim</li>
<li>sağlık</li>
</ul>
<p>Bunlar, devletin aslî görevleridir. Buralarda merkeziyetçilikten uzaklaşmak, Cumhuriyet ideallerini (eşitlik, adalet, demokrasi, dayanışma, &#8230;) de suya düşürür.</p>
<p>Dolayısı ile, önerilen yöntem, federatif bir yapı değil, fransızcadaki adıyla &#8220;desentralize&#8221; bir yapıdır. Bu modelde bu bölgelerin parlementoları olmayacaktır. Takdir edersiniz ki Türkiye, daha Ankara&#8217;da çıkan yasalarla bile demokrasiyi yakalamakta zorlanıyor. Bir de bu yasalar yerel dinamiklerle çıksa kim bilir başımıza neler gelir.</p>
<p>İddiamız odur ki, merkezî hükümetlerin yetki, görev, ve kaynaklarından bir kısmının bölgelere, bir kısmının il özel idarelerine, bir kısmının da belediyelere devredilmesiyle Türkiye&#8217;nin yönetimi çok daha optimum hale gelecektir. Sorunlar yerinde tespit edilecek, yapılabildiğinde çözümler yerinde getirilecek, yoksa merkezî hükümetin yardımına başvurulacaktır. Ayrıca, bölgeler arası kaynak transferleri de daha saydamlaşacak, dayanışmanın ve birlikteliğin bedeli daha iyi anlaşılacaktır.</p>
<p>Bu tip bir adem-i merkeziyetçilik, yönetim performasını arttıracağı gibi, yerel demokratik katılımı da arttıracaktır. Vatandaşlar, kendilerini daha etkin ve yönetime daha yakın hissedecekler, demokrasi daha iyi işleyecektir.</p>
<h3><font color="#333399"><b>İdarede diğer dillerin yeri</b></font></h3>
<p>Bugün itibariyle Türkiye&#8217;nin resmi dili Türkçe&#8217;dir. Bir ülkenin bir dilden çok resmi dile sahip olması beraberinde bir sürü pratik zorluğu getirir. Kanımızca bu Türkiye için de geçerlidir. Bugün için ülke vatandaşlarının büyük çoğunluğunun da Türkçe&#8217;ye hakim oldukları göz önüne alındığında, Türkiye&#8217;nin resmi dilinin Türkçe olması epey makul gözüküyor.</p>
<p>Ancak devlet, hem merkezî ve hem de özellikle yerel idarelerde, ülkede konuşulan diğer dilleri de göz önüne almalıdır. Önemli bir takım belgeler ve broşürler, başka diğer dillere de, bunların konuşulma yoğunluğuna göre, çevrilmeli ve halka sunulmalıdır. Mahkemelerde, tercüman yoluyla davalar, ücreti devlet tarafından karşılanmak suretiyle, görülebilmelidir.</p>
<p>Örneğin Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelerde, belediyeler, hizmetlerinin bir kısmını Kürtçe de sunabilmelidirler. Tabii bu hizmetleri resmi dilde de sunmayı sürdürerek.</p>
<p>Böyle uygulamalar, şimdilerde Alman emeklilerin yoğun olarak yaşadığı Alanya-Antalya yöresinde de uygulanabilir, Lazların daha yoğun olarak yaşadıkları Trabzon-Rize yöresinde de. Tabii daha başka örnekler de olabilir.</p>
<p>Ancak, son zamanlarda bir yerel belediyenin yapmakta olduğu duyulan uygulama, yani belediyedeki eleman alımları için hem Türkçe hem Kürtçe bilen elemanları tercih etmek pratikte Kürtler yönünde bir ayırımcılıktır. Zira Kürt olmayıp da Kürtçe bilenlerin sayısı çok azdır.</p>
<h3><font color="#333399"><b>Dış Politika</b></font></h3>
<p>Burada yalnızca sorunla direkt ilgili dış politika unsurlarına değineceğiz. Yoksa zaten uzun olan bu yazı çok daha uzar.</p>
<h4><font color="#003300">Avrupa Birliğine Üyelik Hedefi</font></h4>
<p>Doğrudur, AB&#8217;ye üyelik hedefi önünde bir yumak engel durup durmaktadır. Bir yandan Kıbrıs meselesi, bir yandan üyeliğe kategorik olarak karşı çıkan Fransa ve Avusturya gibi ülkeler&#8230;</p>
<p>Biz, AB&#8217;ye üyeliğin kayıtsız şartsız bir destekleyicisi değiliz. Bu, önümüzdeki on-onbeş yıl içinde nasıl bir AB&#8217;nin şekilleneceği ve o zaman nasıl bir Türkiye&#8217;nin ortaya çıkacağı ile yakından ilgilidir. Bir bakarsınız, zamanı geldiğinde bizler Türkiye olarak AB üyeliğinden vazgeçivermişiz. Bu olabilir. Yeter ki Türkiye bu zaman zarfı içersinde her bakımdan AB standartlarını yakalayabilsin.</p>
<p>Bu bakımdan, sonunda ne olacağını bugünden bilemesek bile, Türkiye&#8217;nin bu üyeliği önemli bir hedef olarak önüne koyması ve bu uğurda yapılması gerekenleri (bir takım fedakârlıklar dahil) peyderpey yapması gerektiği kanaatındayız.</p>
<p>Tabii bu konu, başlı başına bir yazıyı gerektiren bir mevzudur. Bu konuya &#8220;Kürt Sorunu&#8221; başlığı altında değinmemizin esas sebebi şudur: AB, Türkiye&#8217;nin geleceğe ilişkin ümididir. Geleceğe iyimser bakabilmenin nadir gerekçelerinden biridir. Bu Türkiye&#8217;nin halen büyük bir kısmı için öyledir. Türk&#8217;ü için de, Kürt&#8217;ü için de, Ermenisi için de &#8230;.</p>
<p>Bakmayın istatiksel olarak AB&#8217;ye üyeliğe desteğin düşüşte oluşuna. Bu, ancak ve ancak, örneğin Kıbrıs gibi bir konuda çogu AB ülkelerinin aldığı haksız tutumdan ötürüdür. Bir nevi küslüktür. Yoksa AB&#8217;ye ilişkin ümit henüz Türkiye&#8217;de sönmemiştir. Bu, özellikle kendini &#8220;Kürt&#8221; olarak tanımlayan vatandaşlar arasında özellikle geçerlidir.</p>
<p>AB üyeliği hedefi, kendini &#8220;Kürt&#8221; olarak tanımlayan vatandaşlar için gelecekte kültürel ve benzeri haklarınının korunmasının en büyük garantisidir. Türkiye&#8217;nin bölüneceğinden korkagelen biz diğerleri içinse bu korkuyu yenmenin en etkin yolu. Zira, eskiden beri çoğunluğunun ayrılıktan yana olduğunu düşünmediğim Kürtler, AB üyeliğine doğru, engelli de olsa bir yürüyüş içinde olan Türkiye&#8217;den kopmak istemeyeceklerdir.</p>
<p>Ne uğruna istesinler? Ortadoğu&#8217;nun kurak ve kaypak coğrafyasında herhangi bir başka fakir ülke olarak bayrak dalgalandırmak için mi? Kerkük&#8217;ün petrollerine ise aklı olan güvenmez. Batılı petrol şirketleri bunun ucundan bir pay yedirseler bile, petrolün ömrü 30-40 yılı geçmez. Sonra ne olacak?</p>
<h4><font color="#003300">Avrupa Bölgesel ve Azınlık Dillerine İlişkin Anlaşma</font></h4>
<p>Bu anlaşma, adı üstünde azınlık dillerinin korunması ve değişik alanlarda kullanılabilmesine ilişkindir. İnsanlık için daha iyi bir dünya hedefleyen anlaşmalardan biridir. İnsan Hakları Sözleşmesi kadar önemli olmasa da aynı kategoridedir.</p>
<p>Anlaşmayı şu ana kadar 47 Avrupa Konseyi ülkesinden 22&#8242;si imzalayıp yürürlüğe koymuş, 11&#8242;i daha da imzalamış ama henüz parlamentosundan geçirmemiştir. Tahmin edilebileceği gibi, AB ülkelerinin birçogu bu 22 ülkenin arasındadır. Fransa bile (ki biz asimilasyonu onlardan öğrendik) bu anlaşmayı imzalamış, ancak henüz yürürlüğe koymamıştır.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin yapması gereken, bu anlaşmayı  vakit geçirmeden imzalayıp, makul bir süre içinde de yürürlüğe koymaktır.</p>
<p>Dikkatlice okunduğunda görülecektir ki bu anlaşma esasen epeyce esnek olup, uygulaması da o kadar zor değildir. İmzalandığında hem Türkiye&#8217;nin kendi halkına yarayacak, hem de Avrupa ve dünyaya doğru pozitif bir mesaj olacaktır.</p>
<p>Ancak, bu anlaşma özellikle bir hususta, getirmeye çalıştığı ilkelere nazaran geri ve yetersizdir. O da şudur ki &#8220;göçmenlerin dilleri&#8221; bu anlaşma kapsamına sokulmamamıştır. Bu Avrupa&#8217;nın büyük bir ayıbıdır.</p>
<p>Türkiye, anlaşmayı imzaladıktan hemen sonra göçmenlerin dillerinin de &#8220;azınlık dili&#8221; kapsamına alınıp anlaşmaya konu edilmesine yönelik diplomatik çalışmalar yapmalıdır.</p>
<h4><font color="#003300">Irak ve Kuzeyi</font></h4>
<p>Takdir edersiniz ki, Irak&#8217;ta bugün gelinen durum tam bir fiyaskodur. İstediğimiz kadar &#8220;biz ABD&#8217;lilere söylemiştik&#8221; diyelim, bugün gelinen noktada durum hemen herkes için bir fiyaskodur&#8230; Bir grup hariç&#8230; Kuzey Irak&#8217;taki Kürtler. Onlar, kendi hesaplarına göre, doğru zamanda, doğru güçle (ABD) işbirliği yapmış, bu coğrafyada neredeyse ilan edilmemiş bir bağımsızlığa kavuşmuş, bu arada refahlarını da arttırmışlardır. Yine kendi hesaplarına göre Kerkük&#8217;ü de ceplerine koydular mıydı keyiflerine diyecek olmayacaktır.</p>
<p>Peki Türkiye&#8217;nin politikasına ne dersiniz?</p>
<p>Bize göre Türkiye&#8217;nin Irak savaşına katılmaması çok isabetli olmuştur. Gelinen nokta (fiyasko) da bunun en iyi göstergedir. ABD&#8217;de bile bunu böylece kabul edenler artık çıkmaktadır.</p>
<p>Ancak, daha sonraki etapta, Türkiye&#8217;nin Irak&#8217;lı Kürtlere karşı fevrî tutumunu anlamak güçtür. Daha doğrusu anlamak mümkündür de tasvip etmek değil.</p>
<p>En başta şunu tespit etmemiz gerekiyor. Bizim Irak&#8217;lı Kürtlere reva gördüğümüz bu tutum, aslında onlara bir düşmanlığımızdan değil, bu yazının başında sözü edilen, 19. yüzyıldan beri yaşadığımız parçalanma korkusundan geliyor. Buna bazıları Sevr kompleksi diyorlar. Biz, Osmanlı&#8217;nın yıkılışının travması tabirini tercih ediyoruz.</p>
<p>Evet, bizler, bir yüzyılı aşkın bir zamandır böyle korkularla yatıp kalkıyoruz. Irak&#8217;a ilişkin kabusumuz da Kuzey&#8217;deki Kürtlerin bir şekilde Kerkük&#8217;ü ele geçirerek geçici de olsa bir refaha kavuşmaları, ardından bir punduna getirip bağımsızlık ilan etmeleri, bu devleti özellikle ABD ve Avrupa devletlerinin tanımaları, daha sonra da bu durumun Türkiye&#8217;nin kendi Kürtlerine bir model oluşturması ve ardından gelen ayrılıkçılık ve&#8230; bölünme!</p>
<p>Şunu da belirtmek gerekiyor ki 1926&#8242;da Kuzek Irak&#8217;ta (Musul ve Kerkük) referendum isteyen Türkiye idi. Yazının başında sözünü etmiştik: bugün Kuzey Irak&#8217;ta refendum yapılsa sonuç ne çıkar dersiniz? Fazla düsünmeye gerek yok: Sonuç, bağımsız bir Kürdistan&#8217;dan yana çıkar.</p>
<p>Ancak şunu da iddia ediyoruz ki, benzeri bir refendum Türkiye&#8217;de yapılsa, Doğu ve Güneydoğu Anadolu&#8217;da doğmuş veya halen orada yaşamakta olan vatandaşlarımıza bu soru sorulsa sonuç ayrılıktan yana olmayacaktır. Hatta ezici bir çoğunlukla vatandaşlarımız Türkiye&#8217;de kalmayı seçeceklerdir. Maalesef bu konuda bir istatistik araştırma yok ancak şöyle bir hesap yapabiliriz: Kendileri dahi ayrılıkçı olmadıklarını iddia ettikleri halde bugün Türkiye&#8217;de ayrılıkçılığa en yakın duran parti DTP gibi görünmektedir. Onun da Türkiye&#8217;deki oy potansiyeli %4-5 civarındadır ki bu da en fazla 2 milyon seçmen eder. Türkiye&#8217;deki Kürt sayısının 12 ila 20 milyon arasında olduğu tahmin edilirse, Türkiye Kürtlerinin ayrılıktan ne denli uzak oldukları görülebilir.</p>
<p>Denilebilir ki &#8220;bu bugün için böyle olabilir ama gelecek için bir garanti teşkil etmez&#8221;. Bir nebze doğruluk payı vardır bu sözün. Eğer petrol sayesinde geleceğin olası Kürdistan&#8217;ı görece bir refah elde ederse ve fakat sınırın bu tarafında yaprak kımıldamzsa mesela&#8230; Geleceğin olası Kürdistan&#8217;ında insanlar (bugün olduğu gibi) Kürtçe eğitimi alabilir de, sınırın bu tarafında hala bu vatandaşlarımıza &#8220;sen aslında Türksün&#8221; demeyi sürdürürsek mesela&#8230;</p>
<p>Örnekler çoğaltılabilir. Kısaca söylemek istediğimiz, Türkiye kendi Kürt sorununu (bu arada bütün azınlık sorunlarını) kendi içinde adamakıllı çözdüğü takdirde bu korkulara kapılmasının hiç bir gereği kalmaz.</p>
<p>Kaldı ki, izlediği politikalarla Türkiye bölgede ve dünyada &#8220;Kürt düşmanı&#8221; olarak algılanmaya başlamıştır. Daha önce de belirttiğimiz gibi bu aslında gerçeği yansıtmıyor. Ama gelin siz bunu dünyaya anlatın&#8230; Bir de Kuzey Irak&#8217;taki ve dahi kendi Kürt vatandaşlarımıza&#8230; Iddiamız odur ki, bu &#8220;Kürt düşmanlığı&#8221; algılaması diğer birçok faktörü geride bırakacak şekilde öne çıkmaktadır. Asıl çekinilmesi gereken olgu budur.</p>
<h5>Peki, ne yapmak gerekiyor?</h5>
<p>Türkiye, şimdilik Irak&#8217;ın toprak bütünlüğünü destekleyici tutumunu sürdürmelidir. Bu coğrafyada statüko dışında bir arayışa girmemelidir. Ama bu tutumunda aşırı ısrarcı ve sert olmamalıdır. Hele salırgan olarak algılanabilecek tutumlardan tamamen uzak durmalıdır. Bunu bir &#8220;kırmızı çizgi&#8221; olarak görmekten de vazgeçmelidir. Kısacası tutumunda daha esnek olmalıdır.</p>
<p>Özellikle Kuzey Irak&#8217;taki Kürt yönetimiyle bu nedenle şimdiden iyi ilişkiler kurulmalı, bu bölgeye mümkün mertebe destek olunmalıdır.</p>
<p>Unutulmamalıdır ki laik demokratik rejimiyle Türkiye, ister istemez geleceğin olası Kürdistan&#8217;ına da model olacaktır.</p>
<p>Bu bölgeyle ekonomik ilişkiler desteklenmelidir. Zaten hali hazırda Türkiye kökenli birçok şirket burada faaliyet göstermektedir. Bunlara azamî derece kolaylık gösterilmeli, yenileri de teşvik edilmelidir.</p>
<p>Irak&#8217;la daha fazla sayıda sınır kapısı açılmalı, ticaret bu şekilde desteklenmelidir.</p>
<p>Irak&#8217;ın genelinde ve Kuzey Irak özelindeki altyapı yatırımları ihalelerine Türkiye kaynaklı şirketlerin katılması desteklenmeli, bunlara Eximbank kredi imkanları sunulmalıdır.</p>
<p>Kısacası, Türkiye Kuzey Irak&#8217;ı ihya etmelidir.</p>
<p>Bu arada, Türkiye&#8217;den politikacılar, Irak&#8217;lı Kürtler konusunda ileri geri düşmanca ifadeler kullanmaktan kaçınmalı, benzeri bir tutumu ilk önceleri ABD aracılığı ile Irak&#8217;lı Kürt liderler de takınmalıdır.</p>
<p>Kerkük&#8217;ün statütüsü konusunda Kürtlere destek çıkılmalı veya en azından daha esnek bir tutum takınılmalıdır. Unutmayalım ki o bölgenin kalkınması, bize de ve özellikle güneydoğumuza da yarayacaktır. Bunun dışında, Türkiye bu pazarlıkta, petrolün bir kısmının dahi olsa işletilmesini elde edebilir. İlişkiler ilerledikçe ABD aradan çıkmalı, Türkiye direkt olarak Irak&#8217;lı Kürt liderlerle görüşebilmeli, bu görüşmelerde kendi haklı güvenlik çekincelerini de onlara anlatabilmelidir.</p>
<p>Kısacası, Türkiye vakit geçirmeden Irak&#8217;lı Kürtlerin dostu olduğunu kanıtlamalı, Irak&#8217;lı Kürtler de buna karşılık vermelidir.</p>
<p>Görülecektir ki böyle rahat bir ortamda, Iraklı Kürtler Türkiye &#8216;yi düşman görmedikleri takdirde Türkiye&#8217;nin haklı güvenlik kaygıları da daha bir dikkate alınır olacaktır.</p>
<p>Eğer ki statüko birgün bizim dışımızdaki nedenlerden ötürü bozulursa, yani Irak&#8217;ın bölünmesi gündeme gelirse, Türkiye bu duruma şimdiden hazırlıklı olmalıdır. Bu da şu demektir: Bu durumda Türkiye, Birleşmiş Milletler, ABD ve AB&#8217;nin de tutumunu dikkate alarak, bu olası yeni devleti tanıyan ilk beş ülkeden biri olabilir. Tabii bir şartla: bu olası Kürdistan&#8217;ın Türkiye&#8217;den bir toprak talebi olmadığı ve olmayacağı garantisini alarak.</p>
<h2><font color="#800000"><b>SONUÇ</b></font></h2>
<p>Yazı bu kadar oldu sonuç bari kısa olsun:</p>
<ul>
<li>Daha çok <b>empati</b></li>
<li>Daha çok <b>ümit</b></li>
<li>Daha çok <b>tolerans</b></li>
<li>Daha çok <b>demokrasi</b></li>
<li>Daha çok <b>özgürlük </b></li>
<li>Daha çok <b>eğitim</b></li>
<li>Daha çok <b>hizmet </b></li>
<li>Daha çok <b>zenginlik</b></li>
<li>Daha akıllıca bir dış politika</li>
<li>&#8230;</li>
</ul>
<p>Ve de&#8230;</p>
<ul>
<li>Daha az <b>korku</b></li>
<li>Daha az <b>nefret</b></li>
<li>Daha az <b>şiddet</b></li>
<li>Daha az <b>ayırımcılık</b></li>
<li>Daha az <b>ırkçılık</b></li>
<li><b>&#8230;<br />
</b></li>
</ul>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/660/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/660/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/660/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/660/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/660/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/660/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/660/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/660/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/660/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/660/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/660/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/660/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/660/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/660/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/660/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/660/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=660&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2008/01/17/kurt-sorunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/782c1bea784d955cb65f4fe1c4465011?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">trinculo69</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>-Benimle evlenir misin?</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/11/25/benimle-evlenir-misin/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/11/25/benimle-evlenir-misin/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Nov 2007 03:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ebru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuklar İçin]]></category>
		<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/11/25/benimle-evlenir-misin/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Ebru &#8216;Şebzindedâr&#8216; Akman Yazıma size bir yalan söyleyerek başlayayım. Ben hayatım boyunca evlenmeyi aklımın ucundan bile geçirmedim. Yalanım acaba hangisi, size yalan söyleyeceğimi söylediğim cümle mi, zira yazım o cümle ile başlıyor yoksa yalan olması daha muhtemel gibi görünen ikincisi mi? Evde kalmış, daha kurumamış ama büyük ihtimalle kuruyacak bir kızdan okuyorsunuz bu cümleleri [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=656&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/11/22853442.jpg" title="man proposing"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/11/22853442.jpg?w=477" alt="man proposing" /></a></p>
<p class="MsoNormal"><strong>Yazan:</strong> Ebru &#8216;<a href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/01/ebru-akman-kulliyati/">Şebzindedâr</a>&#8216; Akman</p>
<p class="MsoNormal">Yazıma size bir yalan söyleyerek başlayayım. Ben hayatım boyunca evlenmeyi aklımın ucundan bile geçirmedim. Yalanım acaba hangisi, size yalan söyleyeceğimi söylediğim cümle mi, zira yazım o cümle ile başlıyor yoksa yalan olması daha muhtemel gibi görünen ikincisi mi?<span id="more-656"></span></p>
<p class="MsoNormal">Evde kalmış, daha kurumamış ama büyük ihtimalle kuruyacak bir kızdan okuyorsunuz bu cümleleri desem, istihza ile gülümsersiniz değil mi? Aklınızda hiçbir şey geçmese bile “Kimse almadı mı seni?” diye geçer. Biri beni almalıdır, çünkü ben pazarcı tezgahında birinin beni eve götürmesini bekleyen bir elmayım.</p>
<p class="MsoNormal">Bu satırlar evlilik iyidir ya da kötüdür kararını vermek üzere yazılmıyor. Bu satırlar düğününde giyeceği gelinliği bile 12 – 13 yaşlarında kararlaştırmış, sonra “mecburen” okumak zorunda kalmış, bu okuduklarından zerre kadar bir şey anlamamış, diplomaları olmayan kadınlarından hiçbir farkları olmayan yani eğitimin kâr etmediği kadınların, hayatları boyunca “biri gelse beni tezgahtan alsa” diye diye beklemeleri üzerine nihayet biri onları aldığında evliliklerinin niye hiçbir şeye benzemediğini, tam da bu gruba anlatmak üzere yazılmaktadır.</p>
<p class="MsoNormal">Biraz evrimden bahsedelim: kadın ve erkek birbiriyle çakışan hatta ters yönlere giden evrimsel amaçların mamulleridirler. Bunlar benim değil, “Erkeğin Karanlık Yüzü<a href="#_edn1" title="_ednref1" name="_ednref1"><span class="MsoEndnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoEndnoteReference"><span style="font-size:10pt;line-height:150%;font-family:'Book Antiqua','serif';">[i]</span></span><!--[endif]--></span></span></a>” kitabının yazarı Michael p. Ghiglieri’nin. Olduğu gibi benimsiyorum. Bu amaçların ayrıntılarını gidiniz bu kitaptan okuyunuz ben üçüncü sayfadan sonrasını okumadım, ukalalığımdan elbette. Ben, yıl be yıl tefekkürün, istişarenin üzerine çıkarsadıklarımla özetleyeceğim bunları. Efendim, kadın ve erkek üremek ister çünkü tür devam etmelidir. Bunu anladık, erkeğin binlerce seks partnerine karşılık kadının yavrulamak için yılda en fazla bir seks partneri olduğu kısmını da bilmiyorsak bile tahmin edebiliriz (bkz. kedilerin 9 hafta, insanların 38 hafta kuluçka süreleri). Sonra tabii off-spring’i<a href="#_edn2" title="_ednref2" name="_ednref2"><span class="MsoEndnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoEndnoteReference"><span style="font-size:10pt;line-height:150%;font-family:'Book Antiqua','serif';">[ii]</span></span><!--[endif]--></span></span></a> korunma büyütme işi var, zaten aşkın ömrü de üç yıl vs. vs. vs.</p>
<p class="MsoNormal">Sonra, BBC’de de izlemiştim kadınlar bir erkekle birlikte olup olmayacaklarına, temelde ondan çocuk yapıp yapmayacaklarına erkeği gördükleri andan itibaren dört dakika içinde karar verirlermiş. Erkeklerin buradaki seçme hakkı hem kendi doğaları hem de olayın doğası itibariyle kısıtlı, ondan bahsetmeyeceğim bile.</p>
<p class="MsoNormal">Bu da iki oldu. Binaenaleyh, evrimci kuram açısından her bir sevişme aslında türemek (tür ve üremek) için birer eylemdir. Tabii hormonlardı; aşktı; seviyoruz, ebediyen birlikte olacağızdı; yakınlık<a href="#_edn3" title="_ednref3" name="_ednref3"><span class="MsoEndnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoEndnoteReference"><span style="font-size:10pt;line-height:150%;font-family:'Book Antiqua','serif';">[iii]</span></span><!--[endif]--></span></span></a> kısımları var ama geçelim onları bu yazılık, lütfen!</p>
<p class="MsoNormal">Bir de erkek asla emin olamaz ama kadın hep bilir o bebeğin babası kim tarafı var. Bu, evliliğin yani uzun süreli tek eşli ilişkinin ortaya çıkış nedenlerinden ilki. Sonra ortalıkta genç genç kızlar dolaştıkça yaşı geçen ve doğurmaktan ve yıllar yüzünden pörsümüş diğer kadınların da hâlâ sevişmek istemesi ve çocuklarının babalarını evde tutma ihtiyacı da evliliğin bir kurum olarak anılmaya başlanıp kafalarımıza bu şekilde kazınmasının ikinci nedeni. Buradan sonra üçüncü hatta bininci nedeni bile söylemek mümkün ama ihtiyacım olan şeyi bu kadarı verecek bana. Bu şey de: evliliğin kadınlar ve erkekler tarafından ortaklaşa bir şekilde devam ettirilen bir kurum olduğu. Tam bir danışıklı dövüş, ortak kararname, hatta kanun hükmünde kararname. Erkeğin bu hesaptaki cürümlerini sıralamayacağım. Sevdiğim bir arkadaşımın tabiriyle cinsiyet kusuru<a href="#_edn4" title="_ednref4" name="_ednref4"><span class="MsoEndnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoEndnoteReference"><span style="font-size:10pt;line-height:150%;font-family:'Book Antiqua','serif';">[iv]</span></span><!--[endif]--></span></span></a> deyip geçeceğim bu seferlik. Ben kendi cinsimi bu girdaptan kurtarma çabasındayım, en azından kurtulabilecek, nasır tutmamış dimağları.</p>
<p class="MsoNormal">Efendim, bu kız çocuklarımız, akrabalarının düğünlerine melek kisvesi altında gelinlikle götürülürler, ilkokul-ortaokul-lise ve dahi üniversitede defterlerinin kenarlarında kalpler çizilidir, pembeye bir düşkünlükleri vardır, tüylü kalemdi bilmemneydi hep bu grup kızlar satın alsın diye üretilmiştir, ayrıca her şeyin satıldığı o dükkânlardaki eteklerine evdeki fazla alışveriş torbalarının sokuşturulduğu kız bebekler de onlar için üretilmiştir. Masallar da… ve sonra pamık prensesle prens evlenmişler, külkedisini prens almış saraya götürmüş, rapunzeli saçından tuttuğu gibi düğün halayına katmış prins çarming, prenses fiyona şirekle evlenmiş gibi. Bu masallarda varolan prens ejderha dövmekten, kuleye tırmanmaktan, büyü bozmaktan başka bir işe yaramaz. Masalların unutulan tarafı (yoksa masal olmazlardı) ise bu insanların sonsuza kadar mutlu yaşadıkları kısımların ayrıntılarının verildiği kısımlardır. Mesela pamuk prensesin kocası pamuk kral eve geç geldiğinde kavga etmiyorlar mıydı? Ya da rapunzel’in kuaför masraflarına kocası kral rapuzel zengin bir kral olduğu için sesini çıkarmıyor muydu? Önce külkedisi sonra Sindirella olan prenses sürekli cam ayakkabı almaya nereye gidiyordu ya da ayakkabının topuğu kırıldığında ayağına batan cam parçaları için sürekli estetik cerrahi masrafları kraliyetin hazinesinden mi prensesin mutfak harçlığından mı karşılanıyordu?</p>
<p class="MsoNormal">Bu kısımlardan kimse bahsetmiyor, sonsuza kadar nasıl mutlu yaşanır kimse anlatmıyor. Masalların en önemli kısmı sümenaltı edilmiş gitmiş.</p>
<p class="MsoNormal">Biraz da psikolojinin 50’lerden kalma bir akımına bakalım. Der ki Gestalt psikolojisi “bütün, parçalarının toplamından daha büyüktür”. Bunun dışında bir de bu bütünün yaşamdaki her durum, duygu ve ilişki için tamamlanması gerekliliğinden yoksa içimizde kalacağından bahseder. Ayrıntılar yine gereksiz. Benim bunca yıl kadınlık tecrübem ve kadınlarla olan mesaimin ardından çıkarsadığım şey şudur: kadın birlikte olup olmayacağına ilk 4 dakikada karar vererek başladığı Gestalt döngüsünü, tamamen hatalı bir şekilde, evlendiği yani gelinliği giydiği gece tamamlanmak üzere kuruyor. Düğünden ya da nikâhtan sonra, artık üremek erkeğin ve kendisinin aslî görevi olduğu için Gestalt döngüsüne dâhil edilmiyor. Zira evlenip birinin karısı olmak, bunun sonucunda da anne olmak kadınlık şablonunun/stereotipinin son ve en zayıf halkasıdır. Ayrıca anne olmak cennete gitmek için de piyano biletidir, annelerin ayakları altında olduğuna göre. Hele üredikten sonra çocuğuna “aşkım” gibi hitabet sözleri kullanan kadınlar, ikinci çocuğa kadar kocalarının varlığını unutuyorlar.</p>
<p class="MsoNormal">Bu, Sören’in<a href="#_edn5" title="_ednref5" name="_ednref5"><span class="MsoEndnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoEndnoteReference"><span style="font-size:10pt;line-height:150%;font-family:'Book Antiqua','serif';">[v]</span></span><!--[endif]--></span></span></a> geleceği yad etmek ve geçmişi umut etmek diye tabir ettiği sözlerine götürüyor beni. Kadınlar hiç yaşamadığı bir geleceği yad etmeye devam edip, çocukluğundan itibaren eskittiği ve şimdiki zamana pek işinin düşmediği bekarlık zamanlarından sonra geçmişi umut etmeye başladıkları bir döneme girerler. O kadar mutsuz olurlar ki, etraflarında mutlu olmaya niyeti olan zavallı bir kaktüsü bile soldururlar.</p>
<p class="MsoNormal">Aslına bakınca, kız çocuklarına tasallut eden bu melanet kimseyi memnun etmiyor. Şimdiki anların öneminin kaybolduğu, mutlaka gizli bir ajandanın olduğu, istediği şeyin o olduğunu sanıp aslında ondan çok uzakta bir yerde olmayı isteyerek yaşanan bir hayat kaybedilmiş bir hayattır. Milyonlarca hayat kaybediliyor bu şekilde. Bu tarihin en büyük katliamıdır. Bu şekilde evlenmiş, nafile yaşayan, yakın bir zamanda alnına bir öpücük kondurulmamış ve o öpücük için evde çıkarmadığı çıngar kalmayan milyonlarca kadın var bu ülkede. Böyle bir hayata kimse mahkûm edilmemeli. Bir kız çocuğunu evlilik hayalleri ile büyütmek insanın evladına yapabileceği en büyük kötülüktür, onu sanattan, erkekten, yemekten ve kendinden zevk alan bir insandan çok bir gizli ajan yapmaktır bu. Karşısında oturan adama “neden hâlâ evlenme teklif etmiyor?” diye bakmak ve bunu açıkça ifade etmenin küçük düşmek olduğunu düşünerek yaşamak ne ağır?</p>
<p class="MsoNormal">Artık siz karar verin, yalan bu yazının neresinde?</p>
<p class="MsoNormal"> <!--[if !supportEndnotes]--></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />  <!--[endif]--></p>
<p class="MsoEndnoteText" style="line-height:normal;margin:0 0 0.0001pt;"><a href="#_ednref1" title="_edn1" name="_edn1"><span class="MsoEndnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoEndnoteReference"><span style="font-size:10pt;line-height:150%;font-family:'Book Antiqua','serif';">[i]</span></span><!--[endif]--></span></span></a> Phoenix Yayınları, 2007</p>
<p class="MsoEndnoteText" style="line-height:normal;margin:0 0 0.0001pt;"><a href="#_ednref2" title="_edn2" name="_edn2"><span class="MsoEndnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoEndnoteReference"><span style="font-size:10pt;line-height:150%;font-family:'Book Antiqua','serif';">[ii]</span></span><!--[endif]--></span></span></a> yavru, kendinden doğan, döl</p>
<p class="MsoEndnoteText" style="line-height:normal;margin:0 0 0.0001pt;"><a href="#_ednref3" title="_edn3" name="_edn3"><span class="MsoEndnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoEndnoteReference"><span style="font-size:10pt;line-height:150%;font-family:'Book Antiqua','serif';">[iii]</span></span><!--[endif]--></span></span></a> intimacy</p>
<p class="MsoEndnoteText" style="line-height:normal;margin:0 0 0.0001pt;"><a href="#_ednref4" title="_edn4" name="_edn4"><span class="MsoEndnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoEndnoteReference"><span style="font-size:10pt;line-height:150%;font-family:'Book Antiqua','serif';">[iv]</span></span><!--[endif]--></span></span></a> gender defect</p>
<p class="MsoEndnoteText" style="line-height:normal;margin:0 0 0.0001pt;"><a href="#_ednref5" title="_edn5" name="_edn5"><span class="MsoEndnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoEndnoteReference"><span style="font-size:10pt;line-height:150%;font-family:'Book Antiqua','serif';">[v]</span></span><!--[endif]--></span></span></a><span>  </span>Kierkegaard</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/656/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/656/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/656/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/656/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/656/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/656/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/656/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/656/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/656/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/656/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/656/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/656/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/656/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/656/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/656/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/656/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=656&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/11/25/benimle-evlenir-misin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/717ff967bc4e933af4368f7974200baa?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">eakman</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/11/22853442.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">man proposing</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Olur mu hiç üç kulak? Dön de aynaya bak!</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/11/25/olur-mu-hic-uc-kulak-don-de-aynaya-bak/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/11/25/olur-mu-hic-uc-kulak-don-de-aynaya-bak/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Nov 2007 22:57:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ebru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünyanın Gidişatı]]></category>
		<category><![CDATA[Duvara Karşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/11/25/olur-mu-hic-uc-kulak-don-de-aynaya-bak/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Ebru &#8216;Şebzindedâr&#8216; Akman Her gün eylemlerimize n kadar olasılık arasından karar verip yapıyoruz. Örneğin tesisatçıyı bugün değil de yarın arıyoruz, ekmek almaya sigaramız da bitince gidiyoruz ya da belki eve bir gelen varsa ikisini de ona ısmarlıyoruz. Bu n kadar olasılık yapacağımız eylemin ya da vereceğimiz kararın ehemmiyetine[*] göre değil de yaratabildiğimiz alternatiflere, müdahil [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=655&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/11/aztec_cannibalism.gif" title="aztec_cannibalism.gif"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/11/aztec_cannibalism.gif?w=477" alt="aztec_cannibalism.gif" /></a></p>
<p class="MsoNormal"><strong>Yazan:</strong> Ebru &#8216;<a href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/01/ebru-akman-kulliyati/">Şebzindedâr</a>&#8216; Akman</p>
<p class="MsoNormal">Her gün eylemlerimize n kadar olasılık arasından karar verip yapıyoruz. Örneğin tesisatçıyı bugün değil de yarın arıyoruz, ekmek almaya sigaramız da bitince gidiyoruz ya da belki eve bir gelen varsa ikisini de ona ısmarlıyoruz. Bu n kadar olasılık yapacağımız eylemin ya da vereceğimiz kararın ehemmiyetine<a href="#_edn1" title="_ednref1" name="_ednref1"><span class="MsoEndnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoEndnoteReference"><span style="font-size:10pt;line-height:150%;font-family:'Book Antiqua','serif';">[*]</span></span><!--[endif]--></span></span></a> göre değil de yaratabildiğimiz alternatiflere, müdahil olan kişi sayısına, aciliyetine göre ve şimdi aklıma gelmeyen başkalarına bağlı olarak belirleniyor. Yapmak zorunda olduğumuzu <em>biz</em> düşünüyoruz, hâlbuki bu hayatta hiçbir şeyi yapmak zorunda <em>değiliz</em>. Nihayet toplum parametrelerinin değiştiği varsayılan bir çağda yaşıyoruz. Sonuçlarını göze alabildiğimiz sürece diye başlayan bir cümle kurmama bile gerek yok, aslına bakarsanız sonuç monuç diye bir şey de olmayabilir; bireyin bunları algılayışına bağlı olarak.<span id="more-655"></span></p>
<p class="MsoNormal">Örneklersem daha kolay anlaşılabilir belki, bu aslında ruhunuzun derinliklerinde çoktan anladığınız şey. Diyelim pazartesi sabahı okula gidiyorum, ben ya da içimizden biri. Otobüsle gitmek üzere durağa gidiyorum. Önümden geçen ve aslında trafik, beni bekleyen işler, dersim, toplantım gibi değişkenler yüzünden binmek <em>zorunda</em> olduğum otobüse binmiyorum. Sonra birden evi düşünüyorum, yatağımı daha çok. Kalkıyorum yerimden, eve doğru yürümeye başlıyorum. Ve eve gidiyorum. Sabah bin bir zorlukla giymeye karar verdiğim kıyafetimi hemen çıkartıyorum, pijamalarımı giyiyorum, kedime sesleniyorum, koşarak geliyor, odanın perdelerini çekiyorum. Baş ucumdaki kitaplardan birini açıyorum, ve okumaya başlıyorum. Ve nihayet uykuya dalıyorum. Okuldaki işlerimin çizelgesine göre, telefonum bir ilâ 2 saat arasında bir zamanda çalıyor. Açmıyorum, hatta ileri gidiyorum telefonu tamamen kapatıyorum. Ev telefonu çalıyor illa ki. “dünya bensiz yapamıyor belli ki!” açmıyorum. Tekrar yatıyorum belki daha fenası Seda Sayan izlemeye başlıyorum, Petek Dinçöz’ünkiyle çakışan programları döndürüp döndürüp izliyorum. Yemek programı izlemeye bayılırım ben, varsa onlara takılıyorum. Akşamı ediyorum. Akşamki randevuma da gitmiyorum, telefonum zaten kapalı.</p>
<p class="MsoNormal">Şimdi böyle bir günü daha ileri götürmek mümkün, bankadaki paramı alıyorum, pasaportumu da cebime koyduğum gibi havaalanına gidiyorum, filan falan. Hayal gücünüze kalmış.</p>
<p class="MsoNormal">Benim yaşamak zorunda olup da yaşamayı reddettiğim güne gelelim. Dersim vardıysa, 30 kadar cin bakışsız çocuk onlara iş analizi anlatmam için beni 10 dakika bekliyorlar, sonra “yihuu, ders düştü” deyip kantine ya da sevgililerine gidiyorlar. Patronum bana kızmış. Aramadın da diyor. Sallamıyorum. Böyle şeyler yapmak için, tabi ne kadar popüler olduğunuza da bağlı olarak iki ya da üç günlük krediniz olabilir. Ben popüler bir tip olmadığım ve sicilim benzer davranışlarla dolu olduğu için kredim az zaten. Arkası filan da falan da felan da fulun, fölön felen…</p>
<p class="MsoNormal">Şimdi, ben o gün okula gitmeyince ne oldu? Dünya durmadı, biliyorum çünkü eylemsizlik diye bir şey var, dursaydı en azından yönüme göre (bir bakalım?! Ev güney-batı cepheli olduğuna göre, ihtimalle Roma’ya hatta belki Atlantik’in ortasında) ileri bir yerlere fırlamış olmam gerekirdi, fırlamadım. Vazgeçilmez katkım olmadan okuldaki işler yürüdü mü? yürüdüler eminim ki. İş analizini o gün benden değil de başka bir gün başkasından öğrenir sıpalar. Patronum beni azarlıyor, “öff” diyorum ve bir şey demeden kalkıp gidiyorum, sinemaya mesela.</p>
<p class="MsoNormal">Şimdi konumuza geri dönelim. The point is… yani mevzu şu: hiçbir şeyi yapmak <em>zorunda </em>değiliz. Nereye gideceksek yaşamımızda tercihlerimizle gideceğiz. Bu bireysel düzeyde üstün körü bir tahlil. Ama ben ölçeği büyüteceğim. Uygarlık adını verdiğimiz <em>şey </em>hakkında atıp tutacağım bundan sonraki satırlarda.</p>
<p class="MsoNormal">Uygarlıkları toplumlar yaratır. Toplumları da (en küçük birim aile felan filan ama) bireyler oluşturur. Bireylerse tercihleri ile vardır. Bu, bu yazıda akılda tutulması gereken ilk nokta.</p>
<p class="MsoNormal">İkinci nokta ise, bir psikolog olarak bunu söylemekten çekinmiyorum, hatta işim bu benim. İnsanlar her türlü ayrı yanlarına, özelliklerin biricik kombinasyonlarına rağmen gruplanabilir varlıklardır. İçine doğduğumuz ve bize verili olan bize tektipli (uniform) olmayı öğretir. Yaratıcılık ya da hayal gücünün sınırsızlığını dikte etse bile herkes yaratıcı olduktan sonra gene tektipiz gene tektipiz.</p>
<p class="MsoNormal">Öyleyse, kimileriniz deyin ki Âdem annemizle Havva babamız, kimileriniz deyin ki Lucy anneannemiz hatta muzsever ape (eyp okunur) amcamızdan belki de terliksi teyzemizden beri koşullar birbirine benzediğinde ya da olayları benzer algıladığımızda benzer tercihler yapıyoruz. Bunun dışına çıkmaya çalışanlar bana uzak Allah’a yakın olsun diyoruz. Küçük gruplardan toplumlara evriliyoruz ve bize benzemeyenden hoşlanmıyoruz, hele ki bir de bir sebeple kuyruğumuza basıyorsa hepten hazetmiyoruz.</p>
<p class="MsoNormal">Demek ki, (ata tercihinize göre Âdem ile Havva ya da Lucy ile Muzy olsun, ben bunlara söyleme kolaylığı ve politik doğruluk için, x ve y diyeceğim) x ve y’den beri üretilen birey sayısına bağlı olarak geometrik bir şekilde artan tercihler sonucu insan uygarlığı bugün bu haldedir. Akılda tutmak gerekir, her toplum aynı düzeyde değildir bu evrimde, ama aynı düzeye gelecektir, zira egemen, baskın bir şablon vardır ve diğerleri Mersin’e giderken tersine giden toplumun başına geleceklerden Junior ya da Blair Witch değil bizzat kendileri sorumludur.</p>
<p class="MsoNormal">Bu noktadan bakınca tarım toplumuydu, hayvancılıktı derken ülkemiz, bisürrü uygarlığa beşiklik etmiş güzel Anadolu’muzda yaşayan bizlerin de içinde bulunduğu toplumumuz aradaki mühim fakat belli ki atlanabilir basamakları üçer beşer atlayıp 1789’a yani Aydınlanma’nın (Illumination) mamulü devrim çağına ulaşmış bulunmaktadır. Burjuvamız kitabî tanımıyla burjuvaya benzemez, aristokrat yerine geçecek yerlerimiz (büyük Türk şairi Serdar Ortaç’ın tabiriyle) çakma aristokrasidir. Aydınımız (Kerem çelebinin teferruatla anlattığı gibi) ancak ağzının içinde geviş getirmektedir. Fikir üretilmemektedir. Fakat ortalık efkârdan geçilmemektedir. Sanat anlayışımız 6000 ila 7000 yıldan daha eskidir. 1789 İhtilalinin altındaki fikir devrimi ve yapılanmasından bizim toplumumuzda eser yoktur. Öyleyse pasta yemesi beklenen kitleler pasta yerine kelle yemek istemektedirler (histografideki atlama ile iler geri gitmeleri görüyorsunuzdur zira yamyamlık hâlâ görülse bile yer yer, eski, çok eski bir tatbiktir).</p>
<p class="MsoNormal">İhtilal’den sonra (1789) Avrupa’da başlayan ulus devletti, kültürdü, alt kültürdü bilmemneydi şiarları ülkemizde ancak dönmeye başlamıştır, radyocuların gramofonlarında. Aynı sonucu biz de yaşar mıyız Şak Şak Rıza’nın (Jean Jacques Rousseau) kemikleri sızlar, mezarında ters döner mi bilemem ama buradan menfi ya da müspet bir şey (halt, melanet, ihsan vb.) çıkacağı kesindir. Şöyle düşünmek lazım, en azından ekonomimize istikrarı getiren bizim Napolyon’umuz onlarınkinden daha uzun boylu, hatta kesinlikle daha karizmatik, üstelik spora da meraklı.</p>
<p class="MsoNormal">Tercihler meselesine bağlayacak olursak, bence, bunu tüm tevazuumla söylüyorum, sağınıza solunuza bir bakın. Yapılmışının Avrupa’ya nelere mal olduğuna yazılan kitaplara ve kazılan mezarlıklara bir kere bakarak anlamaya çalışın. Aynı hatayı yapmak zorunda değiliz, vebalini ödemeyeceğimiz günahları işlemek zorunda değiliz. Fikriyat, temel hak ve özgürlükler lafta bile olsa kulağa pek hoş gelen kavramlardır. Komşunuzdan korkmayınız, aynadaki yüzünüz size neler anlatıyor bir de onu okuyunuz. Bir de Orwell üstadın 1984’ünü…</p>
<p><!--[if !supportEndnotes]--></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />  <!--[endif]--></p>
<p class="MsoEndnoteText"><a href="#_ednref1" title="_edn1" name="_edn1"><span class="MsoEndnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoEndnoteReference"><span style="font-size:10pt;line-height:150%;font-family:'Book Antiqua','serif';">[*]</span></span><!--[endif]--></span></span></a> significance</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/655/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/655/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/655/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/655/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/655/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/655/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/655/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/655/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/655/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/655/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/655/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/655/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/655/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/655/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/655/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/655/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=655&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/11/25/olur-mu-hic-uc-kulak-don-de-aynaya-bak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/717ff967bc4e933af4368f7974200baa?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">eakman</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/11/aztec_cannibalism.gif" medium="image">
			<media:title type="html">aztec_cannibalism.gif</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Ağıt ya da Bir Tebrik Mesajı</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/11/11/653/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/11/11/653/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Nov 2007 01:02:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ebru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mahrem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/11/11/653/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Ebru &#8216;Şebzindedâr&#8216; Akman “&#8230; Mutlu yaşlı yaşında ölendir, daha mutlu genç yaşta ölendir, en mutlu doğum sırasında ölendir; bunların arasında en mutlu olan ise hiç doğmamış olandır&#8230;” (Kierkegaard, Either/Or, cilt 1, sf. 220) Hâlâ varolup ne yapacaktın ki? Her zaman yaptığın gibi bundan da kıl payı kurtuldun: 21. yüzyılda genç yetişkinliğini ve yetişkinliğini ve [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=653&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:11pt;font-family:'Book Antiqua';"></span></strong></p>
<p><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/11/kierkegaard.jpg?w=477" alt="kierkegaard.jpg" /></p>
<p><span style="font-size:11pt;font-family:'Book Antiqua';"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';"><strong>Yazan:</strong> Ebru &#8216;<a href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/01/ebru-akman-kulliyati/">Şebzindedâr</a>&#8216; Akman</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';"> </span></span></p>
<p><span style="font-size:11pt;font-family:'Book Antiqua';"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';"></span><em><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">“&#8230; Mutlu yaşlı yaşında ölendir, daha mutlu genç yaşta ölendir, en mutlu doğum sırasında ölendir; bunların arasında en mutlu olan ise hiç doğmamış olandır&#8230;” (Kierkegaard, Either/Or, cilt 1, sf. 220)</span></em><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';"> </span></span></p>
<p><span style="font-size:11pt;font-family:'Book Antiqua';"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';"></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Hâlâ varolup ne yapacaktın ki? Her zaman yaptığın gibi bundan da kıl payı kurtuldun: 21. yüzyılda genç yetişkinliğini ve yetişkinliğini ve yaşlılığını yaşamak zorunda kalan bizlerin kaderinden. <span id="more-653"></span></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';"> </span></span></p>
<p><span style="font-size:11pt;font-family:'Book Antiqua';"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';"></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Anlamlar bulmaya çalışmaktan, kurtuldun sevmenin, ağlamanın, birini gördüğün zaman ona sinir olmanın ne anlama geldiğini bulmaya çalışmaktan. Şu basit yaşamda yıllarını harcayıp 70 yıl sonra bile en sevdiğin şeylerin hâlâ bilyeler, gazoz kapakları olduğunu ve yıllardır onlara elini bile sürmediğini kendine itiraf etmekten de kurtuldun. <span> </span>Yapmak istemediğin şeyleri tam da en yapmak istemediğin anlarda yapmak zorunda kalmaktan, hiçbir şeyden zevk alamadığın o anlardan da. En iyisi de ‘hemen şimdi burada yok olmalıyım!’ diye düşüneceğin anların, anlamla anlamsızlığın karıştığı anların giderek sıklaşmasından. </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';"> </span></span></p>
<p><span style="font-size:11pt;font-family:'Book Antiqua';"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';"></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Ben mi? Benim basit, anlamsız varlığım devam ediyor. O dediğim anlar günümün en az yarısını alıyor artık. Neredeyse, hiçbir şeye aldanamıyorum. Sen olsaydın belki biri, belki ikisi olmazdı bunların, ne kâr? Senden sonra ben daha yalnızım, depresyona bile girmiyorum artık. Ademle mevcudiyet, arzu ile tahammül ve mahrumiyetle maruz kalma arasındaki karşılıklı sonsuz gidiş-gelişlerim devam ediyor. </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';"> </span></span></p>
<p><span style="font-size:11pt;font-family:'Book Antiqua';"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';"></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">İyi ki yoksun! Ama ben seni çok özledim. </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';"> </span></span></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/653/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/653/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/653/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/653/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/653/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/653/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/653/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/653/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/653/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/653/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/653/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/653/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/653/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/653/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/653/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/653/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=653&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/11/11/653/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/717ff967bc4e933af4368f7974200baa?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">eakman</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/11/kierkegaard.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">kierkegaard.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Yıllar Sonra Uyuyan Güzel’in Ülkesindeyim…</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/10/30/uyuyan_guzel/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/10/30/uyuyan_guzel/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Oct 2007 17:15:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lenore</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anlatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/10/30/uyuyan_guzel/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Lenore Seneler, senelerce önce bir kız vardı. Video&#8217;da bir sürü peri masalı filmi izlerdi. (Çok masalsı oldu bu cümle, çok) Yıllar sonra o filmlerden biri tekrar eline geçti: Uyuyan Güzel. Heyecanla karşısına geçip izlemeye başladı filmi. Ama her şey çok değişmişti&#8230; Masalları bilirsiniz. Kim bilmez ki. Küçükken her hafta tekrar &#8220;Çirkin&#8221;e aşık olurdu &#8220;Güzel&#8221;, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=652&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/10/sleepingbeauty.jpg?w=477" alt="sleepingbeauty.jpg" align="left" /><strong>Yazan:</strong> Lenore</p>
<p>Seneler, senelerce önce bir kız vardı. Video&#8217;da bir sürü peri masalı filmi izlerdi. (Çok masalsı oldu bu cümle, çok) Yıllar sonra o filmlerden biri tekrar eline geçti: Uyuyan Güzel. Heyecanla karşısına geçip izlemeye başladı filmi. Ama her şey çok değişmişti&#8230;</p>
<p>Masalları bilirsiniz. Kim bilmez ki. Küçükken her hafta tekrar &#8220;Çirkin&#8221;e aşık olurdu &#8220;Güzel&#8221;, saçlarını uzatırdı Rapunzel. Uykuya dalardı güzel bir kız. Erkek kardeşini kurtarırdı Gretel. Ben de izlerdim. İzlemek ayrı bir zevkti: Rengarek, büyülü bir atmosfer vardı bu filmlerde dış dünyada rastlayamayacağınız. Peri masalları küçükken çok etkileyiciydi.<span id="more-652"></span></p>
<p>Seneler sonra, Uyuyan Güzel filmini bulduk. En başta &#8220;aa bu elfi hatırlıyorum&#8221; gibi yorumlarla izledik, &#8220;Evet, evet tam burada kardan bir parça kopartacak&#8221;. O tanıdık duygu kapladı içimizi. Isındık. Sonra tekrar soğumaya başladık. Bizi soğutan gerçeklerdi elbet. O film atmosferinde kaybolan küçük zihinlerimiz şimdi gerçeğin ta kendisini uyuyan güzelin rüyasına sokmak zorundaydı. Masalın her karesinde kendimden bir parça buldum. Sırf kendimden değil, tüm kadınlardan. Daha önce dikkatimi çekmeyen bir sürü şeye istemeden de olsa dikkat ettim. Mesela dikiş diken kadınlardan biri: Uyuyan güzele bir şey olmasın diye dikiş dikmek yasaklandığında işsiz kalacak olan kadın. O da bir parçamızdı bizim, dikkat etmediğimiz, önemsemediğimiz. Bir köşeye attığımız ve hor gördüğümüz, başka şeyler uğruna rahatça feda edebildiğimiz bir parçamızdı. Küçükken o kadını farkedememiştim bile. Sonra, baloya davet edilmeyen periye ne demeli? Bize iyi şeyler vaad etmediği için bastırdığımız bir parçamız yok mudur her zaman? Kimileri id der buna (kim acaba o kimileri), kimileri hayvani dürtülerimiz. Ama oradadır hep o da. Ve cezalandırır bizi, gereksiz bir uykuya daldırır. Ya uyuyan güzel? En pasif parçamızdır o da bizim, biz kadınların. Sürekli uyuyan kalbimiz pasif olarak bir sevgili tarafından uyandırılmayı bekler.  Ona ulaşır ve bağlandıkça bağlanırız. Hayatımızın amacının aşk olduğunu sanan romantik parçamızdır uyuyan güzel.  Tüm bu parçalar küçükken masalsı ve harika gelir bize, büyüyünce ise traji-komik. Büyümeyi hiç istemeyen parçamızı Peter Pan&#8217;e emanet eder ve filmin aslında hep bildiğimiz sonunu izleriz.</p>
<p>Tüm bu kadın karakterlerle yetinmedim hem de. Üzerlerindeki kıyafetlere de dikkat ettim. Küçükken gene hiç dikkat etmemişim. Dikiş dikmek yasaklanınca hikayede, herkes olduğu kıyafetle kalıyormuş senelerce. Yırtık pırtık, eskimiş ama hala lüks olduğu göze çarpan o kıyafetleri yanlışlıkla üstümüze yapıştırdığımız eskimiş toplumsal rollere benzettim. (Nereden geliyor benim aklıma bunlar?) Annelik mesela, iyice eskimiş  hatta üzerine yama bile yapamayacağımız kadar eskimiş bir toplumsal kıyafet değil mi? Ama toplumsal, ama hayvani. Kadınların asla üzerinden çıkartamayacağı bir kıyafettir annelik. Kimileri bunalır bu kıyafetten ve isyan eder krala. Ama uyuyan güzelin iyiliği için dikiş dikilmemelidir. Kimileri, sadece kimileri bunlar. Peki ya doğduğumuzdan beri üzerimizde taşıdığımız gelinliğe ne demeli? Grileşmiş ve solmuş da olsa giymeye devam etmek zorundayız. Gene&#8230;Uyuyan güzelin iyiliği için. Uyuyan güzel için ne yapılmaz ki! Toplumda ne var ne yoksa, uyuyan güzel için.</p>
<p>Bir de doğmadan önce üzerimize yapıştırılan sıfatlar var. Bu sıfatları da periler vermiş bize: Zeka, asalet, güzellik, başarı, mutluluk&#8230; Uyuyan romantik parçamız sürekli bu kavramların içini doldurma savaşı verir durur. Vahşi parçamız uzaktan güler bu duruma: Uyumaktadır çünkü o güzel, akıllı, başarılı parça. Ya en baştan her şey geriye alınacaktır ve davet edilecektir davet edilmeyen peri, sunacaktır vahşi dileklerini ya da pasif romantik prensesimiz yıllarca uyuyacaktır prensi beyaz atıyla (artık limuzin mi desek ata?) sarmaşık dolu evinden kendini kurtarıncaya dek.</p>
<p>İşte böyle izledim istemeye istemeye yıllar sonra Uyuyan Güzel&#8217;i.  Küçükken çok korktuğum o parçayı mırıldanıyordu gene kötü kalpli vahşi peri. Bu sefer haklı buldum onu ama, çok saf buldum bir de uyuyan güzeli. Hem neden saklamış herkes uyuyan güzelden gerçeği? Küçük halim şimdi görseydi dalga geçerdi filmi izleyişimle. &#8220;İzle gitsin yahu, masal işte, film işte.&#8221;</p>
<p>Film bitti: Mutlu son (Ve sonsuza dek mutlu yaşadılar&#8230;)</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/652/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/652/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/652/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/652/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/652/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/652/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/652/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/652/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/652/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/652/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/652/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/652/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/652/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/652/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/652/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/652/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=652&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/10/30/uyuyan_guzel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/0b6af8852cb04ed1c656484dc4716a2d?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Lenore</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/10/sleepingbeauty.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">sleepingbeauty.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>&#8220;Yanlış Bunlar&#8221;</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/10/22/yanlis-bunlar/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/10/22/yanlis-bunlar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Oct 2007 15:33:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Kandemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yorumlayanlar.com Üzerine]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/10/22/yanlis-bunlar/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Kerem Kandemir Tunçblake Hazretleri; Naçizane, her yazıyı kritik etmeye ya da yanıtlamaya muteber bulmadığımı belirterek başlamak istiyorum, değerlendirmelerime. Örneğin, benim &#8220;Oyum Neden AKP&#8217;ye?&#8221; adlı yazımda, sayfalarca tespit ve analizle AKP&#8217;nin iktisadi alanda sergilediği başarıyı argümante edişime, senin &#8220;AKP’nin ekonomik başarısı büyük bir yalandır.&#8221; cümlesinden ibaret olan yorumun, tarafımdan yanıtlanmayı haketmeyen yazılar kategorisine sokmaktaydı, yazdıklarını. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=646&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/10/napoleon-komplex1.jpg?w=477" alt="napoleon-komplex1.jpg" align="left" /></p>
<p><strong>Yazan:</strong> Kerem Kandemir</p>
<p>Tunçblake Hazretleri;</p>
<p>Naçizane, her yazıyı kritik etmeye ya da yanıtlamaya muteber bulmadığımı belirterek başlamak istiyorum, değerlendirmelerime. Örneğin, benim &#8220;<a href="http://yorumlayanlar.com/2007/07/06/neden_akp/" target="_blank">Oyum Neden AKP&#8217;ye?</a>&#8221; adlı yazımda, sayfalarca tespit ve analizle AKP&#8217;nin iktisadi alanda sergilediği başarıyı argümante edişime, senin &#8220;<strong>AKP’nin ekonomik başarısı büyük bir yalandır.</strong>&#8221; cümlesinden ibaret olan yorumun, tarafımdan yanıtlanmayı haketmeyen yazılar kategorisine sokmaktaydı, yazdıklarını. Nitekim, senin yorumunun hemen altında, &#8220;<strong>AKP&#8217;ye oy vermek vatana ihanettir.</strong>&#8221; cümlesiyle başlayan bir okur değerlendirmesini de, salt yaklaşım tarzınızdaki benzerliği ifşa etmesi amacıyla yayınladım. Normalde, sitemiz yazarlarına ait olmadığı durumda, bu tür <em>hakaret içeren</em> yazı/yorumlara, ilan ettiğimiz yayın politikamız gereği yer vermiyoruz. Lakin, tahkir,tezyif, sen ya da Tevfik Efendi gibi <em>kadrolu </em>yazarlarımızdan gelince, bir anlamda çaresiz kalıyoruz.<span id="more-646"></span></p>
<p>Tevfik Ayhan&#8217;ın &#8220;<a href="http://yorumlayanlar.com/2007/08/06/kuresellesen-dunyada-bastigin-yeri-toprak-deyip-gecme/" target="_blank">Küreselleşen Dünyada Bastığın Yeri Toprak Diyerek Geçme!</a>&#8221; başlıklı yazısında, bana yönelik eleştirileri yanıtlamadığımı belirterek benden açıklama bekliyorsun. O son yorumundan da anlıyorum ki, hakaret/aşağılama içeren yazılar bile, senin için, düşünceyi ifade özgürlüğü kapsamında kalıyor. Doğrusu, benim iletişim ahlakım, hakarete tahammül göstermeyi suç sayıyor. İşte bu nedenledir ki, Tevfik Ayhan&#8217;ın son yazısını muhatap almadım.</p>
<p>Anımsarsan, seninle yaptığımız bir telefon görüşmesinde, Tevfik Ayhan&#8217;ın <em>kabul edilemez</em> bulduğum ifadelerini sana aktardığımda, o üslup unsurlarının Tevfik Efendi&#8217;nin &#8220;arogansından&#8221; kaynaklandığını söylemiştin. Oysa, benim bildiğim, kibirli kişi/kişilik, kendini övme, yüceltme eğiliminde olur. Ötekini/diğerini/muhatabını aşağılamak, bana göre, kibirden ziyade bir ecazet, nekaset, haset ya da onursuzluk/şerefsizlik göstergesidir. Üzülerek belirtmek zorundayım ki, -ceza yasalarını bir tarafa bırakıyorum- benim ahlaken cürüm saydığım bir davranışı senin hoşgörüyor olman, benim gözümde seni de <em>suç ortağı</em> konumuna düşürüyor. Dolayısıyla, Tevfik Efendi&#8217;yle birlikte, seni de muhatap almamak caizdi belki ama bunca yıllık dostluğumuzun hatırına, sessiz kalmak yerine bu satırları yazmayı yeğliyorum.</p>
<p>Bakınız Tevfik Efendi ne yazmış:</p>
<p>&#8220;<strong>&#8230;&#8230;. Ama yukarıdakilerden tarımın artık <em>önemsiz</em> olduğu sonucu kesinlikle çıkmaz. Zira insanlar hala birer canlıdır ve hayatını sürdürebilmek için yiyecek bulmaya mecburdur. Bu bağlamda tarım halen insanlar için yaşamsal öneme haizdir.</strong>&#8220;</p>
<p>Şimdi bu ifadelerin, muhatabını (yani beni) alabildiğine aşağılamaya yönelik olmadığını iddia edebilen beru gelsin! Sevgili Tunçblake, eğer birisi sana, <em>insanların birer canlı olduğunu, hayatlarını sürdürebilmek için yemek, içmek zorunda olduklarını, bu bağlamda tarımın hala insanlar için yaşamsal öneme haiz olduğunu</em> söyleseydi, ne düşünürdün? <em><strong>En iyimser yorumuyla</strong></em>, bu tür ifadeler, &#8220;Sen, çoluk-çocuk dahil herkesin malumu olan bu basit ve banal hakikatleri dahi atlayarak/hesaba katmayarak yazıyorsun/argüman geliştiriyorsun.&#8221; demek manasına gelmiyor mu?</p>
<p>Bu kepazeliğe, bu rezilliğe mi yanıt vermem isteniyor? Ey Tunçblake Efendi! Benim &#8220;Yalan Balonları Patlıyor&#8221; tefrikalarımda, &#8220;Artık insanoğlu, fiziki/biyolojik varoluş kısıtlayıcılarından kurtuldu. Yemeden, içmeden de yaşamını sürdürebiliyor. Dolayısıyla tarımın da bir önemi kalmadı.&#8221; manasına gelebilecek bir ifadeye rastladın mı? &#8220;<strong>Toprak sahibi olmak ehemmiyetini yitirdi! Çünkü tarımdan geçinmiyor artık insanoğlu</strong>!&#8221; sözümden, sen de bunu mu anlıyorsun?</p>
<p>Benim kitabımda, bu tür bir  tartışma hilesine, bağlam kaydırma manevrasına (kibar olmaya çalışıyorum) başvuracak kadar alçalmak, kibir değil onursuzluktur, şerefsizliktir.</p>
<p align="center"><strong>*** </strong></p>
<p align="left">Aleni hakaretlerini (bana insanın bir canlı olduğunu, yemeden içmeden kaç gün yaşayabileceğini vesaireyi öğretmesini) bir tarafa koyarsak, Tevfik Efendi&#8217;nin yazısının geri kalanını bir kaç bölüme ayırmak mümkün:</p>
<ul>
<li>Naçizane, bizim tespit ve analizlerimizin tekrarı&#8230;</li>
<li>Sokaktaki adamın da malumu olan bir takım banal verilerin/hakikatlerin (facts) tekrarı&#8230;</li>
<li>Kimi hakikat bazında yanlışlar&#8230;</li>
<li>Spekülasyon ve ekstrapolasyonlar&#8230;</li>
<li>Kendi tezlerini çürüten örnekler&#8230;</li>
<li>Edebiyat yapmanın ötesine geçemeyen kof bir mesaj&#8230;</li>
</ul>
<p>Bunlar arasında, bizim açımızdan en ilginç ve muteber olan kısımlar, Tevfik Efendi&#8217;nin kimi spekülasyonları olmuştur. Lakin siz, kendi okumanızda, başka hususlara takılmışsınız. Dolayısıyla, ben de, Tevfik Ayhan&#8217;ın bana yönelik eleştirilerinden ziyade, sizin algınızdan ve zihinsel dolayımınızdan geçen halleriyle sözünü ettiğiniz konulara değineceğim.</p>
<p>Diyorsunuz ki: &#8220;Özellikle, altını çizdiği iktisadi değer ve politika arasindaki ilişki, yani ekonomi-politik bakış, senin iddia ettiğin gibi, globalizm çağında coğrafyanın (ulus devletin, bir anlamda) önemsizleşeceğini değil, aksine, öneminin artacağını öne sürüyor.&#8221;</p>
<p>Bu yorumunuzu, yazarın hangi ifadelerine dayandırdığınızı çözemedim. Zira, temelde, küreselleşmenin nasıl bir mekanizma olduğunda, nasıl işlediğinde, dünyayı nereye doğru götürdüğünde ve nasıl sonlanacağında, Tevfik Efendi ile hemfikiriz. Sadece, onun bazı ilave ve koşullu spekülasyonları var: Kimi ülkelerde gümrük duvarlarının geri gelebileceği gibi&#8230; O da, Çin&#8217;in belli bir vadede, belli bir güce erişip erişmeyeceğine endekslenmiş.</p>
<p>Evet, ulus-devlet olmanın iktisadi gerekçesi (varoluş nedeni) gümrük duvarları yardımıyla, üzerinde ulusal egemenlik kurulabilen bir iç pazar yaratmaktır. Buna kendi yazılarımızda, daha önce de kısaca değinmiştik. Küreselleşme ise  uluslararası serbest ticaret ve yatırımı öngördüğünden, gümrük duvarları ve dolayısıyla da ulus-devlet ideolojisiyle çelişen bir dinamiktir.  Bize göre, bunun aksini tasavvur etmek mümkün olamadığı gibi (mantığa aykırı çünkü),  Tevfik Efendi&#8217;nin de böyle bir iddiası yoktur.</p>
<p>Askeri güç olmaksızın telifli, patentli ürünlerin ticaretinin yapılamayacağı tezi ise bana tümüyle mesnetsiz geliyor. Uluslararası ticaretin yapılabilir kılınmasında, askeri gücün (direkt kullanım ya da caydırıcılık unsuru) bir katkısı varsa bile, bu katkının patates, soğan satmaktan daha fazla telifli ve patentli ürünlerin parasının tahsiline hizmet edeceği de nereden çıkıyor? Sanıyorum, telifli, patentli ürünlerin daha kolaylıkla çalınabilir ve çoğaltılabilir/ yeniden satılabilir olması, Tevfik Efendi&#8217;nin zihninde, teorik olarak, bunların karşılığının tahsilinde, askeri güce daha fazla ihtiyaç duyulabileceği varsayımını canlandırmış. Oysa, pratikte, bu tezi destekleyecek hiçbir örnek bulunmadığı gibi, aksi örneklere yazılarımızda yer verdiğimizi anımsatmak isterim: Herhalde, dünya üzerinde, Rusya veya Çin&#8217;e karşı, askeri güç kullanma tehdidiyle söz geçirmeye teşebbüs dahi eden hiçbir ülke yoktur. Nitekim, bu iki ülke de, salt ekonomik/ticari insiyatifler kullanılarak, telif ve patentli ürünlerin korunmasına dair ciddi tedbirler almaya yöneltilmişlerdir. Telif ve patentin korunmasında askeri güç bir zaruret olsaydı, Rusya ve Çin gibi masif nükleer güçlere karşı tümüyle çaresiz kalınması gerekirdi. Oysa, askeri güce hiç referans verilmeden de, telif ve patentin korunabildiğini görmekteyiz. Dolayısıyla, benim yazılarımda, globalizmden kimlerin zararlı çıkacağına ilişkin verdiğim listede, senin iddia ettiğin gibi her hangi bir tereddüt oluşmadığı kanaatindeyim.</p>
<p>Son olarak, zat-ı alinizin, modernitenin en önemli motorunun hayatta kalma (survival) dürtüsü olduğuna dair tezinize değinmek isterim:</p>
<p>Modernliğin yaşayan en büyük kalesi Habermas üstadımız, insanın (felsefi süjenin) derdinin, hiçbir zaman yalnızca yaşamak/hayatta kalmak olmadığını söyler. Bu özelliğiyle, insanın diğer canlılardan/hayvanlardan ayrıldığını söyler. Ona göre, insan, her daim, &#8220;iyi yaşam&#8221; diye bir hal, varoluş biçimi tanımlar/idealize eder ve ona ulaşmak için yaşar. Yani insan, hayatta kalmak için değil, <em>iyi yaşamak</em> için yaşar. Zaten, aksi takdirde, intihar olgusunu açıklamak mümkün olmazdı. İnsan, farkındalığının (awarenes) farkında olan bir (tek) canlı türü olarak, Darwinci evrim sürecinin dışına düşmüş, evrim yasalarına tabii olmaksızın varlığını sürdürebilen bir türdür. Üstelik, insanın evrim sürecinden kopuşu ya da salt hayatta kalmak yerine iyi yaşamaya çalışmak motifiyle devinmeye başlaması, modernitenin çok öncesi dönemlere, yazılı tarihin başlangıcına kadar uzanır.</p>
<p>Dolayısıyla, modernite ya da tarım devrimi (Tevfik Efendi&#8217;nin sandığı gibi 20. yüzyılın başında değil 17.-18. yüzyıllarda başlamıştır) ve onu takip eden endüstri devrimi ve bunların toplumsal sonuçları değildir, insanın hayatta kalma derdinin ötesinde bir erekle yaşamasına olanak sağlayan. Yine de, bizim <em>toprağın önemini yitirmesi</em> şeklinde sembolize ettiğimiz, çok ciddi bir takım toplumsal dönüşümler yaşanmıştır.</p>
<p>Her yüz kişiden doksanının karın doyurmak (hayatta kalabilmek) gailesiyle, tarım ve hayvancılıkla iştigal etmekte olduğu bir toplum düşünün. Geri kalan on kişi de, yönetim, din, askeriye, sağlık ve eğitim gibi konularda faaliyet gösteriyor olsun. Her ne kadar bu insanlar da sadece hayatta kalmak değil, kendilerince daha iyi yaşamak için çabaslasalar da, yüz kişiden doksanının tarım ve hayvancılıkla uğraşmadığı durumda, o yüz kişinin karnının doyamadığı bir sosyo-ekonomik düzende, <em>iyi yaşama </em>anlayışının <em>hayatta kalma </em>mücadelesinden çok fazla farklılaşamayacağı ortadadır.</p>
<p>Oysa, yüz kişiden sadece birinin, üçünün ya da beşinin tarımla iştigal ederek,yüz kişiye birden yetecek, hatta artacak kadar tarımsal üretim yapabildiği bir yapıda, bireylerin yaşam kalitesini arttırabilecek, onların daha iyi bir yaşama sahip olmalarına olanak verebilecek başka faaliyetlere ayıracak daha fazla insan kaynağı (zaman ve enerji) olmaz mı?</p>
<p>Demek istediğim, moderniteye ille de bu bağlamda bir fonksiyon atfetmek istiyorsak, senin tezinin aksine, onun, o zamana dek evrimsel hayatta kalma çizgisinin ötesine geçmekte zorlanan insan hayatını, tarım ve endüstri devrimleri vasıtasıyla özgürleştirdiğini (emancipation) söyleyebiliriz.</p>
<p>Tunçblake Hazretleri,</p>
<p>Bak, senin iki satırlık yorumunu bile, böyle detaylandırarak yanıtlıyorum ki,  yazı göndermek konusunda bana vermiş olduğun sözleri tutma konusunda elinde bir bahanen kalmasın. Keşke Tevfik Efendi&#8217;nin yazısı da asgari insana yakışırlık düzeyini tutturabilseydi de, onu da yanıtlayabilseydim. Onun yerine, özetle &#8220;<strong>yanlış bunlar</strong>&#8221; demekle yetiniyorum.</p>
<p>Bu vesileyle, bugüne kadar sitemizde, dünya ve memleket meseleleri üzerine yazdığımız yazılarda yer verdiğimiz temel tezlerimizin hiçbirine kayda değer bir kritik gelememiş olmasının hayal kırıklığını seninle de paylaşmak isterim. Ben ne kadar ilmi anlamda cesur (bold) ve tarz olarak da provakatif yazarsam yazayım, sen dahil hiç kimseden, henüz, incir çekirdeğini dolduracak kalitede bir irdeleme (itiraz ya da onaylama) dahi elimize ulaşmadı. Haliyle benim de, bu durumu, tezlerimin güçlülüğüne yormaktan başka bir seçeneğim kalmıyor.</p>
<p>Herkesin, hem dişe dokunur bir içerikle hem de haksızlık etmeden, iç esenliğini sağlamış vicdan sahibi varlıklar gibi yazışabilecek olgunluğa eriştiği günleri de görebilmek dileğiyle&#8230;</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/646/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/646/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/646/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/646/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/646/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/646/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/646/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/646/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/646/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/646/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/646/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/646/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/646/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/646/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/646/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/646/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=646&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/10/22/yanlis-bunlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/150d03a27d9da62e8553c5a250d90716?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">aftandis</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/10/napoleon-komplex1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">napoleon-komplex1.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Necrophania</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/10/22/necrophania/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/10/22/necrophania/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Oct 2007 11:52:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Kandemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/10/22/necrophania/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Areta …..Yüzüme dair tek hatırladığım ise, is.. Tek hatırladığım bu. Duyulmasın sesi diye, parmak uçlarımda suya yönlendirdim bedenimi. Gün dağılmak üzereydi sesinden ellerim titrerken. Sol şakağımın hemen altı titreyen sağ elimin serçe parmağının teri ile tenime nefes verdi. Parmağım hızla kalktı nefesi verdiği gibi. Bedenime sarılmış pelerinim bağların kokusundan bir an bile ayrılmıyordu. Anlatmak [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=650&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center"> <img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/10/necrophania.jpg?w=477" alt="necrophania.jpg" /><br />
Yazan: <strong>Areta</strong>
</p>
<p class="MsoNormal">…..Yüzüme dair tek hatırladığım ise, is.. Tek hatırladığım bu.</p>
<p class="MsoNormal">Duyulmasın sesi diye, parmak uçlarımda suya yönlendirdim bedenimi. Gün dağılmak üzereydi sesinden ellerim titrerken. Sol şakağımın hemen altı titreyen sağ elimin serçe parmağının teri ile tenime nefes verdi. Parmağım hızla kalktı nefesi verdiği gibi. Bedenime sarılmış pelerinim bağların kokusundan bir an bile ayrılmıyordu.</p>
<p class="MsoNormal"> Anlatmak değil meselem, olamaz da. İs senin meselen değil, vermem de. Ses de onların meselesi değil.<span id="more-650"></span></p>
<p class="MsoNormal"> ….Tertemiz olmuşum aniden. Öğrenmiş eklemlerim benden daha hızlı algılıyor olsa gerek diye düşündüm. Sakındığımı sanarak yüzümü pamuğa çevirdim.</p>
<p class="MsoNormal">Suyumun çekilmesine izin verdiğim an. Ne kıymetli..Tüm bir günü aynı hareketi tekrar yaptığım ana kadar, savunmaları seyrederek geçiriyorum.</p>
<p class="MsoNormal"> ….Tam gün dağılmak üzereyken çini sobamın alevi de ona eşlik ediyordu. İnadına inadına yanaşmıştım yanına. Yüzümü kaplayan is aleve verdiğim nefesten bana kalan tek notaydı. Nasıl diyebilirdim ki &#8220;buyurma&#8221;. La diyez, sol bemol.</p>
<p class="MsoNormal">Bambaşka yönlere uçuşan, hızla yol almaya çalışan, bakmaya çalışan, anlamaya çalışan, anlatmaya çalışan..Dağılan tüm seslerde aradığım çoğu zaman dağıttığım seslerdir. Lakin yine de bırakırım her vaktinin gelişinde.</p>
<p class="MsoNormal">Savunan kepazeler ordum, referansım.</p>
<p class="MsoNormal">….Öylece kaldım bir müddet orada. Titremekten vazgeçmiş ellerim pamuğa asılı kalmış. Fark etmemişim. Nart efsanelerinden büyülenmiş uzuvlarım, dokunduğuna aynı eda ile veda etti. Su akıyordu, engel olamadım. Işık sızmıştı, onu da söndüremedim.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;">Duramaz oldum sükunetin karşısında. Bakamaz oldum Ben&#8217;in aksine. Çünkü kabul edemez oldum tasvirin hikayesini. Görmek ne haddime!</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;">Ahıra giremez oldum &#8211; korkunç kötü kokuyor. Girmeyeyim zaten böyle. Ahmaklar ordusu, kokudan ne anlarım ben. Parfümden başka neyim kaldı? Çok hızla cahil oldum.</p>
<p class="MsoNormal">….Nefis hatırlıyorum o anı&#8230; Sarayın kalın ve bordo renkli perdelerinden sızan ışığa kendimi teslim ederek yatağıma uzandığım an. Çini sobamın yanındaki ağır kapı aralık kalmış olacaktı ki dağılanları halen daha işitiyordum. Bedenimi kaldıramadım o anda. Kapıda çok ağırdı herhal. Göz kapaklarımı ağır ağır indirdim.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;">Varolmaya kabul. Bulunmaya kabul. Esmedeki kokuya kabul. Dinlemedeki sükunete kabul. Dokunmadaki arzuya kabul. Bakarken görünen tebessüme kabul. Kavrulan bedenlere kabul. Şaha kalkmış pınarlara ve kelimelere kabul. Gıpta ettiren ve nedensiz toynaklara kabul.</p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9.5pt;font-family:'Arial','sans-serif';"> </span>….Uyanmışım. Latincelerinin izin verdiği açıklıktan bakakalmışım gökyüzüne . Alayım ile olan münasebetimi<span>   </span>açıkta demirlemiş aquolonia donanmasına bakarak hecelere diziyordum.</p>
<p class="MsoNormal">Serçe parmağıma baktım.</p>
<p class="MsoNormal">Asiliğim beni zorunlu kıldı.</p>
<p class="MsoNormal">Aşk …Sükunetim.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/650/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/650/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/650/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/650/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/650/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/650/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/650/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/650/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/650/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/650/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/650/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/650/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/650/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/650/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/650/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/650/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=650&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/10/22/necrophania/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/150d03a27d9da62e8553c5a250d90716?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">aftandis</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/10/necrophania.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">necrophania.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Yalnızlık Kaçınılması Zor Bir Kalabalıktır</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/09/19/yalnizlik-kacinilmasi-zor/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/09/19/yalnizlik-kacinilmasi-zor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Sep 2007 13:18:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ekrem Düzen</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/09/19/yalnizlik-kacinilmasi-zor/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Pınar Elmasoğlu Yalnızlık, arı kovanından çıkıp yayılan yüzlerce arının sanki hiç tükenmeyecek vızıltısıyla üşüşmüştü başıma. Kurtulamadığım bir kalabalığa sahibim şimdi. Öylece uzanmış tavana bakıp dururken, zihnimdeki tüm görüntüler fiziksel tek başınalığımla dalga geçmekteydiler. İstemiyordum, ama heryerdeydiler. Şiddetle büyüyen &#8216;yalnız&#8217; kalma isteğim, başa çıkılması zor kalabalıkları da sürüklüyor peşimden. (Kurtulamıyorum) Yalnız olmak çoğunlukla ‘tek başına’lıkla [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=634&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/09/yalniz5.jpg" title="Direct link to file"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/10/yalnizlik.jpg?w=477" alt="yalnizlik.jpg" align="left" /></a><img src="http://yorumlayanlar.wordpress.com/wp-admin/" border="0" height="1" vspace="10" width="1" /><strong>Yazan:</strong> Pınar Elmasoğlu</p>
<p><em>Yalnızlık, arı kovanından çıkıp yayılan yüzlerce arının sanki hiç tükenmeyecek vızıltısıyla üşüşmüştü başıma. Kurtulamadığım bir kalabalığa sahibim şimdi. Öylece uzanmış tavana bakıp dururken, zihnimdeki tüm görüntüler fiziksel tek başınalığımla dalga geçmekteydiler.  İstemiyordum,  ama heryerdeydiler. Şiddetle büyüyen &#8216;yalnız&#8217; kalma isteğim, başa çıkılması zor kalabalıkları da sürüklüyor peşimden. (Kurtulamıyorum)</em></p>
<p>Yalnız olmak çoğunlukla ‘tek başına’lıkla özdeşleşen bir şey. Oysa yalnız kalmak istemek bazen tam anlamıyla “bırakın beni, çünkü zihnimde beni yalnız bırakmayan şeylerle fiziksel bir yalınlıkla savaşmak, anlaşmak, dinleşmek istiyorum” demektir. Bu anlamda tek başımıza kalabileceğimiz hiç bir yer de yoktur aslında; etrafta hep o yalnızlığın içinde olacak, dolayısıyla o ‘yalın’ olma halini artık ‘yalnız’ olma durumundan çıkaracak birşeyler vardır; müzik vardır, radyodaki sesler vardır, sokaktaki köpek, saksıdaki çiçek vardır… Hepsinin de ayrı ayrı var olma telaşları, ayrı ayrı hikayeleri vardır; ve siz istemeseniz de bu hikayeler hep kulağınıza kendilerini fısıldarlar.</p>
<p>Yeni sulanmış bir saksının dibinden yere damlayan suyun sesi gibi, her hikâyeden yansıyan sesler vardır, duymak istemeseniz de gelip sizi bulan. Her hikâyenin ardında sessiz sessiz sandıktan çıkarılmayı bekleyen kendi hikâyelerimiz vardır. Etrafımız kaçınılmaz biçimde her saniye anılarımızdan fışkıran kahramanlarla, ya da kendi hikâyelerini yaşarken bunu ‘yalnız&#8217;’ yaşıyormuş gibi yapan, ama o yalnızlıklarının zamandaki tınlamasını bize de bulaştıran, geçmişimizden, bu günümüzden yüzlerce varoluşla sarılı. <em>(sinsi sinsi gülüyorlar şimdi hepsi bana)</em></p>
<p>İşte bu yüzden yalnız olmak diye bir şey yok.<span id="more-634"></span></p>
<p>Kafamız, kalbimiz, oturduğumuz yer, yazdığımız defter, onu yazan eller, pencerenin içi, dışı, sokağın başı, gece, gündüz, doğanın var ettiklerinin tümüyle hiçbir zaman gerçekten yalnız değiliz. Her yerimiz, aslında bazen hiç istemediğimiz kadar da kalabalık. Yalnız kalmak isteyince, başımızdaki bu kalabalığın arasından birlikte olmayı seçtiğimiz, ya da o sırada birlikte olmanın yükünü taşıyabileceğimize karar verdiğimiz şeylerle olmayı yeğliyoruz sadece. Seçtiklerimizle rahat bırakılmayı istiyoruz. <em>(beni rahat bırak)</em></p>
<p>Kendimizi olan bitenden soyutlayıp bir köşeye çekilince; birden çalan bir müzikle beraber, geçmiş zamanımızın, işte belki şu anımızın, ya da bir zamanlar bizi seve seve hiç yalnız bırakmayan, fiziksel yalınlığımıza ortak olup da onu ‘yalnız’ bir halde olmaktan kurtarıveren suretleri -hiç de seçmediğimiz halde- başımıza üşüşüveriyorlar, oysa. Bu kalabalıktan kurtulmanın tek yolu bazen daha yüzeysel ve kök salmayacak, boğazımıza duygusal kementlerini dolamayacak birileriyle olmak olabiliyor. Ağır olanın nadir varlığını, hafif olanın karmaşık kalabalığı ile kovuşturmak isteyebiliyor insan. Daha yüzeyde sürüklenen bir şeylerin fiziksel varlığı, bizi hem yalnızlıktan hem kendi kalabalığımızdan kurtarıyor. <em>(bir süreliğine demiştim, bak sen hala buradasın)</em></p>
<p>&#8220;Yalnız: yanında başkaları bulunmayan, salt kendi kendine, tek başına olmak;&#8221;  diye yazıyor sözlükler.</p>
<p>Yanım diyorum… Hangi yanım? İçimdeki yanım? Dışımdaki yanım?  Arı vızıltısıyla üstüme saldıran hafızamdaki bir dolu varoluşla mı yalnızım?  Acıkılan bir anda nasıl olduğu pek de düşünülmeyip, karın tokluğuna alınan bir simidin milyon susamının bir tekinin kavruk tadıyla döndüğüm çocukluk zamanımın başıma doluşan görüntüleriyle, sevindirip güldüren hikâyeleriyle mi yalnızım? Dışımdaki yanım? Oturduğum pencerenin önündeki çiçeğin, kışın ortasındaki bir güneşli güne kapılıp, çiçek açarmış gibi yapan, sonra birden kötüleşince rüzgâr, boynunu bükerek aldanışının cezasına, çiçeğini kırıp rüzgâra vererek nasıl da kapandığının hüzünlü hikâyesiyle mi yalnızım?</p>
<p>O zaman yalnız olmak diye bir şey de yok. <em>(Allah kahretsin)</em>  Seçtiklerimizle baş başa kalmak diye bir şey var. Bazen hiç istemediklerimizle dolup taşarken etrafımız, umulmadık bir kalabalıkla kan ter içinde boğuşmak diye bir şey de var.</p>
<p>Hiç kimse yoksa bile etrafta, hafızamda Türk filmlerinden devşirme güzel bir replik var:</p>
<p>- Beni kendimle yalnız bırak Nalan, anılarımla baş başa kalmak istiyorum.</p>
<p>Bu sayıklamanın sahibine hiç sormuyoruz; anıların varsa nasıl tek başına kalabilirsin? Hem kendinle baş başa olmak da ne demek? Sen kendin değil misin? Kendin başka biri mi? İçerideki biri mi, dışarıdaki biri mi? Kendi suretini alıp karşına dinliyor musun arada bir peki sen? Ne diyor sana bana da söyler misin?</p>
<p>“Yalnızlık, paylaşılmaz… …paylaşılsa yalnızlık olmaz;” demiş, Özdemir Asaf. Benim iki sayfada dediğimi tek satırda demiş.  İşte bu yüzden çok seviyorum “yuvarlağın köşeleri”ni görebilenleri. <em>(yalnız kalmak istiyorum)<br />
</em></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/634/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/634/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/634/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/634/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/634/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/634/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/634/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/634/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/634/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/634/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/634/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/634/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/634/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/634/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/634/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/634/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=634&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/09/19/yalnizlik-kacinilmasi-zor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/beb0033b7fb0fa776bce11e7d0ad58a7?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ekremduzen</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/10/yalnizlik.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">yalnizlik.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.wordpress.com/wp-admin/" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Irak&#8217;ın İşgali -2- (Yalan Balonları Patlıyor -IV-)</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/08/09/irak_b/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/08/09/irak_b/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Aug 2007 13:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Kandemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ekonomi-Politik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/08/09/irak_b/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Kerem Kandemir Irak&#8217;ın İşgali -1- için klikleyin Yalan Balonları Patlıyor tefrikasının 1. bölümü 2. bölümü 3. bölümü 11 Eylül Sonrası: Altın Yılların sona ermekte olduğunun emarelerinden biri de, yeni binyılın ilk Amerikan başkanlık seçimini, Al Gore yerine oğul Bush&#8217;un kazanması olmuştu, diyebiliriz. Lakin, o dönemdeki endişeler (11 Eylül&#8217;den önce), Cumhuriyetçiler&#8217;in iktidara gelişiyle, A.B.D.&#8217;nin yine [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=627&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yazan:</strong> Kerem Kandemir</p>
<p><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/08/invasion-02.jpg?w=477" alt="invasion-02.jpg" align="left" /><u><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/08/09/irak_a/" target="_blank"><strong>Irak&#8217;ın İşgali -1-</strong> için klikleyin</a></u></p>
<p>Yalan Balonları Patlıyor tefrikasının<br />
<a href="http://yorumlayanlar.com/2007/07/19/emperyalizm-1/" target="_blank"><strong>1. bölümü</strong></a><br />
<a href="http://yorumlayanlar.com/2007/07/24/emperyalizm_2" target="_blank"><strong>2. bölümü</strong></a><br />
<a href="http://yorumlayanlar.com/2007/08/06/kuresellesme/" target="_blank"><strong>3. bölümü</strong></a></p>
<p><strong>11 Eylül Sonrası:</strong> <em>Altın Yıllar</em>ın sona ermekte olduğunun emarelerinden biri de, yeni binyılın ilk Amerikan başkanlık seçimini, Al Gore yerine oğul Bush&#8217;un kazanması olmuştu, diyebiliriz. Lakin, o dönemdeki endişeler (11 Eylül&#8217;den önce), Cumhuriyetçiler&#8217;in iktidara gelişiyle, A.B.D.&#8217;nin yine izolasyonist bir dış politikaya geri döneceği, dünyada olup bitenlere sırtını dönerek, kendi iç meselelerine yoğunlaşacağı yönündeydi. El Kaide hariç kim bilebilirdi ki, bizi bambaşka bir gelecek bekliyor.<span id="more-627"></span></p>
<p>Kapitalizmin sembolü İkiz Kuleler, yanarak-patlayarak, birer birer Manhattan Yarımadası&#8217;nın görkemli silüetinden silinirken, aynı saatlerde Amerikan savaş makinesinin beyni Pentagon da ağır yara alıyordu. Amerikan halkı, 11 Eylül sabahı başlayan bu dehşeti, gün boyunca televizyonlardan canlı izledi. Bu tür bir tecrübenin insan toplulukları üzerinde yaratacağı psikolojik travmanın boyutlarını kestirebilmek güç değil. Öyle ki, 50&#8242;lerin Amerikası&#8217;nı kuşatan komünizm korkusu, pencerelerinden insanların uçuştuğu, patlayan-çöken kule görüntülerinin yüreklere saldığı <em>şok ve dehşet</em> (shock &amp; awe) yanında hiç kalırdı. Dolayısıyla, Amerika&#8217;nın Soğuk Savaş Dönemi&#8217;nde, komünizm korkusuyla geliştirdiği reaktif politikaların gözü dönmüşlüğünün de, 11 Eylül şok ve dehşeti sonrasında sergileyeceği vahşet yanında, zemzemle yıkanmış gibi masum kalacağını varsaymak da çok yanıltıcı olmayacaktı. Örneğin, 11 Eylül&#8217;ü takip eden günlerde, benim kişisel tahminim, Amerika&#8217;nın, fazla vakit geçirmeksizin (ilk bir ay içerisinde), simultane olarak hem İran&#8217;ı, hem Suriye&#8217;yi, hem Kuzey Kore&#8217;yi, hem de Afganistan&#8217;ı vurabileceği yönündeydi. Zira, böyle masif bir hava saldırısı kampanyası için (&#8220;high value targets&#8221; diye tabir edilen, can kaybından ziyade ekonomik yıkımı hedefleyen sortilerle) konjonktür de çok uygundu. Sıcağı sıcağına, henüz yanan kule imgeleri dünya kamuoylarının hafızasında taptaze durmakta ve her haber programında  tekrar döndürülüyorken, kimselerin çıkıp da A.B.D.&#8217;ye &#8220;Dur be kardeşim, ne yapıyorsun? Delirdin mi?&#8221; diyecek hali yoktu.</p>
<p>Oysa, Bush yönetimi, kriz idaresinde, benim beklentimin çok ötesinde bir serinkanlılık sergiledi. Refleks tadında, ani ve reaksiyoner ataklar yerine, haftalarca, aylarca süren hazırlıkların ardından, planlı, programlı saldırılar başlatıldı, Afganistan&#8217;a (Taliban yönetimine) karşı.</p>
<p>Daha da ilginç ve önemli olansa, çok kısa bir süre içinde, <em>şahin</em> ruhlu <em><strong>neocon </strong></em>üst yönetim kadrosunun, Amerika&#8217;nın maruz kaldığı mega terör saldırısı karşısında, yeni bir doktrin geliştirmesiydi: &#8220;Teröre yataklık eden ülkelerle teröristler arasında ayrım gözetmeyeceğiz.&#8221; Aslında bu diskur, Suriye ve İran&#8217;ın hemen vurulması için çok uygundu. Yine de, Amerika, kendinden beklenmeyecek bir metanetle, intikam kampanyasını aylarca geciktirmeyi becerdi.</p>
<p>Taliban&#8217;ın devrilmesi ve ardından uluslararası koalisyonun, yerel güçlerden Kuzey Cephesi&#8217;yle birlikte, Afganistan&#8217;ı siyasi olarak yeniden yapılandırmaya başlaması, kulelerin yıkılmasına karşı verilen bir cevap olarak değerlendirildiğinde, dünya ve Amerikan halklarını tatmin etmekten çok uzaktı. Özellikle, Tora Bora&#8217;daki çatışmalarda gözlemlenen beceriksizliklere, Usame Bin Ladin&#8217;in elden kaçırılması da eklenince,  Afganistan Operasyonu, manasını büyük ölçüde yitirmiş oldu</p>
<p align="center">***</p>
<p>Şimdi, yalan balonlarını patlatma metaforumuz çerçevesinde, yeni bir tezimizi daha ortaya atalım:<strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Amerikan dış politikası bağlamında en fazla gözetilmesi gereken değer, A.B.D.&#8217;nin, dünya kamuoyları nezdindeki imajı/prestijidir.</strong></p>
<p>Dünyanın jandarmalığını yapabilmek, diğer uluslar arasındaki meselelerde ahlaki önder olarak racon kesebilmek ve hatta daha da önemlisi, ekonomik alandaki hakim konumunu (hegemony) uzun vadede de sürdürebilmek için, A.B.D.&#8217;nin, sevilen, takdir edilen bir ülke olarak algılanması gerekmektedir. Ne var ki, Amerika&#8217;nın, Bush gibi, zeka özürlü görüntüsü veren birini başkan seçmesiyle başlayan imaj erozyonu, 11 Eylül saldırılarında yıkılan kule görüntüleriyle iyice ivmelenmiş, Afganistan&#8217;da kıymet-i harbiyesi olan hedef bulamamaktan ötürü dağı taşı bombalamak zorunda kalmasıyla devam etmiş, Bin Ladin&#8217;i elinden kaçırmasıyla da doruk noktasına tırmanmıştır. Hem içeride, hem de dışarıda, aradan aylar geçmesine rağmen, beynine beynine yediği uçakların öcünü dahi almayı becerememiş bir yönetim/ülke görüntüsü oluşmuştur.</p>
<p>İşte bu aşamada, neocon kurmaylarının, analist ve stratejistlerinin, dudaklarında rahmetli Zeki Müren&#8217;in &#8220;Bir Yangının Külünü Yeniden Yakıp Geçtin&#8221; şarkısı, bayat bir yemeği ısıtıp yeniden oğul Bush&#8217;un önüne koyduklarını hayal edebiliriz: &#8220;Efendim, bize, 91&#8242;deki Körfez Savaşı tadında, medyatik bir savaş lazım. Hem babanızın yarım bıraktığı bir işi bitirmiş, eski bir hesabı kapatmış, hem de görece en düşük maliyetle, dünya kamuoyuna, onları tatmin edecek manyitüt (büyüklük) ve görsellikte bir savaş izleterek, 11 Eylül&#8217;e, Amerika&#8217;ya yakışır tarzda bir yanıt vermiş olursunuz.&#8221;</p>
<p>Hiç sanmıyoruz ama Bush&#8217;un, yukarıda speküle ettiklerimizden daha dişe dokunur, daha elle tutulur gerekçeler talep etmiş olması durumunda da, ajandalarından, Büyük Ortadoğu Projesi (Greater Middle East Plan) adını verdikleri senaryoyu çıkarıp masanın üzerine koymuş olabilirler. O tartışmaları da hayal etmemiz zor olmayacaktır:</p>
<p>Bush: &#8220;Çocuklar, anlamıyorsunuz. Ben sorunun köklerine inmek istiyorum. Ne alakası var şimdi yani, Irak&#8217;ın?&#8221;</p>
<p>Paul: &#8220;Efendim, izin verirseniz açıklamaya çalışayım: Bu köktenci İslami terörün Amerika&#8217;yı ana hedef olarak görme nedeni, bizi, Orta Doğu&#8217;da yaşanan sorunların kaynağı olarak algılamaları. Filistin sorununun temelinde, bizim İsrail&#8217;e koşulsuz ve sınırsız destek veriyor olmamızın yattığına inanıyorlar. Ayrıca, halklarını geri kalmışlığa ve sefalete mahkum eden Arap krallıklarına ve hanedanlara da, petrol karşılığında arka çıktığımızı düşünüyorlar. Demek istediğim, bölgedeki ülkelerin halklarının durumları iyileştirilimediği sürece, bu coğrafyalar, Amerika&#8217;ya karşı her şeyi göze alarak savaşacak insanlar yetiştirmeye devam edecek.&#8221;</p>
<p>Bush: &#8220;Tamam işte, ben de bunu kastediyorum. Irak&#8217;a saldırmak, bize yönelik nefreti arttırmaktan başka ne işe yarıyabilir ki?&#8221;</p>
<p>Paul: &#8220;Efendim, benim söylemek istediğim, uzun vadede, bu ülkelerin terörist üreten birer bataklık olmaktan çıkabilmesi için, klasik reçeteyi hayata geçirmeye gerek var. Yani, demokratikleşme, insan hakları, özgürlükler ve hızlı bir kalkınma için dışa açılmış piyasa ekonomisi&#8230; Bu ülkelerde, kendilerini meşru politik kanallardan ifade edebilen, ekonomik anlamda da kaybedecek şeyleri olmaya başlamış bir orta sınıf yaratabilirsek, bataklık kurumuş olacak. Lakin, tüm bunları tavsiye ve telkinlerle hayata geçirmek mümkün değil. Bizim önerimiz, bu proje için gerekirse güç kullanmaktan çekinmeyeceğimizi de göstererek, bir örnek, bir model ülke yaratmak. İşte Irak, bu açıdan ideal bir seçenek olarak görünüyor. Zira, hem halkı Saddam&#8217;dan nefret ediyor, hem de askeri yetenekleri çok sınırlı. Bu kez Bağdat&#8217;a kadar girip Saddam&#8217;ı devirirsek, ezilen halkın büyük sempatisini kazanmış olacağız. İşgali, işleyen bir yeni demokratik rejimin nüvelerini atana kadar sürdürdüğümüzde, ortaya çıkacak Irak tablosu, totaliter tüm komşu  ülkeleri ,benzer yönde hızlı adımlar atmaya zorlayacaktır. Irak&#8217;ta yaşanan sürecin tetiklemesiyle başlayacak siysi ve ekonomik zincirleme reaksiyon, tüm bölgenin, belki de, 15-20 yıl gibi görece çok kısa bir sürede kökten değişmesine yol açacaktır. Orta ve uzun vadede, Amerikan çıkarlarına daha iyi hizmet edebilecek bir plan düşünebiliyor musunuz?&#8221;</p>
<p align="center">***</p>
<p align="left">Bush&#8217;u ikna etmek için kullanılan senaryonun bu olduğuna inanıp inanmamanızın pek bir önemi yok. Önemli olan, gerçekten de, <strong>Amerika&#8217;nın uzun vadeli <em>ulusal çıkarlar</em>ı açısından, dünyanın her yerindeki tüm geri kalmış ülkelerin ve otoriter/totaliter rejimlerin, demokratikleşen ve küreselleşme sürecine adapte olarak zenginleşen ülkeler kervanına katılmalarının, en ideal gelecek kurgusu olmasıdır.</strong></p>
<p align="left">Bunu söylemiş olmamıza rağmen, tıpkı insanlar gibi, siyasi aktörlerin de, çoğu zaman rasyonel davranamadığını da aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor. Ülkelerin algıladıkları tehdit miktarı arttıkça, korkuya endeksli, irrasyonel ve yıkıcı tutum ve davranışlara yönelme eğilimleri de artmaktadır. &#8220;Manifesto&#8221; başlıklı yazımızda da belirttiğimiz üzere, dünya halklarının ekseriyeti, basit psikolojik harp teknikleri kullanılarak (propaganda, ideolojik indoktrinasyon vs.) korkutulmuş ve cinnete (departing from reality) sürüklenmişlerdir.</p>
<p align="left">Bizim açımızdan asıl çarpıcı olansa, tüm dünyada, güvenlik kaygılarını ön plana çıkaran, tehdit alglaması en yüksek kesimlerin, ne tesadüftür ki, aynı zamanda, statükonun korunmasından fayda sağlayan, muhafazakar, değişime, demokratikleşmeye, dışa açılmaya, serbestleşmeye en fazla direnen kesimler olmalarıdır.</p>
<p align="left">(Örneğin, &#8220;Laiklik tehlikede mi acaba? Eğer öyle bir durum varsa, buna izin vermeyeceğimizi, tepkimizi koyarak gösterelim.&#8221; diye meydanları dolduranlara, neden hemen kürsüden, &#8220;Aman unutmayın, siz aynı zamanda AB üyeliğine, A.B.D.&#8217;ye, küreselleşmeye falan da karşısınız.&#8221; propagandası yapılmıştır? Biraz komik değil mi, sizce de?)</p>
<p align="left">Elbette, her memleketin delisi, divanesi, faşisti, militaristi, gerilikten, statükodan, cehaletten besleneni var. Elbette, Amerika&#8217;nın da içinde, silah ya da petrol endüstrisinden, ticaretinden beslenen kesimler var. Elbette bunlar, çıkarlarını gözetmesi için Bush&#8217;un, Cumhuriyetçiler&#8217;in etrafında öbeklenirler. Elbette bunların kişisel çıkarı savaşlardan, çatışmaları azdırmaktan, petrol fiyatını arttırmakan geçer. Elbette bunlar dünyada istikrarsızlık olsun, A.B.D., oraya buraya saldırsın ister. Elbette bunlar, dünyayı Amerika için çok tehlikeli bir yer olarak algılamak ve herkese de öyle algıltmak ister.</p>
<p align="left">Bizde bile &#8220;Musul&#8217;u almazsak Diyarbakır&#8217;ı da elimizde tutamayız. Atatürk&#8217;ün de vasiyetiydi zaten.&#8221; diyenler yok mu? Azerbaycan&#8217;da darbe yapmaya çalışanlar olmadı mı? Devletin içinde, hatta tepelerinde, &#8220;Acaba İran ve Rusya ile alternatif bir ittifak senaryosu mu yazsak?&#8221; diye projeler yapanlar yok mu?</p>
<p align="left">Etimize, butumuza bakmadan, biz dahi yayılmacı fantezilerimize gem vurmuyoruz da, elin süper gücü, dünya egemeni A.B.D.&#8217;sinde, &#8220;Oradan girelim, buradan çıkalım&#8230;&#8221; diye heveslenen bir sürü çıkar gurubu, düşünce kuruluşu ya da mecnun neden olmasın?</p>
<p align="center">***</p>
<p align="left"><strong>SONUÇ: Bizim bu yazı dizisinde anlatmak istediğimiz temel mesele, dünyanın, kritik bir iktisadi transformasyon sürecine girmiş olduğuydu. Öyle ki, hem yerelde, hem de dünya ölçeğinde, tarımdan sanayiye, sanayiden de hizmetlere doğru hızla kayan iktisadi ağırlık merkezi, beraberinde üstyapı unsurlarını, yani ideolojileri, ahlakı ve siyaseti de  dönüştürmekte. Örneğin, telifin, patentin, finanasın önem (ağırlık) kazandığı yeni ekonomilerin hakimiyetine giren  ülkelerde, ideolojik olarak milliyetçiliği ya da ahlaki değer olarak toprağın yüceltilmesini öngören anlayışların, söz konusu dönüşümün çarkları </strong><strong>(tarihin motoru) </strong><strong>tarafından öğütüleceğini iddia ettik. Yeni ekonomilerin ve küreselleşmenin, eninde sonunda, hem toplam pastayı büyüterek refahı arttıracağını, hem de bu refahın dağılımını dengeleyerek dünyayı daha yaşanabilir, ekonomik, sosyal ve siyasal çatışma potansiyeli düşük, istikrarlı bir yer haline getireceğini anlatmaya çalıştık.     </strong></p>
<p align="left"><strong>Elbette bu dönşüm, bizim burada yazdığımız gibi kolayca ve kansız olmayacak. Çıkarları mevcut düzeni ve ekonomik, sosyal, siyasi yapıları korumaktan geçen gerici kesimler, olanca güçleriyle, bu süreci engellemeye çalışacaklar, kanlarının son damlasını akıtana dek direneceklerdir. Lakin, silah ya da petrol endüstrileri, iktisaden marjinalize oldukarı ölçüde, siyasi arenada da güçlerini yitirecekler ve marjinalize olacaklardır. Bunun aksini savlamak ilmen de mümkün değildir.</strong></p>
<p align="left"><strong>Bütün mesele, içine girdiğimiz bu dönüşüm sürecinin, uzun vadede, hem bütün memleketlerin hem de geçmiş/mevcut düzenden muzdarip olan geniş halk kitlelerinin yararına olduğunu kavrayabilmektedir. Aksi takdirde, mürtecilerin ve statükocuların, korkutmaya dayalı propagandalarına kapılarak, izolasyonist (dışa kapanmacı) ve anti-demokratik (özgürlükler yerine güvenlik ihtiyacını ön plana çıkaran)  politikalarına maruz kalır, -daha da kötüsü-  alet oluruz. </strong></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/627/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/627/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/627/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/627/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/627/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/627/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/627/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/627/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/627/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/627/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/627/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/627/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/627/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/627/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/627/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/627/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=627&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/08/09/irak_b/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/150d03a27d9da62e8553c5a250d90716?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">aftandis</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/08/invasion-02.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">invasion-02.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Irak&#8217;ın İşgali -1- (Yalan Balonları Patlıyor -IV-)</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/08/09/irak_a/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/08/09/irak_a/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Aug 2007 07:04:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Kandemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ekonomi-Politik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/08/09/irak_a/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Kerem Kandemir Yazının 1. bölümü 2. bölümü 3. bölümü Yalan balonlarını patlatma metaforuyla lanse ettiğimiz yazı dizimizin bu son bölümünde, şu ana kadar söylediklerimizle çelişir gibi görünen ve bu yüzden de ısrarla açıklamamız, kendi paradigmamızın içine oturtmamız istenen Irak&#8217;ın işgalini masaya yatıracağız. İlk iş olarak, ad hoc bir tez ortaya atalım: 11 Eylül olmasaydı, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=622&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left"> <strong>Yazan:</strong> Kerem Kandemir</p>
<p align="left"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/08/saddam01.jpg?w=477" alt="saddam01.jpg" align="left" />Yazının<br />
<a href="http://yorumlayanlar.com/2007/07/19/emperyalizm-1/" target="_blank"><strong>1. bölümü</strong></a><br />
<a href="http://yorumlayanlar.com/2007/07/24/emperyalizm_2" target="_blank"><strong>2. bölümü</strong></a><br />
<a href="http://yorumlayanlar.com/2007/08/06/kuresellesme/" target="_blank"><strong>3. bölümü</strong></a></p>
<p>Yalan balonlarını patlatma metaforuyla lanse ettiğimiz yazı dizimizin bu son bölümünde, şu ana kadar söylediklerimizle çelişir gibi görünen ve bu yüzden de ısrarla açıklamamız, kendi paradigmamızın içine oturtmamız istenen Irak&#8217;ın işgalini masaya yatıracağız.</p>
<p>İlk iş olarak, <em>ad hoc</em> bir tez ortaya atalım: 11 Eylül olmasaydı, Irak işgal edilmeyecekti. Yani, siyasi anlamda, Irak&#8217;ın neden işgal edildiği sorusuna yanıtlar ararken, bu faaliyeti, 11 Eylül saldırıları sonrasında oluşan bir bağlam (context) içerisinde yürütmemiz gerektiğini düşünüyorum. Nasıl ki dinazorlar, dünyaya dev bir meteor çarpmasaydı, belki milyonlarca yıl daha, egemen bir tür olarak yeryüzünde dolanacak idiyse, Saddam ve oğulları (hatta torunları) da, 11 Eylül yaşanmasaydı, kuvvetle muhtemeldi ki, saltanatlarını daha onyıllarca sürdürecekti.<span id="more-622"></span></p>
<p>Şimdi bu tezden hareketle, işgale kadar uzanan süreci analiz etmeye çalışalım:</p>
<p>Anımsanacağı üzere, Baba Bush&#8217;un zamanında gerçekleşen ilk körfez savaşında (1991), Irak ordusunun Kuveyt&#8217;ten çıkarılışının ardından, beklentilerin aksine, Saddam&#8217;ı devirmek üzere, A.B.D. birlikleri Irak&#8217;ın işgaline kalkışmamışlardı. Oysa hem askeri, hem de diplomatik açıdan, Bağdat&#8217;ı ele geçirmek, 2001&#8242;deki savaştan daha düşük maliyetli olabilirdi. Bize göre, bunun nedeni, Baba Bush&#8217;un, bir <em>çıkış stratejisi</em> olmaksızın işgale kalkışmayacak denli devlet adamlığı erdemine sahip olmasıdır. Zira, -alim olmaya gerek yok- Saddam rejimini devirmenin, yaratacağı siyasi destabilizasyon açısından arı kovanına çomak sokmaktan farksız olacağını, siyaset ilmiyle iştigal eden herkes, 20 yıl önce de bilmekteydi. Dolayısıyla, sorun, hiçbir zaman, işgalin kendisyle ilgili olmamıştır. Çözülmesi gereken ama bir türlü çözüm bulunamayan asıl mesele, Saddam&#8217;sız bir Ortadoğu denklemiyle, nasıl olup da istikrara ulaşılabileceğiydi.</p>
<p>Hal böyleyken, oğul Bush&#8217;un derdi neydi ki, işin nereye varacağına aldırmadan, apar topar, düzmece olduğu işgal öncesinde bile aşikar olan bir takım ipe sapa gelmez güvenlik gerekçeleriyle Amerika&#8217;yı bu beyhude işgale sürükledi? Önceki tefrikalarımızı okuduysanız, bizim bu hadiseye bakışımızın, soğuk savaş ezberleriyle komplo kurmaya meraklı guguş dünya entelejansiyasından farklı olacağını da tahmin edebilirsiniz. Guguş diyoruz, çünkü komplo teorisi geliştirmenin dahi bir adabı olmalıdır, asgaride bir tutarlılık, akla yatkınlık taşımalıdır. Oysa guguş dünya mentelektüelleri, ezrberlerini değiştirme gereği duymadılar bile: &#8220;Efendim, Amerika petrol bölgelerini ele geçirmeye, kaynakları ve geçiş güzergahlarını kontrolü altına almaya çalışıyor. Irak&#8217;ın işgali, bu çerçevede değerlendirilmeli.&#8221;</p>
<p>A.B.D.&#8217;nin petrol faturası (fiyatı petrole endeksli bir çok başka türev ürünü de hesaba katmalı), işgal öncesine kıyasla en az üç katına çıktı. Petrol fiyatındaki artış, yalnızca talepteki (Çin&#8217;in hızlı büyümesi vs.) artışıla değil, arz cephesinde, işgal nedeniyle ortaya çıkan istikrarsızlık ve geleceğe yönelik kaygıların artmasıyla da alakalıdır. Her yıl, işgal yüzünden Irak&#8217;a gömdüğü 300 milyar Dolar&#8217;ı da hesaba kattığınızda, A.B.D.&#8217;nin işgal zararını karşılaması için Irak&#8217;ın tüm petrolünü 100 yıl boyunca bedava alması bile yetmez. Öyleyse, petrol denklemi bağlamında, Amerika ne elde etmiştir? Bu dehşetengiz maliyeti ödemenin neticesinde, kısa, orta ya da uzun vadede ne kazanmıştır? Savaş öncesindekine kıyasla bölge üzerindeki kontrolü mü artmıştır? Geleceğe matuf petrol gereksinimlerinin karşılanmasını güvence altına falan mı almıştır? Dünyadaki petrol oyununun baş aktörü olarak işgal sayesinde bir sürü avantaj elde etti de bendeniz mi göremiyorum?</p>
<p>İşte ilimle komplonun farkı da bu noktada devreye giriyor. İlim yapıyorsanız, teorinizin olan bitenle örtüşmesi gerekiyor; sadece işkembe-i kübradan üfürmek yetmiyor. Lakin, yiğidi öldürürken, hakkını da yememeli: Komplo teorilerinin sırtını asla yere getiremezsiniz. Her daim, yeni <em>ad hoc</em>  hipotezler devreye sokularaktan, komplonuzun çürütülmesini sonsuza dek  engelleyebilirsiniz. Nitekim, bizim yukarıda yaptığımız sorgulamaya da, &#8220;Efendim, işgali yaparken niyeti petroldü ama evdeki hesap çarşıya uymadı. İşgalin faturasının bu kadar büyük olacağını kestirememiş.&#8221; türünden bir yanıt vererek, işin içinden, tereyağından kıl çeker gibi sıyrılmak, her daim mümkündür. Hatta, sevgili komplo teorisyenlerimiz, eğer, &#8220;Kalede nasıl olsa Davinci Code, Tapınak Şövalyeleri, Masonlar, Sabetaylar, okkült, fal, büyü, astroloji&#8230; Allah ne verdiyse bayıla bayıla yemek için bekleşen global bir kitle var. Dolayısıyla, elimizi korkak alıştırmayalım.&#8221; diye düşünerekten, &#8220;Efendim, A.B.D.&#8217;nin asıl niyeti, zaten Irak&#8217;ı parçalamak, bölgeyi istikrarsızlaştırmak ve Kürt devleti kurdurtmaktı. Bu gözle baktığınızda, işgal zaten çok başarılı olmuştur.&#8221; derlerse ne yapacaksınız?</p>
<p>Davranışlarını yorumlamaya çalıştığınız bir siyasi aktörün ille de niyetlerini tahmin etmeye çalışacaksanız, en azından, bir insandan bile dah karmaşık bir yapıyla iştigal ettiğinizin bilinciyle, o aktörü yakından tanımaya çalışmanız gerekir. Dolayısıyla, gelin biz de, A.B.D.&#8217;nin, Irak&#8217;ın işgaline yol açan niyetleri konusunda fikir yürütebilmek için, onun karar mekanizmalarına etki eden muhtelif faktörleri tespit ederek başlayalım işe.</p>
<p>Tarihsel perspektifimizi korumak açısından A.B.D.&#8217;nin dış politakasını bir kaç dönem altında incelememiz mümkündür: Soğuk Savaş öncesi, Soğuk Savaş ve Soğuk Savaş sonrası. Bilahare, Soğuk Savaş sonrası da, 11 Eylül öncesi ve 11 Eylül sonrası olarak iki alt kategori altında incelenmelidir. Şimdi kısaca, bu dönemlerin karakteristiklerini meydana getiren ayırt edici yaklaşım farklılıklarına bir göz atalım:</p>
<p><strong>Soğuk Savaş Öncesi: </strong>İngiltere&#8217;den bağımsızlığını kazanmasının ve İç Savaş&#8217;la siyasi birliğini sağlamasının ardından,  A.B.D., Eski Dünya&#8217;nın çatışmalarından uzak, kendi halinde, hızla sanayileşen ve her anlamda hızla güçlenen bir ülke görünümündedir. Bu göz kamaştırıcı gelişim sürecinin arka planında, değişime adapte olma becerisi görece çok yüksek bir göçmen nüfusuna sahip olmak (bkz. Pragmatizmin doğuşu), doğal zenginliklerle dolu, uçsuz bucaksız, verimli bir coğrafya, insan hakları ve demokrasi gibi siyasi, girişim özgürlüğü gibi iktisadi liberalizm değerlerine referans veren bir kuruluş felsefesi yatmaktadır.</p>
<p>İşlenmeyi bekleyen koca bir kıta, inşa edilmesi gereken yeni bir medeniyet varken, komşuları Meksika ve Kanada&#8217;yla barışı tesis etmiş, kendini her açıdan güvende hisseden (ne de olsa, bağımsızlığını, <em>üzerinde güneş batmayan</em> Britanya İmparatorluğu&#8217;nu dize getirerek kazanmış) bir ülke olarak Birleşik Devletler&#8217;in, 20. yüzyılın başlarına kadar, dünyanın geri kalanında olup bitenlere pek ilgi göstermediğini söylemek yanlış olmayacaktır. Örneğin, o dönem A.B.D.&#8217;sinin en önemli dış politika hedeflerinden biri, Amerika kıtalarını ayıracak bir kanal inşa etmekti.</p>
<p>I. Dünya Savaşı, A.B.D.&#8217;nin bu <em>umursamaz</em> tavrını değiştirmeye zorlayan büyük olaylardan biridir. Avrupa&#8217;nın <em>güçler dengesi</em>ne (ballance of power) dayalı, bitip tükenmek bilmeyen bir savaşlar silsilesiyle örülü siyaset sahnesinin içine çekilmek, her ne kadar A.B.D.&#8217;nin doğal tercihi olmasa da, Almanya&#8217;nın İngiltere&#8217;ye uyguladığı denizaltı ablukası yüzünden zarar gören ticari ilişkileri (ekonomik çıkarları), savaşa girmek suretiyle, savaşın bir an önce sona ermesine katkıda bulunmak arzusu, 1917&#8242;de, o tarihe kadar nötral kalmayı tercih eden A.B.D.&#8217;nin Almanya&#8217;ya savaş ilan etmesine yol açar (Almanya&#8217;nın, Meksika&#8217;ya, A.B.D.&#8217;ye karşı ittifak kurma teklifi götürdüğüne ilişkin bir belgenin ele geçirilmesi de, kuşkusuz katalizör etkisi yapmıştır).</p>
<p>Bu dönemde, A.B.D.&#8217;nin, dünyanın geri kalanına ilişkin niyetlerinin neler olduğunu bize gösterecek en önemli belge <strong><em>Wilson İlkeleri</em></strong>&#8216;dir. İşin ironik tarafı, Başkan Wilson&#8217;un barışı, refahı, özgürlük ve demokrasiyi tüm dünyaya yayma çabaları, bizzat pek çok Amerikalı tarafından <strong><em>ulusal çıkarlar</em></strong>a aykırı girişimler olarak değerlendirilmiştir.</p>
<p>Savaş sonrasında Milletler Cemiyeti (League of Nations) projesi çerçevesindeki etkinlikler haricinde, A.B.D.&#8217;nin, izolasyonist dış siyasetini sürdürme eğiliminde olduğu görülmüştür.</p>
<p><strong>Soğuk Savaş Dönemi:</strong> II. Dünya Savaşı ve ardından girişilen Soğuk Savaş, Amerikan dış siyaseti açısından bir dönüm noktasıdır. Pearl Harbour Baskını&#8217;yla, ilk kez kendi topraklarında bir saldırıya maruz kalarak II. Dünya Savaşı&#8217;nın içine çekilen A.B.D., o tarihten itibaren, izolasyonun kendisi için yararlı bir dış siyaset seçeneği olamayacağını idrak etmiştir. Dünyanın geri kalanında olup bitenlerin, eninde sonunda, istese de istemese de kendi istikrarını da etkilediğini gören A.B.D., <em>proaktif</em> bir dış politika geliştirmeye başlamıştır.</p>
<p>Akademik alanda ilk kez <em>uluslararası ilişkiler</em> bölümleri kurulmuş, binlerce üniversite, enstitü ve düşünce kuruluşu aracılığıyla dünyada olup bitenleri izlemeye, anlamaya ve kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmek için gereken strateji ve taktikleri belirlemeye çalışan kadrolar yetiştirilmiştir.</p>
<p>Japonya ve Almanya&#8217;nın işgali, Kore Savaşı, NATO, Domino Teorisi ve Marshall Planı, Yeşil Kuşak Projesi, Vietnam Savaşı, Güney Amerika&#8217;daki sayısız darbeler&#8230; Hepsi de, yeni Amerikan Dış Politikası&#8217;nın, Soğuk Savaş Dönemi&#8217;ne damgasını vuran görünümleridir. Birkaç cümleyle özetlemek gerekirse bu, korkuyla beslenen (içeride McCarthycilik olarak nitelenen, Amerikan halkının kaymak tabakasını, entelektüellerini, kanaat önderlerini siyasi baskıyla sindirmeye çalışan) bir anti-komünizm furyasıydı. İlkel içgüdülere referansla şekillendirilen her politika gibi irrasyonel, saldırgan ve ahlak yoksunuydu. 1950 ve 1990 yılları arasında, komünizmin dünyaya yayılmasını engellemek adına, içlerinde Usame Bin Ladin&#8217;in de bulunduğu her türlü siyasi aktörle -faşist, terörist, köktenci demeden- işbirliği yapılmış, pek çok ülkede, doğal demokratik devinimin sosyalizan iktidarlar meydana getirme eğilimi gösterdiği durumlarda, rejimlerin, askeri darbelerle, faşist diktatörlüklere dönştürülmesi sağlanmıştır. Amerikan <em>ulusal çıkarlar</em>ına (Soğuk Savaş denkleminde, bunun tekabülü komünizmle mücadele idi) hizmet ettiği düşünüldüğü sürece, halklarına zulüm ve işkence etmekle ünlenmiş katliamcı diktatörlükler (örneğin Irak&#8217;ın Baas rejimi), krallıklar, emirlikler, şeyhlikler, şahlıklar korunmuş ve hatta her türlü destekle semirtilmiştir (Taliban dahil).</p>
<p>Soğuk Savaş Dönemi, pek çok ülke için olduğu gibi (Örneğin Sovyetler Birliği ve Çin&#8217;in yaptıkları daha da beterdir) A.B.D. tarihi açısından tam bir yüz karasıdır.</p>
<p><strong>Soğuk Savaş Sonrası (11 Eylül Öncesi): </strong><em>Büyük şeytan  </em>olarak adlandırılan Sovyetler Birliği&#8217;nde rejiminin çökmesiyle, tabiri caizse takke düşmüş ve kel görünmüştür. O zamana kadar nükleer silahların gölgesinde kurulan dehşet dengesi, dünyanın, iki süper gücün etrafında şekillenen,  iki kutuplu bir sisteme sahip olduğu yanılsamasını yaratmaktaydı. Soğuk Savaş&#8217;ın ideolojik propaganda yorganlarının yırtılmasıyla, aslında tek bir süper gücün olduğu ortaya çıktı. Ezberleri bozan bu uyanış sürecinin ilk yıllarında, hem A.B.D.&#8217;nin kendisini ve dünyayı, hem de dünyanın A.B.D.&#8217;yi algılama biçimi değişmeye başladı.</p>
<p>Benim açımdan, söz konusu dönemi, özellikle de Clinton iktidarında geçen sekiz yılı , altın yıllar olarak nitelemek mümkün. Zira, komünizm tehdidinden kurtulan, müdahil olmadığı takdirde, bir yerlerde, devrimlerin kapıda olduğu korkusunu yenen A.B.D., C.I.A merkezli bir dış politika yürütme gereği kalmadığını da görmeye başladı. Aksine, artık, yeniden, Wilson&#8217;un ideallerini hayata geçirmek doğrultusunda, iyiliksever bir güç olarak (benovelent hegemon), dünyanın <em><strong>ahlaki önderliği</strong></em>ni (moral leadership) üstlenebilirdi. Üstelik, Soğuk Savaş Dönemi&#8217;nden miras kalan, dünyanın 70 ayrı ülkesine yayılmış 700&#8242;den fazla askeri üs, sonsuza dek okyanusları dolaşarak dünyanın her yerini vurabilecek nükleer denizaltılar, nükleer uçak gemileri, kıtalar arası hedefleri vurup dönebilecek görünmez uçaklarla, bu önderlik işini hayata geçirmesine imkan verecek askeri altyapıya da sahipti. Burada, dikkat edilmesi gereken husus, dünyaya ahlaken önderlik etme mevhumu ya da misyonuyla, <strong><em>dünya jandarmalığı</em></strong>nın, fazlasıyla örtüşen görev kümelerine sahip olmalarıdır.</p>
<p>Soğuk Savaş&#8217;ın sona ermesiyle başlayan yeni döneme uyacak ve A.B.D.&#8217;nin kendine biçtiği yeni rolü meşrulaştıracak, yeni bir ideolojik tasarıma gereksinim duyulmaktaydı. İşte <strong>küreselleşme</strong> iktisadi alanda, <strong>Yeni Dünya Düzeni</strong> (New World Order) ise siyasi alanda, 21. yüzyılın <em>üstyapı</em>sını oluşturmak üzere piyasaya sürüldüler. Birinci Körfez Savaşı&#8217;nı, yeni dönemin ilk icraatı olarak da değerlendirebiliriz: Başka bir ülkeyi işgale kalkan Irak&#8217;a, A.B.D. önderliğindeki uluslararası bir askeri koalisyon tarafından  haddi bildirilmiştir. Clinton&#8217;lu yıllara damgasını vuran dış politika hamlelerine baktığımızda da (Somali, Bosna Hersek ve Kosova müdahaleleri), bunların, bütün dünyanın onayını ve takdirini kazanan uygulamalar olduklarını söyleyebiliriz. Dünya jandarması A.B.D., soykırımlara müsade etmemektedir. Anımsarsanız, o zamanki eleştiriler, daha ziyade, A.B.D. müdahalelerinin gecikmiş olmalarına ilişkindi. Hatta, Clinton yönetimi, iktidar sonrası yıllarında, daha aktif bir dış politika izlememekle, El Kaide&#8217;nin yükselişine imkan vermekle eleştirilmiştir.</p>
<p>Özetle, <em><strong>altın yıllar</strong></em>, A.B.D.&#8217;nin popülaritesinin ve prestijinin tavan yaptığı (İzmit Depremi ardından Türkiye&#8217;yi ziyaret eden Clinton&#8217;un,  kucağına aldığı ve burnunu ellemesine izin verdiği depremzede bebekle olan pozunu gözünüzün önüne getirin), tüm dünyaya daha güzel bir gelecek vaat eden yıllardı. Tek süper güç olarak algılanmasına rağmen, dış politikada özenli, tek başına ve tek taraflı olarak (unileteral) hareket etmeyen, sorumlu bir portre çizen A.B.D., yeniden, insan hakları ve demokrasi gibi değerleri ön plana çıkarmaya başlıyor,  Noriega gibi, Soğuk Savaş Dönemin&#8217;de kendi elleriyle yarattığı canavarları beslemeyi kesiyordu.<a href="http://yorumlayanlar.com/2007/08/09/irak_b/"><u> [yazının devamı]</u></a>
</p>
<p align="center"><strong>*** </strong></p>
<p><strong>Not:  </strong>Irak&#8217;ın İşgali yazımızı, uzun olması hasebiyle iki bölüm halinde yayınlaycağız. İkinci bölümde, -kaldığımız yerden- 11 Eylül sonrasında Amerikan dış politikasında görülen değişiklikleri ve Irak&#8217;ın işgali ile neticelenen sürecin arka planını irdelemeye devam edeceğiz.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/622/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/622/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/622/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/622/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/622/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/622/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/622/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/622/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/622/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/622/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/622/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/622/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/622/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/622/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/622/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/622/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=622&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/08/09/irak_a/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/150d03a27d9da62e8553c5a250d90716?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">aftandis</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/08/saddam01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">saddam01.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Mukaddime (Yunus &#8211; Bektaş Veli Diyalektiği)</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/08/09/yunus_taptuk/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/08/09/yunus_taptuk/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Aug 2007 07:03:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Kandemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nefesler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/08/09/yunus_taptuk/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Babilli Emmanuel &#8220;Haddini, nefes vermeye kalkışacak denli yukarılara çeken biri ya mecnundur ya da aşkın ruhların piri.&#8221; Farkındayım; zamane insanı, nefeslere itibar etmeyi bilmiyor. Daha ziyade, televizyonda gördüğü sadist, psikopat dizi kahramanlarının ağzından dökülen, çirkefe bandırılmış sözlerden müteessir oluyor. Zayıf kişiliği yüzünden, hayatın ona biçtiği kronik kurban rolünü taşıyabilmek için, gücetaparlığı, bir savunma mekanizması [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=506&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/bektash-last1.jpg?w=477" alt="bektash-last1.jpg" align="left" /></p>
<p><strong>Yazan: </strong>Babilli Emmanuel</p>
<p><em>&#8220;Haddini, nefes vermeye kalkışacak denli yukarılara çeken biri ya mecnundur ya da aşkın ruhların piri.&#8221;<br />
</em></p>
<p>Farkındayım; zamane insanı, nefeslere itibar etmeyi bilmiyor. Daha ziyade, televizyonda gördüğü sadist, psikopat dizi kahramanlarının ağzından dökülen, çirkefe bandırılmış sözlerden müteessir oluyor. Zayıf kişiliği yüzünden, hayatın ona biçtiği kronik kurban rolünü taşıyabilmek için, gücetaparlığı, bir savunma mekanizması olarak geliştirmek durumunda kalıyor.</p>
<p>O halde, bu nefeslerin, bu devirde, kendilerini gerçekleyecek bedenler bulamayacağı -bu denli- aşikarken, neden üflüyoruz onları, -kös develeri gibi- kulakları mühürlenmiş ruhlara doğru?<span id="more-506"></span> Çünkü bir tek ferdin dahi sonsuz değeri vardır. Çünkü bir tek yüreği, tek bir an için ferahlatmanın veya bir dimağı, yalnızca bir kaç saniyeliğine aydınlatmanın bile, -kendi tanrılarını yaratanların evreninde- sonsuz sevabı vardır.</p>
<p>Farkındayım; herkes, nasibi neyse, en fazla o kadarını alabilecek bu nefeslerden. Her bünye, üflediklerimizin kaldıramadığı kısmını kusacak; işin doğası böyle.</p>
<p>Burası, bilimle felsefenin herc-ü merc olduğu, kelamın estetik şerbetine bandırılarak sunulduğu yerdir. Nefeslerin ruhlara üflendiği <em>ilim</em> <em>alemi</em>dir. Heybende, akıl namına neyin varsa gel, dikil karşıma. Niyetin iyiyse, canımı da al, git. Lakin, ne nefsim Mevlana kadar bağışlayıcı, ne de nefesim onun kadar kuvvetli. Dolayısıyla, &#8220;Kim olursan ol, ne olursan ol, gel.&#8221; diyemem sana. İlmim, <em>kötü</em>yü <em>iyi</em> etmeye muktedir değil. Benimkisi, zaten iyileşmeye meyyal ruhların ayağına gelen hekim misali. Biat etmeyi bilmiyorsan, sana verecek bir şeyim yok; meclisimde durma boşuna.</p>
<p align="center"><strong>* * * </strong></p>
<p align="left">Yunus&#8217;un <em>emre</em>liğe soyunuşunun ironik öyküsünü duymuşsunuzdur, elbet. Yine de, nefeslerime başlarken, pek sevdiğim bir versiyonunu, buradan da neşretmeyi, -beslendiğim kültürel mirası yeniden üretmek bağlamında- bir borç biliyorum:</p>
<p align="left"><font color="#000000">Kimse anasının karnından Yunus Emre olarak doğmuyor ya işte, Yunus da, zamanında, bir garip rençbermiş, Anadolu&#8217;nun çorak köylerinden birinde yaşamakta olan. Lakin, kumaşında emreliğin nüvesi var tabii; ergen yaşlara gelip de aklı ermeye başladığında, kronik bir depresyonun pençesine düşüyor. Zira, bünye hassasiyeti (üstün empati becerisi) hem bir <em>keramet</em>, hem de <em>lanet</em>tir. Yaslı olanla yaslanıyor; dertli olanla dertleniyor bizim Yunus. Adeta, tüm dünyanın yükünü sırtında, tüm insanlığın acısını yüreğinde taşıyor.</font></p>
<p align="left"><font color="#000000">Derken, bir yaz, köyde müthiş bir kuraklık, ardından da kıtlık oluyor. Köylüler biçare, açlıktan kırılmaktalar. Yunus&#8217;un aklına, köyüne birkaç kilometre uzaklıktaki dergaha gidip, köyün yaşlılarından, sürekli hakkında hikayeler dinlediği Hacı Bektaş Veli&#8217;den yardım istemek gelir. Vakit geçirmeden yola koyulur. Ne var ki, fakir ve cahil bir köylü çocuğu da olsa, şeyhin karşısına eli boş çıkmamayı bilecek kadar da zarafet sahibidir. Yolunun üzerinde rastladığı yabani elma ağaçlarından, bir miktar meyve toplar.</font></p>
<p align="left"><font color="#000000">Huzura vardığında, Hacı Bektaş, genç Yunus&#8217;un tavırlarından pek hoşnut kalır. Derhal karnının doyurulmasını, ardından da birkaç gün dergahta kalıp dinlendirilmesisni buyurur. Yunus, izzet, ikram içinde dinlenedursun, Bektaş Veli Hazretleri, dervişlerinden biri aracılığıyla kendisine haber gönderir: &#8220;İsterse, Yunus&#8217;a, getirdiği elmalar karşılığında, buğday vermek yerine bir nefes vereyim.&#8221;</font></p>
<p align="left"><font color="#000000">Hacı Bektaş&#8217;ın teklifi, genç Yunus&#8217;u <em>çatışma</em>ya sürüklemiştir. Bir yanda, açlıktan kırılmakta olan ve dergahtan yiyecekle dönmesini dört gözle bekleyen köylüsü, diğer tarafta, Yunus&#8217;un varoluş problemine gark olmuş zavallı ruhuna şifa verecek bir şıh nefesi&#8230;</font></p>
<p align="left"><font color="#000000">Epey bir bocalamanın ardından, özgeci damarı ağır basar Yunus&#8217;un. Köylüsü için buğdayı almak zorunda hisseder kendini.</font></p>
<p align="left"><font color="#000000">Haber Bektaş Veli&#8217;ye ulaştığında, bir teklif daha yapar, pirlerin piri: &#8220;Söyleyin, isterse, buğday yerine, ona, getirdiği her elma için bir nefes edeyim.&#8221;</font></p>
<p align="left"><font color="#000000">Teklif kendisine iletildiğinde, Yunus bu kez daha da şiddetli bir anksiyeteyle kıvranmaya başlar. Getirdiği her elma için bir nefes verilmesi demek, sadece kendi varoluş problemini değil, belki de, bütün alemlerin  gizini çözecek kadar vukufla dolması manasına gelecektir.</font></p>
<p align="left"><font color="#000000">Ne var ki, Yunus&#8217;un yüreği, kendisi için değil, tüm insanlık için atmaktadır. Bektaş Veli&#8217;nin teklifini, içi kan ağlayarak reddeder.</font></p>
<p align="left"><font color="#000000">Sonuçta, Yunus, dergahtan, yanına çuvallar dolusu buğday yüklü bir katır katılarak gönderilir. Köylüsü sevinçlidir. Kurak yıl atlatılır. Lakin, Yunus, daha önce geri çevirmek zorunda kaldığı nefesleri alabilmek için geri döner.</font></p>
<p align="left"><font color="#000000">Rivayet odur ki, evvelce kendisine bir çıkın elma karşılığı teklif edilen nefesleri alabilmek için, Yunus, ömrünün neredeyse yarısını, Taptuk Emre&#8217;nin  hizmetinde, onun dergahına, ormandan odun taşımakla geçirir.</font></p>
<p align="center">***</p>
<p align="left">Mürşit ihtiyacı tarihsel bir salınım gösterir, her devirde aynı şiddette değildir. Örneğin, büyük devrimlerin, altüst oluşların, dönüşümlerin ya da sosyal felaketlerin hemen öncesinde ve sonrasında, -tarihin daha yavaş yazıldığı, görece durağan dönemlere kıyasla- mürşitlerin ehemmiyeti de artar.</p>
<p align="left">Yirminci yüzyılın başından bu yana, birbirini tetikleyen ekono-teknolojik gelişim zincirlerinin etkisiyle, <em>sosyal transformasyon</em> da, geçmiş çağlara kıyasla, muazzam hızlara ulaştı. Bir neslin çocuklarına aktardığı <em>yaşam bilgisi</em> (kültür), o çocukların erişkinlik döneminde, -kendilerini içinde yaşarken buldukları ortam bağlamında- neredeyse tümüyle işlevsiz ve geçersiz kalır oldu. <em><strong>A</strong><strong>nomi</strong> </em>diye tabir ettiğimiz bu durumun kronikleşmeye başlaması, mürşit gereksiniminin doruk noktasına çıktığının da bir göstergesi, aynı zamanda. Öte yandan, günümüz ekonomileriyse, giderek daha fazla oranda <em>bireyleşmiş</em> insana, yani yaratıcı işgücüne ihtiyaç duyuyor. Dolayısıyla, geçmiş zaman cemaatleşmelerinin kul-mürit-talebe tarzındaki homojen, <em>sosyal böceksi  </em>insan modelinden çok farklı, kişisel gelişimi yücelten, eleştirel, sorgulayıcı, çoğulcu ama aynı zamanda, bir bütünün parçaları olarak varolmanın getirdiği anlamı da yaşamlarına kazandırmak için gereken ahlaki değerleri içselleştirme hevesinde olan, yeni bir insan tipi yaratılmalı. Projemiz bu olacak&#8230;</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/506/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/506/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/506/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/506/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/506/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/506/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/506/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/506/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/506/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/506/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/506/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/506/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/506/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/506/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/506/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/506/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=506&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/08/09/yunus_taptuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/150d03a27d9da62e8553c5a250d90716?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">aftandis</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/bektash-last1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">bektash-last1.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Küreselleşen Dünyada Bastığın Yeri Toprak Deyip Geçme!</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/08/06/kuresellesen-dunyada-bastigin-yeri-toprak-deyip-gecme/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/08/06/kuresellesen-dunyada-bastigin-yeri-toprak-deyip-gecme/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Aug 2007 20:48:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tevfik Ayhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ekonomi-Politik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/08/06/kuresellesen-dunyada-bastigin-yeri-toprak-deyip-gecme/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Tevfik Ayhan Yusyuvarlak Küreselleşme denen fenomen aslen neolitik çağdan beri yavaş yavaş oluşmaktaydı. Geçtiğimiz yüzyılda yaşanan teknolojik gelişmeler, taşıma, ulaştırma ve iletişim gibi alanlarda yeni bir çığır açarak bu fenomeni belirgin bir trend haline getirdiler. Soğuk savaşın bitmesiyle de bunun önündeki siyasal engeller kalktı ve şaşırtıcı olmayan bir şekilde bundan bahsedilmeye başlandı. Küreselleşme esasen [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=620&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/08/toprak01.jpg?w=477" alt="toprak01.jpg" align="left" /><strong>Yazan:</strong> <a href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/01/tevfik-ayhan-kulliyati/">Tevfik Ayhan</a></p>
<p><strong>Yusyuvarlak</strong></p>
<p>Küreselleşme denen fenomen aslen neolitik çağdan beri yavaş yavaş oluşmaktaydı. Geçtiğimiz yüzyılda yaşanan teknolojik gelişmeler, taşıma, ulaştırma ve iletişim gibi alanlarda yeni bir çığır açarak bu fenomeni belirgin bir trend haline getirdiler. Soğuk savaşın bitmesiyle de bunun önündeki siyasal engeller kalktı ve şaşırtıcı olmayan bir şekilde bundan bahsedilmeye başlandı.</p>
<p>Küreselleşme esasen dünya üzerindeki mesafelerin pratikte kısalmasıdır (daha kolay katedilmesidir). Hal böyle olunca, malların, bilginin ve sermayenin akışı nispeten kolaylaşmaktadır. Bunu mümkün kılan bir diğer etken de -siyasi olarak- gümrük duvarlarının yıkılıyor oluşudur. Aslen insanların akışı da kolaylaşmaktadır ancak bunun önünde belirgin siyasi engeller vardır bugün.<span id="more-620"></span></p>
<p>Bu akışlar bugün mümkün&#8230; Ama niye olsun? Halihazırda dünyanın değişik coğrafyalarındaki görece zenginlik farkı buradaki dinamiği oluşturmaktadır. Görece zengin ülkelerdeki yüksek işgücü maliyeti ve işgücü pazarının sosyal devlet mekanizmalarıyla esnekliğinin yitmiş olması, mal üretiminin, işgücünün katbekat daha ucuz olduğu birtakım &#8220;gelişmekte olan&#8221; ülkelere kaymasına sebep oluyor. Bu ülkeler de kalkınmalarını ihracata dayalı bir şekilde kuruyorlar. Hatta hizmetlerin de bir kısmı bu şekilde delokalize olabiliyor (Hindistan ve Romanya&#8217;daki çağrı merkezleri gibi).</p>
<p>Bu dinamik, bileşik kaplar gibi, &#8220;gelişmekte olan&#8221; ülkelerde işgücü maliyetinin &#8220;gelişmiş&#8221; ülkelerdekine kıyaslanabilir bir düzeye gelmesiyle son bulacaktır. Bu da bir anlamda zenginliklerin coğrafî olarak daha adil dağılımı ile sonuçlanacak, dünya artık &#8220;küreselleşmiş&#8221; olacak ve bu hızlı hareket bir son bulacaktır. Bu arada, bu süreçten neredeyse hiç nemalanamayan Afrika gibi bölgelerin gelecekleri ise meçhuldür. Bunun dışında, çalışan ve marijinal (çalışmayan, sistem dışı) kitlelerin bu görece coğrafî adaletten nasıl nemalanacakları da yakından takip edilmesi gereken bir husustur. Çünkü bu süreç, pekalâ değişik ülkelerin çalışan sınıflarını birbirleriyle yarıştırarak, bir nevi açık indirme usulüne de dönüşebilir.</p>
<p>Bu süreç içerisinde, &#8220;gelişmiş&#8221; ülkelerin çalışan kesimleri büyük acılar çekecektir. Buralarda kapanan fabrikalarda onyıllarca çalışmış insanları başka bir iş koluna kaydımak çok güç olacaktır. Bu ülkeler, hizmete dayalı iç ekonomilerine ek olarak, dış ticaret dengelerinde aldıkları mallara karşı bir şeyler satmak zorunda olduklarından, yüksek teknolojili mallara ve telif/patent türü yumaşak gri metalara yönelmek zorunda kalacaklardır.</p>
<p>&#8220;Gelişmiş&#8221; ülkelerin bu telif/patent işinde ne denli başarılı olacakları bir muammadır. Büyük ihtimalle bu, ülkesine göre değişecektir.</p>
<p>Telif/patent haklarına karşılık mal alabilmek ancak hatırı sayılır seviyede caydırıcı askerî güç sayesinde mümkündür. Bunun da ABD lehine daha ne kadar süreceği meçhuldür. Bunun dışında, üretimin kaydığı yerlerde patent kayıtları zamanla artacak, üretimden uzak yerlerde (bunun işlem bilgilerinden uzaklaşan ülkelerde) patent üretimi zamanla zorlaşacaktır.</p>
<p>Telifli ürünlerde ise durum bir nebze farklıdır. Yazılım, tıpkı mal üretimi gibi başka diyarlara kayabilecek bir üründür. Kültür ürünlerinin dışa satımı ise (kitap, sinema, müzik, vs), &#8220;gelişmiş&#8221; ülkelerin (özellikle ABD&#8217;nin) dünya çapında kültür hegemonyalarını sürdürmelerine bağlıdır. Gelişmekte olan ülkelerde, kalkınmayla birlikte, kendi kültürel ürünlerini de ortaya koymak gibi bir meyille karşılaşılabilir. Nitekim, Hindistan&#8217;da hatırı sayılır bir sinema sektörü vardır. Bunun Çin&#8217;de de gerçekleşmesi mümkün gözüküyor.</p>
<p>Telif konusunda bir diğer dikkate alınması gereken olgu da Internettir. Yasal düzenlemeler ne olursa olsun, internet ortamında telifli eserleri paylaşma alışkanlığı, gittikçe yaygınlaşan, teknik olarak kontrolü son derece zor bir fenomendir. Öyle gözüküyor ki, askeri hegemonya sayesinde başka ülkelerde çıkarttılan telif yasaları, artık bilgisayar ortamında istediği esere birkaç klikle ulaşabilen bireyler karşısında çaresiz kalmaktadır.</p>
<p>Öyle gözüküyor ki, &#8220;gelişmiş&#8221; ülkeler, uzmanlık alanlarını telif/patente kaydırabilseler bile (ki bu kendi başına birkaç nesil alacak zor bir transformasyondur), bu alanda sürdürülebilir bir başarı sağlamaları zordur.</p>
<p>Bu durumda, başta AB ve ABD gibi bazı blokların, orta vadede, en azından bir süre için, zor durumda kalacak geniş halk kesimlerinin sesine kulak vererek, yeniden gümrük duvarlarını ve benzeri yöntemleri masanın üzerine getirmeleri muhtemeldir. Bu kısa vadede güçtür zira bu ülkelerdeki etkin finans/sermaye çevreleri halen küreselleşmeden hatırı sayılır bir pay almaya devam etmektedirler. Hükümetler üzerindeki etkilerini de bu meyile destek olmak şeklinde görüyoruz. Ancak bu durum ilelebet devam etmeyebilir. Kaldı ki acı çeken halk kitlelerine ilelebet kulak tıkamak da demokratik rejimlerde görülme ihtimali zayıf bir olasılıktır.</p>
<p>Bu sekansta Çin&#8217;nin askeri/eknomik gücünün ne raddeye ulaşmış olacağı belirleyici olacaktır. Eğer Çin&#8217;in gücü o zaman ABD ile kıyaslanabilir hale gelmişse, &#8220;gelişmiş&#8221; ülkelerin bu manevralarında başarı kazanmaları ihtimali zayıflar ve küreselleşme, bu hızıyla olmasa bile süregitmeye devam eder.</p>
<p>Bu arada dikkat edilmesi gereken başka bir husus, başta Çin olmak üzere bir takım &#8220;gelişmekte olan&#8221; ülkelerin, paralarının değerlerini serbest piyasa dengelerinden sıyrılmış bir şekilde düşük tutma eğilimleridir. Eğer bu böyle uzunca bir süre devam ederse, malların üretiminin bu ülkere kayması fenomeninde bir &#8220;over-shoot&#8221; olgusuyla karşılaşabiliriz.</p>
<p>Peki iş burada bitecek mi? Büyük olasılıkla hayır. Zira, malların bu denli uzak coğrafyalardan tüketim yerlerine taşınması eknomik olarak optimal bir nokta değildir. Kaldı ki, taşımadaki bir takım aksaklıklara toleransı da düşüktür. Bu nedenle şöyle bir spekülasyon da mümkündür=&gt; Böyle bir uç noktasından sonra trend tersine dönecek, malların üretimi tüketim yerlerine nispeten daha yaklaşacaktır. Tabii büyüklük eknomilerine (economies of scale) riayet ederek.</p>
<p>Bu arada, böyle ekonomik gelişmelere paralel, sanayi devrimden beri yaşadıklarımızın bir sonucu olarak insanoğlunun ense köküne doğru sıcak sıcak üflemekte olan &#8220;küresel ısınma&#8221; tehtidini de unutmamak gerekiyor. Bugün gelinen noktada bile &#8220;geri dönülemez&#8221; bir sürecin eşiğinde olduğumuz varsayılırsa, bir de Çin&#8217;deki insanların Batı&#8217;daki gibi tüketmeye başladıklarını düşünün. Böyle bir tablo, her halde o zaman &#8220;tarihin bittiği an&#8221; olacaktır. Bizler de &#8220;küreselleşme&#8221; gibi olgular üstüne konuşma derdine herhalde düşmeyeceğiz. Çünkü can derdinde olacağız.</p>
<p>Neyse, bu da ayrı bir yazının konusu&#8230;</p>
<p>Buna benzer başka bir &#8220;katastrofik&#8221; ihtimal de, petrolün, yerine konulabilecek başka mekanizmalar henüz geliştirelemeden bitmesi olacaktır. Bu kez, çevre açısından belki böyle büyük bir felaket yaşanmayacak olabilir (o da kesin değil, petrol bitmeye yüz tuttuğunda kömür kullanımı tekrar canlanmaya başlayabilecektir!) . Ancak, bunun dünya eknomisine etkisi, küreselleşme denen olguya en azından hatırı sayılır bir fren vuracaktır.</p>
<p>Ancak, gelecek hakkında böyle spekülasyonlar yaparken, insanoğlunun her an karşı karşiya olduğu olguları da unutmamak gerekiyor. Yazının geri kalan bölümünü bu tehlikeye karşı bir uyarı yapabilmek amacıyla kaleme aldık.</p>
<p><strong>Canlı canlı<br />
</strong></p>
<p>İnsan bir canlıdır.</p>
<p>Canlılar hayatlarını sürdürebilmek için çevreden madde ve enerji almaya mecburdurlar. İnsan türü söz konusu olduğunda bunlar hava, su, ve yiyecektir.</p>
<p>Bir insanın havasız hayatta kalabilme süresi 3-5 dakikayı geçmez.</p>
<p>Susuz hayatta kalabilme süresi günlerle, yiyeceksiz hayat ise ancak haftalarla ölçülür.</p>
<p>Başka bir deyişle bu üç kaynak (hava, su, yiyecek), insan için <strong>yaşamsal</strong> öneme sahiptirler.</p>
<p>Hava, her ne kadar kirlense de, dünyada epeyce bol bir kaynaktır. Ayrıca pratik nedenlerden ötürü parsellenmesi zordur. Ancak su ve yiyecek için aynı şeyi söyleyemeyiz.</p>
<p>Devletler son kertede kendi vatandaşlarının aç susuz kalıp ölüp gitmesini istemezler. Bunun aksi örnekler olabilse de bunlar istisnai psikopatik durumlardır. Dolayısı ile, kendi vatandaşları için yaşamsal önemi olan su ve yiyecek gibi kaynaklara erişim, devletler için de yaşamsal/stratejik önem arzeder.</p>
<p>Mesele su olduğunda, kısıtlı bölgesel kaynakların paylaşılması ülkeler arasında diplomatik sürtüşmelere yol açabilir. Türkiye&#8217;nin içinde bulunduğu bölge buna güzel bir örnektir.</p>
<p>Neolotik çağdan beri insanoğlu yiyecek gereksinimini tarım ve hayvancılıkla karşılayagelmiştir. Sanayi devrimine dek uzunca bir süre, ekonomiler tarım üzerine kurulu idi. Bir başka deyişle bu aktivite etrafında organize olmuşlardı.</p>
<p>Sanayi devrimi ile bu epeyce değişti. Özellikle 20. yüzyılın ilk yarısından itibaren &#8220;gelişmiş&#8221; Batı ülkelerinde tarımda tam anlamıyla bir devrim gerçekleşti. Traktör gibi mekanize araçlar, sulama teknikleri, verime yönelik tohum seçiciliği, gübre ve ilaçlama sayesinde birim alandan alınan verim katbekat arttı. Bu yeni yöntemler aynı zamanda optimal çiftlik büyüklüğünde de bir değişime yol açtı ver ortalama çiftlik alanları epeyce arttı. Aynı zamanda buna bağlı olarak birim ürün için gerekli çalışan insan sayısında da epeyce bir düşüş gözlendi.</p>
<p>Bu olan biten, aynı dönemde nüfusta da epeyce bir artış yaşanmasına rağmen, pek de şaşırtıcı olmayan bir şekilde tarım ürünlerinin fiyatlarında görece katbekat düşüşe yol açtı. O zamana dek tarımda çalışan nüfusun büyük bir kısmı da, bu devrime paralel olarak, ve şehirlerdeki işçi açığını da kapatmak üzere, kırsal alanlardan kentlere göç etmek zorunda kaldı. Bu göç fenomeni zaten daha öncelerden başlamıştı.</p>
<p>Bugün geldiğimiz noktada &#8220;gelişmiş&#8221; Batı ülkelerinde geçimini tarımdan sağlayan kesim nüfusun %3-5&#8242;ini geçmemektedir (Örneğin ABD&#8217;de bu %1, Fransa&#8217;da %4 civarındadır). Tarımın GSYH&#8217;daki payı da epeyce azalmıştır (ABD&#8217;de yine %1, Fransa&#8217;da %2 civarında). (Merakısı için Türkiye&#8217;de geçimini tarımdan sağlayan nüfusun oranı %35 ve tarımın GSYH&#8217;deki payı %11&#8242;dir).</p>
<p>Buradan şu sonucu çıkarabiliriz=&gt; Bu ülkelerde tarımsal ürünler bugün için görece olarak boldur. Fiyat paritesindeki yerleri de buna bağlı olarak görece olarak düşüktür. Ekonomiler artık yalnız tarımın etrafında değil, aynı zamanda sanayi ve özellikle hizmetler etrafında organize olmuşlardır.</p>
<p>Ama yukarıdakilerden tarımın artık <em>önemsiz</em> olduğu sonucu kesinlikle çıkmaz. Zira insanlar hala birer canlıdır ve hayatını sürdürebilmek için yiyecek bulmaya mecburdur. Bu bağlamda tarım halen insanlar için yaşamsal öneme haizdir.</p>
<p>Bugünün &#8220;gelişmiş&#8221; Batılı devletleri de bu gerçeğin bilincinde olarak tarımsal sektörlerini, pazar dışı önlemler (subvansiyonlar, vs) de dahil olmak üzere korumaya ve devam ettirmeye çalışmaktadırlar. Bunu en azından sıkı sıkıya bağlı bulundukları bloklar içinde yapmaktadırlar (Bkz ABD ve AB). Bu önlemler bir nebze tarımdan geçinen %1-5&#8242;lik nüfusu sosyal olarak korumaktadır. Ancak buradaki asıl maksat, ülkedeki (ya da bloktaki) tarımsal aktivitenin süregelmesi, toprağın işlenmeğe devam etmesidir.</p>
<p>Takip edenler bilir: Dünya Ticaret Örgütünün toplantılarında &#8220;az gelişmiş&#8221; ve &#8220;gelişmekte&#8221; olan ülkeler, &#8220;gelişmiş&#8221; ülkelerdeki tarım sübvansiyonlarının kalkmasını ve tarımsal ürünlerdeki gümrük duvarlarının indirilmesini talep edegelmektedirler. Bundaki maksat görece daha ucuz işgücünden faydalanarak tarım ürünlerinin üretimini üzerlerine almak ve bu sayede kalkınma yönünde adım atmaktır. Ancak gelin görün ki &#8220;gelişmiş&#8221; ülkeler buna yanaşmıyorlar.</p>
<p>Eğer tarım ürünleri nispeten uzak diyarlarda üretilip buradan tüketim yerine taşınırlarsa, bu, herşeyin güllük gülistanlık olduğu bir dönemde fazla bir sorun çıkartmaz. Ancak doğal afet ya da savaş gibi durumlarda veyahut taşımanın bir sebepten aksadığı durumlarda, bu tam bir felaketle sonuçlanır. İşte alınmak istenmeyen büyük risk budur.</p>
<p>Bu tür politikaların görünürdeki tek istisnası İngiltere&#8217;dir. Bu ülke, kendi tükettiği tarım ürünlerinin hatırı sayılır bir kısmını ithal ettiği gibi, AB içersinde de tarım sübvansiyonlarının sürmesine açıkça karşıdır. Yine de 2 trilyon$ kadar olan GSYH&#8217;sının ABD gibi %1 kadarı direkt tarımdandır.</p>
<p>Bu arada şuna da değinmeden geçmeyelim. Yukarıda verdiğimiz oranlar, direkt tarımsal ürünlerin GSYH&#8217;daki paylarıydı. Ancak bu oranlar, gıda sanayiinde oluşan gelirin önemli bir bölümünü içermez. Çünkü bu sanayiden sayılır. Yine örneğin bar-restaurant gibi tarımsal ürünlerin sunumu üzerine yoğunlaşmış, ya da bu ürünlerin dağıtımını yapan süpermarket vs. gibi ticari kuruluşların geliri de burada sayılmaz, çünkü bunlar da hizmetlerden sayılır. Ancak bu tip aktiviteler de son kertede tarım etrafında döner.</p>
<p><strong>Kanlı Kanlı</strong></p>
<p>Gelelim petrole&#8230;</p>
<p>Bugün gelinen noktada &#8220;gelişmiş&#8221; ülkelerdeki taşıma ve ulaşımının çok büyük bir kısmı petrolle çalışan araçlarla yapılmaktadır. Bunun istisnası bazı ülkelerdeki demiryolu ağı aracılıyla yapılan taşıma ve ulaşımdır ki bunun payı da pek yüksek sayılmaz.</p>
<p>ABD gibi barınmanın çoğunlukla kentler dışında ve dağınık olduğu, toplu taşımacalığın son derece yetersiz olduğu bir ülkede insanlar işlerine gidip gelebilmek için arabalarını kullanmak zorundadırlar.</p>
<p>Öyle ki petrol arzında oluşabilecek bir sıkıntı, çok kısa bir süre içinde ABD ekonomisinin her alanını topyekün etkileyecektir. Zira insanlar ister tarımda, ister sanayide, isterse hizmet sektöründe çalışıyor olsunlar, işlerine gidemedikleri takdirde üretimleri bir anda sıfırlanır. Kaldı ki, ABD gibi bir yerde dağıtımın da öbek öbek &#8220;shopping mall&#8221; tadında olduğu bir yerde böyle bir sıkıntı sonucu tüketim dahi zora girer. İnsanlar aç-bilaç kalırlar.</p>
<p>Kısacası, insan bedeni için su neyse, &#8220;gelişmiş&#8221; ekonomiler söz konusu olduğunda, bugün için, petrol de odur. ABD gibi bir yerde eknominin petrolsüzlüğe dayanması birkaç günü, bilemediniz birkaç haftayı geçmez. Sonra herşey darmadağan olur.</p>
<p>Bunu, 1970&#8242;lerin petrol krizleriyle iyice öğrenmiş olan ABD yönetimi, Stratejik Petrol Rezervi altında, ABD&#8217;ye birkaç ay yetecek kadar petrolü stoklamaktadır.</p>
<p>Petrol topraktan çıkar. Her topraktan da çıkmaz. Çıktığı yer vardır, çıkmadığı yer vardır. ABD&#8217;de (örneğin Alaska&#8217;da), zengin petrol yatakları vardır (22 milyar varil civarında olduğu söylenmektedir). Bu kaynaklar (günlük tüketimin 20 milyon varil olduğu göz önüne alındığında) ABD&#8217;ye üç yıl kadar yetecek bir miktadadır. ABD bu kaynakları henüz çıkartmaz. Bunun bir nedeni ekonomik gerekçeler olsa da, diğer nedeni bunu sonlara saklamak arzusudur. Nitekim petrol kısıtlı bir kaynaktır. Sonuna yaklaştıkça da oyun kızışacaktır.</p>
<p>Bu arada, petrol henüz bitmemişken ve &#8220;gelişmiş&#8221; eknomilerin petrole bağımlığı sürüyorken bu çerçevedeki amaç, petrol arzınının mümkün mertebe akışının sürmesi, ve mümkünse petrol fiyatlarının aşırı derecede birdenbire yüselmemesinin sağlanmasıdır. Zira, yukarıda açıklandığı gibi &#8220;gelişmiş&#8221; ekonomiler bu meretin müptalasıdırlar. Kaldı ki bugün için &#8220;gelişmekte olan&#8221; eknomilerde de gelinen nokta budur.</p>
<p>Diyebilirsiniz ki? Peki &#8220;gelişmiş&#8221; ülkeler bu mereti tüketmenin müptalası da, petrol ihracatçısı ülkeler de bunu üretip satmanın müptalası değiller midir gelinen bu noktada? Evet öyledir. Ancak bu &#8220;küreselleşen&#8221; dünyada &#8220;gelişmekte&#8221; olan ülkeler dörtnala ekonomilerini büyütmekte olduklarından bu metayı bugün veya yarın tüketme meraklısı olanlar göreceli olarak boldur.</p>
<p>Kısıtlı bir kaynak olan petrole bu denli ihtiyacı olan bir ülkenin (ya da bloğun) bu çerçevede yapabileceği üç şey vardır:</p>
<ol>
<li>Neo-kolonyalist bir biçimde petrol kaynaklarını yalnızca kendisinin kullanacağı şekilde petrol çıkan toprakları direkt veya indirekt bir şekilde kontrol etmek;</li>
<li>Başka devletlerin birinci şıkka başvurmasını önleyerek petrolün açık pazarda serbest olarak fiyatının belirlenmesini sağlamak;</li>
<li>Bekleyip görmek, ve bir başkasının (bir dünya devinin) ikinci şıkkı hayata geçirmesini ve tutmasını ummak.</li>
</ol>
<p>Iran&#8217;ın yakın tarihini incelemiş olanlar bilirler =&gt; Uzunca bir süre birinci şıkkı kendi çıkarlarları için hayata geçirmeye çalışan Avrupa devletlerinin oyunlarıyla gitmiş, sonunda 20. yüzyılda bir dev olarak ortaya çıkmış olan ABD&#8217;nin ikinci şık için bastırmasıyla devam etmiş, sonra da Humeyni epizoduyla yeni bir boyut kazanmış acıklı bir hikayedir.</p>
<p>Hiç kuşkusuz ki en azından Iran&#8217;nın 20. yy&#8217;ın ikinci yarısından itibaren tarihi petrol oyunlarıyla damgalanmıştır. Birinci Körfez savaşının da ardında petrol yatar. Ikinci Körfez savaşı biraz daha karışık olmakla birlikte yine bir petrol boyutu vardır. ABD&#8217;nin BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) ile bir ara moralist gerekçelerle vazgeçermiş gibi gözüktüğü, ama aslında şu an aynen devam eden, petrol zengini Ortadoğu ülkelerinde baskıcı oligarşik rejimleri destekleme politikasının ardında da petrol vardır.</p>
<p>Şu ana kadar ABD&#8217;nin politikası, ikinci şıktır =&gt; yani petrolün serbest piyasada alınıp satılabilmesini sağlamak. Geçmişte Ingiltere ve Italya gibi bazı ülkelerin birinci şıkka benzer yaklaşımları olmuştu (bkz Iran tarihi). Ancak şu an gelinen noktada Avrupa devletlerinin hemen hepsinin tercihi üçüncü şıktır =&gt; Yani ABD&#8217;nin pazarı açık tutmasını beklemek. Zaten verili güç dengelerinde başka bir şansları yoktur. Bu arada Türkiye&#8217;nin de, net bir petrol ithalatçısı olarak, tercihi (ve kudreti) yine bu yöndedir.</p>
<p>Geçtiğimiz yıllarda petrolün varili $30 gibi bir rakamdan bugün $75 civarına fırlamıştır. Çin&#8217;in gelişimi böyle sürerse, önümüzdeki kısa vadede $100 civarına konumlanması işten bile değil gibi gözüküyor. Şu ana kadar ABD&#8217;nin petrol konusundaki politikası halen ikinci şık olmaya devam ediyor. Ama petrolün varili birgün $1000 olursa, bunu hâlâ sürdürebilecek midir? Bir başka değişle herhangi bir ABD başkanı, hemen hepsi araba sürücüsü olan seçmenlerinin karşına böyle bir tabloyla çıkmayı göze alabilir mi? Bilen bilir, ABD seçmeni benzin istasyonunda kaç para vererek çıktğı ile çok ilgili bir seçmen kitlesidir. Bu durumda gelecekte ABD&#8217;nin politikasının birinci şıkka kaymayacağı yönünde hiçbir garanti yoktur. Zaten izlediği politiklarla kendisine bu opsiyonu açık tutmayı sürdürüyor.</p>
<p>Irak&#8217;ın ikinci Körfez Savaşı&#8217;ndan sonra ABD tarafından işgali, ABD açısından iki şıkka da yatkın bir süreci başlatmıştır. Zira ABD bugün Irak petrollerinin tümünü (yakın müttefiki olan Ingiltere ile birlikte) kontrol eder bir konumdadır. Gelecekte hangi şıkkı tercih edeceği bugün için bilenemez. Büyük bir ihtimalle ABD yönetimi için iki opsiyon da, gelecekteki dünya konjonktürüne bağlı olarak, şu an için açıktır.</p>
<p>Yalnız şunu da unutmamak gerekiyor: Viatnam Savaşı&#8217;ndan acı dersler çıkarmış olan ABD seçmeni, Irak&#8217;ta olup bitenlerden hiç de etkilenmiyor değil. Bu da, gelecekteki ABD yönetimlerinin ellerindeki opsiyonları bir ölçüde daraltabilir. Gelecek yılın seçimlerine hazırlanan Demokrat adayların birçoğu bugün Irak&#8217;tan &#8220;kontrollü&#8221; (petrol bölgelerinin &#8220;kontrolü&#8221; olsa gerek bu) bir çekilmeyi savunur durumdadır. Tabii başa geçerlerse ne yaparlar, o bugün için bilinemez.</p>
<p><strong>Fallı fallı<br />
</strong></p>
<p>Bu tablonun yakın gelecekte değişebilmesinin bir yolu, &#8220;gelişmiş&#8221; ve &#8220;gelişmekte olan&#8221; ekonomilerin petrol bağımlığından kurtulmasıdır. Bu da ancak teknolojik ve altyapısal değişikliklerle mümkün olacaktır. Örneğin hidrojenin ulaşımda bir enerji vektörü olarak kullanılması hem bu bağımlığı ortadan kaldırabilecek, hem de çevreye verilen zararı kısabilecek bir teknolojik yenilik olabilir. Tabii hidrojen üretmek için gerekli enerji fosil yakıtlardan elde edilmezse&#8230; Nereden üretilecek peki bu enerji? Görünen odur ki uzun vadede çevreye zarar yaratacek olsa da, kısa vadedeki çevre katastrofundan kurtulmanın tek yolu bunu nükleer enerjiyle üretmektir. Tabii bu arada yenilenebilir enerji kaynaklarını (güneş, rüzgar, dalga, vs) geliştirmek ve bir raddede nükleerden vazgeçebilmek kaydıyla.</p>
<p>Peki nereden elde edilir nükleer enerji? Uranyumdan. Nereden çıkar uranyum? Topraktan&#8230;</p>
<p>Hidrojeni direkt bir vektör olarak kullanmanın çeşitli sakıncaları bulunduğundan, bazı çevreler bunu bir bor bileşeniyle araçlara kadar götürme fikrini geliştermektedirler. Peki nereden çıkar bu bor? Topraktan&#8230;</p>
<p>Bu arada ABD&#8217;deki ilgili çevreler, bir yandan petrole bağımlıktan kurtulmanın yollarını ararken, bir yandan da hidrojen ekonomisin bugün için çok uzak olduğunu düşündüklerinden olsa gerek, çareyi bio-yakıtta (ki pratikte bu ethanol olacaktır) bulmaktalar. Ethanol bildiğimiz etil alkoldür. Şeker kamış, şeker pancarı, mısır gibi şeker ihtivası yüksek bitkilerden elde edilir. Peki bu bitkiler nereden yeşerir? Topraktan&#8230; Bir de bunun yiyecek ve sanayi bitkileriyle yarış halinde olduğunu düşünün bir kez&#8230;</p>
<p>Uzun lafın kısası, yakın gelecekte &#8220;gelişmiş&#8221; ekonomilerpetrol müptalalığından kurtulsa bile bir şekilde toprak bağımlılığından kurtulamayacalar gibi gözükmektedir. Bu, teoride mümkün olsa da pratikte olası gözükmemektedir.</p>
<p><strong>Hani bana, hani bana?</strong></p>
<p>Söz konusu olan küreselleşme fenomeni olduğunda Türkiye&#8217;nin önünde bu olguyu red veya inkâr etme lüksü yoktur artık. Bu olguyu beğenirsiniz veya beğenmeyebilirsiniz ama şunu kabul etmek durumundasınızdır ki bu, dünyanin bugünkü meylidir. Öyle ki bunu bugün ABD istese bile tersine çevirmekte epeyce zorlanacaktır. Akan sulara karşı kürek çekmenin hiç kimseye bir faydası yok. Buna şöyle veya böyle bir reaksiyon vermek, şu veya bu şekilde uyum sağlamak zorundayız. Yoksa sonumuz ufalıp yokolmak olur.<br />
Türkiye&#8217;ye düşen, verili bu koşullarda, ekonomik dinamizmini ve uluslararası dengeleri mümkün mertebe lehine kullanarak, &#8220;gelişmekte olan&#8221; ülkeler arasından sıyrılmaya çalışmaktır.</p>
<p>Söz konusu olan AB veya ABD ilişkileri olduğunda yapıcı ama yalaka olmayan, onurlu ama paranoyak olmayan ince bir politika izlemek olmalıdır amaç.</p>
<p>Kaldı ki ABD ve AB, Türkiye&#8217;de bazı çevrelerin tanıttığı gibi monolitik bloklar olmaktan çok uzaktır. ABD&#8217;de hemen her konuda birbiriyle çatışan çıkar ve fikir çevreleri vardır. AB&#8217;de ki durum iyice heterojendir.</p>
<p>Ucuz ABD ve AB düşmanlığına rağbet etmeyelim. Bu dünyada kimse kimsenin ilelebet dostu ya da düşmanı olamaz. Uluslarası ilişkiler esas olarak çıkar hesapları üzerine kurulur. (Bir de buna &#8220;dünyanın ve insanlığın iyiliği&#8221; gibi parametreler eklenirse daha iyi olur tabii.)</p>
<p>Yalnız bunu yaparken ipin ucunu kaçırmamak, &#8220;toprak artık önemini yitirdi&#8221;, &#8220;petrol de neymiş&#8221; gibi &#8220;fuite en avant&#8221; (ileriye kaçış) pozisyonlara düşmenin alemi yoktur&#8230; Eleştirel düşünce bunu gerektirir&#8230;</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/620/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/620/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/620/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/620/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/620/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/620/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/620/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/620/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/620/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/620/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/620/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/620/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/620/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/620/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/620/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/620/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=620&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/08/06/kuresellesen-dunyada-bastigin-yeri-toprak-deyip-gecme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/782c1bea784d955cb65f4fe1c4465011?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">trinculo69</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/08/toprak01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">toprak01.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Dip Dalgası, Tarihin Motoruna Karşı (Yalan Balonları Patlıyor -III-)</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/08/06/kuresellesme/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/08/06/kuresellesme/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Aug 2007 03:47:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Kandemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ekonomi-Politik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/08/06/kuresellesme/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Kerem Kandemir [Yazının 1. Bölümü I 2. Bölümü ] Sizi dünyadan kopararak, kendi karadüzenlerini sürdürmek isteyen yerel asalakların, dünyada olup bitenlere ilişkin bir araştırması, bir çalışması, bir gözlemi, bilgisi, bulgusu ya da entelektüel manada değer ifade edebilecek her hangi bir referansları, dayanak noktaları olmadığından, işlerini küfür, hakaret, karalama, iftira ve sloganlarla görmeye çalışırlar. Siz [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=607&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/07/kuresellesme.jpg?w=477" alt="kuresellesme.jpg" align="left" /> <strong>Yazan: </strong>Kerem Kandemir</p>
<p>[Yazının <a href="http://yorumlayanlar.com/2007/07/19/emperyalizm-1/" target="_blank">1. Bölümü</a> I <a href="http://yorumlayanlar.com/2007/07/24/emperyalizm_2/" target="_blank">2. Bölümü</a> ] <a href="http://yorumlayanlar.com/2007/07/24/emperyalizm_2/" target="_blank"><br />
</a></p>
<p>Sizi dünyadan kopararak,  kendi karadüzenlerini sürdürmek isteyen yerel asalakların, dünyada olup bitenlere ilişkin bir araştırması, bir çalışması, bir gözlemi, bilgisi, bulgusu  ya da entelektüel manada değer ifade edebilecek her hangi bir referansları, dayanak noktaları olmadığından, işlerini küfür, hakaret, karalama, iftira ve sloganlarla görmeye çalışırlar.</p>
<p>Siz onların karşısına araştırmayla, bilgiyle, argümanla çıkarsanız ve insana yakışır bir şekilde derdinizi anlatmaya çalışırsanız, sözlerinizi bitirdiğinizde, görüşlerini anlatma sırası onlara geldiğinde, ağızlarından, salyalara bulaşmış halde şu tür hitaplar dökülür: &#8220;<strong>Vatan haini! Satılmış! Müstemlekeci!  İşbirlikçi!&#8221;</strong> Ezberi bozulamayacak kadar sürüngensi olanlar (hani şu, Hulki&#8217;nin, insanla timsah evrimlerini bağlayan ara tür olduğundan şüphelendiği fotomontaj yaratık geldi gözümün önüne), peş peşe sloganlar da patlatabilirler, akabinde. Lakin, hepsi odur işte, ussal cephanelerinin.  Küfür ve slogan faslı bitince, söyleyecek başka bir şeyleri kalmaz.</p>
<p>Her neyse, sözel alanı kuru sıkı salvolarla, slogan ve hakaretlerle işgal etmeyi kendine misyon edinmiş <em>dip dalgacıları</em>nı, <strong>tarihin motoru</strong>, zaten, kendi yarattıkları girdapta boğuyor. Bu, kaçınılmaz bir süreç. Medeniyetler tekamül ettikçe, insanoğlu korkularını aşıp özgürleştikçe, bu dip dalgacı sürüngenler de, can çekişerek, çığlıklar atarak, <strong>tarihin çöplüğü</strong>ne doğru sürükleniyorlar. Nesilleri tükeniyor; kökleri kazınıyor.<span id="more-607"></span></p>
<p>Çok gerilere gitmeye gerek yok; daha 200 yıl önce, yüzbinlerce insan, o zamanın ideologlarının dolduruşlarıyla (indoktrinasyon), monarşiyi, krallıkları, soyluluğu savunmak için, bunların gücünü yitirerek tarih sahnesinden silinmesini engelleyebilmek için, pisi pisine canlarını verdiler. Onlara, monarşinin, soyluluğun, uğruna ölünecek <strong> kutsal</strong> değerler olduğu öğretilmişti. Çarkların arasına kendi vücutlarını sokarak, tarihin motorunu durdurmaya çalıştılar. Ne oldu pekiyi sonuçta? Burjuva devrimi, bunları ezip geçti. &#8220;Yaşasın Kral!&#8221; diye bağıranlar kaybetti, &#8220;Özgürlük, eşitlik, kardeşlik!&#8221; diye bağıranlar kazandı. Aydınlanma&#8217;nın, modernitenin akla dayalı değerleri yeni dünya düzenini belirledi.</p>
<p>Tarih öncesi devirlerden beri bu böyleydi ama biz, tarihin motorunun durdurulamayacağını, gelişimin,  özgürleşmeye doğru değişimin -dip dalgacılar tarafından yavaşlatılabilse bile- engellenemeyeceğini Marx&#8217;tan sonra öğrendik. İnsanlık tarihinin nasıl devindiğini, onu doğru okumak için kullanılması gereken yöntemi, ondan öğrendik.</p>
<p>Demek istediğim, internetten sonra patates-soğana geri dönüş mümkün değildir. Tarım devri bitmiştir ve tarım devrinin kutsalı olan toprağa, toprağı yüceltmeye geri dönülemez. Bu konuda, kimsenin yapabileceği bir şey yoktur. <strong>Kaçınılmazlık</strong> kavramı ile işaret edilen durum budur işte. Diş macunu, tüpünden; cin, şişesinden çıkmış bir kere. İnternetin zihinlerde yol açtığı özgürleşmeyi yok edemezsiniz artık.</p>
<p>Aynı şekilde, uluslarüstü, küresel bir perspektiften <strong>üstyapı</strong>yı analiz ettiğinizde, küresel ekonomide (<strong>altyapı</strong>da) gelinen noktanın yeni bir ideoloji olarak <strong><em>küreselleşme</em></strong>yi  dayattığını görebilirsiniz. Artık, istesek de, istemesek de, ulus-devlete, milliyetçiliğe (makrosuna ya da mikrosuna) geri dönmek diye bir seçenek yok! Bunları, birer değer olarak yeniden üretmek, kutsallaştırmak, yüceltmek, yeniden allamak, pullamak&#8230; Nafiledir, beyhudedir.</p>
<p>Feodaliteye son veren devrimin, ta o devrin doğurduğu kavramlardı ulus, ulus-devlet. Milliyetçilik de, kapitalizmin başat ideolojisiydi. 200 yıl boyunca, yüzmilyonlarca insan ölmüştür uğrunda. Lakin, tarihin motoru durmuyor işte. O devrin ilerici ideolojisi, insanoğlunun altyapıyı yeni bir düzleme taşımasıyla birlikte, miyadını doldurmuştur. Bayrağı küreselleşmeye teslim etmesi bir zaruret halini almıştır. Artık, bu saatten sonra, bu konuda, sizin, benim&#8230; Kimsenin yapabileceği bir şey yoktur.</p>
<p>Ha, şu olur: Zorlarsak, milliyetçilik, daha uzun yıllar, bir zombi gibi etrafta dolanmaya ve milyonlarca insanın daha canını almaya devam eder. Edecektir de. Zira, hala, neredeyse bütün devletler, kendi vatandaşlarını, bu ideolojiyle indoktrine etmeyi sürdürüyor, &#8220;Ne olur, ne olmaz.&#8221; diye. Daha, çok insan ölüme gidecek, kutsal bir değer olarak içselleştirdikleri milliyetçilik için. Ya sonra? Sonra&#8230; Belki elli, belki yüz yıl sonra ama bir gün mutlaka, milliyetçilik, o günün dünyasında, monarşinin, krallıkların, bugünün dünyasında düştükleri duruma düşecek. Küreselleşmenin siyasi sembolleri, bayrakları dalgalanacak, dünyanın her yerinde. İşte bugünle o gün arasında, milliyetçilik uğruna ölen herkes, pisi pisine ölmüş olacak. İşin acı, yürek sızlatan tarafı budur.</p>
<p align="center"><strong>*** </strong></p>
<p align="left">Madem ki kaçınılmaz, küreselleşme diye adlandırdığımız sürecin emekleme dönemine, biraz daha yakından bakalım:</p>
<p align="left">Önceki tefrikalarımızda, işgücünün sosyal bölünmesinde (social division of labour) meydana gelen dönüşümlerin, dünyanın siyasi ağırlık merkezini de değişmeye zorladığını anlatmaya çalışmıştık. Artık, uluslararası siyaseti, <em>reel politik</em> araçlarıyla anlamlandırabilmek için, kim kime silah satıyor ya da kimler enerji gereksinimlerini karşılamak için ne dolaplar çeviriyor, diye bakmanın işe yaramayacağını yazmıştık. Kapalı kapılar ardında nelerin konuşulduğunu, hangi pazarlıkların döndüğünü kestirebilmek isteyenlerin, temel kriminolojik düstura sadık kalarak, parayı takip etmeyi sürdürmeleri gerekir, demiştik. Örneğin, A.B.D., Çin&#8217;in Dünya Ticaret Örgütü&#8217;ne girişine onay vermeden önce, on yıl boyunca neyi sağlamaya çalıştı? Ya da soğuk savaş sonrası, kanunsuzluğun ve mafyaşalmanın zirve yaptığı Rusya gibi bir memleket, bayram, seyran değilken ve hukuki açıdan çözmesi gereken onca başka sorun varken neden birden bire uluslararası telif ve patent haklarının korunması hususunda ciddi bir mücadeleye girişti?</p>
<p align="left">Sevgili komplocular, entelektüel alana bir katkınız olsun istiyorsanız, finans kapitalin, telifin, patentin peşinden gidin. Aksi takdirde, emperyalizm gibi içi boş bir takım kavramlara saplanıp, Soğuk Savaş&#8217;ın arkaik unsurlarına referans veren bir ezberle, bozuk plak gibi &#8220;silah tacirleri&#8221;, &#8220;petrol savaşları&#8221; diye sabuklamayı sürdürüp, tarihin çöplüğündeki yerinizi hazırlamış olursunuz.</p>
<p align="left">Oyun kuramı çerçevesinde bakılacak olduğunda, durağanlık arzeden ideal durum senaryolarından biri, her memleketin, kendi <strong>kıyaslamalı avantaj</strong>ını (comperative advantage) maksimize edecek şekilde, ekonomisini tanzim etmesidir. Zira, tarihsel perspektiften baktığınızda, bütün büyük medeniyetlerin, memleketler arası ticaret yoluyla refah ve zenginliklerini arttırdıklarını görürsünüz.  Besin zincirinin tepesindeyse, her daim, teknolojik açıdan en ileride olan ülkeler yer almıştır. Her kim ki, üniversiteler ve AR-GE faaliyetleri için azami kaynağı ayırır, o ülke, üstün silah ve üretim teknolojisiyle uluslararası alanda egemen hale gelir. Bu senaryoya ilişkin simülasyonu uzun vadeye taşıdığımızda, besin zincirinin tepesinde yer alan memleketlerin, bir noktadan sonra, kendilerini, neredeyse tamamen telif ve patent, ticaret ve finans ağırlıklı birer ekonomiye dönüştüreceklerini, zincirin daha alt halkalarını oluşturan ülkelerin de, sırasıyla, yüksek teknoloji gerektiren ürünler, kitlesel tüketime yönelik endüstriyel ürünler ve en nihayetinde de çiftlik ürünleri (tarım ve hayvancılık) ile iştigal edeceklerni öngörebiliriz. Yani, ülkelerin kendi içlerindekine benzer bir sektörel işgücü dağılımı, bu kez, kıyaslamalı avantaj ilkesi çerçevesinde, ülkeler arası ticari faaliyeti tanzim etmeye başlayacaktır.</p>
<p align="left"> Kuramsal olarak izah etmeye çalıştığımız bu süreç, küreselleşme dediğimiz olgunun da temel dinamiğini oluşturmaktadır. Gelişmiş ülkeler kategorisindeki ekonomiler için, esasen, tarımsal ve hatta endüstriyel üretim, <strong>angarya</strong>dır. Bu ülkelerdeki sermaye birikimi, üretim için, işgücünün görece çok daha ucuz olduğu az gelişmiş ülkelere akmak istemektedir. İnanması zor ama gelinen noktada, Çin dahi (hızla büyüdüğü ve geliştiği için) cazibesini kaybetmeye başlamış, küresel sermaye, Viyetnam, Kamboçya gibi yeni işgücü pazarlarına yönelmiştir. Görüldüğü üzere, siyasi müdahaleler (ya da kaygılar) olmadığı koşulda, tıpkı bileşik kaplar teorisinin öngördüğü gibi, sermaye, çok olduğu yerden az olduğu yere doğru akmaktadır. Yabancı sermaye çekmek, başkalarının parasıyla kalkınma fırsatı elde etmektir. Ha, kendilerine akan sermayeyi nasıl kullandıkları, verimli yatırımlar için mi, yoksa tüketim için mi harcadıkları, ülkelerin kendi meselesidir. Küreselleşme, <em>-ceteris paribus- </em>ülkeler arası kalkınmışlık düzeyi farklılıklarından beslenen bir mekanizadır. Dolayısıyla, söz konusu farkları azaltıcı etkisi vardır ve uzun vadede, kendi kendisini yok edecektir. Yani, küreselleşme süreci, zaman içinde, ülkeler arasındaki gelişmişlik farklarını minimize edeceğinden, küresel sermaye hareketleri de adeta entropiye maruz kalacaktır.</p>
<p align="left">Kuşkusuz, küreselleşme, yukarıda sözünü ettiğimiz sermeye hareketlerine indirgenemez. Benzer şekilde, malların en ucuza üretilebildekleri yerlerde üretilip, karlı bir şekilde satılabilecekleri tüm pazarlara ulaştırılması da küreselleşmenin temel dinamiklerindendir. Malların ve bilginin küresel ölçekte görece düşük maliyetlerle dolaşımı, ulaştırma-lojistik ve iletişim teknolojilerindeki muazzam gelişme sayesinde mümkün hale gelmiştir. Siyasi ve sosyal engeller kaldırılabilse, işgücü ve dolayısıyla hizmetler de, en fazla gereksinim duyuldukları ülkelere ve coğrafyalara doğru hareket etmek isteyeceklerdir. Tüm bunlar birlikte düşünüldüğünde, küreselleşme olgusu, verimliliği arttırarak pastayı büyütmekte, geri kalmış ülkelerin, bu büyüyen pastadan daha fazla pay almalarını sağlamaktadır.</p>
<p align="left">Pekiyi bunda ne kötülük var? Eğer yazdıklarımız, analizlerimiz doğruysa, neden küreselleşmeye bir emperyalizm/ülkeler arası sömürü versiyonu olarak bakılıyor?</p>
<p align="left">Bu sorunun yanıtını bulmak için, küreselleşmeden kimlerin, hangi kesimlerin muzdarip olduklarına bakmamız gerekiyor. Bunun en kolay yolu da, bu kez parayı değil, bağırtıları, çığlıkları takip etmek. Aklımıza gelen ilk örnekleri sıralayalım:</p>
<ul>
<li>Kendin pişir, kendin yeciler&#8230; dünya standartlarında üretim yapamayan, kalitesiz, tapon malları, gümrükler ve başka bürokratik engellerle korunan bir iç pazara, o iç pazarın zavallı, çaresiz tüketicilerine kakalayan sanayiciler&#8230; İşte bunlar çok rencide olurlar küreselleşmeden.</li>
<li>Teknoloji geliştirmeyen, rekabet gücünü arttırmak için parmağını kıpırdatmayan, kurulu karadüzenden beslenen, klientelistik ilişkileri sayesinde, gayri ekonomik ölçütlerle devletten iş kaparak geçinen sülükler&#8230;</li>
<li>Gelişmiş memleketlerin görece yüksek ücretle çalışan işçileri&#8230; Doğrudur, küreselleşmeyi engellemezseniz, Amerika&#8217;nın, Batı Avrupa&#8217;nın fabrikalarında üretim yapmak mümkün olmaz. Kol emeğinin ehemmiyetli olduğu her sektörde çözülme olur. Batı&#8217;nın gelişmiş memleketlerinden sökülen sanayiler(fabrikalar), işgücünün görece çok ucuz olduğu fakir, az gelişmiş memleketlerde kurulur, oraları kalkındırmaya başlar. Haliyle, Batı&#8217;nın semirmiş orta sınıfını oluşturan işçiler de feryat etmeye başlar, küreselleşme silindiri üzerlerinden geçerken.</li>
<li>Kendi devletleri tarafından korunan tekeller, karteller ve rantiyeler&#8230; Küreselleşme  dalgası, bizim mentelektüellerimizin uydurma, zorlama dip dalgasına benzemez. Önündeki siyasi engelleri kaldırdığınız anda, rekabetsizlikten beslenenlerin suratında şamar gibi patlar.</li>
<li>Küçük, düzgün çalışan, görece verimli ama ölçek sorunu yaşayan şirketler&#8230; Küreselleşme, ölçek ekonomisi dinamikleri çerçevesinde, sırf daha büyük olduğu için aynı zamanda daha güçlü ve daha rekabetçi olan balıkları kayırır. Küçük balıklar, büyükler tarafından yutulmak (<em>acquisition</em>) ya da kendileri gibi başka küçük balıklarla birleşmek (<em>merger</em>, pazarın konsolidasyonu) şeklinde bir kadere doğru sürüklenirler. Haliyle, küçük <em>olsun, benim olsun</em>cular, küreselleşmeden hoşlanmaz.</li>
<li><strong>Mentelektüeller</strong>&#8230; Evet, şaşırmayın hiç. Kalkınma, bir ülkedeki insanların ortalama eğitim düzeyinin artmasına yol açar. Yabancı dil bilenlerin, dünyayı takip edenlerin, internette gezinenleri sayısı dramatik bir şekilde artar. İşte o zaman, kapıcı yapmayacağınız adamlara, yazmaları için gazetelerde köşe veremezsiniz. İşte o zaman, daha iki kelimeyi bir araya getirmekten aciz yaratıkları, altlarına uzman konuk, akademisyen, gazeteci-yazar gibi etiketler yapıştırarak TV&#8217;lere, açık oturumlara çıkartamazsınız.</li>
</ul>
<p>Lakin, bizim ülkemiz özelinde ele alacak olursak konuyu, küreselleşmenin, mentelektüellerimizin medyatik  saltanatlarını tehdit eden bir nitelik taşımadığını itiraf etmek zorundayım. Zira, Türkiye&#8217;deki en gerici, en karanlık sınıflar, en eğitimli sınıflardır. Psikolojik harp uygulamalarından en fazla etkilenen, tehdit algılaması en yüksek, en etkili biçimde korkutulabilen, korkusundan realiteyle bağı kolayca koparılıp cinnete sürüklenebilen, dolayısıyla da aydınlanmış her  bireyin yapacağı gibi <strong><em>daha fala özgürlük</em></strong> talep edeceğine, bütün özgürlüklerinden yok pahasına vazgeçmeye hazır bir şekilde sadece, hayali, sanal tehditlere karşı <strong>daha fazla güvenlik</strong> talep eden, çoğu en az lise, üniversite mezunu, meslek sahibi kesimlerdir bunlar. Binaenaleyh, küreselleşme bizim kaymak tabakamızı iflah edemez, onların gözlerindeki mührü kaldıramaz. Çünkü zaten, görece en fazla okuyup yazan, en fazla internette dolanan insanlar bunlardır. Cumhuriyet okuyup tehlikenin farkına varırlar. Elektronik posta listeleri oluşturup bilinçlerine taşıdıkları tehlikeyi ve korkuyu etraflarına da yaymak için var güçleriyle çalışıp, bir işaretle, bindirilmiş kıtalar halinde meydanları doldurur, -şeytan taşlarmış gibi- &#8220;Şeriat&#8217;a hayır!&#8221; diye haykırırlar.</p>
<p>Mentelektüellerimiz rahat uyusun. Küreselleşmenin bilgiye erişim alanında sağlayacağı sinerji, benim memleketimin okumuş insanına hiç işlemez. On yıl sonra, yirmi yıl sonra bile, el alem uzayda kurduğu kolonilerde tavla oynarken, biz hala meydanları doldurup &#8220;Kahrolsun emperyalizm,  kahrolsunA.B.D.!&#8221; diye bağırıp dururuz.</p>
<p>Yazımızın başında, tarihin motorunun durdurulamayacağını, dip dalgacılarının kendi yarattıkları girdapta boğulacaklarını söylemiştik. <strong><em>Çevre</em></strong>de, <em><strong>merkez</strong></em>in kendi iktidarını korumak için, mentelektüeller aracılığıyla piyasaya saldığı <strong>korku propagandası</strong>na aldırış etmeden yaşamayı becermeye başlayan, hamaset yerine karnını doyuracak somut şeyler talep eden, paragmatist çıkar gurupları, yeni kitleler oluşmaya başlıyor.</p>
<p>Bu şizofrenik, bu paranoid cinnet sarmalı kırılacaksa, bunu, memleketimin okumuş sınıfları değil, cahil diye horlanan, &#8220;Böyle halka böyle iktidar layık zaten.&#8221; diye aşağılanan, bir çuval kömüre oyunu satmakla suçlanan <em><strong>varoş </strong></em>insanları yapacak.</p>
<p>Memleketim, memleketim, memleketim&#8230; Ayaklar baş olduğunda, sen de kurtulacaksın inşallah&#8230;</p>
<p align="center">***</p>
<p><strong>Not:</strong> Bir önceki yazımızda, dostlarımızın ısrarlı talepleri üzerine, Irak&#8217;ın işgalini yorumlayacağımızı vaat etmiştik. Lakin, bize göre, işgali manalandırma açısından, küreselleşme hakkında uçurulan yalan balonlarının patlatılması öncelik arz etmekteydi. Şimdi, hayırlısıyla, sloganlarla zehirlenmiş, mayınlanmış bir alanı temizlemiş olarak, bu vaadimizi, daha steril bir ortamda gerçekleştirme imkanı bulacağız.</p>
<p><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/08/09/irak_a/"><strong>Yazının dördüncü bölümü </strong></a></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/607/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/607/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/607/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/607/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/607/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/607/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/607/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/607/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/607/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/607/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/607/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/607/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/607/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/607/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/607/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/607/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=607&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/08/06/kuresellesme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/150d03a27d9da62e8553c5a250d90716?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">aftandis</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/07/kuresellesme.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">kuresellesme.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Fevkalâde mühimim… Sen de ol!</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/08/02/fevkalade-muhimim/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/08/02/fevkalade-muhimim/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Aug 2007 09:19:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ozgurerbas</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anlatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/08/02/fevkalade-muhimim/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Özgür Erbaş Seni iki elimle kavrayıp afiyetle yesem, dedim. Ya ben ya o, diye yanıt verdin. Oysa derdimiz bu değildi, hiç değildi. Biliyorum. Kendimden biliyorum hem de. Birileri dediydi bi vakit: -demeseler nerden bileyim, bilemem ki- portakal suyu içelim desem turp olmaz mı diyeceksin. Birileri demişti hatırlıyorum. Hatırlamasam derler miydi? Demişlerse hatırlamaz mıyım? Demeseler [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=618&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/08/throw_out.jpg" title="Direct link to file"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/08/diz01.jpg?w=477" alt="diz01.jpg" align="left" /></a><strong>Yazan: </strong>Özgür Erbaş</p>
<p>Seni iki elimle kavrayıp afiyetle yesem, dedim. Ya ben ya o, diye yanıt verdin. Oysa derdimiz bu değildi, hiç değildi. Biliyorum. Kendimden biliyorum hem de. Birileri dediydi bi vakit:<br />
-demeseler nerden bileyim, bilemem ki- portakal suyu içelim desem turp olmaz mı diyeceksin. Birileri demişti hatırlıyorum. Hatırlamasam derler miydi? Demişlerse hatırlamaz mıyım? Demeseler bilir miyim? Biliyorsam demez olurlar mı?<span id="more-618"></span></p>
<p>Ben seni iki kolumla hatta iki de bacağımla sarıp sarmalamak istiyorum ya, sen tutmuş gözlerin ne güzel diyorsun. Oysa derdimiz bu değildi. Yine diyorum, bu değildi. Niye olsundu ki? Hayır yani, benim gözlerim ya da başka bir yerim güzelse de-ki değil ya da önemli değil- iki kolumun arasında durman mühim. O gelmiş geçmiş, gelmekte ve geçmekte olan anlar içinde bir an, işte o an önemli. Konuşman değil, konuşmam değil, konuşarak birbirimize söylediklerimiz değil. Değil işte, hiçbiri değil. Ne vakit ki birinin iki kolu arasında ruhunu bırakacakmış gibi hisseder kişi ve konuşarak varlığından emin olmaya çabalar; kendi sesini işitme ihtiyacı duyar, işte o vakit birbirine doğru olmaklığı sonlanmaya yüz tutar birilerinin.</p>
<p>Ben seni, iki dudağımın arasına almak, o an için tadına bakmak, kokunu duymak istiyorum; insan sevince başka türlü kokar. Ben işte o kokuyu duymak istiyorum. Bunu da dedilerdi birileri. Kokusundan bilir kişi kendini, karşısındakini. Ağzında geçmiş dedikoduların pası yerine kahve telvesi var mı diye bakmak istiyorum. Ağzının falına bakmak istiyorum. Ama en çok “sen geçen akşam kiminleydin” diye sorduğun andaki halinin falına bakmak istedim. Hani kanepede uzanmıştık, benim elim senin ensende duruyordu. Mutlak bir sessizlik olsun istiyordun, ben kaçma niyetinde değildim. Sen yine de bileğimi tutuyordun ya, işte o anın bir falına bakmak istiyordum. Oysa sen, gözlerini gözlerime hatta gözlerimin de ötesinde ense köküme dikip de “Ya ben ya o” dediydin ya. O anlar da vardır hayatta; soruya yanıt vermek yerine şeftali yemek istersin. Belki gaz çıkarmak, bir an durmak. Sonra yeniden, kaldığın yerden, şeftalini yemeye devam etmek, devam etmek…</p>
<p>Ben senin, sol gözün seğirdiğinde, seğiren tenin olmak istiyorum. Seğiren sol gözlerin hayra alamet olmadığını da demişlerdi. Desinler… Ben senin hayra alamet olmak zorunda olmayan, aslen hayrın ve şerrin nerden kaynaklı olduğunu bilsin ya da bilmesin, her kim ne dersen desin seğirmen/seğirmelerin olmak istiyorum. <em>Veminşerrimahalâk…</em></p>
<p>Demişlerdir… kesin… demeseler kim nereden bilecek. Kim neyi nereden bilecek birileri demese… diyenler var, duyanlar var, dinleyenler, anlayanlar, anlamayanlar var bir de… ki onlar çokturlar, tarlada çocukturlar, bostanda yavrucukturlar ve asla gayrik yeter demezler, diyemezler… <em>Velb</em><em>â</em><em>sübâdelmevt…</em></p>
<p>Ben senin, beni anladığını sandığım anlarda, seni iki kolum, iki de bacağımla sardığımı sandığım anları… Ben seni iki dudağımla iki kaşım arasına alıp da anladığımı sandığım zamanları… Ben senin tüm geçmiş fallarına bakıp da geleceğini atlamayı… Ben, senle konuşmaktan mütevellit, muhabbetin devamına endeksli ve dahi bundan ibaret olan bu şeyi… Yine de bir gayret herkesin soru soran olmak değil de söyleyen olmak istediği, pornografik bir görünme talebi ve dalaşgan mimaride, grotesk bir tavırla ve eski köye yeni adetmiş gibi durup başta köyün imamının sürüyü önüne katıp kovaladığı bir yerde ve zamanda… Herkesin ve her şeyin ikonlardan ve dolayısıyla devrilmeyeceğini sandığı tabulardan/tabularından ibaret olduğu bir ortamda… Sadece severek baş edilebilen bir yara ve hatta kaydıraktan düşenlerin parmaklarına sürüp de yaralarına bastığı tükürük kadar elzem saydım…</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/618/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/618/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/618/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/618/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/618/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/618/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/618/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/618/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/618/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/618/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/618/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/618/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/618/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/618/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/618/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/618/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=618&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/08/02/fevkalade-muhimim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/fd72aefa7d72ac2a2de87f91cec1eb75?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ozgurerbas</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/08/diz01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">diz01.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>KUBBE</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/08/02/kubbe/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/08/02/kubbe/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Aug 2007 23:07:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Kandemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/08/02/kubbe/</guid>
		<description><![CDATA[Areta Şafakta gördüm, Buklelerdeki sözcüklerimin bilmecesini Kifayetsiz maskeli sözlerini de; Bir bir yerleştirdim incecik kıvrımlarının diplerine, Göçmen yaylı eşliğinde Sakınmadığı tüm gülümsemelerine Yağmur tanelerinin düşmesi için bırakılmış açıklıktan dokundum Şafakta anladım buklelerde birbirine dolanmış cevapları Sakındığı gülümsemelerindeki tebessümleri İncecik kıvrımlarındaki perişan sözlerime baktım Bir bir aldım onları; Tebessümlerin oturduğu çizgiden, Göçmen kelimelerim eşliğinde Nefesim mi? [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=616&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Areta</strong> <a href="http://ws.arin.net/cgi-bin/whois.pl?queryinput=85.107.183.23"></a></p>
<p>Şafakta gördüm,<img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/08/kubbe01.jpg?w=477" alt="kubbe01.jpg" align="right" /><br />
Buklelerdeki sözcüklerimin bilmecesini<br />
Kifayetsiz maskeli sözlerini de;<br />
Bir bir yerleştirdim incecik kıvrımlarının diplerine,<br />
Göçmen yaylı eşliğinde<span id="more-616"></span></p>
<p>Sakınmadığı tüm gülümsemelerine<br />
Yağmur tanelerinin düşmesi için bırakılmış açıklıktan dokundum</p>
<p>Şafakta anladım buklelerde birbirine dolanmış cevapları<br />
Sakındığı gülümsemelerindeki tebessümleri</p>
<p>İncecik kıvrımlarındaki perişan sözlerime baktım<br />
Bir bir aldım onları;<br />
Tebessümlerin oturduğu çizgiden,<br />
Göçmen kelimelerim eşliğinde</p>
<p>Nefesim mi?<br />
O da ayrı yakıştı</p>
<p><a href="http://yorumlayanlar.wordpress.com/wp-admin/comment.php?action=deletecomment&amp;dt=spam&amp;p=46&amp;c=226&amp;_wpnonce=f049712abb"></a></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/616/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/616/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/616/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/616/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/616/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/616/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/616/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/616/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/616/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/616/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/616/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/616/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/616/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/616/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/616/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/616/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=616&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/08/02/kubbe/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/150d03a27d9da62e8553c5a250d90716?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">aftandis</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/08/kubbe01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">kubbe01.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>22 Temmuz Tekerlemesi</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/27/tekerleme/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/27/tekerleme/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Jul 2007 22:21:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ozgurerbas</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yersen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/07/27/tekerleme/</guid>
		<description><![CDATA[Özgür Erbaş komşu komşu, oğlun kızın ne getirmiş? - döşemelik tesisatla ampul, kime kime? - hepimize hepimize, nerde nerde? - güvercinin ardında, güvercin nerde? - ok deldi geçti, ok nerde? - kırat yuttu, kırat nerde? - arı soktu, arı nerde? - kurt yedi, kurt nerde? - dağa karıştı, dağ nerde? - meclise gitti, meclis nerde? [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=609&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Özgür Erbaş</strong></p>
<p><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/07/bremen.gif" title="Direct link to file"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/07/bremen01.jpg?w=477" alt="bremen01.jpg" align="right" /></a></p>
<p>komşu komşu, oğlun kızın ne getirmiş?<br />
- döşemelik tesisatla ampul,</p>
<p>kime kime?<br />
- hepimize hepimize,</p>
<p>nerde nerde?<br />
- güvercinin ardında,</p>
<p>güvercin nerde?<br />
- ok deldi geçti,</p>
<p>ok nerde?<br />
- kırat yuttu,</p>
<p>kırat nerde?<br />
- arı soktu,</p>
<p>arı nerde?<br />
- kurt yedi,</p>
<p>kurt nerde?<br />
- dağa karıştı,</p>
<p>dağ nerde?<br />
- meclise gitti,</p>
<p>meclis nerde?<br />
- yuvarlandı, tekerlendi, yerine oturdu.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/609/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/609/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/609/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/609/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/609/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/609/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/609/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/609/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/609/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/609/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/609/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/609/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/609/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/609/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/609/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/609/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=609&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/27/tekerleme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/fd72aefa7d72ac2a2de87f91cec1eb75?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ozgurerbas</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/07/bremen01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">bremen01.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Toplu Yanıtlar</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/26/toplu-1/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/26/toplu-1/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Jul 2007 01:01:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Kandemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yorumlayanlar.com Üzerine]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/07/26/toplu-1/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Kerem Kandemir Sevgili Dostlarım, Bu yazıda, içerik tartışmasına girmeksizin, meta düzeyde, iletişimimizin aldığı hale ilişkin yorumlarımı paylaşmak istiyorum sizlerle. Dilerseniz, önce kendi tavrımdan ve tarzımdan başlayayım, değerlendirmeye: Evet, oldum olası, provokatif bir üslupla yazmayı yeğlemişimdir. Takdir edersiniz ki, bu bilinçli bir tercihtir. Çünkü reaksiyon almayı, tartışma başlatmayı severim. Yalnızca üsluba indirgemek de yanlış olacaktır [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=602&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/07/habermas.jpg?w=477" alt="habermas.jpg" align="left" /><strong>Yazan:</strong> Kerem Kandemir</p>
<p align="left">Sevgili Dostlarım,</p>
<p align="left">Bu yazıda, içerik tartışmasına girmeksizin, meta düzeyde, iletişimimizin aldığı hale ilişkin yorumlarımı paylaşmak istiyorum sizlerle. Dilerseniz, önce kendi tavrımdan ve tarzımdan başlayayım, değerlendirmeye:</p>
<p align="left">Evet, oldum olası, provokatif bir üslupla yazmayı yeğlemişimdir. Takdir edersiniz ki, bu bilinçli bir tercihtir. Çünkü reaksiyon almayı, tartışma başlatmayı severim. Yalnızca üsluba indirgemek de yanlış olacaktır sanıyorum. Zira, yazdıklarımın içeriğine de baktığımızda, tabu olarak telakki edilen konuları seçmeye, söylenmeyenleri söylemeye falan pek hevesli olduğum tespitini yapabiliriz. Beni yakından tanıyanlarınız, tartışmaya doymayan bir yapım olduğunu teslim edecektir.</p>
<p align="left">Lakin, son yazılarıma, sizlerden gelen yanıtlar/yorumlar, bende düş kırıklığı ve buna bağlı olarak üzüntü yarattı. Sizlerin alenen verdiği tepkilerin, yazılmasalar da, okurlarımızın ekseriyetinin zihninde de oluştuğunu varsaymaktayım. Ne yazıyorsam, zaten, bu varsayımla yazıyorum. Dolayısıyla, beni şaşırtan, beklenti kümemin dışında kalan, <strong>sizin</strong> yaklaşımlarınız oldu.</p>
<p align="left">Pekiyi, ne bekliyordum sizden? Geçenlerde, Ekrem üstadımla da konuştuğumuz üzere, bırakınız iletişim etiğine riayet etmeyi, daha doğru dürüst düşüncelerini ifade etmeyi dahi beceremeyen özürlü entelejensiyamıza, farklı görüşlere sahip insanların, en hassas konular üzerinde dahi, nasıl bir sivil tavırla, taraflarını zenginleştiren, geliştiren bir iletişim ortamı yaratarak tartışabildiklerini göstermek gibi bir beklentim vardı.</p>
<p align="left">İşte bu bağlamda, sizlerin yazılarıma reva gördüğünüz yanıtların, benim yazılarımı yazdığımla benzer bir düzlemde yer almadıklarını düşünüyorum. Ancak ne hikmetse, birbirinizden tamamen bağımsız verdiğiniz bu tepkiler, kendi aralarında çok benzer bir düzlemi paylaşıyorlar.</p>
<p align="left">Şöyle ifade edeyim: Benim yazılarım, birer tartışma davetiyesiydi. Aynı zamanda dost olan birkaç sosyal ilim erbabının, bir hafta sonu, Boğaz havası da alan ferah bir pastanede, çaylarını yudumlayıp simitlerini yerken, rencide ya da ajite olma riski, kaygısı taşımadan ama korakor, memleket ve dünya meselelerini tartışmaları tadında bir şeydi, benim öznel beklentim, bu davetiyenin yol açacağını düşündüğüm iletişimden.</p>
<p align="left">Olmadı.</p>
<p align="left">Pekiyi, neden olmadı? Muhtemelen, yazdıklarım, nasıl bir iletişim kurmayı beklediğim konusunda, yukarıda açıkça yazmak durumunda kaldıklarımı sezdiremedi, hissettiremedi size. Belli şartlanmışlıkları tetiklemiş olmalıyım. Yani, seçim öncesi, bir yazının kenarına AKP logosu yapıştırıp başlığını da&#8221;Oyum Neden AKP&#8217;ye?&#8221; şeklinde koymak, sizler tarafından, aleni bir propaganda girişimi olarak algılanmış olabilir. Emperyalizm ve küreselleşmeyle ilgili kimi yerleşik duruşlara &#8220;Yalan Balonları&#8221; diyerek saldırmam da, sizin gözünüzde, bana vermeyi uygun gördüğünüz tepkilerin düzlemini meşrulaştırmanıza katkı yapmış olabilir.</p>
<p align="left">Durduğum yerden, gerekçelerinizi, en fazlasında, birer &#8220;hafifletici sebep&#8221; olarak görebiliyorum. Evet, bence, beni yanıtlama biçiminiz, iletişim ahlakı çerçevesinde değerlendirildiğinde, kusurlu ve sorunlu tercihler.</p>
<p align="left">Her şey bir yana, benim yazılarımda ileri sürdüğüm görüşler, verilere ve argümanlara dayanıyor (iletişim düzleminden kastım bu). Dolayısıyla, karşıt görüşlerinizin de, farklı verilere ya da karşı-argümanlara dayanması gerekmez miydi? Yazılarım, bu kadarını dahi hak etmiyor muydu?</p>
<p align="left">Yineliyorum, bu sivil tavrı, akademik hürmeti bütün okurlardan değil, yalnızca sizin gibi bir avuç dosttan bekliyordum.</p>
<p align="left">Hala da bekliyorum, bundan sonrası için.</p>
<p align="center"><strong> ***</strong></p>
<p align="left"> [<strong>Editörün Notu:</strong> Yazının bundan sonraki kısmı çıkartılmış ve başlığı da değiştirilmiştir. Önceden adı geçen yazarların hepsi yazıyı okuduklarından ve tepkilerini arzu ettikleri şekilde ifade ettiklerinden, kişisel referansların gereği ortadan kalkmıştır.]</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/602/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/602/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/602/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/602/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/602/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/602/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/602/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/602/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/602/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/602/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/602/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/602/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/602/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/602/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/602/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/602/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=602&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/26/toplu-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/150d03a27d9da62e8553c5a250d90716?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">aftandis</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/07/habermas.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">habermas.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Üzgünüm</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/25/discontents/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/25/discontents/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jul 2007 02:49:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ophelia</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/07/25/discontents/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Alice Üzgünüm&#8230;Başta, üzdüğüm için. Sonra fark etmediğim için. Hissetmediğim için, değiştirmediğim ve hatta karşı çıkmadığım için üzgünüm. En acısını tatsam da aynı olmaz. Doğrudur, değişir belki birkaç şey ama üzgünüm, aynı kalacak galiba çoğu şey. Siz anlarsınız beni, dinlersiniz belki. Dinleseniz çok şey değişir mi bilinmez ama paylaşmak da bir nebze güçlü kılar etkisini [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=604&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/07/discontents02.jpg?w=477" alt="discontents02.jpg" align="right" /></p>
<p align="right"> <strong>Yazan:</strong> Alice</p>
<p align="justify">Üzgünüm&#8230;Başta, üzdüğüm için. Sonra fark etmediğim için. Hissetmediğim için, değiştirmediğim ve hatta karşı çıkmadığım için üzgünüm. En acısını tatsam da aynı olmaz. Doğrudur, değişir belki birkaç şey ama üzgünüm, aynı kalacak galiba çoğu şey. Siz anlarsınız beni, dinlersiniz belki. Dinleseniz çok şey değişir mi bilinmez ama paylaşmak da bir nebze güçlü kılar etkisini üzgünlüğümün. Ne dediğimi anlamaya çalışan bir çift göz düşer gibi oldu beyaz kağıtımsı bir havası olan bilgisayar ekranıma. Merak güzel histir. Kedi filan ölmez meraktan. Öyle derler, saçmalarlar. Kedi açlıktan ölebilir, ya da kavgadan. Merak kötülendikçe kötülenir çünkü sadece saklanan ölür meraktan. Kim saklanır? Kimden saklanır? Ya da neyi saklar insanlar diğerlerinden? Bunca yıldır neden düşünmekten korkar insanlık? Neyi bulma ihtimalidir insanı böyle sefilce korkutan?<span id="more-604"></span></p>
<p align="justify">Biz önce doğaydık, doğadaydık. Elimize birkaç şey aldık. Bu birkaç şeyden garip bir medeniyet çıkardık. Hor gördük bizim gibi olmayanları. Zorladıkça zorladık. Herkes bizim gibi mi olmalıydı yoksa her şey bizim mi olmalıydı? Farkında olmadığımız bir amaç uğruna gökdelenler yaptık, bilgisayarı icat ettik. Tren yolları, köprüler, testereler, televizyonlar&#8230; Ne içindi bunlar? Tam olarak ne yapmak istiyorduk bunca zaman? Rekabet vardı, daha güzel televizyonlar yaptık. Daha büyük evler, daha rahat koltuklar&#8230; Kendimizi rekabete kaptırdık: Aşkta rekabet, işte rekabet, görünümde rekabet. Ardı sıra geldi tüm bunlar. Biz bile anlayamadık, nereye bakıyorduk? Ne için uğraşıyorduk? Gereksiz uğraşlarımız ve hayatlarımızı boşa harcamamız değil ama tek sorun. Bir de diğerleri var. Diğerleri koyduk adlarını. Aramıza almadık onları. Bizim gibi değiller diye hor gördük. Acıdık hatta. Acımaya halbuki ne kadar hakkımız vardı? Önce kendi içimizdeki diğerleri&#8230; Ezdiğimiz, dışladığımız, aç bıraktığımız, acıdığımız diğerleri. Zorla el falıma bakmaya çalışan çingene kızına neden kızgındım ben? Ne hakla kızgındım? Borçlu değil miydim kendiminki gibi bir yaşamı ona? Hakkı değil miydi beni üç beş kuruş vermeye zorlamak onun? Ama ben kızgındım çünkü borçlu olduğumu biliyordum, vicdanım rahatsız ediyordu beni. Ben de ne yaptım, gecekondu kültürünü aşağıladım. Lüks sitelere hapsettim kendimi. Amacım onları hiç görmemekti. Vicdanım bana böyle emretti.</p>
<p align="justify">Medeniyet kurduk, medeniyiz diye dolaştık uzun süre ama kurallar gene aynıydı. Gökdelenli ormanımızda en felaket doğa kanunları değişmemişti. Çünkü işimize gelmemişti. Kadın ikinci plandaydı. Namusuydu erkeğin. Erkek efendiydi. Bu kuralları söküp atmadık. Bu kuralları uyguladık. Maskeledik ama sürdürdük de.</p>
<p align="justify">Hayır hayır, sırf üzülmüyorum. Utanıyorum da.</p>
<p align="justify">Kendi içimizdeki diğerleri dışında diğer canlılara ne yaptık peki? İnsan olmak bir bencillik sardı üstümüze. Kendi varoluşlarımız en değerlileriydi. Diğer canlılar bizim için varlardı. İstesek canlarını almak bize kalmıştı. Zevk için avladık. Öldürdük. Vurduk. Bir aslan avlayacağı geyiğe değersiz bir can olarak bakar mı hiç? Sadece hayatta kalış için öldürür onu. Ama bizim için değersiz diğer canlılar. Benim bir karıncadan çok yaşama hakkına sahip olduğumu kim ispatlayabilir ki? Daha büyük bir canlı oluşum mu sağlıyor bu ayrıcalığı bana? Bilinç mi kutsal kılıyor beni? Peki neden? Neden biz değerliyiz de evde koleksiyonunu yaptığımız kelebeklerin canları değersiz? Kibrimiz bu soruları sormamıza dahi engel oluyor genelde tabii. İnsan değerlidir, hayvanlar değersizdir. Nokta. Gerisini sorgulamaya gerek yok. Biliyoruz cevabı. Olmayan cevabı.</p>
<p align="justify">Utanıyorum ve üzülüyorum çünkü benim yüzümden binlerce insan aç. Bir sürü insan her gün açlıktan ölüyor benim yediğim bir dilim ekmek yüzünden. Milyonlarca hayvanı öldürüyorum. Rekabet ediyorum. En kötüsü de bunların hiçbirini değiştiremiyorum. Saçmalıyorum. Saçmalıyorum. Çok üzgünüm&#8230;</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/604/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/604/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/604/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/604/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/604/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/604/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/604/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/604/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/604/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/604/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/604/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/604/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/604/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/604/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/604/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/604/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=604&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/25/discontents/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/72603e19017324b99134bae27b6bd030?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">bellus</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/07/discontents02.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">discontents02.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Tehdit Cümleleri</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/24/tehdit/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/24/tehdit/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Jul 2007 10:51:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ekrem Düzen</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/07/24/tehdit/</guid>
		<description><![CDATA[Yudit Namer Tehdit Gelirim Görürsün Korkmam bu defa Alırım beni elinden Ağlarsın Dönmem Çıldırırsın Vurursun kendini Ağlamam *** Cümle Senin bir cümlelik ömrün kaldı, benimse bir aşklık. &#8230;hiç konuşmayalım! *** Desem “bu ne ilk yalnızlığım, ne de en kötüsü” desem beni affeder misin? *** Bırak onun bedeninde kilitli sokak lambaları yanamıyorsa, benim bedenimde saklı mumlar [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=598&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left"><strong>Yudit Namer </strong></p>
<p><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/07/tehdit.jpg" title="Direct link to file"><br />
</a></p>
<p><strong>Tehdit</strong><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/07/tehdit02.jpg?w=477" align="right" /></p>
<p>Gelirim<br />
Görürsün<br />
Korkmam bu defa<br />
Alırım beni elinden<br />
Ağlarsın<br />
Dönmem<br />
Çıldırırsın<br />
Vurursun kendini<br />
Ağlamam</p>
<p><span id="more-598"></span></p>
<p>***</p>
<p><strong>Cümle</strong></p>
<p>Senin bir cümlelik ömrün kaldı,<br />
benimse bir aşklık.<br />
&#8230;hiç konuşmayalım!</p>
<p>***</p>
<p><strong>Desem</strong></p>
<p>“bu ne ilk yalnızlığım,<br />
ne de en kötüsü”<br />
desem<br />
beni affeder misin?</p>
<p>***</p>
<p><strong>Bırak</strong></p>
<p>onun bedeninde kilitli sokak lambaları yanamıyorsa,<br />
benim bedenimde saklı mumlar sönemiyorsa,<br />
senin bedeninde ışık yoksa,<br />
bizi yalnız bırak;<br />
sen kendini yakarsın&#8230;</p>
<p>***</p>
<p><strong>Gitsem</strong></p>
<p>gitmek lazım buralardan<br />
bu odadan, bu şehirden,<br />
bu yamalı aitlikten<br />
odalara ve bedenlere ve şehirlere;<br />
bulmak lazım bensiz yerleri, bensiz yurtları<br />
odalara ve şehirlere sinmeden,<br />
silmek lazım kokumu bedeninden,<br />
çalmam lazım bedenini senden<br />
çok geç<br />
ol-ma-dan…<br />
(yalan)</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/598/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/598/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/598/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/598/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/598/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/598/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/598/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/598/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/598/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/598/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/598/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/598/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/598/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/598/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/598/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/598/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=598&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/24/tehdit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/beb0033b7fb0fa776bce11e7d0ad58a7?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ekremduzen</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/07/tehdit02.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Kahrolsun A.B.D.! (Yalan Balonları Patlıyor -II-)</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/24/emperyalizm_2/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/24/emperyalizm_2/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Jul 2007 04:02:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Kandemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ekonomi-Politik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/07/24/emperyalizm_2/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Kerem Kandemir (Yazının birinci bölümünü okumak için klikleyin) Buraya kadarki savlarımızı toparlarsak: 1-) Türkiye&#8217;nin temel sorunu, insanoğlunun küresel gelişim sürecine ayak uydurmakta güçlük çekmesidir. 2-) Buradaki müşkülat, statükodan beslenen yerel çıkar çevrelerinin ayak diretme çabasından kaynaklanmaktadır. 3-) Söz konusu guruplar, toplumsal dönüşümü engellemek, engelleyemediği durumlarda, ona karşı oluşan reaksiyonları maniple etmek ya da toplumda [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=594&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/07/anti-abd02.jpg?w=477" alt="anti-abd02.jpg" align="left" /><strong>Yazan:</strong> Kerem Kandemir</p>
<p><u><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/07/19/emperyalizm-1/">(Yazının birinci bölümünü okumak için klikleyin)</a></u></p>
<p>Buraya kadarki savlarımızı toparlarsak:</p>
<p><strong>1-)</strong> Türkiye&#8217;nin temel sorunu, insanoğlunun küresel gelişim sürecine ayak uydurmakta güçlük çekmesidir.<br />
<strong> 2-)</strong> Buradaki müşkülat, statükodan beslenen <em><strong>yerel</strong></em> çıkar çevrelerinin ayak diretme çabasından kaynaklanmaktadır.<br />
<strong> 3-)</strong> Söz konusu guruplar, toplumsal dönüşümü engellemek, engelleyemediği durumlarda, ona karşı oluşan reaksiyonları maniple etmek ya da toplumda değişim talebi yaratacak unsurları baskılamak için toplumun bilinçaltına, yani geleneğe, göreneğe referans verip işlevini yitirmiş arkaik değerleri yücelterek toplumu muhafazakarlaştırma yoluna gitmektedirler.<span id="more-594"></span><br />
<strong>4-)</strong> Bu meyanda, toplumu korkutmak, sindirmek, muhtelif terör ve psikolojik savaş yöntemleriyle onu kendi kabuğuna çekilmeye, savunmaya geçmeye mecbur bırakarak dışsal gelişmelerle temasını kopartmak da izlediği temel stratejinin vazgeçilmez bir görünümümü oluşturmaktadır.<br />
<strong>5-)</strong> Geri kalmışlığın bir sonucu olarak, vasatı zayıf kişilikli ve aşağılık kompleksinden muzdarip bireylerden oluşan toplumumuz, kendisine giydirilen bu ateşten gömleği reddedecek iradeyi göstermekten yoksundur. Onun yerine, canını yakan sorunların ve yaşamaya mahkum edildiği göreceli yoksunluğun sebebini, onun için yaratılan hayali düşmanların şeytani oyunları olarak algılamayı (projeksiyon) ve böylelikle de özeleştirel bir tutum yerine dışsallaştırmayı (eksternalizasyon) yeğleme eğilimindedir.</p>
<p>Pekiyi, tüm bunların emperyalizm ya da küreselleşmeyle ne ilgisi var? Anlatmaya çalışalım:</p>
<p>Sizi korkularınızla körleştirerek statükodan beslenmeyi sürdürmek isteyen kesimler ve bunların sözcülüğünü, avukatlığını, halkla ilişkiler danışmanlığını yapan mentelektüeller (medya entelektüelleri), dünyayı dönüştüren gelişmeleri dışarıda tutabilmek için küreselleşmeyi, emperyalizmin ya da neokoloniyalizmin yeni versiyonuymuş gibi lanse etmekteler. Üstelik, bunu yaparken, çok enteresan bir zihinsel manevra kullanmaktalar: Şöyle ki, size sundukları hayali dünya senaryosunda, Batı&#8217;yı başınıza gelen her türlü melanetten sorumlu tutarken, aynı zamanda, Batı&#8217;nın bu emperyalist tavrının, yayılmacı, sömürgen siyasetinin aslında bir kaçınılmazlık arzettiğini de savlamaktadırlar. Yani, <em>&#8220;Batı bize saldırıyor, bizi bölmeye parçalamaya çalışıyor çünkü varoluşunu sürdürmek için bizi sömürmek zorunda; enerji kaynaklarını ve hatlarını kontrolü altına almak zorunda.&#8221;</em> diyorlar. Bu yalan balonuna göre, <strong>(1)</strong><em>bizim gibi zavallı ülkeleri sömürmedikleri takdirde, G7&#8242;ler ve/veya AB ülkelerinin ekonomileri kısa zamanda çöküp gidecek</em>. Ayrıca,<strong> (2)</strong> <em>Orta Doğu&#8217;daki petrol alanları da mutlaka, bir şekilde ele geçirilmeli ya da en kötü ihtimalle, gerekirse silah kullanarak, savaş çıkararak, bombalar yağdırarak kontrol altına alınmalı. Aksi takdirde, yine, tüm bu gelişmiş ekonomiler bir anda çöküp giderler</em>. Yineliyorum, balonların bence en can alıcı tarafı, şu sözünü ettiğim manevra: <em>&#8220;Adamlar keyfinden yapmıyor tüm bunları. Mecburlar. Bu, bir hayatta kalma meselesi onlar için. Ya bizi sömürerek ve enerji kaynaklarını ele geçirerek onlar hayatta kalacak ya da biz onlara direnerek hayatta kalacağız. Yani, bu, kelimenin tam anlamıyla, bizimle onlar arasındaki bir ölüm-kalım savaşı.&#8221;</em></p>
<p>Tefrikalarımızın amacı, başlıklarından da anlaşılacağı üzere, bu yalan balonlarını patlatmak. Nasıl? Tüm bu iddiaların mesnedi olmadığını verilerle ortaya koyarak&#8230;</p>
<p>Tabii, şu meşhur soru yine akla gelecektir: &#8220;İyi de be kardeşim, hırsızın hiç mi suçu yok?&#8221; Yani, diyelim ki biz (ev sahibi) gerçekten de geri kalmışlığımızın nedenlerini iç dinamiklerimizde aramalıyız ama en azından şu Amerika&#8217;nın (hırsızın) falan, -Irak&#8217;ta, Viyetnam&#8217;da ya da Orta Amerika&#8217;da yaptıklarını da düşünürsek- hiç mi suçu yok? Hemen yanıtlayalım: Var! A.B.D. sabıkalı bir hegemon. Sütten çıkmış ak kaşık olmak şöyle dursun, uluslararası arenedaki suç listesi de bir hayli kabarık bir ülke. Bunları da yazacağız. Lakin, benim derdim ev sahibiyle (yani kendimle ve sizinle). Önce kırmızı gerçeklik hapını yutup şu yalanların tesirinden bir kurtulalım. Özeleştirimizi yapıp yanlışlarımızı düzeltmeye, eksiklerimizi tamamlamaya koyulalım. Böylece hem özgüvenimiz yerine gelmeye başlayacak hem de korkularımızı yenebileceğiz. Daha sonra, hala canımız istiyorsa, hırsıza da çatarız. Çünkü benim asıl mücadelem, sizi yukarıdaki yalanlarla uyutup, kabuslara gark edip, bu sayede sülük gibi kanınızı emmeyi sürdüren statükocu ve faşist yerli çıkar çevrelerinin, çetelerinin sözcüleriyle. Mavi hapla uyumaya devam etmeyi mi seçeceksiniz yoksa kırmızı hapı yutarak uyanıp bu sülüklerden kurtulmaya mı çalışacaksınız, hep birlikte göreceğiz.</p>
<p align="center">***</p>
<p align="left">Anımsarsanız, tefrikamızın ilk bölümünde, kırmızı hapın alınışı ardından, yeniden tanımaya ve anlamaya başlayacağınız gerçek dünyanın, bugünlerde nasıl göründüğünü anlatmıştık, maddeler halinde. Ardından da, A.B.D.&#8217;ye ait bir dizi temel veriye bakarak, bugünün ve hatta yarının dünyasına ilişkin tespitlerimizin, yorumlarımızın geçerliliğini ispata girişmiştik. Şimdi, o veriler üzerinden, analizimizi biraz daha detaylandıralım:</p>
<p align="left">A.B.D. ekonomisi, <em>kendin pişir, kendin ye</em> yönü ağır basan bir ekonomidir<em>. </em>Dış ticaret hacminin, yıllık hasılanın bütününe oranı (beşte bir gibi), A.B.D. ekonomisinin, dış ticarete bağımlı, dış ticarettetn beslenen, büyüyen, zenginleşen bir ekonomi olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Örneğin, büyüklük sıralamasında A.B.D.&#8217;den sonra gelen Japonya ve Almanya ekonomileri (eski Amerikan müstemlekeleri her nedense dünyanın en büyük ve gelişmiş ekonomileri oluyor ama bu başka bir yazının konusu olsun)  fevkalade dış ticaret ağırlıklı ekonomilerdir. İhracata dayalıdırlar. Yani, başka ülkelere mallarını satamadıkları durumda perişan olurlar. Oysa A.B.D.&#8217;nin dış dünya ile bağlntısını kesseniz, yıllarca kavrulabilir, kendi yağıyla. Daha ziyade, Amerika&#8217;ya mal satan Çin gibi ülkeler sıkıntıya düşer, öyle bir durumda. Tabii, petrol ihracatçısı ülkeler de, varili 10 Dolar&#8217;dan satmak zorunda kalırlar tekrardan, petrollerini. (Amerika petrolsüz nasıl ayakta kalabilir, diye hiç sormayın; zira A.B.D.&#8217;nin petrol yatakları var ama rezervleri düşük olduğu için kendi petrolünü tüketmek istemiyor, dışarıdan almak imkanı varken).</p>
<p align="left">Şimdi, mantıken, birilerinin ihtiyaca binaen, mecburiyetten emperyalist emelleri peşinde koşmakta olduğunu varsaydığımız durumda, o birileri, öncelikle Alman veya Japon olmalıydı, diye düşünüyor insan. Bizim (Türkiye) bile dış ticaret hacmimiz, toplam hasılamızın üçte ikisi, neredeyse. Almanya&#8217;yı, Japonya&#8217;yı emperyalist olmakla, diğer ülkeleri sömürmekle suçlayan kaç tane komplo teorisi var piyasada? Pek yok değil mi? Oysa, görece fevkalade kendi kendine yeter bir memleket olan A.B.D. gösterilmiyor mu, dünyadaki tüm kötülüklerin kaynağı olarak?</p>
<p align="left">Elinizi vicdanınıza koyarak sorun şimdi kendinize, yalan balonları patladı mı, patlamadı mı? Artık, en azından şunu kabul etmek zorundayız: A.B.D. tüm dünyayı sömürüyor olsa bile, bunu hayati bir ihtiyaçtan, ölüm kalım diyalektiği çerçevesinde yapmıyor. Yapıyorsa, daha ziyade, psikopatlığından yapıyor demek bile, daha makul bir itham olur.</p>
<p align="left">Gelelim enerji kaynaklarının ve bunların dağıtım hatlarının, güzergahlarının kontrol altında tutulması gereğine&#8230;</p>
<p align="left">Evet, doğrudur; Amerika (A.B.D.), dünyanın en büyük enerji tüketicisi ve ithalatçısıdır, aynı zamanda. Kendi enerji kaynaklarına yüklenmeye kalkıştığında, bunların görece kısa sürede (15-20 yıl, Amerika&#8217;nın perspektifiyle bakıldığında, kısa vadedir) tükeneceğini bilmesi, Amerika&#8217;nın, dünyadaki diğer ülkelerin enerji kaynaklarına &#8220;<em><strong>stratejik</strong></em>&#8221; gözle bakmasına yol açmaktadır (zira, kimi ülkelerin 80-100 yıl yetecek gibi görünen rezervleri var). Şimdi, en kritik kısma geliyoruz: Parasını verip alabildiği sürece, enerji konusunda Amerika&#8217;nın bir sıkıntısı olmaz. Yıllık petrol ithalatı, bugünkü fahiş fiyatlardan hesaplandığında bile, milli hasılasının % 5&#8242;inden küçüktür (petrol kullanımı açısından, Çin&#8217;inkinden 4 kat daha verimlidir, ekonomisi). Yani, Amerika&#8217;nın petrol ihtiyacını ithalatla karşılamak için yeterince parası vardır. Satın aldığı petrolle, kendi ekonomisinde çok büyük değer yaratabildiğinden, varili 100 Dolar&#8217;a hatta 200 Dolar&#8217;a da çıksa, bu durumdan, dünyanın diğer ekonomilerinin etkileneceğinden çok daha az etkilenir.</p>
<p align="left">Hazırsanız, bir balona daha batırıyoruz şimdi iğneyi: O beğenmediğimiz Araplar, A.B.D.&#8217;nin borsaya kote güzelim şirketlerinin tümünün, kabaca % 15&#8242;ine sahip olmuşlardır, bugüne kadar sattıkları petrolün sayesinde. Bir avuç Bedevi, hiç çalışmadan, kıçlarını oturdukları minderden kaldırmadan, kadınlarını taşlayarak öldürmekten falan da vazgeçmeden, yani ultra-barbar toplumlar olmayı sürdürerekten, sırf yerin altından fışkıran petrolü satatrak (çıkarma işini bile kendileri yapmıyor), Microsoft&#8217;undan Intel&#8217;ine, Google&#8217;ından Ebay&#8217;ine, General Electric&#8217;inden Wallmart&#8217;ına&#8230; Aklınıza ne geliyorsa, % 15&#8242;ine sahip olmuş durumdalar. Yarın petrolleri bitse, sırf Amerikan şirketlerinden alacakları yıllık temettülerle, milyarlarca yıl boyunca, neye kaç para harcadıklarını bilmeden yaşamayı sürdürebilirler.</p>
<p align="left"><strong>Bu mu sömürü?!!!</strong></p>
<p align="left"><strong>Bu mu emperyalizm?!!!</strong></p>
<p align="left"><strong>Bu mu küreselleşme?!!!</strong></p>
<p align="left">Kim, kimi sömürüyor pekiyi? Amerika, petrol için savaş çıkarıyordu, çoluk çocuğu bombalıyordu da, niye kaptırdı bütün ekonomik varlığının % 15&#8242;ini?  Emperyalizm buysa,  kıçımı kıpırdatmadan sattığım petrol karşılığında, 150 milyon Amerikalının her yıl ürettiği her şeyin % 15&#8242;i benim olacaksa (teoride, <em>&#8220;sonsuza kadar&#8221;</em> hem de), ben de istiyorum o Amerikan emperyalizminden nasiplenmeyi!&#8230; Gelsin beni de sömürsün!&#8230;</p>
<p align="left">Cevap verin şimdi, patladı mı bu balon da?</p>
<p align="center">***</p>
<p align="left"><strong><em>&#8220;Ee, pekiyi, o halde neden saldırdı ki, Irak&#8217;a? Derdi petrol değilse, neden işgal etti ki?&#8221;</em></strong></p>
<p align="left">Siz, hele şu emperyalizm yalanlarının tesirinden kurtulmayı hazmetmeye başlayın, bu bölümde yazdıklarımız zihninizde demlenirken, biz de, bir sonraki bölümde, küreselleşen dünyanın yeni düzeninde, Amerika&#8217;nın vukuatlarının gerçek sebeplerini yazmaya başlarız.</p>
<p align="left"><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/08/06/kuresellesme/" target="_blank">(yazının üçüncü bölümünü okumak için klikleyin) </a></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/594/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/594/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/594/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/594/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/594/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/594/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/594/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/594/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/594/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/594/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/594/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/594/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/594/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/594/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/594/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/594/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=594&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/24/emperyalizm_2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/150d03a27d9da62e8553c5a250d90716?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">aftandis</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/07/anti-abd02.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">anti-abd02.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Günebakanlar Bile Küstü Güneşe!</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/22/gunebakanlar-bile-kustu-gunese/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/22/gunebakanlar-bile-kustu-gunese/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Jul 2007 23:15:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ebru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Memleket Meseleleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/07/22/gunebakanlar-bile-kustu-gunese/</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Yazan: Ebru &#8216;Şebzindedâr&#8216; Akman Günebakanlar bile küstü güneşe! Sofie seçti, sıra bende! Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ortaya çıkan “cumhuriyet mitingleri” ile başlayan ve daha sonradan “ya sev ya terk et, ya da terk ettir” haline gelen ve ak ve karanın grinin en çirkin tonunda birleştiği bu politik durumda yapılabileceklerden bir tanesini gerekçelerini de açıklayarak seçiyor [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=586&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;">&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/07/aycicek2.jpg?w=477" alt="aycicek2.jpg" align="left" /><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';"></span><strong>Yazan:</strong> Ebru &#8216;<a href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/01/ebru-akman-kulliyati/">Şebzindedâr</a>&#8216; Akman</p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Günebakanlar bile küstü güneşe!<br />
Sofie seçti, sıra bende!</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;">Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ortaya çıkan “cumhuriyet mitingleri” ile başlayan ve daha sonradan “ya sev ya terk et, ya da terk ettir” haline gelen ve ak ve karanın grinin en çirkin tonunda birleştiği bu politik durumda yapılabileceklerden bir tanesini gerekçelerini de açıklayarak seçiyor Kerem, son iki yazısında. Hiçbir şey yapmadıysa, beni yazmaya sevk etti bu yazılar. Buyrun!<span id="more-586"></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Ben, iş iyi yapıldıktan sonra kimin yaptığının pek de önemi yoktur diye düşünürüm ama işin yapılışındaki meta mesajların da dikkate alınması ve dahi itina ile kontrol edilmesi gerektiğini de inanırım. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';"> Sonra cebimdeki paranın değerinden bilirim ekonominin iyiye gidip gitmediğini; harici ilişkilerdeki başarıyı, atıldıktan sonra servisi yakalamamayla değil, iyi bir servisle; eğitim-sağlık-kültür alanlarındaki başarıyı, evvela bu yıl Ankara DT ve Opera Balesi tedarikiyle maruz kaldığım zulümden, gittiğim hastanede kadın-doğum servisinde bir doktora görünebilmek için beklediğim sıradan, ders verdiğim öğrencilerin “Human Genome Project” dediğimde yüzüme şapşabalak bakmalarından biçerim. Vardığım sonuç yazarın resmine benzemiyor. Ha, bunlar yeni şeyler değil, doğru. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Bakarsam bu adamlar istikrara değer mi diye, ne görürüm? </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Politik görüşlerini paçalarından akmasın diye iple bağlama zaruretiyle ört-bas etmekte olan, yıllardır kendisini savunan tabana verdikleri sözlerin bir tanesini bile tutmamış olan (bakın, kendi tabanlarının diyorum), İ-YU’ya atmadıkları çamur kalmadıktan sonra “Bakın, biz şahane müzakere yönetiriz.” diye gerinen ama aslında hiçbir şey yapmamış olan bu adamların buna değmeyeceği kanaatine varırım. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Tüccarın yeşilini, kızılını, mavisini, morunu al; vur birini ötekine&#8230; Ama değmez! Nasıl olsa yerel politika küresel belirlenen bir şey, o halde bu adamlar olmasın onların kuklası&#8230; </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Sadağında oklarıyla bekleyen de olmasın&#8230; </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Lakin seçeneklerim sınırlı ve iktidara karar veremiyorsam bari muhalefete karar vereyim. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';"> Ben yarın sabah uyanıp yüzümü yıkayıp çeşitli işlerimi tamamladıktan sonra ve elbette, kot eteğimi giydikten sonra caddenin karşısına geçip oyumu AKP’ye vermeyeceğim. Karşında yayını germiş duran savaş tellalı, nereye döndüğü belli olmayan fırıldaklara da, aile geleneğimize rağmen, oyumu vermeyeceğim. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Bir süredir Snoopy ile Charlie Brown arasında gidip geliyordum, ama sonra Ten Ten’in en doğru tercih olduğuna karar verdim. Seçim listelerine baktım, aday olmamış. Ben de bu tarafların ikisinden de aday olmamayı seçmiş, eğitimi yüksekçe bir okur-yazara vereceğim oyumu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Niye mi yapacağım bunu? Çünkü benim gibi yazıp çizen, bir cümle ile günlerce uğraşanları en iyi o temsil eder. Çünkü adam şair, çünkü adam harfaferin, çünkü adam ağzından çıkanı bin kere tartıp bir söylüyor, söyledikleri şiir oluyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Çünkü şair adam sinirlerine hâkim olamayıp, kontrolünü kaybedip nezaketten, ferasetten ve basiretten çok uzak şeyler söylemeyecek gibi duruyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Çünkü adam politikadan hiç anlamıyorsa bile kelamdan, laftan anlıyor gibi görünüyor. Çünkü adam edepli görünüyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Patlayan Balonlarla ilgili yazının bir kısmında aşağıdaki liste bulunuyor: </span></p>
<ul>
<li class="MsoNormal"><em><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Tarım      devri biteli yüzyıl olduğu gibi, artık sanayi devri de geride kaldı.</span></em></li>
<li class="MsoNormal"><em><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Toprak      sahibi olmak ehemmiyetini yitirdi! Çünkü tarımdan geçinmiyor artık      insanoğlu!</span></em></li>
<li class="MsoNormal"><em><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Toprağı      kutsallaştırmak, vatan toprağını kanla sulamak, toprak almak için kan      dökmek… Bunlar, tarım devrinin arkaik değerleri olarak, gericilerin,      örümcek ağlarından geçilmeyen beyinlerinde kaldı yalnızca.  </span></em><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">[</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Ha, “toprağı kanla sulamakla” ilgili kısma, başka yerlerden romantik kuyruğuma bastığı için katılıyorum. O da bir başka şerhe inşallah!]</span></li>
<li class="MsoNormal"><em><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Sanayi      devri de aşıldığı için, <em><span style="font-family:'Book Antiqua';">‘yeraltı      ve yerüstü zenginlikleri’ </span></em>de ehemmiyetini yitirdi. Demiri,      kömürü hatta petrolü olmak bile saadet getirmiyor artık. <em><span style="font-family:'Book Antiqua';">‘Petrol zengini’ </span></em>diye      anılan ülkelerin ekseriyeti, geri kalmış ülkeler kategorisinde yer      almaktadır.</span></em></li>
<li class="MsoNormal"><em><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Kol      emeğinin önemi de azaldı. Dünya ekonomileri, giderek daha az insana      gereksinim duyuyor.</span></em></li>
<li class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';"><em>Devir,      enformasyon ve hizmetler devri. Dünyanın gidişatını belirleyen dinamikleri      de, dolayısıyla bu yeni devrin gereksinimleri yönlendiriyor.</em></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">”</span></li>
</ul>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Mesele zengin olmakta mıdır ki? </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Napıcaz, iki hat ötemizde suyu biten komşumuza, “Keşke siz de zengin olsaydınız bizim gibi de siz de Antarktika’nın buzundan su içseydiniz!” mi diyeceğiz? </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Tarım devri bitti de insan ihtiyacı aynı hızla değişti mi? </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Bu akşam yemekte Harry Potter mı yedin yanında GoogleTalk şarabıyla?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Enformé olacağız da yarın akşam salataya doğrayacaklarım şeri/çeri erikleri değil de şeri/çeri domatesleri mi oluverecekler? </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Kol emeğinin önemi azaldı da evden taşınacak olsam R2D2 ile C3PO mu gelecekler buzdolabını aşağı indirmeye? </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Ya da belki Qui Gon Jinn uğrar yarın akşam MSN Messenger’a beraber taze bezelye ayıklarız?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Klavyenin tuşları plastik diye parmaklarımıza alyansı da mı plastikten takacağız? </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Ya da belki demir ihtiyacımızı Transformers’tan geriye kalan metal parçalarından karşılarız ya da Kripton’dan gelen hedehödö ile mi telafi ederiz? </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Sevgilim beni yeni kitabımdan öper, yeni deri cildiyle mi sarılır bana? Telif hakkı mi hediye eder  arada sırada? </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Ve, evet, romantiğim [hele bugün iyice], şiir sevmiyorum şair seviyorum. Çiçeklerimi sularken, saksılarındaki toprağı değiştirirken, elmamın ilk yapraklarının her gün büyüyüşünü seyrederken çok mutluyum. Bir gün bir bebek, yampiri adımlarını bir parça toprakta atamayacak diye korkuyorum, bir kuşak sonra çocukların bahçe hortumuyla birbirlerini ıslatacak kadar çok suları olmayacak diye korkuyorum. Rüzgâr bile esmeyecek kadar sıcak olduğu için uçurtmanın ne olduğunu bilmeyecekler diye korkuyorum. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Ne iktisadi, ne mali ne de duygusal olarak benim için toprağın değeri bitmemiştir. Ne sanayi devrimi, ne enformatik devrimi, ne soğuk ne sıcak ne de ılık savaş yıllardır mis kokulu bir domates yiyemiyor olmamı haklı çıkaramaz. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';">Bunların bayraktarlarının bile gömülecek bir parça toprağa ihtiyacı var yoksa uninstall edilmenin bir başka yolunu mu buldular?  </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';"> Allah sonumuzu hayır etsin. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:6pt 0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';"> </span></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/586/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/586/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/586/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/586/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/586/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/586/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/586/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/586/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/586/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/586/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/586/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/586/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/586/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/586/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/586/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/586/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=586&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/22/gunebakanlar-bile-kustu-gunese/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/717ff967bc4e933af4368f7974200baa?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">eakman</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/07/aycicek2.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">aycicek2.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Emperyalizm ve Küreselleşme Gerçeği (Yalan Balonları Patlıyor -I-)</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/19/emperyalizm-1/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/19/emperyalizm-1/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Jul 2007 15:45:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Kandemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ekonomi-Politik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/07/19/emperyalizm-ve-kuresellesme-gercegi-yalan-balonlari-patliyor-i/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Kerem Kandemir Soru şu: Amerika kahrolsa, biz de kurtuluşa ermiş olacak mıyız? Etrafınızı saran boş boğazlı cühela takımının (mentelektüeller), dünya ve memleket meseleleriyle ilgili temel tezi şudur: &#8220;Biz aslında süperiz; dört dörtlüküz. Bizi bir rahat bıraksalar, kopup gideceğiz; dünyaya hükmedeceğiz. Lakin, dört bir yanımız düşmanlarla çevrili. Bu yetmiyormuş gibi, başta A.B.D. olmak üzere tüm [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=571&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/07/anti-abd01.jpg?w=477" alt="anti-abd01.jpg" align="left" /><strong>Yazan:</strong> Kerem Kandemir</p>
<p>Soru şu:<br />
Amerika kahrolsa, biz de kurtuluşa ermiş olacak mıyız?</p>
<p>Etrafınızı saran boş boğazlı cühela takımının (mentelektüeller), dünya ve memleket meseleleriyle ilgili temel tezi şudur:</p>
<p><em>&#8220;Biz aslında süperiz; dört dörtlüküz. Bizi bir rahat bıraksalar, kopup gideceğiz; dünyaya hükmedeceğiz. Lakin, dört bir yanımız düşmanlarla çevrili. Bu yetmiyormuş gibi, başta A.B.D. olmak üzere tüm Batı (egemen güçler), emperyalist emellerini uygulamak için yüzyıllardır uğraşmaktalar. Bizi bölmek, parçalamak ve ardından da yönetmek istiyorlar. Dış güçlerin memleket içindeki işbirlikçilerini, memleketi satan vatan hainlerini (benim gibi düşünenleri kastediyorlar) de unutmamak gerek.&#8221;</em><span id="more-571"></span></p>
<p>O halde çözüm?</p>
<p>&#8220;<em>Tam bağımsızlık! Dik duruş&#8230; Onurlu dış politika&#8230; Vatan, millet, Sakarya&#8230;</em>&#8221; Demagoji, hamaset, popülizm, ucuz solculuk, aleni faşizm, banal ırkçılık&#8230; İpe sapa gelmez ne kadar laf varsa bir araya getirip maval okuma&#8230;</p>
<p>Niye pekiyi? Niye böyle yapıyorlar? Bunlar kötü adamlar mı? Memleketin kötülüğünü mü istiyorlar? Ya da şöyle soralım: Bunlar ne istiyorlar?</p>
<p>Bunlar, sizinle <em><strong>bizbize</strong></em> oynamayı sürdürmek istiyorlar. Araya yabancıları sokmaksızın, al gülüm; ver gülüm&#8230; Kendin pişir; kendin ye&#8230;</p>
<p>Nasıl yani? Şöyle:</p>
<p>Bunlar, sizin nabzınıza göre şerbet veriyorlar. Siz, dünyayı böyle görmek istiyorsunuz. Bütün bunlar, kendinizi, kişiliğinizi geliştiremediğinz için, özeleştiri yapmayı sevmediğiniz, içgörü yeteneğinizi güdük bıraktığınız için oluyor.</p>
<p>Klasik, ilkel bir savunma mekanizmasından söz ediyoruz burada. Dışsallaştırma&#8230; Sorunlarınızı sahiplenmekten kaçıyorsunuz. Ahval ve şeraitinizi, kendi kusur ya da eksikliklerinizle ilişkilendirmek istemiyorsunuz. Onun yerine, tüm sorunların, etrafınızı saran ve hatta içinize sızmış bir takım düşmanlardan kaynaklandığını düşünmek, zayıf egonuza daha cazip geliyor.</p>
<p>Sorunlarınızla yüzleşmek, bunun neticesinde saptadığınız kusur ve eksikliklerinizi gidermek için gerekenleri yapmak gibi akılcı bir yolda ilerlemek zor geliyor size. İşte meselenin özü bu.</p>
<p>Cinnet geçirmek gibi (daha teknik ve spesifik olması açısından paranoid şizofreni de diyebiliriz) marazi bir çözümü tercih ediyorsunuz. Nabzınızı tutan lumpen mentellektüeller de, içinizin yandığını görüp, veriyor şerbeti ağzınıza:</p>
<p>&#8220;<em>Dört bir yanın düşmanlarla çevrili. Senin bir kusurun yok bu olup bitenlerde. Geri kalmışlığımızın nedeni düşmanlar ve onların içimizdeki işbirlikçileri. Sen, sütten çıkmış ak kaşıksın. Mükemmelsin. Hiçbir eksiğin yok. Sakın kendini suçlama ya da olup bitenlerden kendini sorumlu tutma. Sen zavallı bir kurbansın yalnızca. Öcüler, gulyabaniler yapıyor bunları. Kahrolsun A.B.D.! Kahrolsun Batı! Şerefsiz, gözü dönmüş emperyalistler ve onların soysuz işbirlikçileri!</em>&#8220;</p>
<p>Her düzenin -görece- kazananları vardır. Bu geri kalmışlık, bu karadüzen içinde bile nemalananlar, dolayısıyla, statükoyu korumak isteyenler var. Osmanlı&#8217;ya matbaayı niye sokmadılarsa, aynı zihniyetle, dünyadaki gelişmelerden, dönüşümlerden nasibimizi almamamız için var gücüyle mücadele eden kesimler var. Türkiye&#8217;de, babalarının çiftliğindeymiş ya da Dingo&#8217;nun Ahırı&#8217;ndaymış gibi fütursuzca hareket etmek isteyen kitleler var. Maymun (siz) gözünü açıp duruma isyan etmesin diye de, sizi gulyabanilerle korkutuyorlar. Siz de, bu karabasan, bu cinnet içinde yaşamaya devam ediyorsunuz; gözünüzü açmaya korktuğunuzdan.</p>
<p>Dost acı söyler. Dost, bu cinnetten kurtulmanız için acı ilaç içmeniz gerektiğini söyler.  Dost, kusuru kendinizde aramaya başlamanızın zamanının gelip de geçtiğini söyler. Siz bu iradeyi, bu dirayeti göstermediğiniz sürece, yerel keneler, sizinle <em>al gülüm, ver gülüm </em>oynamaya devam edecek.</p>
<p>El alemin uzaya gittiği bir devirde, siz köylü toplumu olarak kalmışsanız, sizin yargıcınız, askeriniz, akademisyeniniz, kaymakamınız, doktorunuz, mühendisiniz, yazarınız, çizeriniz, ressamınız, müzisyeniniz, iş adamınız da köylü olur; köylü kalır. Çünkü köylülük yalnızca bir yaşam biçimi değil, aynı zamanda bir zihniyettir. Vali olup, adam olamamak misali, mesleğiniz, kariyeriniz ne olursa olsun, zihniyetiniz köylü zihniyeti olarak kalır.</p>
<p>Ey okur! Matrix&#8217;tesin. Rüyadasın (karabasan türünde). Sana bir film izlettiriyorlar. Adı &#8220;Kahrol düşman; al sana bomba!&#8221;. Şimdi, istersen, yazıyı okumayı bu noktada bırakıp, Matrix/rüya aleminde kalmayı, filmini seyretmeyi sürdürebilirsin.</p>
<p>Ya da, bu acı ilacı (kırmızı gerçeklik hapını) içip (yani yazıyı okumayı sürdürüp) Matrix&#8217;ten kurtulabilirsin. Göreceklerin hoşuna gidecek demiyorum. Zira, hoşuna gidecek olsaydı onlarla yüzleşmektense, seni cinnete sürükleyenlerin yalanlarına kapılmak için can atmış olmazdın.</p>
<p>[Köprüden önceki son çıkış...  ]</p>
<p><strong>İşte Gerçekler:</strong></p>
<p><strong>1-)</strong> Günümüz dünyası, size Matrix&#8217;te izlettirilen filmdeki bir yer gibi değil.</p>
<ul>
<li>Tarım devri biteli yüzyıl olduğu gibi, artık sanayi devri de geride kaldı.</li>
<li>Toprak sahibi olmak ehemmiyetini yitirdi! Çünkü tarımdan geçinmiyor artık insanoğlu!</li>
<li>Toprağı kutsallaştırmak, vatan toprağını kanla sulamak, toprak almak için kan dökmek&#8230; Bunlar, tarım devrinin arkaik değerleri olarak, gericilerin, örümcek ağlarından geçilmeyen beyinlerinde kaldı yalnızca.</li>
<li>Sanayi devri de aşıldığı için, <em>&#8216;yeraltı ve yerüstü zenginlikleri&#8217; </em>de ehemmiyetini yitirdi. Demiri, kömürü hatta petrolü olmak bile saadet getirmiyor artık. <em>&#8216;Petrol zengini&#8217; </em>diye anılan ülkelerin ekseriyeti, geri kalmış ülkeler kategorisinde yer almaktadır.</li>
<li>Kol emeğinin önemi de azaldı. Dünya ekonomileri, giderek daha az insana gereksinim duyuyor.</li>
<li>Devir, enformasyon ve hizmetler devri. Dünyanın gidişatını belirleyen dinamikleri de, dolayısıyla bu yeni devrin gereksinimleri yönlendiriyor.</li>
</ul>
<p>Bakın, film nasıl da değişiyor, bu verilerin ışığında. Petrol için savaş çıkarmaya, bir yerleri işgal etmeye gerek yok artık. Size yalan söylüyorlar! Petrol, parasını verip aldığınız bir meta. İsteyen ülke, istediği üretici ülkeden alıyor petrolünü. Paranın rengi, milliyeti de olmadığı için, siyaset sahnesinde biribirine düşmanca ifadelerle hitap eden ülkeler bile, bir yandan petrol alışverişlerini sürdürüyorlar (Venezüella-A.B.D.).</p>
<p>Petrol lobisi, silah lobisi, Yahudi lobisi&#8230; Uyanın bu rüyadan artık!</p>
<p>Devir, İnternet lobisi, mikroçip lobisi, patent lobisi, telif lobisi devri.  Bana Microsoft&#8217;un, Ebay&#8217;in, Intel&#8217;in, Pheizer&#8217;in, Warner Bros&#8217;un çıkarlarından bahsedin, bundan sonra. Çünkü gerisi yalan! Çünkü gerisi, cühela mentellektüellerin otuz yıl önceki ezberi&#8230; Heyhat, o ezber ki, otuz yıl öncesinin dünyası için de yanlıştı!</p>
<p>Okuyun biraz. Araştırın biraz. İnternet&#8217;te dolaşın mesela. Amerikan ekonomisinin temel büyüklüklerine bakın. G7&#8242;lerin, A.B.&#8217;nin sektörel dağılımlarına bakın. Veriler, sayılar, oranlar, Matrix&#8217;te size gösterilen filmde gördüklerinizi desteklemiyor.</p>
<p>Tembeller için, kabaca (rakamları yuvarlayarak) bir tablo çizelim:</p>
<ul>
<li>A.B.D&#8217;nin nüfusu 300 milyon.</li>
<li>Milli geliri, yıllık 13 trilyon Dolar.</li>
<li>Kişi başına $45,000.</li>
<li>İhracatı 1 trilyon Dolar.</li>
<li>İthalatı 1,8 trilyon Dolar.</li>
<li>Dış ticareti $800 milyon Dolar açık veriyor.</li>
<li>Uzun vadede, ortalama yıllık büyüme hızı %3&#8242;ün üzerinde.</li>
<li>İşsizlik oranı %5&#8242;in altında.</li>
<li>Enflasyon %3&#8242;ün altında.</li>
<li>Kamunun borcu, Milli gelirinin %65&#8242;i düzeyinde.</li>
<li>Nüfusun %12&#8242;si yoksulluk sınırının altında.</li>
<li>Gini endeksi: 45 (İskandinavya ortalaması 25).</li>
</ul>
<p>Dünyanın en büyük, en güçlü ekonomisinden söz ediyoruz, burada. Öyle ki, kendisinden sonra gelen ilk dört büyük ekonominin (Japonya, Almanya, Çin ve İngiltere) toplamından bile büyüktür.</p>
<p>Pekiyi, bir de değirmenin suyu nereden geliyor; ona bakalım:</p>
<p>Milli gelirin sektörlere göre dağılımı:</p>
<ol>
<li>Tarım sektörü:  %1</li>
<li>Sanayi sektörü: %20</li>
<li>Hizmet Sektörü: %79</li>
</ol>
<p>Şimdi inandınız mı? İkna oldunuz mu? Gerçeği gördünüz mü? 13 trilyon Dolar&#8217;lık yıllık hasılanın %80&#8242;i hizmetlerden elde ediliyor. Dile kolay, 10 trilyon Dolar&#8217;dan fazlası, teliflerden, patentlerden, ticaretten, İnternet&#8217;ten, finanstan, vesaireden geliyor.</p>
<p>Düşünün, koca Amerika&#8217;nın bir yılda ürettiği bütün, arabaydı, uçaktı, beyaz eşyaydı, siyah eşyaydı, evdi, yiyecek-içecek-ilaçtı&#8230; Tankı, topu, tüfeği&#8230; İğneden ipliğe her şeyi uç uca ekleyin; 3 trilyon Dolar etmiyor!</p>
<p>Hal böyleyken, kim takar silah lobisini; kim takar petrol lobisini? Uyanın artık!</p>
<p>Dünya nereye doğru evriliyor, refahı, zenginliği ne getiriyor; istatistiklere bakarak anlamaya çalışın:</p>
<p>A.B.D&#8217;de çalışan nüfus, 150 milyon. Çalışan nüfusun, toplam nüfusa oranında, her hangi bir olağanüstülük yok. Şimdi, bir de, istihdamın sektörel dağılımına bakalım:</p>
<ol>
<li>Tarım sektörü: %1,5</li>
<li>Sanayi sektörü: %82</li>
<li>Hizmet Sektörü: % 16.5</li>
</ol>
<p>Hizmet sektöründe çalışanların toplamı 25 milyon kişi civarında. Bu sayıya, üniversitede okurken bir yandan da garsonluk yapan kızlar, benzincilerde pompacılık yapan göçmenler, otellerdeki komiler, çöpçüler gibi  ekseriyeti asgari ücretle çalışan milyonlar da dahil. Demek ki, onları da bir kenara koyduğumuzda, Manhattan, Boston, Hollywood gibi bölgelerde yoğunlaşmış 5 milyon kadar insan var ki, bunlar bilgiyi kullanarak yılda en az 5 trilyon Dolar&#8217;lık bir değer üretiyor. Kişi başına, ortalama yılda 1 milyon Dolar&#8230;</p>
<p>Nasıl? Sizi uyuttukları Matrix dışındaki gerçek dünyanın neye benzediğini kavramaya başladınız mı?</p>
<p>Bu öyle bir dünya ki, en büyük, en gelişmiş ve en güçlü ekonomi konumundaki A.B.D. bile aslında <strong><em>geri kalmış</em></strong> bir ülke. Çünkü çalışan nüfusunu, görece verimsiz olan sanayi sektöründe istihdam ediyor. Çalışanların neredeyse %80&#8242;i, toplam ekonomik değer üretiminin yalnızca %20&#8242;ni gerçekleştirebilmek için zamanını ve enerjisini harcayıp duruyor. Bizim tarımda yaptığımızı, A.B.D. de sanayide yapıyor.</p>
<p>Gerçek şu ki, demin sözünü ettiğimiz o 5 milyonluk kesim, A.B.D.&#8217;nin geri kalanını sırtında taşıyor. Onlar olmasa, Amerika&#8217;daki refahın yarısı, hemen uçup gidecek.</p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.</p>
<p>Komplo teorileriyle düşünmeye meyyal bir yapınız varsa, &#8220;Para kimdeyse, güç de ondadır.&#8221; diyenlerdenseniz ya da kriminolojik bir yaklaşımla, &#8220;Parayı takip et; suçluyu da bulursun.&#8221; düsturuna inanıyorsanız, şu anda kabul etmeniz gereken gerçek, dünyanın, artık silah tüccarlarının ya da petrol endüstrisinin dünyası olmadığıdır. İlla ki indirgemecilik yapacaksanız, illa ki dünyayı bir takım kliklerin yönettiği varsayımıyla kavramaya çalışacaksanız, o halde, en azından aktörlerinizi güncelleyin. Bill Gates, Paul Allen gibi adamlardan şüphelenmeye başlayın.</p>
<p>Emperyalizmmiş, sömürüymüş, petrol savaşlarıymış&#8230; Geçin bu yalanları.</p>
<p>Tefrikamızın ikinci bölümünde, balonları patlatmaya devam edeceğiz.</p>
<p><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/07/24/emperyalizm_2/">(Yazının ikinci bölümü görüntülemek için için klikleyin) </a></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/571/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/571/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/571/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/571/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/571/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/571/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/571/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/571/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/571/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/571/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/571/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/571/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/571/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/571/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/571/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/571/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=571&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/19/emperyalizm-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/150d03a27d9da62e8553c5a250d90716?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">aftandis</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/07/anti-abd01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">anti-abd01.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>&#8220;Yazı Bekliyorum&#8230;&#8221;</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/19/yazi_bekliyorum/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/19/yazi_bekliyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Jul 2007 07:52:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ekrem Düzen</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/07/19/yazi_bekliyorum/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Pınar Elmasoğlu Bekleyen ben değilim. Beklediğim ise, olanca sıcaklığı ile ılıman iklim kuşağında konumlanan güzel ülkemin çöl sıcaklarıyla kavrulduğu yaza dair günlerden biri daha değil üstelik. “Yazı bekliyorum,” yazası olmayan insanı yazmaya mecbur kılma cümlesi. Kibar, mesafeli. Yazarken göğüste bir sıkışma ile soluklandıkça yine de dağılmayan bir daraltma cümlesi, seyrek bir emir kipi, tatlı [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=583&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/07/say-no.jpg?w=477" alt="say-no.jpg" align="left" /><strong>Yazan:</strong> Pınar Elmasoğlu</p>
<p>Bekleyen ben değilim. Beklediğim ise, olanca sıcaklığı ile ılıman iklim kuşağında konumlanan güzel ülkemin çöl sıcaklarıyla kavrulduğu yaza dair günlerden biri daha değil üstelik.</p>
<p>“Yazı bekliyorum,” yazası olmayan insanı yazmaya mecbur kılma cümlesi. Kibar, mesafeli. Yazarken göğüste bir sıkışma ile soluklandıkça yine de dağılmayan bir daraltma cümlesi, seyrek bir emir kipi, tatlı tatlı kaşındıran bir buyurma. Üstelik işin fenası, yazmaya çalıştıkça yazı bekleyen kişinin yüzü kağıdın önüne geliyor, gözlerimi görüntüden kurtulmak için sağa sola kaydırıyorum ama nafile. “Yazı bekliyorum” beyaz ve çıplak, mürtet ayaklarının ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi edilgen ama güçlü bir ısrarla üzerime üzerime yürüyor, kıvranıyorum…<span id="more-583"></span></p>
<p>Hayır, şimdi yazmak istemiyorum.</p>
<p align="center">*****</p>
<p>Çoğumuz “hayır” demeyi hep ileri yaşlarda kendi çabamızla öğrenmiş, öğrenmek zorunda kalmışızdır. Hayatta bize öğretilen ilk şeylerden biri; “ istemediğimiz” şeyleri de “yapmak zorunda” olduğumuzdur. Çocukken sevmediğimiz yemekleri “yararlı” olduğu için yemek zorunda bırakılmış, okulda hiç merak etmediğimiz konularda yazılmış, bir çoğu zihnin çöplüğünde çürümeye atılan bilgilerle dolu kitapları “gerekli” oldukları için okumaya mahkum edilmişizdir. Birileri hep bizim için kararlar vermiştir, geleceğimiz üç saatlik şıklı sorularda standart sapmalara kurban edilmiş, bize sormadan yaratılan en “güvenlikli” ortamlarda, genellikle seçme hakkımız olmayan bir sistemde büyütülmüşüzdür birçoğumuz.</p>
<p>Bize dayatılan şeylerin karşısında birazcık huzurlu durabilmenin kolay yolunun “boş vermek” olduğunu keşfettiğimizde ise, önce itiraz etmeyen suni uyumlu çocuklar, sonra da bir türlü “hayır” diyemeyen büyükler haline getirilmişizdir zamanla. Kendimizi bulmaya başladığımızda, istemediğimiz şeyleri yapmamanın yolunun “hayır” demekten geçtiğini anlamamız oldukça acılı bir süreçtir; bunu en doğal hakkımız olarak değil de bir başkaldırıymış gibi görmeye başlarız içten içe. Yıllarca sinmiş ruhların soyunduğu ani militanlık rolü öyle kolay bir şey de değildir elbet. Kendimizin kendimize alışması bir yana, çevrenin buna alışması da zaman alır. Sonuçta buna “ergenlik çağı” gibi bir yakıştırma gelip kondurulur, hormonlar tüm olan bitenden sorumlu tutulur, içler ferahlar, yüreklere soğuk sular serpilir, çocuğunu sevgiyle büyüten ailelerde savaşılacak tek şey sivilcelerdir.</p>
<p>Yetişkinliğe geçerken “hayır” diyebilmek, kişiliğimizde en övünç duyacağımız, ama hazmedilememiş bir ödül gibi üzerimizde asılı kalmıştır çoğumuz için. Hayır diyebiliyor olmanın gizli gururu, itirazsız olmaya zorlanılan vicdanlarımızı öyle pişmanlıklara sürüklemiştir ki bazen, sonunda hep beraber susup tepki vermemeyi öğreniriz, bu da kolay bir yoldur çünkü.  İstemediğimiz şeylere baş kaldırıp, kişisel bağımsızlığımızı peş peşe zaferlerle kutlamaya başladığımız ilk gençlik dönemlerinde, topluma karşı, ailemize karşı, sevgilimize karşı en değerli silahımız oluverir “hayır” kelimesi. Bir şeylere niçin itiraz edildiğinin önemi bir taraflarda gizlenmiş kaldığından, hayır demenin altındaki anlamları, serzenişleri, zorla oldurmaya çalışmaları, eksik gelenleri hiç düşünmeyince de, çocuklarımızı -bırakalım rahat oynasınlar- hezeyanlarında “kirlenmek güzeldir “ sloganlı ebeveynlere dönüşüveririz fark etmeden. İtirazların içini anlamlı bir biçimde dolduracak söze sahip olmayanlarımızın bile, evlerindeki sivri sehpa köşelerine takacak yuvarlak lastik topları vardır; hijyenik ortamlar ve güvenlikli evler, apartman içlerindeki oyun parkları özgür ruhları desteklemese de iç ferahlatıcıdır.</p>
<p>Kendimizi bulduğumuz, kendimizde bulduklarımızın içinde debelendiğimiz dönemlerde “hayır” demenin açtığı kapıları, kapadığı kapıları da kendimizle beraber keşfetmeye başlarız. O zaman kıvançla dolar içimiz; ya da delicesine bir kaçış başlar kendimizden. Hayır demeyi acı çekerek, kıvranarak, düşe kalka öğrenmiş olabiliriz belki de. Oysa öğrenemediğimiz önemli bir şey kalmıştır geriye; kendimizle kendimizi en barışık sandığımız anda dahi bize “hayır” denildiğinde içimizde kırılan camdan duvarların altında eziliverir ruhlarımız, kendimize karşı onca zaferden sonra bile, bize “hayır” denildiğinde ne yapacağımızı öğrenememişizdir.</p>
<p>Gerçek yenilgimiz ise gerektiği zaman kendimize “hayır” diyemediğimiz durumlarda başlar. Böyle zamanlarla baş edebildiğimizde ise verdiğimiz cevabın pek önemi yoktur aslında. Bazen de açık açık ve şüphesiz evet diye bağıran “hayır”lar vardır. Orada tüm gücüyle isteyerek yükselen iç sesimizi “hayır” diyerek seslendiririz. Biri gelip bizi kendimizden kurtarsın diye, biri gelip içimizdeki sesi duyduğunu anlatsın, onaylasın diye. Bazen ise sadece dövüşmeyi sevdiğimizden…</p>
<p align="center">*****</p>
<p align="left">Hayır, şimdi yazmak istemiyorum.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/583/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/583/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/583/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/583/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/583/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/583/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/583/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/583/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/583/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/583/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/583/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/583/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/583/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/583/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/583/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/583/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=583&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/19/yazi_bekliyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/beb0033b7fb0fa776bce11e7d0ad58a7?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ekremduzen</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/07/say-no.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">say-no.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Güllaççı Berun Bey</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/13/gullacci-berun-bey/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/13/gullacci-berun-bey/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Jul 2007 14:25:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Kandemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/07/13/gullacci-berun-bey/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Melih Özuysal Güllaççı Berun Bey, sabahleyin karanlık yatak odasında gözlerini açıp, tam yatağın içinde doğrulurken, babası, ilk ustası görünümüne bürünüp, “Yarınki müşteri bugünden gelmeli,” diye seslendi ona, rüyasından. Bu söz önemli olabilirdi belki de ama böyle garip bir ikili olmaya ne gerek vardı? Üstünde durmadı, rüya da olsa, bunu ne kadar gereksiz de bulsa, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=569&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/07/berun-bey.jpg?w=477" alt="berun-bey.jpg" align="left" /><strong>Yazan:</strong> Melih Özuysal</p>
<p>Güllaççı Berun Bey, sabahleyin karanlık yatak odasında gözlerini açıp, tam yatağın içinde doğrulurken, babası, ilk ustası görünümüne bürünüp, “Yarınki müşteri bugünden gelmeli,” diye seslendi ona, rüyasından. Bu söz önemli olabilirdi belki de ama böyle garip bir ikili olmaya ne gerek vardı? Üstünde durmadı, rüya da olsa, bunu ne kadar gereksiz de bulsa, yıllar sonra kendini on bir, on iki yaşlarındaki haliyle gördüğü için pek keyiflendi; o yaştaki halini geriye attırıp yavaşça yorganın altına kaydırdı ve biraz da kayırarak, “Hadi az daha uyu,” dedi; o da gözlerini kapadı.<span id="more-569"></span></p>
<p>“Cennetin anahtarı Berun Bey’e verilecek ve sonra geri alınacak.”  Uyandı. Daha doğrusu gözlerini açtı, çünkü dalmış mıydı dalmamış mıydı, anlayamadı. Sesi tanımaya çalışacaktı ama hemen vazgeçti bundan, kim olduğunu bulmaya çalışarak uykusunu açmamalıydı; bugün tatildi ve iyice dinlenmeliydi; gözlerini yumdu. Peki, neden böyle bir şey denmişti ki kendisine? Boşvermeli, aldırış etmemeliydi. Evet ama nereden çıkmıştı bu şimdi, ne kadar anlamsızdı. Aklının kenarından, “Cennetin anahtarı bir tane değildir herhalde…” diyerek geçen bir düşünce, şöyle yarım tur kadar atıp öteki yandan geri geldi ve turu tamamlayıp da bir şey anlamayınca, “Yani kapısı bir tane midir ki?” dedi. Tam bu sırada, yatağın kenarına iki gölge oturdu. Gözlerini açmadı tabii, ama emindi, çünkü yatağın o tarafı alçaldı, Berun Bey de onlara doğru meyillendi. Gölgeler fısıldaşıyordu; “Karısını cennete aldırabilecek mi ki?” dedi biri. Berun Bey onların varlıklarından çok, yükledikleri sorumluluktan huzursuzlaştı. İki gündür güllaçların tadındaki değişikliğin nedenini düşündüğünden hemen konuya sığındı; gözlerini daha da yumarak, “Daha az kaynatmalıyız sütü”, dedi. “Ya da sütçüyü kaynatmalıyız.” Kendini ciddiyete davet etti; evet kendini veremiyordu ama yine de şaşırmamalıydı. “Yani tembihlemeliyiz sütçüyü,” diye devam etmeye başladı, “Hayvanlara kuru ot vermeye kalkmış olmasın sakın. Peki güğümleri her gün temizliyor mu, sorulsun. Yeni aldıkları ineği de aynı damda mı sağıyorlar yoksa? Lim veriyor olabilirler, bak bunu da kesin sormalıyız.”<br />
Gölgeler fısıldaştıkça, Berun Bey de ara vermeden küçük diliyle konuşuyordu. Birden bir buluşla -gözlerini açmış gibi- içi aydınlandı, “Demek ki benim cennete gideceğim kesin.” dedi, küçüklük haliyle gülümseyerek. O gülümseyince, gölgeler kalktı, yatak hafifçe sarsılıp eski haline geldi. Sinirlenmişler miydi? Belki de. Biraz bekleyip gözlerini açtı, etrafa baktı, sonra doğruldu. Odanın karanlığında görünmese de -yani gidenler ve kendisi-   karanlığa bakmaya devam etti. Sonra karanlığın da kendisine baktığını hissetti ve ürpermekten daha önce davranmak isteyerek, “Niçin aldırmak gerekiyor? Hem aldırılabilen bir yer mi ki?” dedi, biraz da seslenir gibi. Ama karanlıktan yanıt gelebilirmiş gibi beklemeye başlayınca, karanlık da yanıt verebilirmiş gibi geldi ona ve saçlarından bir iki tel yukarı doğru dikildi. Yanıt beklememesi gerektiğini biliyordu ama artık beklemeye başlamıştı bile. O zaman, an uzayıp bekleme biçimini alınca, yüzünden ince ince teller geçmeye, yüzünü yukarı çekmeye başladılar. Nasıl tuttuğunu bilmediğinden, daha fazla tutamayıp, ürperdi. Ürperince de, yanıt beklemesi, daha doğrusu yanıt gelmemesi, ürkütücü olmaya başladı. Sanki içerilerden, derinliklerden, karanlık kuytulardan ona gülüyorlardı. “Kim?” diye sordu, karanlık bir köşeye çömelmiş olan cüce. Bu sesle bütün vücudu, içinden aniden çıkıp uzayan hava dikenlerinin üzerinde yükselirken, kuruyup dudaklarına yapışan bir fısıltıyla, “Hiç kimse,” demeye çalıştı. “Kim gülüyor peki?” dedi cüce, korkutacağını bilerek, cırtlak ve muzip bir içsesle. Aslında çocukluk haliydi bu, az önce gördüğü rüyasından çıkmış -belki kayırıp, yatağın içine kaydırıp uyumasına izin verdiğinden-   şımarıklık yapıyordu.<br />
Berun Bey de ona kızıp babası gibi davrandı, yanıtlamadı; akan düşüncelerinin içinde bıraktı onu. Sonra hemen, bir pozla, yataktan çıkmaya karar verdi, ama tam doğrulup ayaklarını yere koymak üzereyken, başıboş bir dil, içindeki bir yeri yaladı ve bütün vücudunu titretti. Neresini yaladığını tam kestiremediği için de ayakları havada kaldı. Tekrar yalamadan, dili bulup atması için cüceden çare umacaktı ki, “Ama ya onun diliyse?” diye aklından geçmek isteyen bir düşüncenin yüzüne kapıyı çarptı ve hemen içeri dönüp, “Şu yarın için ısmarlanan güllaçlar kaç taneydi,” diye sorarak, kendinden yardım istedi. Ama soru da, gerçekten sorulmadığını anladığı için ayakları gibi havada kaldı. Berun Bey biraz küsmüş halde, kendini geriye bıraktı. O zaman cüce, bilgiç bir pozla yanı başına gelip tepesine dikildi.<br />
Berun Bey ona tersten bakıyordu ama doğru görüyordu. Ve sanki  ‘sabah’ cücenin arkasında sakladığı bir şakaydı da eğer bu girdaptan bir kaç salise içinde çıkmazsa onu kafasında paralayacaktı. Önce uyandığını unutur gibi oldu, sonra da telaşlanıp kendini kaybedince, bir ‘saçmalık’, ayaklarını toplatıp, onu yorganın içine tıkıştırarak uyku kabuğuna benzetti. Ama cüce onu, kafasını çıkaracağından emin olduğu yorgan kabuklu bir kaplumbağaya benzetmeyi daha uygun buldu. Ve Berun Bey düşündü ki, bir tatil günü daha yorganın altında zehir olmaktaydı. Karısı onu kahvaltıya çağırdığında, havasızlıktan ölmüş olmayı umuyordu. “Aaa!” dedi küçük dili, “Demek ki sadece karın var seni bulmak isteyebilecek, ya da bulabilecek, ya da en kötü olasılıkla, bulmak zorunda kalabilecek.” Yorganın bir yerinden hava deliği açtı ve “Cennete aldırma konusu&#8230;” diye not aldırdı aklına havadan.</p>
<p>Berun Beylerin çocuğu olmamıştı. “Berun Beylerin çocukları yoktu.” Bu daha iyi. Çünkü bir nedeni yoktu, sadece, olması için çaba göstermemişlerdi. Hatta olmaması için bile. Bu konu hiç konuşulmamıştı. Berun Bey, nadiren de olsa, çocuklarını hayal ederek, güllaçların sayısını bir tane, iki tane, bazen de üç tane fazlalaştırırdı. Ve bu fazla güllaçları yiyerek severdi onları. Ayrıca bunların dışında her gün tabii güllaç yerdi. Önceleri, yani gençlik dönemlerinde, kaç tane yediğini saymazdı, ama evlendikten sonra karısının “Neden bu kadar çok yiyorsun anlamıyorum,” demesine karşılık, karısının anlaması için gerekçeli yemeğe başlamıştı.</p>
<p>Kahvaltıdan önce bir tane, güne başlamak için. Öğle yemeğinde, yemeğin ardından tatlı yendiği için, tatlı olarak. Öğleden sonra bir tane sadece güllaç yemek, güllacın tadına varmak, güllaç yemenin keyfini çıkarmak için. Akşam yemekten sonra, yenmemesi için bir neden bulamadığından. Bir tane de o gün artık başka güllaç yeme şansı kalmayacağı için yatarken. Bütün bunların dışında, yine her gün mutlaka, zamanı, günün şartlarına göre değişebilen başka bir tane daha yerdi. Bu, “Dünkü hakkımdan,” dediği bir taneydi ki bunu hiç unutmazdı. Unutmuşsa ve tam yatarken aklına gelmişse ve üstelik yatarkenki hakkını henüz yemişse bile, yine de kalkıp onu yerdi. Çünkü bu dünkü hakkıydı, yerine koyma şansı yoktu. Bu hak, nikâhlandığı gün, yiyecek zaman bulamadığı bir güllacın telafisi olarak bugüne kadar süregelmişti. Ve tabii bu kadar güllacı yemesinin asıl nedeni, mesleğini çok sevmesindendi. Mesleğini çok sevmesinin nedeni de, güllacı, ama iyi ve güzel güllacı, yani kendi ustalığı ile yaptığı güllacı çok, çok, çok sevmesiydi.</p>
<p>Akşamları dükkânı hep kendisi kapatırdı. Çalışanları -ki bu en çok üç kişi olurdu- gönderdikten sonra her yeri gezer, yapılması gerekenleri ve eksikleri saptar, son olarak da dolabı açıp kaç güllaç kaldığına bakardı. Hiçbir zaman artmazdı, en iyi öğrendiği şey buydu, çünkü en dikkat ettiği şey buydu. Artmışsa bile yiyebileceği kadar artmış olurdu. Eğer üç tane ise, hemen bir masaya oturur, isimlerini, karakterlerini merak ederek çocuklarını hayal eder, bir yandan da hangisini düşünüyorsa onun güllacını yerdi. Bu iki tane ve bir tane kalınca da yaptığı bir şeydi ama o zaman, hangisinin güllacını yediğine karar vermek onu yoruyordu biraz. Hele kazara daha çok kalmışsa, o zaman kalabalık içini bayıyordu, çocuksuz olduğuna seviniyordu.</p>
<p>Bu sabah evden çıkıp yola koyulduğunda, içinden bir şarkı, kendisini söyletmek için uğraşıyor, ama Berun Bey bunu kendine yakıştıramadığı için mırıldanmamakta direniyordu. Birden şarkı, yerini nefis bir fırın kokusuna bırakmak için, algılarının arasında sessizleşti ve koku sabahın tazeliğine karışarak geldiğinde, ona rüyasını da getirdi. Berun Bey, çağrışımın hızından bir an dalgalandı, duraksar gibi oldu, sonra heyecanla rüyasında, güllaçlarla ilgili, elektrikli fırının içinde geçen bir roman okuduğunu anımsadı. Elektrikli fırındaki güllaçlardan bir tanesi, adlarının nereden geldiğini, daha doğrusu bu adı kimin koyduğunu biliyor ve diğerlerine anlatıyordu. Kitaptaki aşçı, henüz kapadığı fırının ışığının neden yandığını merak edip yaklaştığı için bu konuşmayı görüyor ama duyamadığı için fırının kapağını açıyordu. Bu sırada birden karşısına dükkânı çıktı ve uzaklığa karşın, kapı camında buluşmaya sözleştiği yansıması, ona rüyasını bıraktırdı.</p>
<p>Birbirlerini gördükleri andan itibaren gözlerini kaçırmaksızın yaklaşırlar ve birbirlerinin tam yanından geçerlerken -nöbet değişir gibi, biri çıkarken diğeri dükkâna girerdi- son anda, gözucuyla da olsa mutlaka selamlaşırlardı. Çok telaşlı olduğu, işlerin ters gittiği, kâbuslar içinde uyanıp kahvaltı yapmadan evden çıktığı günlerde bile birbirlerini görmezlikten gelmezler, birbirlerini selamlamadan geçmezlerdi.</p>
<p>Sırtındaki nemin hatırlatmasıyla, “Of, yine ne sıkıcı bir hava!” dedi kalfa içinden. Ve o an iki çatalı bir arada tezgâhın üzerine bırakan Berun Bey’in, onun bu yakarışını duyamayacak olmasına sevindi. Asıl sevinen Berun Bey’di oysa, bilmese de böyle bir yakınmayı duymaktan asla hoşlanmazdı. Ama kalfa da onun bunu duymadığını çok iyi bildiğinden, asıl sevinenin kendisi olduğu konusunda emindi. Elindeki iki tabağı rafa yerleştirirken, Berun Bey için, “Acaba hiç maymun görmüş müdür?” diye, içinden geçirdi. Sonra ellerini, omzundaki tertemiz beze silerken ona bakmak için fırsat kolladı. Maymun görmüş bir yüz aradı, ama Berun Bey belli etmiyordu. Yakalanma korkusuna karşın içindeki merakı yenemeyip -tabii artık gözünü iyice karartmış olarak-, yeniden baktı. Sonra da, “Hayır görmemiş!” diye kararını kendisine bildirdi ve zafer kazanmış gibi gülümsedi -neyin zaferi olduğunu düşünmedi bile. Ama eğer bakışlarını yakalasaydı, bir maymunla güllaç arasında nasıl bir bağlantı kurduğunu sorardı ona Berun Bey. Ve onu beyinsiz bir güllaç kadar bile sevmediğini kendisine anımsatıp, kendisini de kötü hissetmesine neden olduğu için üzülürdü. Tabii ardından azarlama anı gelirdi: “Çırağın kulağını bükmüyor musunuz yoksa şu dolap altlarını temizlemeyi unuttuğu için?” Bunu anlamak için tepedeki büyük pervaneyi çalıştırır, altıncı kademesine kadar yükseltirdi. Berun Bey’in bu hava akını, o kadar büyük olurdu ki, eğer tozlar dolapların altına saklanmışsa hemen kaçışıp uçuşmaya başlarlardı. Kalfanın yüzünün hafiften kızarmaya başladığını görünce, sert davrandığını düşünüp hemen yumuşardı; “Maymunlar sizin miydi? Peki, güllaç yedirdiniz mi onlara?” diye sorardı. Kalfa önce irkilir, sonra çalıştığı yerin önemini çabuk kavrayıp, “Çok severler&#8230;” diye yanıtlardı, hafifçe sırıtarak. Ardından hemen şımarırdı, “Güllacı hangi hayvan sevmez ki, tavuklar bile yer. Yani bilse aslan bile yer, yani bilse…” derdi. Ama ustasının gözlerinde donar kalırdı sırıtışı; “Seni maymun!” derdi, Berun Bey, harfleri maymun gibi dişlerinin arasında hoplatıp zıplatarak, “Nasıl da oynattın lafı!”</p>
<p>Berun Bey hiçbir zaman, hiçbirine çok kızmazdı ; “Şunun kapağını kapar mısın?” derdi, “Ağzını kapa!” yerine. Ya da, “Duydunuz mu?” diye, sorardı, “Sessiz olun!” demek isterse. Sonra, hazırlanmış güllaçlara bakınarak, geze geze yapım yerinden çıkıp servis tarafına geçerdi. Buraya gelince, az önce içerdekilere ne kadar kızdığını, yani ne kadar vicdan azabı çekmesi gerektiğini, serviste çalışan garsonun yüzüne bakarak anlamaya çalışırdı.</p>
<p>Berun Bey bir gece rüyasında, uykusundan uyandı. Çünkü güllaçların sayısı, bir iş yeri için ısmarlanmış miktara yetmiyordu. Telaşlandı, ama arada bir uyku daha olduğu için bir şey yapamıyordu; rüyasında, keyfi kaçmış olarak yeniden uyudu. Belki orada olduğu için, yine aynı rüyanın içine düştü ve güllaçları baştan saymaya başladı; ta ki sabah iki uyku birleşip onu uyandırıncaya kadar. Saymaktan hiç yorulmamıştı, ama rakamı anımsayınca şaşırdı, “Üç yüz otuz üç mü?” dedi. Hafifçe gülümseyecek gibi oldu ama hemen, “Gülünecek ne var bunda!” diye azarladı kendini.</p>
<p>Berun Bey’in -kimsenin eline geçmesini istemediği, atıncaya kadar çekmecenin içine serilmiş olan takvim yaprağının altına sakladığı, tek sayfa, yazacak yer kalmayınca hiç okumadan düzgün bir biçimde katlayıp makasla ince ince keserek püskül yapıp attığı, sonra da yenisine başladığı- notlarından:</p>
<p>Pazartesi 14:34<br />
- “Ateşin karşısında oturup ısınmayı, onu seyretmeyi sevdiğini hiç belli etme,” dedi dün gece rüyamda X. Ne demek istedi; öteki âlemle bir ilgisi var mı düşünmemeli.<br />
- Son günlerde çıkan ateşimin güllaçların fırında biraz fazla kalmalarıyla ilişkisi olup olmadığı düşünülmeli.</p>
<p>Perşembe öğleden sonra. İstatistik hayalim:<br />
- Bu gün, Sivastopol’de 8, Şangay’da 43, Raykejevik’te 0, Gıdansk’ta 0, Tire’de 14, Zepçe’de 4, Kamçatka’da 2, Aşkabad’da 9, Goa’da 2, Kalküta’da 5, Brunei’de 2 (herhalde kralın aşçısı kendine yapmıştır ikisini de, diye düşündü), Riga’da 2, Cakarta’da 5, Kiliya’da 3, Tralles’te 1 kişi Güllaç yemiş. (Bu bir kişiyi de merak ettim, kim acaba?)</p>
<p>- Evlendiğimiz gün de dünyada toplam 1800 pastane iflas etmiş, 2800 de yeni açılmıştı. (Bu bin fark neyi ifade eder düşün!)  Açılanlardan sadece ikisinin aklına güllaç yapmak geldi, ama onlar da satamadılar.</p>
<p>Cuma 14:45, İstatistik hayalim:<br />
- Bugün yazılan iki masal kitabında güllaç adı geçti. Ayrıca 15 kişi güllacı gördü ama denemedi. Hemen hemen aynı zamanlarda, dünyanın çeşitli yerlerinde 5 kişinin canı güllaç istedi ama hiç yemedikleri için, ne istediklerini bilemediler.</p>
<p>- O, iki gündür aç karnına güllaç yemeğe başladı. Ve önceki gün, “Hamile olabilirim,” dedi, yüzüme bakmadan. Yine rüyamda.</p>
<p>Üstteki notu yazdıktan sonra, bir oğlunu fırından güllaç alırken canlandırmış ve gülümsemişti. Ama parmağını içine sokup tadına bakınca sinirlendi. Çocuk onu geri koyup yeni bir güllaç almak üzereyken Berun Bey hayal etmeyi kesti. Sonraki birkaç gün hep hayalinde o oğlunu fırının önünde güllaçlara parmak sokarken yakalamaya çalıştı. Yakalasaydı kulağından tutup, fırına güllaçların yanına kapatmakla uyaracaktı onu, orda hepsinin içine artık rahat rahat parmağını sokabilirdi, yanmış parmağıyla tabii. İçi sıkıldı, “Neden bu çocuklar yorucuydu ve güllacın zarafetini anlayamıyorlardı?” Aynı günün akşamına kadar hayalinin etkisinde kaldı. Gece yine uykusu kaçtı ama sonunda daldığında, bu kez kızı oldu rüyasında ve sabah uyanınca yere baktı. Kızını, yer karolarındaki motiflerin üzerinde yalınayak, parmak uçlarına basarak yürüyüşünü hayal ederken karısı girdi odaya ve kızının yolunu kesip hazır mama yedirmeye çalıştı. O güzelim güllaçlar dururken hazır mama yedirilmesine dayanamazdı; motife bakarak bitirdi hayalini.</p>
<p>Berun Bey dükkânı kimseye devretmeyi düşünmedi, çünkü hiç kimse harika güllaçlarının tadını sürdüremezdi. Bu nedenle dükkânın kapanması ve anılarda yaşaması uygundu. Artık çalışacak gücü kalmamasına karşın, dükkânı kapatmaya kıyamıyordu. Ta ki haftada iki üç gün uğradığı parkta, yine gezip kanepede soluklanırken, bir karıncanın ölmüş bir böceği taşımaya çalışmasını izlemek için iki büklüm olduğu sırada, “Dost Eli Sosyal Çalışma Derneği”nden tanıdığı iki üyenin; Azmi Bey’le, şeyin (ötekinin adı şimdi aklına gelmiyordu), konuşmalarına tanık oluncaya kadar. İşte o an karar verdi; ‘artık bu iş uzamasın’ dedi. Onu görmeden yanından geçerlerken Azmi Bey, ötekine şöyle diyordu, “O iki cücenin çalışabilecekleri tek yerin Güllaççı Bey olduğunu söyledim başkana. Önerimi olumlu karşıladı. Peki, madem siz uygun görüyorsunuz, dedi. Ben de, evet dedim. Hatta hemen başlamaları gerek, dedim. Çünkü oldukça hırpalanmış sinirleri, bu zavallı şeylerin, dedim.” Berun Bey, kızarmış bir yüzle yavaşça doğrularak, onlar uzaklaşana kadar arkalarından baktı. Sonra ne hayal edeceğini bilemeyip önüne döndüğünde, iki cüce karşısındaki banka oturmuş, ona bakarak ayaklarını sallayıp sırıtıyorlardı. Sanki işe alınacakları kesinmiş gibi. Sinirlenmedi, sadece biraz alınmıştı. Yavaşça kalktı ve yürürken yolda, böceği taşımaya çalışan arkadaşlarına yardım etmeye gelmekte olan disiplinli üç karıncayı ezdi. Ama yine de onun için hep, “Hayatında bir karınca bile ezmemiştir” dediler, çünkü karıncaların üçü de ayakkabısının altına yapıştığından cüceler görmemişti.</p>
<p>Artık adını anımsayan yalnızca bir avuç insan kalmıştı. Aynı sokakta yıllarca oturmuş terapist Necib Bey (ki burada söz konusu edilen güllaçların ilk tarifini ondan almıştı, ayrıca çok güzel örgü örerdi; bir keresinde, Berun Bey için baktığı kahve falında gördüğü bir kadın için atkı örmüştü, Berun Bey’in bir gün, faldaki o kadına hediye etmesi için), oyuncu Jiji, karşı komşuları oyun düşkünü yazar Mazar, şair ve udi Ulus Efendi, temizlik ürünleri mağazası sahibi ve müdiresi Mükerrem Hanım, çalgıcı ve gezgin Bulgar Ceyhan, bahçeli evdeki Muamma Hanım ve kimsenin bilmediği -sizler gibi- birkaç kişi daha. Çarşı esnafı ondan sözederken, “Güllaç Bey” derdi. O da içinden gülümserdi.</p>
<p>Gülümseyince gölge onu hafifçe omzundan dürttü, “Hadi Berun Efendi, yatağına yat artık, ağzın şapır şupur, neler yiyorsun kimbilir.” dedi.</p>
<p>Gölgenin ne dediğini anlamadı ama gözlerini açar açmaz, ağzının kenarından biraz akmış olan tükürüğünden utandı. Sonra, diriliğinden yeni kapatılmış olduğunu anladığı pencerenin camında kendini görmek için baktı, ama göremedi. Başını yukarı uzattı, yine yoktu. Biraz sinirlenerek, oturduğu koltukta kendini geri çekti ve meraklandı. Şimdi yeniden baktığında, yansıması da dikkatle eğilmiş ona bakıyordu ve elini sallayıp Berun Bey’e selam verdi. Berun Bey, ne yapacağını bilemediği için karşılık vermedi. O zaman yansıması seslendi, “Hadi hadi, git yat, bir gün daha bitti kabul et artık.”</p>
<p>Berun Bey kalktı, terliklerini sürüye sürüye karanlık yatak odasına doğru giderken, aklına nerden geldiyse kendi kendine şöyle mırıldandı: “Gelmişim ve Güllaç Bey’i selamlamışım, ama Güllaç Bey selamımı almamış. Biraz sonra sen dönmüşsün ve kapıda Güllaç Beyi selamlamışsın, ama sen de sonra selam verdiğini hatırlamamışsın.”</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/569/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/569/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/569/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/569/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/569/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/569/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/569/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/569/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/569/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/569/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/569/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/569/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/569/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/569/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/569/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/569/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=569&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/13/gullacci-berun-bey/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/150d03a27d9da62e8553c5a250d90716?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">aftandis</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/07/berun-bey.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">berun-bey.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Oda</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/13/oda/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/13/oda/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Jul 2007 14:04:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Kandemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/07/13/oda/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Melih Özuysal Odasını, oda arkadaşına bıraktığı için, sinirinden çatlayacaktı. Asıl, zorunlu kalışına ama ondan da çok, arkadaşının bir kızı odalarına getirecek olmasına sinir oluyordu. Daha doğrusu, arkadaşının kızla sevişecek olmasına; yani aslında kendisinin hala hiçbir kızla sevişmemiş olmasına&#8230; Odadan apar topar çıktığından beri, yani sabah onbirden beri anlamsızca dolaşıyordu. Hatta -ona genellikle dendiği üzere-, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=566&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/07/oda011.jpg?w=210&#038;h=162" align="left" height="162" width="210" /><strong>Yazan:</strong> Melih Özuysal</p>
<p>Odasını, oda arkadaşına bıraktığı için, sinirinden çatlayacaktı. Asıl, zorunlu kalışına ama ondan da çok, arkadaşının bir kızı odalarına getirecek olmasına sinir oluyordu. Daha doğrusu, arkadaşının kızla sevişecek olmasına; yani aslında kendisinin hala hiçbir kızla sevişmemiş olmasına&#8230;<span id="more-566"></span></p>
<p>Odadan apar topar çıktığından beri, yani sabah onbirden beri anlamsızca dolaşıyordu. Hatta -ona genellikle dendiği üzere-, ruh gibi dolaşıyordu. Sürekli içi kıyıldı, arkadaşı, dolabının kapağındaki -büyük olasılıkla onlara bakıyor olacak olan- fotoğrafının karşısında sevişecek diye. Bu, kıyılma gerekçelerinden sadece bir tanesi tabii. Dolaşırken farkında olmadan, kızlara dik dik bakıyor ve içinden söyleniyordu. Ama ne baktığının ne de söylendiğinin farkındaydı, aklı odadaydı. Boşalma saati yaklaşırken -odanın yani- (Gerçi artık onun için ikisi de aynı kapıya çıkıyor, buna ayrıca öfkeleniyordu.), ayakları onu çoktan mahalleye getirmişti bile. İçinde nedenini bilmediği bir heyecan vardı. Neden ısrarla ve aceleyle odasına dönmek istiyordu ki? “Üff !”, dedi bu soruya.</p>
<p>Sonunda apartmanın önüne geldiğinde ve odanın boşaldığını, yani arkadaşının kızı alıp çıktığını; birlikte çıktıklarını, &#8211; “Tabii ki onunla birlikte! Yok sana bırakacaktım! Ne saçmalıyorsun lan sen ?” dediğini &#8211; anladığında (işaret olarak düşünülmüş olan perdeler sonuna kadar açıktı), artık canı sıkılamayacak kadar yorgun düştü birden. Hatta çöktü.</p>
<p>Gün içinde en çok şimdi kendini bu kadar çaresiz hissetti. Ama birden, duyduğu hedefi belirsiz öfkeyle güçlenip, hızla merdiveni çıkmaya başladı. Kata yaklaşırken yavaşladı, sonra kapıya yaklaşıp dinledi. Hiç ses yoktu ama heyecandan kulakları uğulduyordu anahtarı kilide sokmaya çalışırken. Anahtar girince rahatladı çünkü kulağındaki uğultu kesildi, heyecanı düştüğü için. Heyecanı düştü çünkü odada olmadıkları kesinleşmişti. Olsalar anahtar girmezdi; o hayvan arkasında bırakırdı anahtarını; boş bırakmazdı kilidi hayvanoğlu hayvan. Perde işaretine rağmen, odada olabilirlermiş gibi düşünmesinin nedenini, kapıyı açıp içeri girerken dışarıda bıraktı ve başka bir havaya geçti. Durup odaya göz atarak, içinden, “Demek buraya bir kız geldi ha!” dedi. Bu olguyu daha iyi hissetmek, daha doğrusu kesinleştirmek ve inanmak istiyordu ; “Burhan buraya bir kız getirdi ha! Vay be!” dedi, kendisiyle konuşarak. O sırada bitirilmemiş bir şarap şişesi ilişti gözüne, heyecanla yaklaştı, içinde az kalmıştı, belli ki bitirmeye çalışmışlardı. “Burhan zorlamıştır kızı içmesi için. Ama belki de cesaretlenmek için kendini zorlamıştır.”. Şişeyi aldı, “Demek içmek gerekiyor… Böyle bir şey yapılacak olduğunda&#8230; Kıza da içirmek&#8230;” diye düşündü. Şişenin ağzını kokladı. Duyduğu kokudan çok, bir koku duymaktan, hatta koklamaktan heyecanlandı. Arzu doldu içine, içi kabarmaya başladı, dudakları kanlandı. Birden gözünün önünde, elinde bu şişeyle Burhan canlandı; “Bizimki abazanlıktan, gelir gelmez yumulur buna&#8230; Ben en iyisi&#8230;”. Hemen, canlandırdığı sahneyi eliyle havada bozdu, ama Burhan gitmedi ; ‘En son benim ağzım değsin’ diyerek o pis ağzını dayadı. “Hatta (bu kısmını canlandırmadı, sadece seslendirdi, ama yine de yüzü buruştu), bir kısmını şişeye geri çıkarmıştır, hayvanoğlu hayvan.” dedi. Şişeyi uzakta tutup burnunu ona yaklaştırdı, “Hayır Burhan’ın ağzı gibi kokmuyor.” dedi. Bu umutlanmayla devam etti, “Son anda ‘Çıkmadan bi çişimi yapim,’ demiştir ve işte o sırada kız da, hemen bir yudum daha almıştır, uzun zaman içemeyeceğini düşünerek,” dedi ama yine heyecanı düştü; kızın bencilliğinden. ‘Belki uzun zaman içki içemem’ düşüncesinden hoşlanmamıştı; hayalini uyardı; “Kız kendini değil beni düşünüyor” dedi ve “Evet kız, odayı onlara bırakmamın karşılığı olarak bana bir hediye verecek kadar inceydi&#8230; Evet, tabii ki…” diyerek kendi fikrine heyecanlandı. “Ama kızı önden çıkarmıştır puşt !” diyen öteki fikir, ibrelerin hemen yeniden düşmesine neden oldu. Ama “o hayvana inat”, içinden bir yerlerden güçlü bir istek geldi; “Kız son anda odada bir şey unutmuş gibi yaparak geri dönmüştür. Ve tekrar içeri girerken de, bizim hayvana ‘Bir şey unutmaktan çok korkarım’ demiştir. Asıl niyeti, bana bir teşekkür etmek tabii… Nasıl mı? Nasıl olacak, kendini bana anımsatacak bir şey yapacak.” Zevkle, kızın ağzını anlamlı bir biçimde oynattırdı; “Onun tarafından anımsanmak çok hoşuma gider… Peki, kız bunu neden yapsın ki?” dedi içi. “Neden mi?” dedi, hafifçe gözlerini kısıp içine bakarak “Çünkü bit kadar odanın içinde yaşayan iki insan bu gibi durumlarda şey olur… Neyse, şimdi ikna etme, ikna olma zamanı değildi; uzatmadan, sözü hayalindeki kıza verdi, “Ve uzaktan da olsa beni hissetmesi hoşuma gider&#8230;” “Hımm,” dedi kıza, kız da havaya girdi; “Uzaktan da olsa, arzulanmak, ona zevk vermek, ona kendisini hissettirmek isterim. Çünkü bana ulaşamamaktan dolayı bu tipten daha çok arzu etmiştir beni. Ve burası onun da odası olduğu için ve onun da odasında olduğum için&#8230;” Birden kızın konuşmasını inandırıcı bulmayıp kesti ve “Keşke iç çamaşırını bir yere saklasaydı da onu buldursaydı. Hediye bu olsaydı yani,” diye düşündü ve hemen yer bakındı; “Mesela yastığımın altına koysaydı… A, pijamamın içine!”  Bu buluşunu çok beğendi, hemen yatağının yanına gitti, ama ne yazık ki pijaması da yastığı da aynen işaretlediği gibi duruyordu, milim kıpırdamamışlardı, hayalkırıklığına uğradı, ama hediyesini almak için kıza toz kondurmadı, “Çünkü bizim öküz, ona göz açtırmamıştır. Açtırsaydı kız bana kesin bir şey bırakırdı, kesin.”</p>
<p>Bu, doruğa çıkardığı inancın arkasından, gerçekçi bir bakışla etrafı taradı; “unutulmuş da olsa, kabul edeceği” bir hediye bulmaya razı olarak gözleri ruj, toka, küpe, parfüm, mendil bakındı. “Ağzını silip bıraktığı bir kağıt mendil ne inandırıcı olurdu, çok güzel olurdu.” Ama kıza ait toz bile yoktu ortalıkta, birden Burhan’a, “Orospu çocuğu!” diye bağırdı.</p>
<p>Bir süre kıpırdamadan durdu, sonra şişeyi yeniden eline alarak devam etti. “Evet, Burhan kapıdan önce kızı çıkartmıştı ama kız son anda aniden dönüp, ‘bir şey unutmuş olmamak’ için, gelecek günlere ait çağrışımlarla dolu cilvesiyle, önündeki -içeriye tekrar girmesinden huzursuz olup yol kesen- kolların arasından yel gibi esip geçerek, odaya girdi ve girer girmez de -daha bizim ayı merdivenin başından ‘Ne unuttun yaa ?’ diye seslenemeden-, dilini şişenin ağzına sürmeye başladı. Ve acele etmediğinden -‘beklesin puşt!’-, bununla yetinmeyip dudaklarını şişeye geçirdi. Sanki sadece ağzını dayamıyor, kendini şişeye veriyordu&#8230; İşte tam o sırada bizim gerzek ona bakmak isteyince, kız ayak sesini duyar duymaz şişeyi bıraktı. Yani aceleden şişeyi sehpanın bu kadar kenarına koydu. Tabii ki düşebilirdi…” Kızın bu acele edişi çok güzel geldi; sahneyi iki kez tekrarlattı. Sonra gözlerini, kızı kapar gibi kapatırken, şişeyi yaklaştırdı, kokladı, ağzına dayadı ve dikti.</p>
<p>Kızın kokusunu aldı. Uzun sıradan düz saçları vardı. Bir kızın gözleri, dudakları, saçları, elleri, burnu, her yeri ne kadar sıradansa, onu o kadar güzel bulurdu. Hele gerçekten güzel de, bir de üstüne üslük her şeyi sıradansa, ona tapardı. “Bu da oldukça güzel bir kızdı&#8230; Ve kesin, bizim gerzek anlamamıştır. Zaten o kadarını anlayamaz ayıoğluayı. Anlasa zaten kızı geri götürmezdi salak.” ‘Neyse, o aptalla uğraşmayı bırakıp’, şişedeki kokuyu tekrar içine çekti ve başını geri atıp, sessizce “Ohh…” diye ses çıkardı.</p>
<p>Şişeyi nazik bir şekilde yeniden kaldırıp son damlaları da yutarken, kıza hayranlık duydu ve şişeyi boşalttıktan sonra gözlerini hemen açmadı, “Harikasın&#8230;” dedi.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/566/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/566/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/566/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/566/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/566/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/566/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/566/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/566/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/566/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/566/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/566/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/566/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/566/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/566/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/566/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/566/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=566&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/13/oda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/150d03a27d9da62e8553c5a250d90716?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">aftandis</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/07/oda011.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Kösele</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/08/kosele/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/08/kosele/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Jul 2007 16:28:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ekrem Düzen</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/07/08/kosele/</guid>
		<description><![CDATA[Areta Hızla kaçtı Usta duvar örücü Gizden medet umdu Nefesi damla damla akıttı Ne öğretti tüm bunları Ne de basiretsiz kıvrımdaki gönüle algıları Saplansın beyinlerine dipteki sırma süslü tokası Dokunarak anlasın yalınlığını beynindeki yılansı Adam bunların hepsi Karanlık…Duvar…Kepaze…Uzak…<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=561&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/07/kosele03.jpg?w=477" alt="kosele03.jpg" align="right" /> <strong>Areta</strong></p>
<p>Hızla kaçtı<br />
Usta duvar örücü<br />
Gizden medet umdu<br />
Nefesi damla damla akıttı</p>
<p>Ne öğretti tüm bunları<br />
Ne de basiretsiz kıvrımdaki gönüle algıları</p>
<p>Saplansın beyinlerine dipteki sırma süslü tokası<br />
Dokunarak anlasın yalınlığını beynindeki yılansı</p>
<p>Adam bunların hepsi</p>
<p>Karanlık…Duvar…Kepaze…Uzak…</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/561/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/561/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/561/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/561/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/561/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/561/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/561/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/561/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/561/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/561/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/561/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/561/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/561/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/561/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/561/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/561/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=561&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/08/kosele/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/beb0033b7fb0fa776bce11e7d0ad58a7?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ekremduzen</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/07/kosele03.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">kosele03.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Oyum Neden AKP&#8217;ye?</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/06/neden_akp/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/06/neden_akp/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Jul 2007 20:54:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Kandemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Memleket Meseleleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/07/06/akp/</guid>
		<description><![CDATA[O Pazar, erken kalkmaya çalışacağım. Şortumu giyip, heyecanla oy vermeye gideceğim. Bu seçimlerde AKP&#8217;yi desteklemek, ahlaki bir zorunluluk benim için. Kimilerine şaşırtıcı, hatta paradoksal gibi görünebilecek bu tercihimin nedenlerini açıklamak istiyorum ki, hala kararsız durumda olanlara belki bir yararı olur. Eski ve kadim dostum Tunçblake, bir önceki yazıma gönderdiği yorumda, &#8220;Hani sen Ortodoks Marxist&#8217;tin?&#8221; diye [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=558&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/07/akp-logo02.jpg?w=477" alt="akp-logo02.jpg" align="left" /></p>
<p>O Pazar, erken kalkmaya çalışacağım. Şortumu giyip, heyecanla oy vermeye gideceğim. Bu seçimlerde AKP&#8217;yi desteklemek, ahlaki bir zorunluluk benim için. Kimilerine şaşırtıcı, hatta paradoksal gibi görünebilecek bu tercihimin nedenlerini açıklamak istiyorum ki, hala kararsız durumda olanlara belki bir yararı olur.</p>
<p>Eski ve kadim dostum Tunçblake, bir önceki yazıma gönderdiği yorumda, &#8220;Hani sen Ortodoks Marxist&#8217;tin?&#8221; diye feveran etmiş. Doğrudur; hala da öyleyim. Lakin, bugüne kadar yalnızca bir kez oy kullandım ve o zaman da (1999) Yeni Demokrasi Hareketi&#8217;ni tercih etmiştim. Bana göre, Ortodoks Marxist olmak, zamanında YDH&#8217;yi, şimdiyse AKP&#8217;yi desteklemek, fevkalade tutarlı tercihler. Lakin, tutarsız olsaydı da, kafamızı duvarlara vuracak değildik. Zira, asıl mesele tutarlılığı sağlamak değil, doğru tercihleri yapabilmektir (doğru tercih yapmanızın bedeli, önceki tercihlerinzile tutarsız bir biçimde hareket etmek olabilir). <span id="more-558"></span>Çok iyi anımsıyorum; 2002 seçimleri öncesinde, Erdoğan, Sultanbeyli&#8217;deki bir mitingde, doğum kontrolüne karşı çıkıp, &#8220;Sakın ha! Allah ne verdiyse&#8230;&#8221; şeklinde fetva verdiğinde, &#8220;İşte bu zihniyetten ne köy olur; ne de kasaba.&#8221; diye düşünmüştüm. Oysa, son dört yılda AKP&#8217;nin izlediği siyaset, önyargılarımdan vazgeçmeye zorladı beni.</p>
<p>Seçimlerin ardından, ezici bir milletvekili sayısıyla tek başına iktidar olan AKP&#8217;den beklentilerim çok farklıydı. Refah&#8217;ın adeta &#8216;light&#8217; versiyonu olarak lanse edilen bu ekibin, ilk iş olarak, IMF ile ilişkileri köstekleyeceğini ummuştum. Milli Görüş penceresinden baktığınızda, IMF, Düyun-u Umumiye&#8217;den de beter bir Amerikan-Siyonist sömürü mekanizmasıdır. &#8220;%6.5&#8242;lik faiz dışı fazla da neymiş? Bizim müstemleke bütçesi yapmaya razı olacağımızı nasıl düşünürsünüz?&#8221; demesini ve sosyal gerekçeler ileri sürerek, IMF&#8217;le, mali politikaları gevşetmek için (örneğin faiz dışı fazlayı %4-5 civarına çekmek için) pazarlık etmeye koyulacağını, ayak direyerek, ipe un sererek, bin dereden su getirerek, kerhen de olsa IMF&#8217;yi buna razı edeceğini (sonuçta, IMF&#8217;in belinde silah yok) varsaymıştım.</p>
<p>Dolayısıyla, ilk şoku, maliye politikalarında yaşadım. AKP, kendinden ve daha doğrusu hiçbir T.C. hükümetinden beklenmeyecek bir biçimde, mali disiplinle bütçe yaptı. Bütçe açıkları, dört yılda minimize edildi. Bunun, makro düzeyde, ekonomiye getirisi muazzam oldu:</p>
<p>1-) Bütçe açıklarının azalmasıyla, kamu borçlanma gereği azaldı; enflasyon, ömrüm boyunce ilk kez &#8216;yaşanabilir&#8217; düzeylere geriledi. İlk kez, bir T.C. hükümeti, enflasyonu hızla ve ciddi oranda düşürmenin sosyal-siyasal faturasını ödemeyi göze aldı. Sadece, -bir seçim döneminde (hatta ilk iki yılda) enflasyonun tek haneli rakamlara indirilmesi bile, tek başına hükümeti oluşturan partiye oy vermeyi ahlaken zorunlu hale (vefakarlık ilkesi) getirecek denli büyük bir şeydir, Türkiye&#8217;de. Bunun önemini anlamak için, dar ya da sabit gelirle, son otuz yılda, bu memlekette yaşamaya çalışmış olmak da yeterlidir.</p>
<p>2-) Disiplinli maliye politikası neticesinde, enflasyondaki düşüşün yarattığı istikrarlı ve güvenli ekonomik ortama, AB üyelik perspektifinin de eklenmesiyle (müzakerelere başlanması vesaire), ülkeye yabancı sermeye akmaya başladı. Öyle bir akış ki, YTL, kimsenin öngöremediği ölçüde değerlendi. Bu yabancı sermaye akışının kaçınılmaz bir sonucu olarak, Türkiye, son dört yılda, hızla ve kesintisiz olarak büyüdü. GSMH ya da kişi başına milli gelir, dört yılda ikiye katlandı. Üstelik, bu sermaye akışının ve büyümenin geçici olmadığı da anlaşıldı. İkisi de tüm hızıyla devam ediyor. Bu nitelikte bir ekonomik büyümeyi başaran bir hükümeti oluşturan partiyi ödüllendirmek de, bana göre ahlaki bir zorunluluktur.</p>
<p>Bir başka yazımda münferiden değineceğim üzere, Türkiye&#8217;nin en önemli sorunu az gelişmişliktir. Az gelişmişliğin sosyo-ekonomik yansıması, kendini köylülük, küçük esnaflık ve memurluk olarak göstermektedir. Türkiye&#8217;deki işgücünün yarıdan fazlasını, bu verimsiz, neredeyse hiç üretmeyen kesimler oluşturmaktaydı. Yıllardır yaşanmakta olan ekonomik bunalımların, çalkantıların ve  krizlerin ardında yatan yapısal neden, Türkiye&#8217;nin, verimli ve verimsiz iki ayrı Türkiye olarak varolmaya çalışmasıydı. Zira, verimsiz kesimler (ki verimsiz olmaları kendi suçları da değil zaten) &#8220;Biz verimsiziz. Dolayısıyla az tüketsek de olur.&#8221; demediğinden, mütemadiyen, ülkenin verimli-üretken kesimlerinden, köylüye, küçük esnafa ve memura kaynak transferi yapılmak zaruretiyle yaşanmıştır. Dışa açılmış bir ekonomide, verimli-üretken  sektörlerinizin üzerine, bu şekilde verimsiz kitlenizin bakımı külfetini de yüklerseniz, o sektörlerin de rekabet gücünü kırar, adeta, kendi bacağınıza kurşun sıkmış olursunuz. İşte Türkiye, onyıllar boyunca, böyle, bacağında kurşunlarla yaşadı ve perişan oldu.</p>
<p>Bazı düşünce özürlülerin, bu tür kaynak transferlerinin gelişmiş ülkelerde de yapıldığını söylediğini duyar gibiyim. Sosyal devletin bir gereği değil midir bu tür kaynak transferleri? Evet, öyledir. Lakin, buradaki püf noktası, büyüklükler&#8230; Bakmakla mükellef olduğunuz verimsiz kesimlerin bütüne oranı nedir? O örnek gösterilen ülkelerdeki gibi yüzde bir, üç ya da beş midir? Yüzde dokasanı verimli sektörlerden oluşan bir memlekette, verimsiz olan yüzde onluk kesimi, güle oynaya sırtınızda taşıyabilirsiniz ve ulusal ölçekte bu hiç de sorun olmaz. Lakin, yüzde kırklık bir kesim, yüzde altmışa bakmaya çalışıyorsa, o memleket iflah olmaz.</p>
<p>Aynı, sosyal güvenlik sistemleri gibi&#8230; Aktif çalışanların oranıyla emeklilerin oranı meselesi&#8230;</p>
<p>Konumuza dönersek, Türkiye bir tarım toplumudur. Oysa, bugün gelişmiş ülkeler diye sınıflandırdığımız ülkelerin hepsi, yirminci yüzyılın başında, tarım toplumu olmaktan çıkmıştı. İstihdamınızın yüzde onundan fazlası tarımda olduğu sürece, iflah olmazsınız.</p>
<p>Bahsettiğimiz mesele, yani böylesi bir sosyal transformasyon (tarım toplumundan sanayi toplumuna ve hatta bugün için post-endüstriyel topluma dönüşüm), öyle yenilir, yutulur nitelikte bir mesele de değildir. En gelişmiş, &#8216;medeni&#8217; telakki ettiğimiz ülkelerde bile (İngiltere, A.B.D.) bu iş (o zaman için köylünün işçiye dönüşümü) &#8216;zorla&#8217; olmuştur. Köylünün &#8220;çiti bozulmuştur&#8221;. Topraklarından sürülmüşlerdir. Aç, sefil bırakılmışlardır. Dövülmüş; öldürülmüşlerdir.</p>
<p>Şimdi, bizim bu dönüşümü, yüz yıl gecikmeyle, hem de medeni bir biçimde, insanca, nezaketle yapmamız, becermemiz gerekıiyor. Çünkü o köylünün elinde oy hakkı var. Onu kaba bir şekilde yok etmeye, işçiye, hizmetliye dönüştürmeye kalkarsan, seni seçmez; kendini koruyanı seçer; olur, biter.</p>
<p><strong>İşte Türkiye&#8217;nin temel açmazı budur. </strong>(Tunçblake Efendi! Bak, talebin üzerine, sınıfsal analize de girdim). Köylülüğü, köylüyü perişan etmeden nasıl yok edebiliriz? Bu soruyu hiç aklınızdan çıkarmayın.</p>
<p>Aynı şekilde, memleketimizde, köylülüğün haricinde, ona pek benzeyen iki karadelik daha var: Küçük esnaf ve memur&#8230;</p>
<p>Bunlar da yok edilmek (minimize edilmek manasında) zorunda. Köylüyü, küçük esnafı ve memuru &#8216;arpalık&#8217; ya da &#8216;oy deposu&#8217; olarak kullanmaya devam ettiğimiz sürece, sözünü ettiğim sosyal transformasyonun siyasi ve sosyal faturasını ödeme cesaretini göstermek yerine, &#8216;statükoyu korumanın&#8217; ekonomik faturasını ödemeyi tercih ettiğimiz sürece, iflah olamayız.</p>
<p>Şimdi, AKP bu konuda ne yaptı?</p>
<p>Bir kere, AKP için son köylü partisi diyorlar. Öyle olsa, köylüyle olan &#8216;klientelistik&#8217; ilişkisini sürdürmesi gerekirdi: <strong>Al sana sübvansiyon; ver bana oy! </strong></p>
<p>Öyle mi yaptı pekiyi? Hayır. Yapabilir miydi? Evet. Nasıl? Yine, IMF&#8217;i uyutarak, oyalayarak, kulağına üfleyerek&#8230;</p>
<p>Dikkat ederseniz, yazımın başından beri, AKP&#8217;yi, bu hayati meselelerde, doğru politikaları geliştirdiği için değil, IMF&#8217;nin önerilerini benimsediği ve uyguladığı için takdir ediyorum. Fırsat verilse, meselenin ne olduğunu ve çözüm için neler yapmak ya da yapmamak gerektiğini, sokaktaki çocuk dahi bulabilir. Mesele bunları bulmakta, bilmekte değil uygulamaktaydı yalnızca. Zira, tüm bu tercihlerin ağır siyasal, sosyal bedelleri var.</p>
<p>AKP&#8217;den önce, Türkiye&#8217;de temel politika, statükoyu korumaktı. Hemen her konuda&#8230;</p>
<p><em><strong>&#8220;Bırakın köylü köyünde kalsın! Kurcalamayın! Verin sübvansiyonu gitsin.&#8221;<br />
</strong><br />
<strong>&#8220;İşsizlik mi var? Memur yapın bakiym, kapıya yığılan işsizleri. Sallasınlar başlarını, alsınlar maaşlarını. Eğitimleri mi? Nasıl mı hizmet verecekler? Canım, bugün git; yarın gel!&#8221; </strong></em></p>
<p><strong><em>&#8220;Bir baltaya sap olamamış, milyonlarca ipsiz, sapsız insan mı var? Verin krediyi açsın bi dükkan. O işi batırırsa, o dükkanı kapatsın, başka bi dükkan açsın. Ayakkabıcı&#8230; Olmadı; boyacı&#8230;. Olamadı; dönerci&#8230; Olmadı; bakkal. Olmadı; sucu&#8230;&#8221;</em> </strong></p>
<p>Ziraat Bakası ve Halkbank&#8230;  2001 krizi öncesi, içlerine tıkıştırılmış 20 Milyar Dolar&#8217;lık açık&#8230; Kim ödedi pekiyi, köylüye, küçük esnafa verilen batık kredileri, ulufeleri? Hepimiz&#8230;</p>
<p>Görüldüğü üzere, &#8220;çözümsüzlük çözümdür&#8221; düsturu, yalnızca Kıbrıs siyasetimizin değil, ülkenin onyıllardır abonesi olduğu (&#8220;Baba&#8221; sağolsun) statükoculuğun doğal bir uzantısıdır yalnızca. Tüm sorunlarımızı, dayanılamaz, katlanılamaz noktaya gelinceye kadar erteleyelim; öteleyelim. Çözmeden idare etmek için ne bedel gerekiyorsa ödeyelim. Yeter ki, çözmek için gereken bedeli ödemeyelim. <strong>Türkiye&#8217;nin genel siyasetinin özeti budur işte. </strong></p>
<p>AKP, kendinden hiç beklenmeyecek bir biçimde, pek çok alanda, statükocu değil, reformist bir tavır takındı.</p>
<p>&#8220;Deniz bitmişti; mecburdu öyle hareket etmeye.&#8221; denemez. Zira, pek de güzel idare edebilirdi o da, maslahatı.</p>
<p>&#8220;Bütçeyi biraz açıklı yapmam lazım; %6.5 faiz dışı fazlayla gidemem. Köylüyü, memuru aç bırakamam; yatırım da yapmam lazım. %5-10 açıktan, %30 enflasyondan kimseye zarar gelmez.&#8221; diyebilirdi ve kimse de kızmazdı; karşı çıkmazdı.</p>
<p>&#8220;İşsizliği azaltmam lazım. Bir milyon memur alıyorum. Bir milyon da geçici işçi alayım.&#8221; diyebilirdi. Mentelektüellerimiz, halk dalkavuklarımız da alkış tutardı.</p>
<p>Hatırlayın; daha birkaç yıl önce, kremamız, o süper zeka mentelektüellerimiz, &#8220;Her esnaf yanına bir ya da iki çırak daha alsa, işsizlik sorunu çözülür.&#8221; demiyor muydu? Ben diyorum ki, verimsiz, eritilmesi, başka (verimli) sektörlere kaydırılması gereken 3 milyon esnaf var; mentelektüelin projesiyse esnafın yanına çıraklar katarak verimsiz kitleyi 9 milyona çıkarmak!</p>
<p><strong>AKP bu kepazelikleri yapmadı, işte. </strong></p>
<p>Şimdi bu,  az bir şey mi? Hoşafın yağı kesilince, son dört yılda köylülük yüzde kaç azaldı, haberiniz var mı sizin? Üstelik de, kimsenin çitini bozmadan, dövmeden, toprağından kovmadan&#8230;</p>
<p>&#8220;Efendim, varoşlarda poşetlen yiyecek dağıtıyor belediyeler. AKP sadaka kültürü yaratıyor.&#8221; Ah canım, destekleme azaldığı için, hayat gailesiyle metropollerin kenarlarına (varoşlara) yığılan cahil, işçi olacak donanımdan dahi yoksun o insanlar, &#8216;ikinci ekonominin&#8217; (kayıt dışı) bir parçası haline gelip ekmeğini taştan çıkarana kadar aç mı bırakılsalardı? Kapkaç mı yapsalardı; adam mı kesselerdi?</p>
<p>Bunlar çok yaman problemlerdir ve çözüm demek, ağır bedeller ödemeye razı olmaktır.</p>
<p>Türkiye, AKP sayesinde, AKP eliyle, AKP iktidarında, görülmemiş bir hızla, köylü toplumu olmaktan çıkıyor. Üstelik de, bir imkansızı başararak: O tasfiye ettiği, desteğini kestiği köylüler, varoşlara gelip varolma savaşına girmelerine rağmen, hayata, devlete hatta hükümete küsmüyor; ayaklanmıyor. Bilakis, bu seçimde yine AKP&#8217;ye verecekler oylarını.</p>
<p>Dolayısıyla, AKP&#8217;nin benim oyuma ihtiyacı da yok aslında. O, başarısının ödülünü, karşılığını, geniş halk kesimlerinden alacak zaten. Bense, namus borcu olarak gördüğüm için vereceğim oyumu AKP&#8217;ye.</p>
<p>Devam edelim:</p>
<p>Kim derdi ki, Milli Görüş&#8217;ün light versiyonu, 30 yıldır yapılamayan özelleştirmeleri 3 yılda yapacak diye? O kuruluşlar, arpalık olarak, oy deposu olarak AKP&#8217;nin elinde dursa fena mı olurdu yani? Ne mecburiyeti vardı hiçbir iktidarın yapmadığını yapmaya? Ne gereği vardı muhaliflerinin &#8220;Memleketi satıyor.&#8221; demagojilerine malzeme olmaya?</p>
<p>Sen kendine <em>muhafazakar</em> demiyor muydun kardeşim (AKP&#8217;ye soruyorum)? Senden kimse böyle şeyler yapmanı beklemiyordu ki&#8230;</p>
<p>Kim derdi ki, bu adamlar AB projesinin bayraktarlığına soyunacak? AKP, &#8220;Devlet politikasıdır.&#8221; diye kerhen durumu idare etse bile yeterdi halbuki. Kimsenin daha fazlasını beklediği yoktu.</p>
<p>Ama o da ne! Reform üstüne reform&#8230; En azından yasal olarak Türkiye&#8217;yi demokratikleştirecek yüzlerce uyum yasası&#8230;</p>
<p>Demokratikleşme yönünde, reformist bir tavırla, AB&#8217;nin ya da toplumun bir talebi olmaksızın atılan her adım, o yasaların her bir tanesi bile, benim oyumu namus borcu haline getirmeye yeterdi.</p>
<p>Ha, bunları da AB&#8217;nin zoruyla yapmadığını biliyoruz çünkü bir raddede AB bile panikledi. &#8220;Durun yahu!&#8221; dedi. &#8220;Ne aceleniz var? Nereye koşuyorsunuz? Hem, bakalım biz hazır mıyız sizi almaya?&#8221;</p>
<p>İşte bu noktaya AKP sayesinde gelinmiştir. AB açık düşmüştür (yağlı güreş terimi). Takke düşmüş; kel görünmüştür. Bugüne kadar, Türkiye, hiçbir zaman üzerine düşenleri yapmadığı için veya yaptıklarını da vaktinde yapmadığı için, boynu bükük, sorunlu, suçlu, ezik taraf olmuştur Avrupa&#8217;yla olan ilişkisinde.</p>
<p>Tarihinde ilk kez proaktif bir dış siyasetle, muhataplarını gafil avladı Türkiye. Asıl sorunun bizde olmadığı ya da tek sorunlu tarafın biz olmadığımız ortaya çıktı.</p>
<p>Kıbrıs&#8217;ı düşünün: İçerideki yoğun &#8216;Türk&#8217;ün, Türk&#8217;e milli dava propagandası&#8217; furyasından başını kaldırıp, dünya medyasına da bakabilenler bilir; tüm dünyada haksız, işgalci taraf konumundaydı Türkiye; düne kadar.  Kıbrıs Rum&#8217;unun, politik ihtirasları açısından bizden bin beter bir durumda olduğu, AKP&#8217;nin değiştirmeyi göze aldığı Kıbrıs politikamız ve onun neticesinde yapılan referandumla ortaya çıktı.</p>
<p>&#8220;Dik duruş!&#8221;, &#8220;Dik duruş!&#8221; diye haykıranlar! &#8216;Milli&#8217; davalarımızda, ilk kez dik durabiliyoruz, dünya kamuoyu karşısında. Çünkü çözüm olasılığından, statükoyu değiştirmekten, anlaşma yapmaktan, referandumdan kaçan taraf olmadık, ilk kez. Dahası da geliyor; Lahey&#8217;e gitmeyi falan da göze almış durumdayız. Dik durmak budur işte! Cesur adam dik durur. Cesur olan, haklı olduğuna inanan, özgüveni olan adam dik durur; mehkemeye ya da hakeme gitmeyi göze alır.</p>
<p>Bunların hiçbirini yapmak zorunda değildi AKP. Kendine, &#8220;Kıbrısı sattılar.&#8221;, &#8220;İşbirlikçiler, müstemlekeciler!&#8221; hatta &#8220;Vatan hainleri!&#8221;dedirtmese de olurdu. Siyasi risk almasa, taşın altına elini koymasa da olurdu. Kimsenin AKP&#8217;den böyle hareket etmesi doğrultusunda bir beklentisi yoktu çünkü.</p>
<p>Kaderin cilvesine bakın ki (ironi de diyebilirsiniz), AKP böyle liberal (hem siyasi hem de ekonomik anlamda), demokrat ve reformist bir tavırla ülkeyi yönetmeye çalıştıkça, muhalefeti de gerçek yüzünü göstermeye itti. Başta CHP olmak üzere pek çok parti, peçelerini açtı. Faşizmin korkunç ve iğrenç ifadesi çıktı ortaya.</p>
<p>Seçimler sonrasında, CHP, kendisini -muhalefet partisi olarak-, bugün AKP&#8217;nin yaptıklarını eleştiri olarak dillendirmeye hazırlamıştı. Evet, elbette statüko timsali CHP, AKP&#8217;nin yaptklarını asla yapmazdı; yapamazdı. Benim dediğim, AKP, yaptıklarını yapmış olmasaydı, CHP&#8217;nin ona, bunları yapmamasının hesabını soracak olmasıydı; muhalefet gereği.</p>
<p>Eğer AKP, kendinden beklendiği (Milli Görüş&#8217;ün light versiyonu) gibi hareket etseydi, CHP şöyle haykıracaktı:</p>
<p><strong><em>&#8220;IMF&#8217;le niye köprüleri atıyorsun?!&#8221;</em></strong></p>
<p><strong><em>&#8220;Enflasyonu neden düşürmedin?!&#8221;</em></strong></p>
<p><strong><em>&#8220;Bütçe açıklarını neden azaltmadın?!&#8221;</em></strong></p>
<p><strong><em>&#8220;Neden TL&#8217;yi pul ettin Dolar karşısında?!&#8221;</em></strong></p>
<p><strong><em>&#8220;AB üyeliği için gerekli reformları neden yapmıyorsun?! Niye Türkiye&#8217;yi içe kapamaya çalışıyorsun?&#8221;</em></strong></p>
<p><strong><em>&#8220;Kıbrıs&#8217;ta niye daha aktif politika izlemedin? Niye çözüm isteyen taraf olmadın?!&#8221;</em></strong></p>
<p><strong><em>&#8220;Kürt sorunu için neden demokratik bir açılım yapmıyorsun?!&#8221;</em></strong></p>
<p><strong><em>&#8220;Gördünüz; dinci bunlar! Şeriatçı bunlar! Yabancı düşmanı, Amerikan karşıtı, anti-semitist bunlar! Çağdaş dünyayla bizi düşman etmek için uğraşıyorlar. Bizi Kuzey Irak&#8217;a sokup, olmadık maceralara sürükleyecekler. Sen önce içerideki terörü hallet de, sonra girersin Irak&#8217;a!&#8221;</em></strong></p>
<p>Uzatmak mümkün. Lakin, anafikir anlaşıldı sanıyorum. AKP kendinden beklenmeyenleri yaptıkça, CHP de, o devletçi, ceberrut, statükocu, faşist, popülist, militarist, komitacı, tehcirci, asimilasyoncu, istiklal mahkemeci  yüzünü sergilemeye mecur kaldı.</p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.</p>
<p>Son dönem, yazılarım için yapılan eleştirilerden biri de, uzun olmaları. Doğrusu, ben yazarken, arada <em>meta</em> bir bakış atıp, &#8220;Kısa oldu; biraz daha uzatayım.&#8221; ya da &#8220;Uzun olmuş yahu; biraz kısaltayım.&#8221; demiyorum. Yine de, örneğin bu yazıda da, istesem daha yüzlerce sayfa yazacak malzeme olduğunun farkındayım. Lakin, madem ki okurlarımız sıkılıyor bu kadar uzun yazıları okumaktan, ben de bir kısım düşüncemi filtre edeyim bari.<br />
Biliyorsunuz, yakın zamanda, benim için Concorde düştü. Yani, Türkiye&#8217;nin aydınlık geleceğine ilişkin düşlerimi, umutlarımı, hevesimi (motivasyonumu) yitirmiş durumdayım. Dolayısıyla da, benim durduğum kötümserlik odasının penceresinden, kimin iktidar olacağı çok da bir şey değiştirmiyor. Eninde sonunda, mentelektüellerimizin haykırışları şiddetlenir; -iktidarda kim olursa olsun- zinde kuvvetler duruma vaziyet eder. Askerin vesayetinde, böyle, -gelişmiş ülkelerin yüz yıl gerisinden- yaşar gideriz.</p>
<p>O halde, 22 Temmuz&#8217;da neden erken kalkmaya çalışacağım? Neden şortumu giyip, heyecanla oy vermeye gideceğim? Benim gibi bir <em>liberal</em> için en uzak siyasi duruş, aksi kutup, <em>muhafazakarlık</em> değil midir? Benim gibi bir agnostik, -dini, imanı olmayan bir insan- neden koştura koştura, kendini muhafazakar olarak tanımlayan bir partiye oy vermeye gidecek? Nedir bendeki bu heyecan? Yanıtlayayım:</p>
<p>Öncelikle, defaaten belirttiğim üzere, bu benim için bir namus borcu. O borcu ödemek istiyorum. O yükü üzerimden atmak; o sorumluluğu yerine getirmek istiyorum.</p>
<p>Buraya kadar tamam. Lakin bu, heyecanımı açıklamıyor. Borç ödemek, ödeyecek olmak, insanda bir heyecana yol açmaz çünkü. Bendeki heyecanın sebebi, etrafımı saran bu faşist cinnete karşı bir şey yapacak olmanın heyecanı. Biliyorsunuz, Nasyonal Sosyalist Parti de, demokratik yolları kullanarak (seçimle) iktidar yürüyüşüne başladı. Demokrasiyi yok etmek vaadiyle seçimlere girdi ve oy istedi. Nazi Partisi&#8217;ne oy verenler de, bir daha oy kullanmamak için, bir daha seçim yapılmaması için, insanlıktan vazgeçip, faşist devlet istediğinde, her an kendini feda edebilecek birer karınca olabilmek için bastılar mührü, gamalı haçın böğrüne.</p>
<p>Bütün bunların konumuzla ne alakası mı var? Söyleyeyim:</p>
<p>Ulusalcı, milliyetçi, faşist, anti-emperyalist, anti-globalist, gerici, aşağılık kompleksi ve eziklik duygusuyla hareket eden, bizi korkularımızın esiri haline getirip, sefalet içinde ama sözde daha <em>güvenli</em> bir yaşama mahkum etmek isteyen bir cephe oluştu. Sivil ve askeri bürokrasideki uzantılarıyla, hali hazırda, AKP&#8217;ye karşı gayri nizami ve gayri meşru bir iktidar mücadelesi yürüten bu cephenin galip gelmesini, yani, Türkiye&#8217;de faşizmin, bugün olduğundan daha da aleni ve sıradan hale gelmesini istemiyorum.</p>
<p>Sonradan, Nazi Partisi&#8217;ne oy veren ya da oy kullanmayarak Naziler&#8217;in iktidara gelmesine katkı yapmış olan o zavallı Almanlar gibi hissetmemek için teyakkuza geçmiş durumdayım. Heyecanım ondan. Zira, o zavallı Almanlara da <em>&#8220;Tehlikenin farkında mısınız?&#8221;</em> diye sormuşlardı Naziler, seçim kampanyalarında. Almanlar, kendi korkularının kurbanı olarak Hitler&#8217;i başa getirdiler.</p>
<p>Ben aynı yanılgıya düşmeyeceğim. Çünkü tarihe bakıyorum ve evet, <strong>tehlikenin farkındayım! </strong></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/558/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/558/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/558/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/558/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/558/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/558/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/558/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/558/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/558/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/558/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/558/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/558/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/558/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/558/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/558/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/558/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=558&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/06/neden_akp/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/150d03a27d9da62e8553c5a250d90716?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">aftandis</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/07/akp-logo02.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">akp-logo02.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Azmettirici Mentelektüeller                  (Concorde Düştü -II-)</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/05/siyaset-2/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/05/siyaset-2/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Jul 2007 02:07:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Kandemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duvara Karşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/07/05/siyaset-2/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Kerem Kandemir Yazının ilk bölümünü okumak için klikleyin Tefrikamızın ilk bölümünde savunduğumuz pozisyona ilişkin kulağımıza gelen bir eleştiriyi yanıtlayarak başlamak istiyorum. Özetlersek, yazımın, &#8216;askeri aklama&#8217; amacına hizmet ettiği söylenmiş. O halde, ben de, misalen şu soruyu soracağım: Hrant Dink cinayetinde, doğru tavır, Ogün Samast&#8217;a yoğunlaşmak, ona yüklenmek midir? Ogün Samast&#8217;ı mı eleştirelim? Ben diyorum [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=556&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/07/mentel01.jpg?w=477" alt="mentel01.jpg" /></p>
<p style="text-align:center;"><strong>Yazan: </strong>Kerem Kandemir</p>
<p style="text-align:center;" align="left"> <u><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/05/24/concorde/" target="_blank"><strong>Yazının ilk bölümünü okumak için klikleyin</strong> </a></u></p>
<p> Tefrikamızın ilk bölümünde savunduğumuz pozisyona ilişkin kulağımıza gelen bir eleştiriyi yanıtlayarak başlamak istiyorum. Özetlersek, yazımın, <strong>&#8216;askeri aklama&#8217;</strong> amacına hizmet ettiği söylenmiş. O halde, ben de, misalen şu soruyu soracağım: Hrant Dink cinayetinde, doğru tavır, Ogün Samast&#8217;a yoğunlaşmak, ona yüklenmek midir? Ogün Samast&#8217;ı mı eleştirelim?</p>
<p>Ben diyorum ki, askerin siyasete müdahalesinde asıl suçlu, gözü dönmüş bir iştahla azmettiricilik yapan mentelektüellerdir (medya entelektüelleri). Hal böyleyken, buna rağmen, yine de askeri birincil eleştiri nesnesi  olarak seçmek isteyenler varsa, onların elini tutan da yok zaten. Ben, sorunun sonuçlarından ziyade, nedenleriyle ilgilenmek istiyorum. Zira, çözüm, -yalnız ve yalnız- nedenlerin maniple edilmesiyle mümkün olabilmektedir.<span id="more-556"></span></p>
<p>Kendini komplo teorileriyle eğlemek isteyenler için, sevgili Avni Özgürel, güzel bir seçenek daha sunmuş durumda: Bir dizi tarihi örneğin ardından, &#8216;kurmay zekasının&#8217;, her askeri müdahaleden siyasal dinci akımların daha da güçlenerek çıktığını ıskalayamayacağından hareketle, acaba diyor, askerin amacı/projesi siyasal islamı güçlendirmek olmasın?</p>
<p>Askerin PKK&#8217;yle süren mücadeleden beslendiğini, bu sayede Türkiye siyasetindeki ağırlığını koruyabildiğini, dolayısıyla, özünde,  ayrılıkçı terörün bitmesini  istemediğini de yazanlar olmuştu.</p>
<p>Benim zihnim, akademik geleneğe sadakatle yükümlü. Binaenaleyh, dünyayı komplo teorileri dolayımıyla anlamak isteyenler için, yazdıklarımın elbette ki bir kıymeti olmayacaktır.</p>
<p>Türkiye&#8217;de, herkes demokrasi, insan hakları, özgürlükler falan diye yanıp tutuşuyor da, bir tek asker mi, siyasi ağırlığını sürdürebilmek için ayak diriyor? Benim sivil entelektüelim, ultra-faşist demagojilerin borazanlığını yapıp dururken, ben dönüp silahlı güçleri mi kınayayım, &#8220;Neden siyasete müdahale ediyorsun?&#8221; diye?</p>
<p>Varsayalım ki bir odada dokuz kişi oturuyoruz ve bu dokuz kişiden birinin silahı var. Yine varsayalım ki, müşterek hareket etmemizi, organize olmamızı gerektiren nesnel koşullar var. İçimizden birini bir süreliğine bize liderlik etmesi için seçtiğimizi düşünelim. Eleman da, kendi ehliyeti, vukufu dahilinde, bizi organize ediyor; yönetiyor olsun. Derken, içimizden bazıları, silahlı olanımıza dönüp, &#8220;O belinde taşıdığın boru mu? Görmüyor musun, bu adamın niyeti kötü? Bizi felakete sürüklüyor. Bu gidişata hala nasıl seyirci kalabiliyorsun? Yeri geldiğinde kullanmayacaktın da, neden taşıyorsun o silahı?&#8221; türünden salvolarla, sabah akşam, gece gündüz, aylarca, yıllarca kafa ütülese&#8230; Hele bir de, bu çığırtkanlar, dokuz kişilik grup içinde, en akıllı, bilgili, kafası çalışan tipler olarak algılanmaktaysa&#8230;</p>
<p>Demokrasiyi yüceltmesini, içselleştirmesini bekleyeceğimiz ilk kesim silahlı kuvvetler mi? Memlekette herkes demokrat da, bir onlar mı özümseyemedi demokrasiyi? Hayır. Silahlı kuvvetlerin bu bağlamdaki tek farkı, bellerinde silah olması. Onlar anti-demokratik hareketler içine girdiklerinde, bunun ülke ölçeğinde, bütüncül bir etkisinin olması. Yoksa, zihniyetleri ölçüp sıralamaya koysak, asker, bir çok kesimden daha demokrat bile çıkar.</p>
<p>Dolayısıyla, bana göre, sorunun kaynağı asker değil ki, işe, askere dönüp, &#8220;Sen de düzelt artık kendini be kardeşim.&#8221; diyerek başlayalım. Meseleyi bu şekilde görmek, birilerinin değerlendirmesinde &#8216;askeri aklamak&#8217; manasına geliyorsa,  bana göre have hoş.</p>
<p>Yazımızın ilk bölümünde, daha ziyade, hukuk alanındaki skandal kararlardan örnekler vermiştik. Mentelektüellerin yarattığı ve ülkeyi kaplayan zihinsel atmosferin etkisiyle tamamen sığlaşan ve siyasallaşan yargı alanının ahval ve şeraitini yansıtmaya çalışmıştık. Orada da, akşam pijamasını giyip Emre Kongar  izleyen  (en iyimser senaryo bu, tabii ki), sabah  gazetesini açıp Emin Çölaşan okuyan sevgili yargıçlarımızı mı suçlasaydık yani, verdikleri dudak uçuklatan kararlardan ötürü? Hayır. Kimse gökten zembille inmiyor. İnsan dediğimiz toplumsal varlık, içinde yaşadığı entelektüel iklime bağımlıdır, büyük ölçüde. Kanaatlerinize önderlik eden insanların (mentelektüeller) çapı, sizin düşünce ufkunuz üzerinde de belirleyici rol oynar.</p>
<p>Pekiyi, nedir bu memleketin kanaatlerimize önderlik edenlerinin entelektüel vasatı?</p>
<p>Haydi, gerçeklerden kaçmayın artık. Gelin, birlikte yüzleşelim kendimizle.</p>
<p>Hulki Cevizoğlu&#8230;</p>
<p>&#8220;Efendim, sen de hep böyle tekil örnekler buluyorsun. Niye bunları bütüne genelliyorsun?&#8221;</p>
<p>Durun; panik yapmaya gerek yok. Sakin olun. Hulki deyip geçmeyin. Tekil bir örnek değil o. Kanıtlayacağım bunu size:</p>
<p>Elimde, Hulki&#8217;nin bir kitabı var.</p>
<p><em>&#8220;Verilen ödüller arasında, Hulki Cevizoğlu&#8217;nun kabul ettiği bazı ödüller:&#8221;</em></p>
<p>Liste, birbuçuk sayfa uzunluğunda. Yüzlerce kurum ödül vermiş. İçlerinden bir kaç tanesini seçiyorum:</p>
<p><em><strong>Yılın Atatürkçüsü (Atatürkçü Düşünce Derneği-2004)<br />
Yılın Tartışma Programı (Türk Eğitim Sen-2004)<br />
Yılın En İyi Tartışma Programı (Özel Radyo ve Televizyon Yayıncıları Derneği-2004)<br />
1998 Sedat Simavi Televizyon Ödülü (T. Gazeteciler Cemiyeti-1999)<br />
Yılın Gazetecisi (Gazeteciler Cemiyeti-1997) (yalnızca bir kişiye verilen bir ödül)<br />
TV Tartışma Dalında Yılın Televizyoncusu (T. Yazarlar Birliği-1997)</strong></em></p>
<p>Böyle yüzlerce ödül&#8230; Ağırlık, üniversiteler tarafından verilmiş ödüllerde.</p>
<p>&#8220;Ne var yani bunda?&#8221; diyenlerinizi duyar gibiyim. Ben bir Hulki müptelasıyım; özetle anlatmaya çalışayım:</p>
<p>Hulki, Evrim Kuramı&#8217;yla ilgili yaptığı bir programda, kendisine gönderilen bir faksı konuğuna göstererek soruyor (mealen): &#8220;İzleyicilerimizden biri göndermiş bu fotografı. Belden aşağısı timsah; belden yukarısı bir çocuk (insan yavrusu) görüntüsünde. Hocam, acaba bu, yok olduğu iddia edilen ara türlerden biri olabilir mi?&#8221;</p>
<p>Sevgili Hulkiciğim&#8217;in tahayyülü, insanla timsah arasında bir ara tür bulunma olasılığına açık. Zaten kendisi, her yıl, iki, üç programını, muhtelif devr-i daim makineleri icat eden Türk mucitlere ayırır. Her ne hikmetse, memleketimde, mevcut bir motoru, yüzde bir ya da yüzde iki daha verimli çalıştıran bir icat yaptığını söyleyen çıkmaz. Benim mucidim, sonsuz, sınırsız enerji-iş üreten makinaları icat eder hep. Daha bir kaç ay önce, yanlarına emekli generalleri de alarak tüm medya organlarında lansman/kampanya yapan ERKE Grubu&#8217;nun makinasını unuttunuz mu yoksa?</p>
<p>Söz uçar, yazı kalır dendiği için (gerçi ben kaydederim Hulki&#8217;nin programlarını), Hulki&#8217;nin entelektüel kapasitesini ölçmede, televizyonu bir kaynak olarak seçmek haksızlık olabilir. Elimde tuttuğum kitabından bir alıntı yapayım, o halde:</p>
<p><em>&#8220;Bugün bir önder aranıyor. Toplumda büyük bir &#8216;boşluk&#8217; var. Siyasi boşluk, insanlarda &#8216;duygusal boşluğa&#8217; da yol açıyor.&#8221;</em></p>
<p>Bayağı zorlayınca, fikir olarak bunu bulabildim.</p>
<p>Anlatabiliyor muyum? Defaaten Yılın Gazetecisi, Yılın Televizyoncusu seçilmiş birinden söz ediyoruz. Onlarca kitap yazmış. Üniversitelerden aldığı yüzlerce ödülü yazmaya üşeniyorum.</p>
<p>Demek istediğim, Hulki münferit değil. Onu beğenen, onu takdir eden, destekleyen, ona inanan onbinlerce elitin bir simgesi. Sokaktaki adamdan, cahil, cüheladan bahsetmiyoruz: Akademisyenler, en seçkin meslek kuruluşlarının jürileri&#8230;</p>
<p>İşte budur. Elitimizin seviyesi, vasatı tam da budur. Bu yazıyı okumakta olan &#8216;kremanın kreması&#8217; siz değerli okurların da yüzde doksanının vasatı bu. Gelin, kralın çıplaklığını görmeye buradan başlayalım. Bana beğendiğiniz gazetecilerin, televizyoncuların, yazarların, akademisyenlerin, siyasetçilerin kimler olduğunu söyleyin; size kim olduğunuzu, ne olduğunuzu söyleyeyim. Size, çıplak olduğunuzu söyleyeyim.</p>
<p>İlhan Selçuk değil miydi, Ziverbey&#8217;de darbeciler tarafından işkence edilen? Pekiyi, yıllardır askere darbe yapması için davetiye çıkran kim?</p>
<p>Kimler alkışladı e-blidiriyi? Hatta, kimler gecikmiş ya da hafif buldu?</p>
<p>Şöyle de sorabiliriz: E-bildiriye kaç kişi karşı çıktı? Rüstem Batum&#8217;un ya da Altan ailesinin verdiği türden bir tepkiyi, onlar gibi kaç kişi daha verdi?</p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;</p>
<p>Darbe çığırtkanı ya da şakşakçısı pek muhterem <em>mentelejensiyamıza</em> bir de müjde verelim; yeri gelmişken. Nefesiniz kuvvetliymiş; milyonları, gulyabani mavallarıyla, bindirilmiş kıtalara dönüştürüp, olmayan tehlikelere karşı farkındalık yaratıp, meydanlara dökebiliyormuşsunuz, kolaylıkla. Aynı kalabalıklardan, bir askeri müdahale sonrası, o meydanlarda eser olmayacağından, hepinizin önü açıktır; vatana, millete hayırlı olsun. O meydanlarda kimse tankların ne önünde duracağı, ne de üstüne çıkacağı için, Türkiye&#8217;de her zaman darbe yapılabilir ve başarılı da olur. Aydınım faşist; halkımınsa demokrasiyle işi yok. Bu haliyle, ister askeri vesayet türü rejimlere, isterse aleni cunta idarelerine zaten ziyadesiyle layıkız. Yineliyorum; bunun için askeri suçlamayın. Canım, siz de hemen desenize, &#8220;Kimseleri suçlayacağımız yok; bize göre düğün, bayram.&#8221;</p>
<p>Ben de onu anlatmaya çalışıyorum işte.</p>
<p>Bu arada, bu cinnetten, bu gerilikten ve gericilikten mesul tuttuğum mentelektüellerimize kızamadığımı da itiraf etmeliyim. Daha ziyade, acıma benimkisi. Böylesine sefil bir varoluş&#8230; İnsan düşmanını bile o halde görmek istemez.</p>
<p>Nasıl bir hal o?</p>
<p>O öyle bir hal ki, iki lafı bir araya getiremeyen, bırakın artikülasyonu ya da tonlamaları, diksiyonuyla bile dehşete düşüren sunucu parçalarını, TV&#8217;de, uzman konuk diye ekrana çıkarılan kelli felli, meşhur  mentelektüellerimizle çatır çatır tartışırken bulursunuz. En temel düşünce melekelerinden dahi yoksun bu sunuculardan biri, her gün başka bir uzmanla, başka bir uzmanlık alanında, al takke ver külah tartışır mevzuları. Bir gün maliye politikaları, ertesi gün AB müktesebatı, bir başka gün reel faizlerle kur arasındaki ilişki ya da Kuzey Kore&#8217;nin nükleer programı&#8230; Dikkat edin; soru sormaktan bahsetmiyorum burada. Kora kor fikri münakaşadan&#8230; Normalde, kendiniz de uzmanı değilseniz, bir uzmanla, onun uzmanlık alanına giren bir konuda konuşamazsınız. O konuşur; sizse pek bir şey anlamadan dinlersiniz. Hatta, uzmanın dili size yabancıdır. Normalde, uzmanın, derdini anlatabilmek için çırpınıp durması gerekir. Söylediklerini sizin de anlayabileceğiniz bir dile, kültür düzeyine taşıyabilmek (indirgeyebilmek) için. Tabii, bunların hepsi &#8216;normalde&#8217; olur. Oysa benim memleketimde, uzman konuk diye TV&#8217;nin önüne konan mentelektüellerin ekseriyeti, uzmanı oldukları konuda, kahve köşelerinde pişpirik oynayan bir vatandaştan bile daha biligisizdir.</p>
<p>Çok mu abarttık? Nasıl olabilir ki? Vallahi, eğer o kahvede, es kaza bir belgesel kanalı açık kalamışsa, farkındalık dahi olmadan, salt kulak dolgunluğuyla, o uzmanı üçe katlayacak hale gelmiş olabilir vatandaş. Zira, benim mentelektüelim, benim uzmanım, 20-30 yıl öncesinin ezberiyle gider. Asla kendini güncellemez. İşte bu yüzden, bunları, muhtelif olaylar karşısında, mütemadiyen &#8220;Ezberimiz bozuldu.&#8221; derken bulursunuz.</p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..</p>
<p>Bu ülkenin geleceği için ümit beslemekten yoruldum. Bu sığlıkta boğulmamak için çareyi yabancı kanalları açmaktan, Internet&#8217;e kaçmaktan bıktım. Gulyabanilerle korkutulamayan, özgürlüğün kıymetini, azıcık da olsa bilen bir halk istiyorum. Bu bir itiraf&#8230;</p>
<p>Sorunları çözmek için, nedenleri bulup maniple etmek gerekir demiştik. Sorunun nedeni mentelektüeller. Onları değişitirebilseydik, -illa birer Ali Bayramoğlu, Mehmet Altan, Zafer Üskül, Baskın Oran, Faruk Birtek seviyesine ulaşmalarını ya da Rüstem Batum kadar cesaret gösterebilmelerini de beklemiyorum- onları yeniden, düşünmeyi seven birer talebe yapabilseydik, sorun çözülürdü. Lakin, malesef, mentelektüellerimizin ekseriyeti, yalnızca cahil ve zayıf kişilikli değil, aynı zamanda namussuzdurlar (ahlaksız manasında).</p>
<p>Demek istediğim, sizler tüketmeyi seçtiğiniz müddetçe, bunlar metal fırtınalar yaratır; sizi kurtlarla dolu vadilerden geçirir; devr-i daim makinelerine bindirir. Bu müsveddeler, bilseler ki Türkiye -hatta dünya- yok olacak, yine de aynı şerbeti vermeye devam ederler, nabzınızı tutup.</p>
<p>Dolayısıyla, mentelektüellere umut bağlanamaz, kurtuluş yolunda. Sizin taleplerinizi değiştirmeniz lazım. Sizin, bu namussuzlardan daha fazlasını istemeniz lazım. Oysa bunu yapmanızı gerektirecek koşullar da yok artık. Hatta belki de hiç olmadı.</p>
<p>Concorde belki de hiç uçmamıştı ki, düşsün.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/556/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/556/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/556/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/556/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/556/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/556/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/556/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/556/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/556/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/556/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/556/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/556/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/556/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/556/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/556/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/556/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=556&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/07/05/siyaset-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/150d03a27d9da62e8553c5a250d90716?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">aftandis</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/07/mentel01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">mentel01.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Concorde Düştü (-I-) ve Belki de Hırsızın Hiç Suçu Yok</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/05/24/concorde/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/05/24/concorde/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 May 2007 09:21:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Kandemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duvara Karşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/05/24/concorde/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Kerem Kandemir Yıllar önce, alkol bağımlısı bir dostuma sponsor olmuştum. Karısıyla el ele vermiş, hastalığın pençesinden kurtulmasını sağlamak için uğraşıp duruyorduk. Profesyonel yardım da almamızın ardından, onbeş gün kadar, her şeyin düzelmeye başladığını sanmamıza yol açacak, ilginç bir döneme girmiştik. Geçmişte yaşanmış sayısız başarısızlık yüzünden, karısı da, ben de, bunun kalıcı bir düzelmeyle sonuçlanacak [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=538&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/concorde-down.jpg?w=320&#038;h=226" align="left" height="226" width="320" /></p>
<p><strong>Yazan:</strong> Kerem Kandemir</p>
<p>Yıllar önce, alkol bağımlısı bir dostuma sponsor olmuştum. Karısıyla el ele vermiş, hastalığın pençesinden kurtulmasını sağlamak için uğraşıp duruyorduk. Profesyonel yardım da almamızın ardından, onbeş gün kadar, her şeyin düzelmeye başladığını sanmamıza yol açacak, ilginç bir döneme girmiştik. Geçmişte yaşanmış sayısız başarısızlık yüzünden, karısı da, ben de, bunun kalıcı bir düzelmeyle sonuçlanacak türden bir iyileşme süreci olduğuna inanamıyorduk. Nitekim, kaderle çıktığımız balayı kısa sürdü ve dostumu, kendini kaybedecek denli içtiği bir gecenin sabahında, alışkın olduğumuz o perişan halde bulduk. Sanki bunun olması için, geçerli nedenler, bir takım zorlayıcı nesnel koşullar bulunması gerekiyormuş gibi, &#8220;Ne oldu?&#8221; diye sormuştum kendisine. O da, &#8220;Concorde düştü.&#8221; diye yanıtlamıştı beni, bir hafta önce düşen ilk ve son Concorde&#8217;la iligili haberlere gönderme yaparak. Benzersiz parlaklıktaki zekasıyla, hakikaten de, Concorde gibi bir adamdı, bir zamanlar.</p>
<p>Developmentalistlerin, ekonomik ve siyasi açıdan, büyükler ligine girme yönünde ciddi hamle yapmış az gelişmiş ülkelerin durumunu betimlemek için uydurdukları &#8220;take off&#8221; kavramıyla, benim mektep dönemlerimin Güney Amerika kökenli Independenciacılar&#8217;ı, tabir yerindeyse dalga geçerlerdi. Oysa ben, son dört yılda, -bir salak gibi- Türkiye&#8217;nin kalkışa geçtiğini, havalandığını, bu gidişle, eninde sonunda, birinci sınıf ülkeler arasına gireceğine inanmaya başlamıştım. Meğerse, epeydir, bir hayal aleminde yaşamaktaymışım. Bazılarınızın, &#8220;Sen de, harbiden salakmışsın yahu.&#8221; dediğini duyar gibiyim. Haklısınız.</p>
<p>27 Nisan gecesi, bir e-bildiriyle uyandım. Kendime geldiğimde, bir de baktım ki, Concorde düşmüş.</p>
<p>Artık, bu saaten sonra, bize <em>düşen</em>, kaza mahallinden etrafa saçılmış enkaz parçalarını toplayıp, &#8220;İyi de, hırsızın hiç mi suçu yok?&#8221; sorusunun yanıtını bulmak. Çünkü neden yere çakıldığımızı, bunun, temelde kimin hatası olduğunu bulursak, belki, gelecekte, benzer kazaların önüne geçme konusunda, bir şansımız olur.<span id="more-538"></span></p>
<p>Ben, soruyu şu şekilde formüle ediyorum:</p>
<p><strong>AKP, kadrolaşma konusundaki <em>ısrarcı</em>, cumhurbaşkanlığı sürecindeki <em>uzlaşmaz</em> ve rejimi değiştirmek istediği konusunda kaygılar taşıyan kesimlerin tedirginliği karşısındaki <em>umursamaz</em> tavrıyla, anti-demokratik müdahalelerin anlayışla karşılanabileceği bir ortamın oluşmasına yol açtı; falan, filan da, e-bildiriyi yayınlayan askerin hiç mi suçu yok?</strong></p>
<p>Yazımın başlığından da anlaşılacağı üzere, evet, ben, bu çakılmada, askerin belirleyici aktör olmayabileceğini düşünüyorum. Metaforu sürdürecek olursak, uçağı düşüren füzeyi askerin ateşlediği aşikar. Lakin, asıl sorumlu, askeri, o füzeyi ateşlemeye azmettirenlerdir. Dolayısıyla, benim hedef göstereceğim, teşhir edeceğim kesim, medyada, irili ufaklı iktidar alanlarını elinde tutan, darbe çığırtkanı, faşist entelektüellerdir.</p>
<p>Bu köşe yazarlarını, gazetecileri, televizyoncuları faşist olmakla itham etmek, öyle ağır, abartılı bir söylem de değil. Zira, insanoğlunun vasatı ve ekseriyeti hala faşisttir. Bu ahval ve şeratitte, çoğulcu, demokrat ve liberal bir kişilik geliştirebilmek, adeta, ırmağın akış yönünün tersine yüzmeye çalışmak gibi yoğun ve özel bir çaba gerektirir. Sonuç itibarıyla, ekseriyeti faşist olan bir toplumun sivil ve askeri bürokrasisine mensup fertlerinin, medyasına hükmeden entelektüellerinin, akademisyenlerinin, iktidar ya da muhalefette yer alan siyasilerinin, velhasıl, kaymak tabakasının da  ekseriyetinin faşist olmasında, sosyolojik açıdan, çok da garipsenecek bir durum yoktur.</p>
<p>O halde, şu soru akla gelebilir: Toplumun kendisini ya da kaymak tabakayı oluşturan diğer kesimleri mesul tutmak varken, neden eleştiri oklarımızı, öncelikli olarak medya entelektüellerine yöneltiyoruz? Bunun sebebi, her konuda, topluma ve onun kaymak tabakasını oluşturan diğer kesimlere, kanaat oluşturmada ve tavır geliştirmede önderlik edenlerin, -en dar anlamda- bu medya entelektüelleri olmasıdır. Medya entelektüelleri, kanaat oluşturmada, kaymak tabakanın diğer kesimleriyle etkileşim içindeymiş gibi görünse de, nihai analizde, bizimki gibi entelektüel beceri ve birikimi kıt bir kaymak tabaka üzerinde, kanaat oluşturma sürecine liderlik edenler de, oluşturulan kanaatleri toplum kesimlerine indoktrine edenler de, bu propagandistler, bu medya entelektüelleridir (yazının bundan sonraki bölümünde, kısaltma olarak, bu gurubu &#8216;<strong>mentelektüeller</strong>&#8216; olarak adlandıracağım).</p>
<p>Müsadenizle, şimdi tezimi kanıtlamaya çalışayım:</p>
<p>Kimileriniz, bu memleketin iyi eğitimli, kariyer sahibi olmuş insanlarının, yüksek bürokratlarının, aynı zamanda iyi birer entelektüel de oldukları önyargısını taşıyor olabilir. Oysa, profesör ünvanı taşıyan akademisyenlerin ekseriyeti de dahil olmak üzere, asker ve sivil bürokratlar, özel sektör yöneticileri, teknokratlar, vesaire, vesaire&#8230; Bu insanlar, eleştirel düşünce gibi kendilerini geliştirecek düşünsel süreçlerden ve bilgi kaynaklarından uzak dururlar. Daha ziyade, dünyada olup bitenleri takip etmek ve yorumlamak için, medya mensuplarına, gazetecilere, köşe yazarlarına, sunuculara ve onların karşılarındaki uzman konuklara güvenirler.</p>
<p>Şunu artık herkesin görmesi gerekiyor ki, ister bir savcı, yargıç, hekim, kurmay albay ya da öğretim üyesi, ister sanayici, mühendis ya da tiyatro sanatçısı&#8230; Kaymak tabaka mensuplarının ezici çoğunluğu, akşam evine gittiğinde, pijamasını, geceliğini giyip televizyonun karşısına geçiyor. Heberleri izleyip, yerli dizilerin keyfini çıkarıyor. İçlerinden binde birinin falan kitap okuyacağı tutarsa, &#8216;Çılgın Türkler&#8217; türü şeyler okuyup, sabah işe giderken de, arabada, zevzek radyocuların, günlük gazete başlıkları üzerine yaptıkları yorumları dinliyor.</p>
<p>Budur.</p>
<p>Eh, hal böyle olunca, hayat, memleket ya da dünya meseleleri hakkında sahip oldukları fikirler, onlara kanaat önderliği eden medya mensuplarının ufkuyla sınırlanmış, belirlenmiş oluyor. Yani, Emin Çölaşan, Erol Mütercimler, Nihat Genç, Hulki Cevizoğlu, İlhan Selçuk, Yalçın Küçük, bilemediniz Emre Kongar düzeyi&#8230; Böyle binlerce isim&#8230; Mentelektüeller&#8230;</p>
<p>Şimdi bir yargıç düşünün. 80 sonrası, herkes gibi onun da zihinsel arka planını, Türk-İslam Sentezi ve &#8216;Atatürkçülük araçsallaştırması&#8217; temelinde bir indoktrinasyonun şekillendirdiğini varsayabiliriz. Pijamasını giyiyor ve başlıyor gezinmeye: Sky Türk, Haber Türk, Kanal Türk&#8230; Allah ne verdiyse&#8230; En ciddi tartışma programlarında falan ne duyuyor pekiyi?</p>
<p>Efendim, ülke, &#8216;Sevr öncesi&#8217; koşullardan daha beter bir ahval ve şeraitin içine sürüklenmiş.<br />
PKK ve ayrılıkçı Kürtler, dış güçlerle işbirliği yapmış; memleketi bölmeye çalışıyor.<br />
Böylece, AB ve ABD de, parçalayıp yutabilecek bizi, rahatlıkla. Misyonerler bir yandan, Sabetaycılar, Masonlar, bilimum yabancı ülke istihbarat ajanları&#8230; El ele vermişler, birlik ve beraberliğimizi bozmak için.<br />
Rumlar Pontus&#8217;u hortlatmak istiyor.<br />
Ermeniler, sözde soykırım bahanesiyle tazminat ve toprak peşinde.<br />
İktidar, rejimi ele geçirmek isteyen, takiyyeci, şeriatçı bir partinin eline geçmiş.<br />
Kıbrıs&#8217;ı sattılar. Kerkük&#8217;ü almazsak, Diyarbakır&#8217;ı da kaybedeceğiz.<br />
Kuzey Irak&#8217;ta Kürt devleti kuracaklar.<br />
Irak&#8217;tan sonra sıra İran&#8217;a ve bize gelecek.<br />
Yüzde on vatan haini kotamız var.<br />
Sivil toplum örgütleri AB&#8217;den para alarak, karşılığında vatanı satıyorlar.<br />
Globalleşme adı altında emperyalizm&#8230;<br />
Milli servetlerimiz, güzide kuruluşlarımız, topraklarımız&#8230; Ne varsa, yok pahasına yabancılara satılıyor.</p>
<p>Daha yazayım mı? Daha uzatayım mı?</p>
<p>Hakimimiz, ertesi gün işine gidiyor. 301&#8242;den açılmış bir davada mahkumiyet kararı vermiş; ona gerekçe yazacak. Buyurun:</p>
<p><em>&#8220;Bu açıdan TCK&#8217;nın 301. maddede belirtilen 4. fıkradaki eleştiri hakkı içinde kabul edilmesi mümkün olan bu sözlerin suç oluşturmayacağını düşünmek mümkün değildir. Özellikle son dönemlerde ve AB ve AİHM kararlarını güvence görerek ifade özgürlüğü altında ülkenin en güzide kurumlarına saldırmak suretiyle bu şekilde yıpratma hareketinin aksi taktirde devamını önlemek mümkün değildir.&#8221;</em></p>
<p>Nasıl? Beğendiniz mi? Olmuş mu? Türkçe&#8217;den Türkçe&#8217;ye çeviri yapmama ya da yorumlamama gerek var mı?</p>
<p>Heyhat, şu ironiye bakın! Yasa koyucu, 301. maddeyi kaleme alırken, ceza kanunu yazma tekniğine aykırı, hatta absürd denebilecek bir şey yapıyor; maddeye, neyin suç olmadığını da bir fıkra olarak ekliyor. Oysa, ceza kanunları, yalnızca nelerin suç olduğunu söyler. Zira, suç olarak belirtilmemiş sayısız hareket, zaten, -mantıksal olarak- suç değildir. Lakin, yasa koyucu, alay konusu olmayı dahi göze alarak, bu maddeye, 4. fıkrayı, &#8220;<strong>Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.</strong>&#8221; ifadesini eklemiş, ısrarla. Neden? Çünkü biliyor; tanıyor kendi hakiminin, savcısının zihniyetini. Korkusundan, sonradan dünya aleme rezil olmamak için koyuyor o fıkrayı.</p>
<p>Sevgili yargıcımızınsa, hükme varırken, kanun falan umurunda değil, anlaşılan. Ona göre, şikayete konu olan sözlerin eleştiri hakkı içinde kabul edilmesi mümkün ve yasada da, bu durumda, bu tür ifadelerin suç oluşturmayacağı <em>yazıyor</em> ama <strong><em>ne</em> <em>yazar</em></strong>? Yasa maddesi istediği kadar, <strong>eleştiri suç değil</strong>, desin.</p>
<p>Pekiyi neden? Çünkü Cumhuriyet tarihinin en büyük kriziyle karşı karşıyayız; yargıcımızın yıllardır ekspoze olduğu mentelektüellerimize göre. Bugünlerde pek popüler hale gelen &#8220;Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır.&#8221; sözü, kontekstinden epey bir koparılarak, söz konusu vatansa (yani birileri, kendi sübjektif kanaatlerine, paranoid zihinsel devinimlerine göre memleketin her hangi bir tehlike içinde olduğuna hükmederse) kanunmuş, hakmış, hukukmuş&#8230; Geçelim bunları; hepsi hikayedir, şeklinde algılanıyor, belli ki.</p>
<p>Bir yargıcın, hem de görevini yaparken, hüküm kurarken, tam da referans alması gereken kanunu çiğnemesi suç değil midir? Bu nasıl iştir böyle? Ben söyleyeyim size: Öyle kötü dönemlerden geçmekteyiz ki, yargıçlar da kendilerini İstiklal Mahkemesi yargıcı sanıyorlar. Allah&#8217;tan idam cezası kaldırıldı ama bu, komitacı zihniyeti daha ne kadar süreyle durdurabilir; şüpheliyim.</p>
<p>Tezime dönersek, ben diyorum ki, işte bu yargıç hiç suçlu değil; hiç günahı yok. Suçlu arayışımızı, onu yetiştiren sistemde arayalım. Gece gündüz &#8220;Vatan elden gidiyor. Tehlikenin farkında değil misin hala? Uyuyor musun?&#8221; şeklinde,  insanları sürüngenleştirmeyi amaçlayan bir propagandayla beyin yıkayan mentelektüeller değil mi bu korkunun, paranoyanın, cinnetin sebebi?</p>
<p>Bazılarınıza ağır geliyor, biliyorum, bu yazdıklarım. &#8220;Münferit bir olaydan yola çıkarak hüküm veriyor.&#8221; diye geçiştirmek istiyorsunuz. Vallahi, ben istemez miydim, kör olup da tüm bunları görememeyi? Ey, bu örneğin münferit olduğunu düşünerek kabusun etkisini hafifletmeye, gerçeğin yürek yakan acısından kaçmaya çalışanlar! Alın size başka örnekler:</p>
<p class="MsoNormal"><em>Ankara 5. Asliye Hukuk Mahkemesi, BİHDK&#8217;nun eski başkanı Prof. Dr. Kaboğlu ve üyesi Prof. Dr. Oran&#8217;ın kendilerine &#8220;bir avuç zibidi&#8221; dediği için Emekli Orgeneral Kemal Yavuz&#8217;a açtıkları davayı reddetti. Mahkeme, Yavuz&#8217;un kaleme aldığı ve &#8220;Akşam&#8221; gazetesinin 27 Ekim 2004 tarihli nüshasında yayımlanan &#8220;Cumhuriyetimiz ve Kürtçülük&#8221; başlıklı yazı ile ilgili, &#8220;Davacıların kişisel haklarına hukuka aykırı biçimde saldırıldığı iddiasına dayalı manevi tazminat talebi yerinde görülmemiştir&#8221; dedi. 21 Aralık 2005&#8242;te aldığı kararında mahkeme, Azınlık Hakları Raporu ile ilgili dava sürüyorken, &#8220;Şahsiyet haklarının halele uğradığını iddia eden iki kişi böyle sert ve eleştiriden üzüntü duyacak idi ise, öncelikle kendisinin bu ağır eleştiriye davet edebilecek söz ve davranışlardan sakınması gerekirdi&#8221; tespitini yaptı.</em></p>
<p class="MsoNormal">Tercüme edeyim: Azınlık Hakları Raporu&#8217;nu yazan iki profesöre, emekli bir general hakaret ediyor. Profesörler de hakaret davası açıyor. Mahkeme ise taleplerini reddediyor. Gerekçe de, &#8220;Siz, o raporda yazdıklarınızla, zaten hakarete uğramayı hak etmişsiniz. Madem hakaret edilmekten rencide oluyordunuz, rapordaki eleştirilerinizi de daha hafif tutsaydınız.&#8221; mealinde.</p>
<p class="MsoNormal">Hadi diyelim ilk örnek münferitti. Ya yukarıdaki? &#8220;Bu da mı ofsayt?&#8221;</p>
<p class="MsoNormal">Devam edelim:</p>
<p class="MsoNormal"><em>&#8220;Olayımızda da sanık öyle ustalıkla hareket etmiş. Öyle iyi hazırlanmış, tutmuş Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün Türk Cumhuriyetini emanet ettiği, Türk Gençliğine Hitabetinde yer alan &#8216;muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur&#8217; bu çok önemli sözü Türklüğü küçük düşürücü, incitici bir üslupla &#8216;Türk&#8217;ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan Ermeninin Ermenistan&#8217;la kuracağı asil damarında mevcuttur&#8217; şeklinde değiştirmiş, tabir yerinde ise tavşan kaç tazı tut demiştir. Düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü sınırsız değildir. Her şeyin bir sınırı vardır. Bu sınırlama bazen yasayla, bazen de ahlak kurallarıyla olur. Aşağılayıcı, incitici nitelikte ifade özgürlüğü söz konusu olmaz. Her ülkenin kendine göre değerleri vardır. Öyle ülke vardır ki bayrağından şort yaparsın, hoşgörülür. Öyle ülke vardır ki ineğine dokunursun, infial yaratır. Öyle millet vardır ki kan dedin mi akla bu toprakların her santiminde bulunan ecdat kanı gelir.&#8221;</em></p>
<p class="MsoNormal">Bu güzel Türkçe örneği de, Hrant Dink&#8217;i mahkum eden mahkemenin gerekçeli kararından alıntılandı.</p>
<p class="MsoNormal">Bu da mı münferit? &#8220;Bu da mı ofsayt?&#8221;</p>
<p class="MsoNormal">Öyleyse, dahası da var. Sanabilirsiniz ki, yerel mahkemelerde, böyle yanlış kararlar alınabilir ama Yargıtay, bunları bozar; düzeltir. Lakin, malesef öyle olmuyor. Dink davasını ele alalım, örneğin:</p>
<p class="MsoNormal">Mahkumiyet kararı veren yerel mahkeme, dava başladığında bilirkişi tayin ediyor. Bilirkişi müessesesinin espirisi, hakimlerin, her konuda uzman olamayacağı realitesine dayanıyor. Yani, davaya konu olan metinde, Türklüğe hakaret olup olmadığının saptanması için, mahkeme heyeti, bilirkişiyi kendisi tayin ediyor. Daha sonra da, bilirkişinin Türklüğe hakaret olmadığı yönündeki raporunu hiçe sayıp, Dink&#8217;i mahkum ediyor. Pekiyi, sormazlar mı, &#8220;Madem kendin hüküm verebilecek kadar uzmandın metin yorumlamada, niye bilirkişi tayin ettin? Madem tayin ettin, niye onun görüşünü dikkate almadın?&#8221;  diye? <span style="font-size:11pt;line-height:115%;font-family:'Calibri','sans-serif';"></span><span style="font-size:11pt;line-height:115%;font-family:'Calibri','sans-serif';"></span></p>
<p class="MsoNormal">Bununla kalsa, yine iyi. Dava Yargıtay&#8217;a gittiğinde, Yargıtay Başsavcılığı, &#8220;Suç unsuru yok.&#8221; şeklinde görüş belirtmesine rağmen, Yargıtay&#8217;ın ilgili dairesi, &#8220;&#8230;&#8230;.<span style="font-size:11pt;line-height:115%;font-family:'Calibri','sans-serif';">Türklüğü tahkir ve tezyif edici nitelikte olduğunda kuşku yoktur.&#8221; </span>şeklinde hüküm veriyor.</p>
<p class="MsoNormal">Şunu anlamak mümkün mü, pekiyi? Bilirkişi ya da başsavcının tavrından, en azından, söz konusu metnin hakaret içerip içermediğinin tartışmalı bir konu olduğu sonucu çıkmıyor mu, mantıksal olarak? Yani, siz , hakaret algılasanız bile, aynı metinde hakaret algılamayan muteber insanlar olduğunu görüyorsanız, bunu sanık lehine (<em>benefit of the doubt</em>) hükme bağlamanız gerekmez mi?</p>
<p class="MsoNormal">Bu da mı münferit? &#8220;Bu da mı ofsayt?&#8221;</p>
<p class="MsoNormal">Doğrusu, aklıma gelen bütün örnekleri sıralamaya kalkışsam, bu yazı hiç bitmez. Son olarak, alın size, apaçık bir delil daha:</p>
<p class="MsoNormal">28 Şubat&#8217;ta, Sincan&#8217;dan tankları geçiren subayın ta kendisi, geçenlerde (emekli olmuş) Cevizkabuğu&#8217;nun konuğuydu. Olayı, ve nedenlerini, ilk ağızdan dinleme fırsatı bulduk. Söylediklerine ilişkin, aklımda kalan, mealen şöyle: &#8220;Basında, televizyonda, her gün, her gece, aylarca haberler, yorumlar, orduyu göreve çağırmalar vesaire&#8230;&#8221; Asker dediğin de insan. Bir raddede, o da dayanamıyor görüldüğü üzere, bu medya baskısına. Gerçi, Hulki, emekli subayın, post-modern darbeyi, medyanın dolduruşuna gelerek yaptıklarına ilişkin açıklamalarına pek içerledi, o gece. &#8220;Siz böyle, medyada üç gün onu yazdılar, beş gün bunu yazdılar diye darbe yapıyorsanız, medyanın maniplasyonuna bu kadar açıksanız, nereye gitti size verilen onca eğitim, onca para? Benim bildiğim, yüz gün de, bin gün de yazsalar, sizin etkilenmiyor olmanız lazım.&#8221; gibisinden sitemleri oldu.</p>
<p class="MsoNormal">Hulki ne düşünürse düşünsün,  emekli albayın, darbenin nedenine ilişkin itirafları, bir televizyon programında, kayıtlara geçmiş oldu. Elinizi vicdanınıza koyup söyleyin bakalım: Tezimi kanıtlamak için bundan daha sağlam bir delil olabilir miydi?</p>
<p class="MsoNormal">&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal">Medya zoruyla cinnete sürüklenmiş kaymak tabakamızın cezai ehliyetini yitirdiğini (sizin, şu olup bitenlerin nedenine, nasılına ilişkin, cinnetten daha isabetli olduğunu düşündüğünüz teşhisler, izahatler varsa, lütfen bizden esirgemeyip yazın), inkara yer vermeyen bir berraklıkta ortaya koyduğumuza göre, yazımızın ikinci bölümünde, günahkar mentelektüellerin ipliğini pazara çıkarmaya, daha yoğun bir şekilde devam edebiliriz.</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Birinci bölümün sonu.<br />
</strong>
</p>
<p class="MsoNormal">&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal"><em>Not: Bazılarınızın, tezimizin gücü karşısında biat etmek yerine, son bir çırpınışla, &#8220;Eğer yazdıklarını kabul edersek, aynı coğrafyada, Hilmi Özkök ya da Sami Selçuk gibi  -ayakları öpülesi- gelişkin dimağların ve olgun, demokrat kişiliklerin mevcudiyetini nasıl açıklayacağız?&#8221; diye sorduğunu duyar gibiyim. </em></p>
<p class="MsoNormal"><em>Klasik bir yanıtı var bu sorunun: <strong>Şans, açıklanamaz</strong>. Demek istediğim, bir insana, büyük ikramiyenin neden kendisine çıkmayacağını, ilmen (olasılıkları anımsatarak ve kuramı anlatarak) izah edebilirsiniz. Oysa, büyük ikramiyenin, geçen hafta neden Ahmet Efendi&#8217;ye ya da Mehmet Bey&#8217;e çıktığının hiçbir ilmi izahı yoktur; olamaz da.</em></p>
<p align="left"> <a href="http://yorumlayanlar.com/2007/07/05/siyaset-2/"><u><strong>Yazının ikinci bölümünü okumak için klikleyin</strong></u></a></p>
<p style="text-align:center;" align="left"><u><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/05/24/concorde/" target="_blank"> </a></u></p>
<p class="MsoNormal"><em> </em></p>
<p class="MsoNormal"> <span style="font-size:11pt;line-height:115%;font-family:'Calibri','sans-serif';"></span></p>
<p class="MsoNormal">&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal">&nbsp;</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/538/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/538/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/538/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/538/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/538/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/538/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/538/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/538/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/538/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/538/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/538/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/538/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/538/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/538/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/538/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/538/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=538&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/05/24/concorde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/150d03a27d9da62e8553c5a250d90716?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">aftandis</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/concorde-down.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>İnanç</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/05/17/inanc/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/05/17/inanc/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2007 18:48:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tevfik Ayhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Damardan]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/05/17/inanc/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan : Tevfik Ayhan Rastgele olmayan eylemin temelinde istek yatar. İsteğin de motoru inançlar ve/veya arzulardır. Buna, önceden düşünülüp bilinçlice karar verilmiş (ve gerekçelendirilmiş) eylem de dahildir. İnançlarımı ve arzularımı bazen bilirim, bazen bilmem. Bilsem de bilmesem de onlar iş başındadırlar. Eğer biliyorsam, bu, yavan tuvalin ‘ben’le ilgili kısımlarında bir yer tutar, o kadar. Arzularım [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=552&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/05/inanc01.jpg?w=477" alt="inanc01.jpg" /><strong>Yazan : </strong><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/01/tevfik-ayhan-kulliyati/">Tevfik Ayhan</a></p>
<p>Rastgele olmayan eylemin temelinde <em><strong>istek</strong></em> yatar. İsteğin de motoru <strong>inanç</strong>lar ve/veya <strong>arzu</strong>lardır.</p>
<p>Buna, önceden düşünülüp bilinçlice karar verilmiş (ve gerekçelendirilmiş) eylem de dahildir.</p>
<p><strong>İnanç</strong>larımı ve <strong>arzu</strong>larımı bazen bilirim, bazen bilmem. Bilsem de bilmesem de onlar iş başındadırlar. Eğer biliyorsam, bu, yavan tuvalin ‘<em><strong>ben</strong></em>’le ilgili kısımlarında bir yer tutar, o kadar.<br />
<span id="more-552"></span></p>
<p><strong>Arzu</strong>larım ve <strong>inanç</strong>larım (her ikisi de), değişik zamanlarda harekâtımın kaynağı ve barikatı (ketleyeni) olabilirler. Yani, biri habire kaynak, diğeri habire ketleyen rolünde değildir. Hatta bazen bir kısım arzularımla bir kısım inançlarımı bir tarafta, diğer bir kısım arzularımla inaçlarımı diğer bir tarafta bulabilirim.</p>
<p>Arzularımda tutarlılık aramam. Daha doğrusu bazen ararım da, o vakit abesle iştigal etmiş olurum. Zira arasam da pek bulamam. İnançlarımda tutarlılık aradığım olur. Bazen bulurum da. Amma bulamasam da şaşmamalı.</p>
<p>Üç türlü <strong>inanç</strong> bileşeni vardır :</p>
<ul>
<li>Tuvalde yer tutan(bkz. &#8220;Bilgi&#8221;), yani alemlerin resminin bir parçası olan, vefakat doğruluklarından hiç kuşku duymadığım bölgeler: Bu tip inanç, bilgi ile aynı ontolojiyi paylaşır. Aydınlanmacıların habire yüklendikleri inanç kategorisi budur.</li>
<li>Ahlakî tercihler. (Öyle yapmak iyi, böyle yapmak kötü)</li>
<li>Ontolojik kategorizasyonun kendisi veya bunun (aslen lüzumsuz) gerekçeleri: Örneğin “dış dünya kendiliğinden vardır gardaşım, gördüklerim ve tuvale işlediklerim gerçektir”, gibi.</li>
</ul>
<p>Bazen <strong>inanç</strong>lar, hangi kategoriden olurlarsa olsunlar, “bak ben inancım” diye cıyaklamazlar. Gerekçelendiririm onları. Hele bir de pozitivist felan isem gururum ancak böylesini kaldırabilir zaten. Bu gerekçelendirme ağı kovalandığında, ya dairesel referanslar ve/veya bazı temel <strong>inanç</strong>lar yakalarım. Bu düğüm ve ilişkilere bazı bazı <em>inanç sistemi</em> filan dediğim de olur (<em>inanç ağı</em> desem daha iyi olurdu ya, neyse).</p>
<p>Bazen bir <em>inanç ağı</em>m olduğu halde bunu kabullenmem. Bazen yalnızca <em>bir </em>inanç ağım yoktur; yanar dönerimdir.</p>
<p>Bazen de kabullendiğim inanç ağı, harekâtıma kaynak/ket olan esas inanç ağımla tam olarak örtüşmez.</p>
<p>Örnek mi istersiniz? :</p>
<ul>
<li>Bir skeptik isem eğer, <em>bir</em> inanç ağım yoktur. Vefakat ağzımdan çıkan her önerme, yine de gelip bir inanç ağına veya izole bir inanca dayanır. Duruma göre bu inanç ağı farklı farklı olabilir. Biraz yanar dönerimdir anlayacağınız amma bunu pek kabullenme meyilinde değilimdir. Konuşmaktan gayrı harekâtım ise ayrı bir komedyadır. Bir inanç ağınının üstüne otursa bir dert, oturmasa başka bir dert!</li>
<li>Klasik materyalist isem eğer, hazırdan bir inanç ağım vardır, ve bunu söylemeye utanıyorumdur. En azından ele güne karşı, harekâtımı bilimin ışığında belirlediğimi söylerim. Zorlandığım zaman diyalektik-miyalektik der, kafaları (kendiminki dahil) bulandırırım.</li>
<li>Dindar isem eğer, hazırdan bir inanç ağım olduğunu dertsiz tasasız kabullenirim, ve harekâtımı elimden geldiğince bu ağın üzerine oturtmaya çabalarım. Kabullenmekten çekindiğim, kendi inanç ağımın bu hazırdan inanç ağı ile tümüyle örtüşmeme durumu ya da olasılığıdır. Üstelik bazen, nafile ve gereksiz gailelere girişir, dinî inançlarımı, örneğin tanrının varlığını, kendime veyahut diğerlerine kanıtlamaya koyulurum. Bu gaileyi bazen tarihî bilgilere, bazen bilimsel verilere, bazen de mucizelere dayanarak ifşa ederim (ettiğimi sanırım). Böylelikle bir ontoloji çorbası pişiririm.</li>
</ul>
<p>Doğrusu, &#8220;<em>herkesin inancı kendine</em>&#8221; diyebilmektir.</p>
<p>Ve fakat bazen benimkinden başka inanç ağlarının da mümkün olduğunu, bir başkasının da harekâtını böyle başka bir inanç ağı üzerine oturtabileceğini, pek hazmedemeyebilirim.</p>
<p>Bazen de ben hazmetsem bile, bazı başkaları hazmedemeyebilir.</p>
<p>Bazen, her iki taraf bunu hazmetse dahi, bu iki inanç ağı, içerikleri itibarı ile uyumsuz olabilir. Bu uyumsuzluk, farklılık veya çelişiklik anlamında değildir. Harekât bazındadır. Örneğin, birinin “adam öldürmek iyidir” gibi bir inancı var ise, bu pekçok inanç ağı ile uyumsuz olabilir.</p>
<p>Böyle durumlarda, başka bazı durumlarda olduğu gibi, bu iki inanç ağının yanyana yaşaması zordur.</p>
<p>Sürtüşme olur. Bendeniz de ya başımı eyer ya kavga ederim.</p>
<p>Bazen de başka inanç ağlarının da olabileceğinin, ve son kertede benimkinden farklı bir değere haiz olmadıklarının ayırdında olurum. Saygı duyarım.</p>
<p>Bunlar bir de benim inanç ağımla uyumlu iseler, oh ne ala. Yan yana kuzu kuzu yaşayıp gideriz icabında. Yok uyumlu değillerse, yine saygı duyabilirim de, bir yandan da karşıma çıktığında ister istemez sürtüşürüm diğeriyle. Böyle karşılaşmalardan kaçınmaya çalışabilirim. Buna uğraşsam dahi, kaçamazsam bir önceki paragrafa dönerim.</p>
<p>Bu hazmetmeme/hazmedememe durumu, yerine ve ağına göre, başka başka zuhur edebilir bendenizde.</p>
<p>Mesela bazen, hazmetmediğim halde bunu kendimden ve/veya ellerden saklarım.</p>
<p>Örneğin derim ki : ”Benim inanç ağım (paradigmam, itikadım) zaten evrenseldir. O diğerleri gaflet ve cehalet içinde yüzen zavallılardır. Hakikatı görmüyorlar. Amma onlar görmeseler de hakikat hakikattır ve yektir.”</p>
<p>Bazen de hazmetmediğimi etrafa haykırmaktan çekinmem. “Ya bu deveyi&#8230;” tarzında beyanlarda bulunurum.</p>
<p>Bu işin deklaratif kısmısı. Sürtüşme/boyun eğme kısmısı da değişik değişik vukuu bulabilir:</p>
<ul>
<li>Kılıçtan geçiririm / geçirilirim;</li>
<li>Aç bilaç bırakırım / bırakılırım;</li>
<li>Hor görürüm / görülürüm;</li>
<li>Ayartırım / ayartılırım;</li>
<li>Devşirirm / devşirilirim&#8230;</li>
</ul>
<p>Tâ ki, takatsiz kalıp, bu sürtüşmenin ne denli yıkıcı olduğunu anlayıncaya kadar&#8230;</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Tevfik Ayhan</p>
<p>İlk yazılış : Paris, Bahar 1996<br />
Son dokunuş : Nice, Ocak 2007</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/552/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/552/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/552/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/552/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/552/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/552/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/552/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/552/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/552/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/552/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/552/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/552/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/552/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/552/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/552/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/552/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=552&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/05/17/inanc/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/782c1bea784d955cb65f4fe1c4465011?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">trinculo69</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/05/inanc01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">inanc01.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>hilal-i ahmer&#8230; bilâ kıble, attaniyet, tıniyet&#8230;</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/05/04/hilal-i-ahmer/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/05/04/hilal-i-ahmer/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 May 2007 16:57:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ekrem Düzen</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aksak Semai]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/05/04/hilal-i-ahmer/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: sillypoet -gittiğin yağmurdan dön, bir gül yapacam sevincimden!- dedim&#8230; –ben seni çok seviyom biliyon di mi?- dedi&#8230; –nerden bileyim? öyle diyorsan&#8230; ama korkarım ben- dedim&#8230; korktum bir ama saçını okşadım incitmeden&#8230; aradan yarım saat geçti; garibim, haber bekliyorum istanbul’dan. lakin ne haber beklediğimi bile kaybetmiştim ki mesaj geldi&#8230; –Tlf da konuşmak istemiyorum, bari sen [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=549&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img vspace="10" align="left" src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/05/ahmer01.jpg?w=477" hspace="10" alt="ahmer01.jpg" /><strong>Yazan:</strong> sillypoet</p>
<p>-gittiğin yağmurdan dön, bir gül yapacam sevincimden!- dedim&#8230; –ben seni çok seviyom biliyon di mi?- dedi&#8230; –nerden bileyim? öyle diyorsan&#8230; ama korkarım ben- dedim&#8230; korktum bir ama saçını okşadım incitmeden&#8230; aradan yarım saat geçti; garibim, haber bekliyorum istanbul’dan. lakin ne haber beklediğimi bile kaybetmiştim ki mesaj geldi&#8230; –Tlf da konuşmak istemiyorum, bari sen tadını çıkar, yarın konuşuruz, ben yatıyorum artık-&#8230; sallanmadan kalktım&#8230; –gidiyom ben şimdi, nasılsa bir şekil bir yerde, her şekil her yerde görüşürüz, sanki zamanımız sonsuzmuş gibi- dedim&#8230; –güle güle, ama öyle değil biliyon di mi?- dedi&#8230; sustum, vurdum yola&#8230; yağmur fena yağıyordu; benden pespaye ağaçların çiçeklerini döktüğünü gördüm, -bu ne biçim bahar- demişim&#8230; bu ne biçim bahar! hava benden kevaşe, bir ılıman bir soğuk çöküyor ağar ağar&#8230;<span id="more-549"></span> bir adam ağaçlara çiçeklere niye acır, şapşaldır o yüzden besbelli; bir adam düşün ki eve giriyorum sanır ve ağaçlarda yaşar, aymaz, şapşaldır besbelli. yaptıkları, çattıkları hep senin uğruna yine de sensiz; tanımaz, tanımak istemez seni o benledir densiz&#8230; çok işim varmış, son romantik dedilerdi hakkım yokmuş, artık bilerek bekleyenim, bilmeden bekletenim çokmuş kime ne! traşta suratımı kessem kan yerine proje fışkırıyor kime ne! sen mermide, kurşunda geziyon, ben matrix olmuşum kime ne!&#8230; shire yöresinden bir türkü tadında, koca ayaklı bir hobit kıvamında yükümü getirdim sana, mel mel yüzüme bakacağına alsana!</p>
<p>geceleri bilmiyorlar ne güzel, bakıyorlar kopil hallerime; şimdi gidecem eve, yatcam-kalkcam, gündüz insan olcam&#8230; muzdaribim, sıklıkla iş dağıtmakta sıkıntı yaşıyorum, not alsam da unutuyorum, dağınığım&#8230; toplamam gerek, bendense bana, sendense sana acımazsız davranmam gerek artık; bir değirmen yaptık suyunu tutmaya çalışıyorlar, alışmışlar arsızlığa, emeğinize yılışıyorlar&#8230;                 –yaşamıyoruz ki biz, yaşıyor olsak çoktan öldürürlerdi- dedim&#8230; –sen nasıl adlandırırsan adlandır, ben ne yaptığımı biliyorum- dedi&#8230; küfrettiğini bildiğimi bilmeyecek bir adam değil öyle dedi&#8230; evet, biraz ingilizce çalışalım&#8230;</p>
<p>with your feet in the air, your head on the ground<br />
try this trick and spin it&#8230;yeah<br />
you re head ll collapse and there s nothing in it<br />
and you ll ask yourself&#8230;<br />
where is my mind? way out, in the water see it swimming&#8230;</p>
<p>-maalesef bu durum içinde normal adam olmuyor, komando yetiştiriyoruz- dedim&#8230; güldü, öylece kaldı&#8230; avucunu aç lütfen, birine şu an çabaladığın şeyleri koy, ötekine başka bir diyarda çalışıyor olsaydın yapacaklarını&#8230; görmemiş olabilirsin daha önce, azıcık yardımcı olayım; yahut ne yardımcı olacam koca koca insanlara, nasılsa endazeleri doğuştan, ayarları sonradan&#8230; ne diyordum? evet çalışalım&#8230;</p>
<p>hey you, see me, pictures crazy,<br />
all the world i ve seen before me passing by&#8230;<br />
i got nothing to gain or to loose,<br />
all the world i ve seen before me passing by&#8230;</p>
<p>işte öyle gözlerinin önünden bir film şeridi gibi geçer&#8230; öylece&#8230; bir iş en az iki, bir aşk en az üç kişiliktir. bu sebepten misal, yarın sevgilim cayarsa aynasından, üstüMe gaz döküp yakarım, ardıNa bakmam bile; lakin peşinden bir roman, üç beş şiir yazmak boynumun borcudur; ardıMa bile bakmam&#8230; sen de üzülme çünkİ, en az üç kişiliktir bir aşk, sen sağlam dursan da bazen yanağındaki *ben* cıvır, eğilir&#8230; sen de üzülme çünkİ üçten biri dıştan, ikisi içten yanar&#8230; her cismin kendini algısı değişik olur, haklısın; misal ben ne vakit bir iş bitirsem *kendimde* boncuk bulmuş gibi sevinirim, ve fakat asla vazgeçilmez değilim, istemeden düşmek şaşmak, yolda çarpılmak, ne kadar saklansam da hakikaten aşık olup açılamadan delirmek, daha az münkün olsa da yokuş yukarı tükenmeyip düz yolda aklım şaşırmak mümkündür; o yüzden bildiğiNi bildiğin ve fakat bildiğimi bilmediğin şeyleri sor öğren –bkz: yanında gelmeyen var mı sorunsalı- acele et&#8230; lütfen unutma *kendimde* boncuk bulduğumu, o kadar olduğumu&#8230; bakınca sana –şairin dediği gibi- buradan görünenden başka yarınlara yakıştığına yemin edebilirim; azıcık sıkıntılı olacak ama, becerebilirsek o yarın da sana yakışacak -entarini- kasarsan&#8230; beylik şeyler bunlar –belki artık yaşıma münhasır- ancak zıttıyla bilinir ya her şey, bilemezsin gevşemeyi kasmadan; yahut işte öyle bir şey diyeyim, şimdi oyun bozanlık yapmayayım başındaysan oyunun; çok cinmiş gibiyim lakin bazen seyrediyom dünyayı gözlerinden bir koyunun&#8230;</p>
<p>sevdadaydık nerelere geldik&#8230; geldiğimiz gibi gidicez işallah&#8230;</p>
<p>maaşallah&#8230;</p>
<p>g.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/549/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/549/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/549/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/549/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/549/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/549/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/549/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/549/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/549/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/549/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/549/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/549/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/549/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/549/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/549/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/549/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=549&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/05/04/hilal-i-ahmer/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/beb0033b7fb0fa776bce11e7d0ad58a7?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ekremduzen</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/05/ahmer01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">ahmer01.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>1 Mayıs Tanıklıklarım&#8230;</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/05/03/bir-mayis/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/05/03/bir-mayis/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 May 2007 17:24:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ozgurerbas</dc:creator>
				<category><![CDATA[Memleket Meseleleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/05/03/bir-mayis/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan:  Özgür Erbaş “Yanılmaların esasını anlamak için ihsasların mahiyetini düşünmek lazımdır. İhsaslar, idrak haline geçerken bazı saklı unsurlarla temasa gelirler, saklı unsurlar, yeni ihsasa benzeyen, eski ihsaslardan şuurda kalanlardır. Eski unsurlar, yeni ihsaslara eski manayı vermeğe, idrak mekanizmasını sevk ederler; bundan, yanılmalar benzetmeler hâsıl olur&#8230; Karanlık, heyecan, telkin diğer şahitleri taklit, vak&#8217;a ile dinlenme arasında [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=546&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img align="left" src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/05/1mayis1.jpg?w=477" alt="1mayis1.jpg" /><strong>Yazan:</strong>  Özgür Erbaş</p>
<p><em>“Yanılmaların esasını anlamak için ihsasların mahiyetini düşünmek lazımdır. İhsaslar, idrak haline geçerken bazı saklı unsurlarla temasa gelirler, saklı unsurlar, yeni ihsasa benzeyen, eski ihsaslardan şuurda kalanlardır. Eski unsurlar, yeni ihsaslara eski manayı vermeğe, idrak mekanizmasını sevk ederler; bundan, yanılmalar benzetmeler hâsıl olur&#8230; Karanlık, heyecan, telkin diğer şahitleri taklit, vak&#8217;a ile dinlenme arasında zaman geçmesi veya sanığı teşhise yetmeyecek kadar az görmüş olmak yanılmaları artırır, ihtiyarların görmeğe müstenit şahadetlerinde samimi hatalar pek çoktur&#8230; dikkat azalır, hissetme uzuvlarındaki zayıflamadan hâsıl olan boşlukları gayri şuurî olarak doldurma temayülü kendini gösterir. <span id="more-546"></span>Bu gayri şuurî doldurma, hadiselerin yanlış tefsiri, şekil değiştirmeler neticesini doğurur. Hafıza zayıflaması yeni intibadan eskiye doğru gider.. İhtiyarlarda telkin kabiliyeti artar&#8230; Muayyen şahısların tesiri altında kalırlar. Umumiyetle ihtiyarlıkta bir ruhi değişme kendini gösterir, daha ziyade kendilerini düşürme hali başlar. Cahil şahidin ruhi hali, mühim miktarda davadaki tarafların kendi üzerindeki tesirine bağlıdır. Bu sebeple ya iki, taraftan birini tutar yahut söylemeyi daha münasip görür… Dava ile az veya çok menfaat veya alakanın bulunması halinde şahidin tarafsızlığından haklı olarak hakim şüpheye düşer&#8230; Aile, bağı, kan birliği, menfaat rabıtası. (taraflarla) şahit arasında bir tesanüt hissi doğurmuş olabilir&#8221; (Prof. Dr. Faruk Erem, Adalet Psikolojisi, Sahife: 307 ve devamı, Ankara 1977 ). </em></p>
<p>(“Hafıza-i beşer, nisyan ile maluldür,” denmiştir. Bizler unuttukça, birileri de her seferinde çıkıp, “Sizi korumak için yaptık,” demeye devam ediyor. Ben de tanıklığım sıcakken sözler gibi uçup gitmesin diyerek, notumu düşüyorum.)</p>
<p>***</p>
<p>Bahar günlerinin insanı ev kedisine çeviren, buharlı, çiğli, az nemli bir sabahı idi. Farkındaydım, o gün 1 Mayıs’tı. İşçinin, emekçinin bayramıydı. Ben de işinde gücünde bir kişi olarak hemandem adliyeye, adliyelerin en meşhuruna gitmek zorundaydım. Müvekkillerin hakları, bayram falan dinlemezdi.</p>
<p>Duruşmanın geç sayılabilecek bir saatte oluşu ve akşam beni misafir eden arkadaşımın, beni arabayla karşıya atacak olması içimi rahatlatıyordu; nasıl olsa yetişiriz canım, diyerek sabah 8:45’te evden çıktık. Atladık arabaya, bastık gaza, neşemize neşe katsın diye açtık radyoyu. Birinci köprü trafiği, İzmit’ten, ikinci köprü trafiği Çanakkale’den itibaren tıkalıydı. (Abarttığımı düşünüyorsanız, Çanakkale’ye yaklaşık 6, İzmit’e 1,5 saatte gidilebildiğini, o sabah insanların sadece köprü üzerinde 4 saat beklediklerini anımsatırım.)</p>
<p>Hemen eve çark ettik, arabayı bıraktık, bir taksiye atladık, “Haydarpaşa İskelesine…”. Bu konuda bir akşam önceden arkadaşım tarafından uyarılmıştım, Haydarpaşa ve Üsküdar iskelelerinin açık olduğunun farkındaydım, nihayetinde bilinçli bir yurttaştım. O sırada, akşamdan uyarılarını ileten arkadaşım telefon açtı, “10 dakikalık yolu 2 saatte aldık, hala otobüste oturuyorum.” dedi. Oysa ben deniz yolunu seçmiştim, ilerlemekteydim; uzun sürmedi. Haydarpaşa ve Üsküdar iskelelerine açılan tüm yollar kapalıydı, geniş bir tur daha atıp atladık taksiden, başladık yürümeye. Haydarpaşa’da, yanlardaki lastiklerine bile öpücük atıp hop atladık vapura. Koca vapurda, çaycının siparişleri tek tek alıp bir daha görünmeyerek saklambaç oynamasına ve vapurda kötü de olsa çayımı içme ilkemi bile çiğnememe karşın hiç sinirlenmedim. O derece neşeliyim.</p>
<p>Vapur yanaştı. Derhal sıçradım karaya, üst geçitten koşar adım çıktım, yuvarlanarak indim. Taksi dolmuşları bekliyorum, yoklar. Durumu kabullenip anlayışlı bir yurttaş olarak tırmanmaya başladım Bab-ı Âli Yokuşunu. Tıknefes daldım adliyeye. Baktım daha bana sıra var, hemen çay eksiğimi tamamladım, bir nefes sigara… Duruştum, çıktım adliyeden.</p>
<p>Büromuz, bütün yolların kesilmiş olduğu yerde olduğu için, yürüyerek mi gitsem, yolları bahane edip mesaiyi yarıda mı kessem diye düşünürken uyarıcı arkadaştan bir telefon daha aldım. Güzergâhımın üzerinde çatışma çıktığını, polisin önüne geleni dövdüğünü ve gözaltına aldığını, kendisinin bir işçi olarak bayram yapmaya karar verdiğini ve eve gideceğini söyledi. Bir çay molası daha verip ortalığın sakinleşmesini beklemeye karar verdim. Ama midenin de bir kapasitesi var. Bir yandan da işçi olarak kaytarmanın verdiği vicdan azabıyla, düştüm yola. Gelen geçen taksilere el sallıyorum, hepsi dolu.</p>
<p>Nihayet ön koltukta müşterisi olan bir tanesi yanaştı, müşteri ne tarafa dedi, söyledim. Atla dediler, atladım. Ben homurdandıkça taksici iki kat homurdanıyor, “Böyle rezillik olmaz.” diyorum, “Asker bile var içlerinde,” diyor. Diğer müşteriden ses seda yok, ilerliyoruz. Diğer müşteriyi gideceği yerde indirip yola devam ettik. Büroya gidince valiliği arayacağımı söyledim, taksici dikiz aynasından bana hafif bir güldü, ben “Kimi kimden korudukları belli değil,” deyince o, “Belli olmaz mı? Bölücüleri…” dedi. İşte o dakikadan sonra açtım ağzımı, yumdum gözümü. Gözümü açana kadar, “Bu şehirde 5 gün arayla 4 yer bombalandı, bir gazete binası 1 haftada 3 kez bombalandı, sokak ortasında bunca ihbara rağmen adam öldürüldü. Kimi kimden korudukları belli,” deyivermişim. Taksici bu kez daha bir dikkatli baktı yüzüme ve “Ben memurum,” dedi. İlk anda anlamadım, “Ek iş mi yapıyorsunuz,” dedim. O, “Hayır ben memurum,” dedi. Trink diye indi bu sefer jeton. 1 Mayıs nedeniyle İstanbul’da 3 bin sivil polisin taksici olarak görevlendirildiğini söyledi. Benim sinirlerimi aldı bir gevşeme, başladım kahkahalarla gülmeye. Ben güldükçe memur bey de gülüyor, sinirlerim tel pişmaniye olup taksinin arka koltuğuna dökülüyor. Büroya yakın bir yere ulaşınca, toplanan paraları sormak aklıma geldi, “Devlete irad kaydediliyor,” dedi. Bu kez kahkahalarım daha yüksek perdeye çıktı. “Yani devlet yolları kesip taksi mi işletiyor,” dedim, yorumsuz kaldı. Gider makbuzu gerektiğinden, üstelik devlete giden paramı da belgelendirmek istediğimden fatura istedim, taksici memur bey, “Aman avukat hanım, onu da başka taksiden alıverin,” dedi. Ben güle oynaya taksiden indim.</p>
<p>Büroya ulaştım ve telefona sarıldım. İstanbul Valiliği Halkla İlişkiler Bölümü’nü aradım, beni “Doğrudan Başbakanlık Hattı/150”ye yönlendirdiler. Tabii, dedim orayı da aradım. “Hizmetlerimizin size daha kaliteli ulaşması için görüşmeniz kaydedilecektir,” uyarısını dinledim ve hattın ucundaki hanımefendiye, “önlemler, mağduriyetler, böyle şey olmazlar, kesinlikle olmazlar…”la dolu bir konuşma yapmaya hazırlanırken, ilk cümlemin ardından, “Ah hanımefendi sormayın, biz de perişan olduk” yanıtını aldım. Sözün bittiği yere çoktan gelmiştik, nihayet anladım.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/546/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/546/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/546/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/546/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/546/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/546/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/546/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/546/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/546/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/546/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/546/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/546/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/546/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/546/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/546/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/546/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=546&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/05/03/bir-mayis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/fd72aefa7d72ac2a2de87f91cec1eb75?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ozgurerbas</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/05/1mayis1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">1mayis1.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Mayıs&#8230; Bitik Bir Ay</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/05/01/mayis/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/05/01/mayis/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 May 2007 12:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ekrem Düzen</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/05/01/mayis/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Pınar Elmasoğlu Mayıs geldi… Mayıs bitik bir ay. İki arada bir derede kalmış, ne olduğunu bilmeden süregelen… Pek bahar sayılmaz , yaz da olamayıp kıvranıyor… Daha ağaçlardaki bahar kokusunu alamadan perişan bir sıcağa doğru yollanıyorsun. Küresel ısınmayı, yazın yirmi derece fazladan -kahve çekirdeği gibi- kavrulacağız zannedenler klima satışlarına şimdiden rağbet etmeye başlamışlardır. Barajların nasıl [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=539&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/05/mayis-bitik.jpg?w=477" alt="mayis-bitik.jpg" align="left" /><strong>Yazan:</strong> Pınar Elmasoğlu</p>
<p>Mayıs geldi… Mayıs bitik bir ay. İki arada bir derede kalmış, ne olduğunu bilmeden süregelen… Pek bahar sayılmaz , yaz da olamayıp kıvranıyor… Daha ağaçlardaki bahar kokusunu alamadan perişan bir sıcağa doğru yollanıyorsun.</p>
<p>Küresel ısınmayı, yazın yirmi derece fazladan -kahve çekirdeği gibi- kavrulacağız zannedenler klima satışlarına şimdiden rağbet etmeye başlamışlardır.<span id="more-539"></span> Barajların nasıl kuruduğunu görenler varsa, iç geçirmekle kalmayıp pet şişede su biriktirseler iyi olur. Biriktirdikleri pet şişeleri de rezervuarlarına koysunlar ki, son zamanlarda internette dolaşan ve evrene katkı kontenjanından bir şeyler yapmak isteyip hiç bir şey yapamayanlar için “yine de bir şeydir”lerden bir şeyler yapmış olsunlar.</p>
<p>Dışarıda, bu mevsimde giysinler diye ne paralar sayıp,  ilkbaharın son uzun kollularıyla donanmış ama çıplak kollara aniden mahkûm ne insanlar var…<br />
Adamlar kışın kaban giyerken tanıdıkları kadınların çıplak kollarını, tenlerinin gerçek renklerini görmekten memnun.<br />
Görmekten memnun değillerse de, daha memnuniyetsiz olabilecek hallerden erkenden sıyırdılar demektir…<br />
Kadınlar kendilerini yakın hissettikleri erkeklerin açılıp saçılmalarıyla birden afallamış, ya bir adım gerilemiş ya üç adım öne fırlamış haldeler.<br />
Sonra beğenmeler ve beğenmemeler birbirini takip edecek. Sevmeler, sevmemeler, tek taraflı istemeler, terketmeler, ah ne çok beğenmeler, acayip etkilenmeler, feci sıkılmalar, hiç bir şey yoktuyken birdenbire oluverdiler başlayıp, belki yaz aşklarının ince, parlak, beyaz kaplı ve bir çırpıda okunup ertesi güne hatırlanması zor kitaplara benzer halleri için, belki de defalarca okunup aşınmış sayfalarla dolu, klasiklerden biri haline gelmeye aday, yeni birşeyler yaşanacak.</p>
<p>Mayıs garip bir ay; ne yaz aşkı ne bahar aşkı zamanı.<br />
Şimdi varolanları bitirme, bitenlerin peşinden sürüklenme, çok süründüysen toparlanma, hiç yoksa da yine de olması muhtemel hoşluklara yürümeye başlamanın zamanı…</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/539/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/539/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/539/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/539/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/539/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/539/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/539/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/539/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/539/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/539/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/539/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/539/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/539/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/539/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/539/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/539/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=539&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/05/01/mayis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/beb0033b7fb0fa776bce11e7d0ad58a7?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ekremduzen</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/05/mayis-bitik.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">mayis-bitik.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Ya Da Düştüm</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/04/28/ya-da-dustum/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/04/28/ya-da-dustum/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Apr 2007 01:38:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Kandemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/04/28/ya-da-dustum/</guid>
		<description><![CDATA[Areta Biz bir damlayız. Bir damla. Su sanmayın. Bir damlayım ben. Bir andan ibaretim. Bir andan. Bir. Perde kalktı mı, rezil olanından. Perdenin farkında da değilim ya, ondan. Arkasında dursam. Olmaz tabi. Selamlamasam. Sadece alkışları duysam. Alkışlamasanız. Bir damlayım ben. Neyi anladınız ki benden. Ne diye izler durursunuz. Bu bir resim olmadı. Cancağızım olmadı. Nefesim [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=530&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/damlayim.jpg?w=477" alt="damlayim.jpg" /></p>
<p><strong>Areta</strong></p>
<p>Biz bir damlayız.<br />
Bir damla.<br />
Su sanmayın.<br />
Bir damlayım ben.<br />
Bir andan ibaretim.<br />
Bir andan.<br />
Bir.<br />
Perde kalktı mı, rezil olanından.<br />
Perdenin farkında da değilim ya, ondan.<br />
Arkasında dursam.<br />
Olmaz tabi.<br />
Selamlamasam.<br />
Sadece alkışları duysam.<br />
Alkışlamasanız.<span id="more-530"></span><br />
Bir damlayım ben.<br />
Neyi anladınız ki benden.<br />
Ne diye izler durursunuz.<br />
Bu bir resim olmadı.<br />
Cancağızım olmadı.<br />
Nefesim kesiliyor bazen.<br />
Sırtım ağrıyor, kafam saçma sapan tanımlamaların esiri.<br />
Ne çile ama.<br />
Acıya bal kattım biraz.<br />
Beceremedim.<br />
Elime yüzüme bulaştırdım.<br />
Çok zaman geçti.<br />
Bulandım tüm esaretimle.<br />
Rezil oldum çoğu defa.<br />
Sustum şimdi.<br />
Dinler dururum kelimeleri.<br />
Duymazdım önceden.<br />
Aşka bulandım ben.<br />
Göremez oldum kendimi.<br />
Bataklık değil bu.<br />
Düpedüz kendisi.<br />
Yok ki başka bir tanımlaması.<br />
Nasıl anlatayım şimdi.<br />
Hangi farklı kelimeyi, yakıştırmayı yapayım.<br />
Anlamasanız ne olur.<br />
Bu da böyle oldu.<br />
Bir damlayım, dedim ya.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/530/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/530/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/530/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/530/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/530/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/530/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/530/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/530/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/530/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/530/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/530/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/530/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/530/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/530/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/530/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/530/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=530&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/04/28/ya-da-dustum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/150d03a27d9da62e8553c5a250d90716?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">aftandis</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/damlayim.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">damlayim.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kitap Elimden Düşünce Uyandım</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/04/26/kitap-elimden/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/04/26/kitap-elimden/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Apr 2007 16:08:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ekrem Düzen</dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/04/26/kitap-elimden/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Pınar Elmasoğlu Saat gecenin yarısını çoktan geçmiş. Gelişigüzel tıkıştırılmış eşyalarla toplanmış çantam, yirmi dakikadır apartman boşluğundayım. Elim asansörün çağrılma düğmesine basmaya hazır, hareketsiz. Öyle ne kadar durdum hatırlamıyorum. Hiçbir yere gitmek istemiyorum. Gidişim, buna hazır olduğumdan ya da gitmek istediğimden değil, kalmanın ruhuma vereceği ağırlıktan, zamanla oluşacağını bildiğim mide bulantısından kurtulmak için. Kilitlenmiş gibiyim. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=529&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/111tn.jpg?w=477" alt="kitap_elinde_tn.jpg" align="left" /><strong>Yazan:</strong> Pınar Elmasoğlu</p>
<p>Saat gecenin yarısını çoktan geçmiş. Gelişigüzel tıkıştırılmış eşyalarla toplanmış çantam, yirmi dakikadır apartman boşluğundayım. Elim asansörün çağrılma düğmesine basmaya hazır, hareketsiz. Öyle ne kadar durdum hatırlamıyorum. Hiçbir yere gitmek istemiyorum. Gidişim, buna hazır olduğumdan ya da gitmek istediğimden değil, kalmanın ruhuma vereceği ağırlıktan, zamanla oluşacağını bildiğim mide bulantısından kurtulmak için. Kilitlenmiş gibiyim.</p>
<p><em>(Hatırladın mı bu, yine çok tanıdık bir ayrılık anı).</em></p>
<p>Asansördeyim. Her katı hayatımdaki bir önceki yıla geri dönüyormuş gibi ağır ağır geçiyoruz. Şimdi nereye gideceğim ki bu saatte? <span id="more-529"></span>Uzun zamandır sarıldığı, kök saldığı duvardan sökülen sarmaşık gibi hissediyorum. Boşlukta sallanan bir hisle üşüyorum. Ahmet’i arasam evde midir?</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Kitap elimden düşünce uyandım. Saatin kaç olduğundan habersizim. Kalkmaya çabalarken bilinçsizce bir hareketle ayaklarım terliklerimi aradı. Bulamayınca sıkılıp kendimi yatağa geri bıraktım. Başucumdaki lambayı yaktığımda, yatağın hemen yanındaki not defterine ilişti gözüm. Yıllar önce çalıştığımız bir konu üzerine dağınık biçimde karalanmış birkaç satırlık el yazına bakakaldım. Şekilsiz ve ince çizgili harflerinin arasından gözlerini gördüm. Gözlerine bakınca, beni yine çok zorlayacak, unutulmuş bir aşkın zayıf pençesine düşmemek için son bir gayretle çevirdim başımı. Baktığım yönde ise camdan yansıyan görüntüm vardı.</p>
<p>Gözlerime baktım. İlerleyen zamanı umursamadan yaşlanmaya tüm ruhumla karşı koymama rağmen, çevrelerinde belirmiş ince çizgilerin her biri yıllardır yokluğunun kalbime attığı çizikler gibi geldi bir an bana. Yataktaki boş taraf büyüyerek camdaki görüntümle karıştığında, tam ortamdan vurulmuşum gibi bir boşluk acısıyla ezildim. Dönüp fırladım hemen.</p>
<p><em>(Ruhun özgür değil ki halen senin, öyle gibi sanıyorsun. Yalancı bir rahatlık içindesin esnek duvarlarının arkasında. Bir sabah kalktığında aynaya baktın mı merak ederek, senin gözlerin gerçekten ne renk? Öyle bir boşvermişsin ki bir dolu şeyi, arada kendini bile unutmuşsun.. Uyan diyorum uyan! Senin gözlerin aslında mavi değil!)</em></p>
<p>“Senin dudakların pembe ellerin beyaz, alt tu ellerimi bebek tut biraz.”</p>
<p>… Zihnimin duvarlarında yankılanan satırların arasından; kendimin aynadan bana mavi gözlüymüşüm gibi bakan yüzüme doğru kaçamak bir bakış fırlattım. Doğruldum. Diş macununu uzuncadır ağzımda tutuyormuşum, paslanmış gibi yanmaya başladı dilim. Gece yarısı susuzlukla uyandığımda, yatmadan baş ucuma bıraktığın bir bardak suyla yeniden hayata dönüşümün ferah hissini aradım yeniden. Hatırladım, sen hep benden geç yatardın.</p>
<p><em>(Ne kadar zaman geçti bu aşkın saplantılı hallerden kurtulduğunu zannettiğin günlerin üzerinden? Ne kadar da kısa sürdü kendini kuş gibi özgür hissetmelerin. Özgürlük dediğin dışarıdaki duvarlarla ilgili değil diyorum; önce kendi duvarlarını kaldıracaksın. Şimdi fark ettin mi ruhunun arka bahçelerinde ne var? Şu boy boy yükselen ağaçların ardında gizlenen duvarları fark ettin mi?)</em></p>
<p>… Hızlı hızlı taradım saçlarımı, her zamanki gibi umursamaz bir bakış fırlattım aynaya. Gözüm aynanın yanındaki bardağın içinde uzun zamandır kullanılmayan ikinci fırçaya takıldı. Fırçayı alıp ayakkabılığa doğru fırlattım, “suet fırçası olsun bu madem” diye düşündüm. (Oysa süet ayakkabım yoktu ki benim). Aceleyle giyindim. En çok kendimden kaçmak içindi acelem.</p>
<p>Dışarıda ılık, güneşli bir hava var. En kısa yoldan sahile yürürken içimden bir garip coşku yükseldi aniden. Yalnızlığa dair bir coşkuydu bu, belki sadece şimdilik. Göğsümde düzensiz pıtırtılarla atan kalbimi dinledim bir an. Geçmişte yaşanan aşkın buruk tadı halen hissettirirken kendini, aynı şeyleri sanki hiç yaşamamışım gibi, bir kez daha ve en baştan yaşamaktan kaçmayacak bir kalbi taşımak garip ve zor geldi birden.</p>
<p><em>(Tüm sevgilileri dizip önüne birer birer, arayıp bulamadığını, kendinden suretler yaratmaya çalıştığın geçmiş aşkları, neleri umduğunu, ama en çok neleri bulamadığını anladıysan eğer sevin. En çok boşlukların tanımlar seni. )</em></p>
<p>İlerideki banka doğru yürüdüm. Gözlerimin gerçekten ne renk olduğunu düşündüm. Uzakta bir evin açık kalmış camından ince bir müzik sızıyor dışarıya. Çalan müzikle hissettiğim sızı, özlerken hissettiğim sızı, birini kendinden çok sevdiğinde oluşan, yıllar geçse de azalıp, çoğalıp, unutulup, yeniden yeniden yaşanılan sızı hep aynı yerde duruyor. Bundan kurtulmanın yolu yok ki, bu kendini terk etmek olur. O da ne büyük bir aldanış. O zaman ben yine aynı şekilde sevmek istiyorum. Canım acısa da hep aynı, hep aynı şiddetle sevmek istiyorum..</p>
<p><em>(Sev o zaman, al bakalım!)</em></p>
<p><em>&#8230;</em></p>
<p>Etraf karanlık.. Gözlerimin önünde hayalimdeki bin bir ışık, sağ kolumda başının ağırlığı.. Her sarılışıma karşılık gözlerin kapalı, sevgime alışmış yüzün bana ne çok şey düşündürüyor. Ne kadar da huzurlusun.</p>
<p>Oysa ben, gözlerimi kapayıp huzurla başımı dayayamadım hiç omuzuna, en bitmez telaşımdı seni daha çok sevmek. Daha çok sarılmak, her sarılmadan yeni yeni anlamlar, artmış sevgiler çıkarıp sana sunmak istedim.. Sende hep sevilecek bir şeyler daha arayan bendim. Bu benim baştan kaybedişim. Bu benim daha en baştan, hem seni hem kendimi kaybedişim..</p>
<p>Tarifi zor bir his, sürekli bir bulantı, sürekli bir kaçma hissiyle birlikte, aşka sarılan bir ikinci yanın varlığı zorlayıp duruyor beni. Şimdi sen, karanlıkta gözlerin ikinci bir karanlığa kapalıyken, tüm bunlardan habersiz, ruhuna yapışık bir huzurla öylece yatıyorsun. Ben, gözünü açınca bürüneceğim heyecandan, art arda gelecek sarılışlardan, saçlarının yüzümdeki kokusuyla birlikte unutacaklarımdan ürkerek bekliyorum seni.</p>
<p>Uyan bakalım sevgilim, uyan da her şey kavuşsun güne. Ruhumun güne çıkması senden bağımsız olsaydı ya keşke..</p>
<p>Var oluşumuz en çok alışmaya dair. Ve anladım insan en çok unutmakta başarılı.</p>
<p><em>(Sen şimdilik öyle zannet).</em></p>
<p>Asansördeyim. Saat gecenin yarısını çoktan geçmiş. Gelişigüzel tıkıştırılmış eşyalarla toplanmış çantam, yirmi dakikadır apartman boşluğundayım. Elim asansörün çağrılma düğmesine basmaya hazır. Öyle ne kadar durdum hatırlamıyorum. Hiçbir yere gitmek istemiyorum. Gidişim, buna hazır olduğumdan ya da gitmek istediğimden değil, kalmanın ruhuma vereceği ağırlıktan, zamanla oluşacağını bildiğim mide bulantısından kurtulmak için. Kilitlenmiş gibiyim.</p>
<p><em>(Hatırladın mı bu yine bir ayrılık anı..)</em></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/529/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/529/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/529/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/529/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/529/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/529/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/529/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/529/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/529/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/529/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/529/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/529/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/529/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/529/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/529/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/529/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=529&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/04/26/kitap-elimden/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/beb0033b7fb0fa776bce11e7d0ad58a7?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ekremduzen</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/111tn.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">kitap_elinde_tn.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Boğaziçi&#8217;nde havai bir akşam</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/04/24/bogazicinde-havai-bir-aksam/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/04/24/bogazicinde-havai-bir-aksam/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Apr 2007 13:46:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Şevket Hakan Tuncel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotograf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/04/24/bogazicinde-havai-bir-aksam/</guid>
		<description><![CDATA[Fotoğraflar: Şevket Hakan Tuncel<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=518&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fotoğraflar:</strong> Şevket Hakan Tuncel</p>
<p align="center"><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/101.jpg" title="Boğaziçi köprüsü"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/101.jpg?w=477" alt="Boğaziçi köprüsü" /></a></p>
<p align="center"><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/1.jpg" title="Şenlik Başlıyor…"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/t1.jpg?w=176&#038;h=138" alt="Şenlik Başlıyor…" height="138" width="176" /></a><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/3.jpg" title="Boğaz’da havai fişekler"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/t3.jpg?w=105&#038;h=138" alt="Boğaz’da havai fişekler" height="138" width="105" /></a><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/8.jpg" title="Gecenin aydınlığı"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/t8.jpg?w=176&#038;h=138" alt="Gecenin aydınlığı" height="138" width="176" /></a></p>
<p align="center"><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/5.jpg" title="Rengarenk"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/t5.jpg?w=176&#038;h=138" alt="Rengarenk" height="138" width="176" /></a><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/14.jpg" title="Boğaziçi"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/t14.jpg?w=105&#038;h=138" alt="Boğaziçi" height="138" width="105" /></a><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/9.jpg" title="Kan gövdeyi götürüyor…"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/t9.jpg?w=176&#038;h=138" alt="Kan gövdeyi götürüyor…" height="138" width="176" /></a></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/518/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/518/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/518/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/518/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/518/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/518/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/518/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/518/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/518/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/518/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/518/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/518/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/518/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/518/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/518/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/518/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=518&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/04/24/bogazicinde-havai-bir-aksam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6ac8fb85d0ba8e474771825eeedeee81?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Şevkan</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/101.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Boğaziçi köprüsü</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/t1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Şenlik Başlıyor…</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/t3.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Boğaz’da havai fişekler</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/t8.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Gecenin aydınlığı</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/t5.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Rengarenk</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/t14.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Boğaziçi</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/t9.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Kan gövdeyi götürüyor…</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>kitabe-i-neu-hempşayr</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/04/23/kitabe/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/04/23/kitabe/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Apr 2007 21:47:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ekrem Düzen</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aksak Semai]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/04/23/kitabe/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: sillypoet -No unconditional surrender; no armistice day Each night I’ll die in my contentment and lie in your grave. While you bring me water and I give you wine Let me dance in your tea-cup and you shall swim in mine&#8230; i.a.- onu bilmem; bunu bilmem. nota bilirim. içim dışım bir derler, yalan bilirim. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=513&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/neu-hempshire.jpg?w=477" alt="neu-hempshire.jpg" /></p>
<p align="center"><strong>Yazan:</strong> sillypoet</p>
<p><strong>-No unconditional surrender; no armistice day<br />
Each night I’ll die in my contentment and lie in your grave.<br />
While you bring me water and I give you wine<br />
Let me dance in your tea-cup and you shall swim in mine&#8230; i.a.-</strong></p>
<p>onu bilmem; bunu bilmem. nota bilirim. içim dışım bir derler, yalan bilirim. burnum eğridir çünkü sırt-üstü uyuyamam, karabasan giyerim. bazen gecelerce yüzü-koyun burun üstü nefessiz kalmışım. bazen günlerce içim gümbür gümbür aranıza dalmışım. herkes çok güzel, her şey belki ne kadar basit, o kadar güzel. belki senin beni tanımadan nefret ettiğini, sevdiğini sanmışım. ihtimal yazmışım, mümkün okumuşsun. sokakta pakettaşıyken kağıtta cisim almışım&#8230;</p>
<p>- gün çeçer.. gece yazar -</p>
<p>lakin bazı şeyler oyunu bozar. adam bunları hep gece yazar; çoğumuz gündüz okur, gece yazar. gece, yalnızdı çok vakit. ne üstüne üstüne bir taksim yahut karanfil ve yahut kemeraltı ya da yoğurt pazarı kalabalığı gelir, ne sırrını çözecek bir göz bulunur. gece; teke tek yazılır sevenin yahut sevdiğin yoksa; derdin çoksa; mektubun yoksa&#8230; martıları seyretmekten geliyorum; martılar seyrettiler beni, gidiyorlar. son bir rakı içtim, son bir kızla. son bir nefes çektim son bir hızla. içim dipsiz boylayınca, yine de şaşırır içinde mahlukat oynayınca. o bakımdan kimden medet umsam, ne söylesem, yalan söylerim. <span id="more-513"></span>tam o bakımdan kime baksam, neyi görsem doğru görürüm küstahça. safi bu yüzden olmayan sana ilan-ı aşk ederim biteviye. paslı kelimeler saplar, zor bela çıkarırım. kör bıçakla kesilir, güç bela ölürüm. eskiden de aynen böyle, soba başlarında rüyalar görürdüm. sanki bir gece uyanmıştım. anamı lavabonun önünden kaçarken gördüm. gittim baktım, lavabo kan dolmuş, anama baktım bacakları kan olmuş. bacakları, her yanları pamuk tarlası gibiydi ki pamuk dikenleri sanmıştım. rüya görmüştüm; sanmıştım. meğer düşen kardeşim varmış; bacaktaki gerçek; lavabodaki rüyaymış&#8230; -ne patalojik bir yamukum- diye düşünüyorum. devranın dönüşüne gündüz şahane uyarken gece üşeniyorum. üstünkörü geceler gördüm&#8230; önümde bir elma dursa, sen dursan; gözlerin konuşuyor olsa (ne bileyim mesela çok güzel olsalar); ihtimal en sonunda bana kapanmayacaklar ya o an için kapanıyor olsalar. kapansalar. sonra birden, beni görsen. aşık olsam; maşuk bilsen. sarılsak. biz, yokuz, ceset yok. göz yok artık, görüş yok. ışık ışığa sarılsak. aşık olsak. işte bundan korkuyorum aşık olsak. sana verebileceğim en iyi müjde, söyleyebileceğim en beyaz yalan -söz senden sonra öleceğim- bile olamaz. işte bundan korkuyorum bana bir haller oluyor. yalçın küçük vakitlerimdeydim tam, ahmet altan oluyor. isimleri tekerliyorum kısa anlatmak için, artist-ayıp oluyor. sabahtan tasarlamasam da bunları akşam böyle oluyor. o sözden nefret etsem de anam avradım oluyor. küfür oluyor. affetme beni&#8230;</p>
<p>demek sen; kirli gözlerimi mavi sanandın,<br />
bir türk musikisi parçasını düşünüp adımı anandın<br />
demek sen; beline vurduğum kafiyeleri hedef alandın<br />
fakat zilsin, benden zurnasın<br />
eksikken ben sen tamamsın<br />
oyun yokken, oyun bozansın<br />
kel başım, öylesi bir taraksın<br />
sen; bir gelsen<br />
beni bulsan; dilim yapışsa, dut yesem, bülbül kessem<br />
duvarlar erise, üstüme aksa<br />
yıldız kaydırsam, güneş kaydırsam,<br />
büyük ayıdan uçurtma yapsam,<br />
küçük ayıdan uçuran yapsam&#8230;<br />
demek sen; ihtimal çoksun, hala yoksun<br />
yahut sana varmıştım; şimdi yoksun<br />
demek sen; her buluşunda beni<br />
küfür oluyorsun&#8230; pisliğimi çekip, küfür çığırıyorsun;<br />
demek sen ancak tanrısın,<br />
affet beni&#8230;</p>
<p>velhasıl dikkat toplamak mümkün değil. bu saatlerde yolları çöp arabaları sarar. gümbürtüsünden bangır bangır bağırır alarmı çalıştırılmış arabalar. aklıma çöpçüler düştü babanın da dediği gibi&#8230; baba demişkene, geçenlerde babanın da takılıp -o kuzguncuk mu ne oluyor hani- meşhur –her şey sende gizli- şiirini döktürdüğü mekanda sahanda yumurta yiyordum&#8230; yemek ne unutmuşum; bardağa burnum akmasın diye koluma siliyorum aynı küçükken yaptığım gibi. anam yanımda olsa aniden zıplar, ağzımı burnumu mendillen kaplar. ve fakat yok! yok dedim şimdi bak aklıma sen geldin&#8230; sen de yoksun! iyi ki yoksun! niye yoksun! sen yoksun, ben sanki bir bokum; hadi gel de çık işin içinden&#8230; yoğurdu bıraktım ne zamandır, ağzım yandığından beri sütten. kelime çalarak yazıyorum önceki cümleden müteselsilen. ama bitsin şimdi&#8230;</p>
<p>o bitti diye bu da bitecek değil ya; iki şehrin hikayesini anlatıyorum h(a)l(a). bu ihtiyarlık lakırdısı canımı sıktı artık lakin dedi gibi geliyor geriatrik sarsıntılar yaşayan fikrim,</p>
<p>-dilce susup<br />
bedence konuşulan bir çağda<br />
biliyorum kolay anlaşılmayacak<br />
kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın<br />
yanık yağda boğulan yapıların arasında<br />
delirmek hakkını elde bulundurmak<br />
rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için<br />
bana deha değil<br />
belgeler gerekli<br />
kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza<br />
gençken<br />
peşpeşe kaç gece yıllarca<br />
acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım<br />
bilmezdim neden bazı saatler<br />
alaturka vakitlere ayarlı<br />
neden karpuz sergilerinde lüküs yanar&#8230; i.ö.-</p>
<p>ah bu fikrim; en sevdiğim şiirleri, romanlarımı yaktım, artık romantik değilim; bebelere şeker, analara zarar zikrim. dur bakalım yarın ne olacak; az sonra sabahtayım gece kalacak&#8230;</p>
<p>fakat kimse ölmesin yeter&#8230; kimse ölmesin dedim de aklıma geldi: “adamın kalçaları nasıl, dudağıma yağlı boya sürsem, gözüme kalem soksam (sonra çeksem) nasıl görünürüm; adamın kanamasına kar edecek ustalıkta cisim üretildi mi, yapsalar kanatlanıp da uçar mı, onu alıp bizim ile göçer mi, otobanda güzel kaçar mı, biz bizeyken parmak atsam ayıp kaçar mı” gibi. cevaplarını vermeye üşendim şimdi; gel kendin gör bir zahmet. affetme beni&#8230;</p>
<p>şimdi yarın ne olacak; dün ne oldu yarın ne olacak; geçmiş günler bazen kendimce, bazen şuursuzca bir şeyler yaptım sözde ve klasik bir söyleme göre “kendimden nefret ettim”&#8230; saçma sapan şiir düzesim geldi; tutun beni yapmayayım, ve hatta yeni bir paragraf yapayım, bacakları uzun olsun, sesi güzel olsun, yığıştırıp dürüştürüp adı görklü muhammede kavuştursu&#8230;</p>
<p>dördüncü demini vermiş bir çay poşeti gibiyim bazen; uzatma sevdiceğim giymeyiver pazen; bu vakitte laf yetiştirmeye zorlama beni; allama artık, pul içinde kaldım zaten&#8230; benim zamanlan işim yok ne de olsa bir taşın ömründe rüzgar fırtınası süresidir ömrüm&#8230; şimdi kalkıp ne kısa çubuk yazıp durulanları düdüklemek içimden gelir, ne boşa övünmek, ne de dışkısında bonçuk bulmuşçasına sevinmek&#8230; ölüyodum, hala yaşıyorum; hep hamım, daim pişiyorum&#8230; bu kadar çok cisim acısı çekmek beni her şeyin kaynağı o meşhur nehire yaklaştırmak yerine, her şeyin yokluğunda o isimsiz şehire götürdü biraz. gözü açık çok rüyalar gördüm&#8230; ayıkken, el sıkarken, bürokratlar karşımda rüşvet deyu divan sazı çalarken gördüm. hepisini unuttum bir sen kaldın. bünyem niye böyle zayıf son bir yıldır, tek tüfek gidiyorum yaldır yaldır ondan mıdır diye sorduğum bile oldu&#8230; tabi canım oldu, gözlerim doldu&#8230; japon balıkçısı çalıyoruz ne de olsa; ay tutulsa, güneş dolsa. bir fena rüzigar esse, toprak boğulsa; yaprakların sıklığından ruhum boğulsa bile bir tek yardımcı eleman istemeden kendi canavarlarımı yaratıp sabaha karşı eski kadınların yanından fırlarım ter içinde&#8230; şaka gibi&#8230; abuk sabuk gelir normal adama lakin başka böyle doğru yok bence hayat içinde&#8230; onların bir sevgilisi var&#8230; seveni çok hem sevgilisi var. ben onların bazı geceler yanında yatar, katiyen sarılmaz, mutlaka dokunmaz, inanılmaz, arlanmaz putuyum&#8230; varsın eylesin gönlünü; efendi mecusi sallamıyor ömrünü. zamanın birinde –gel- dediydiler, -çoğaltayım senleri-, korkmuşum, kaçmışım hala durur morları&#8230; bu yazıp durulan bok püsür, kabak keman, demir meşale, ayran gönül kendi suçunda boğulmuş tek, derdi günü sanma ki böyle artistik etmek. biri var şimdi anlamaz bunu, biri var çoktan geçmiş bitmiş bunu&#8230; affetme beni.</p>
<p>ona ne vakit -rujun güzel mi?- diye soracak olsam anlar, gerinip alnımın alçatına bir tokat aşkederdi&#8230; bilirdim kadın değildi&#8230; kafası o tarafa kaçanlar da görsün bi tarafını kız değildi&#8230; o bilmem neydi ki onlar, çoğu bilemezler&#8230; ben, ben değildim o zamanlar sonradan oldum&#8230; çıktım sandım, sonzaman battım&#8230; daha uzun yazardım, saçlarım kısaydı, bıyıklarım vardı&#8230; benim bir ahir zaman bıyıklarım vardı kestim&#8230; asker oldu bir, kirpiklerimi yaktım&#8230; geceleri postallarımı çıkardım, rüzgara karşı ayaklarımı uzattım, bir nehirde balık tutuyorum sandım. dün gece uykulardan uyandım yine; o artık çok değişti, şekli şemali kaybetti&#8230; o gece üç kişiydik bunu nasıl bileceksen bil üç kişiydik&#8230; bir bendim, biri bir di; öteki vardı bir de geri kalandı&#8230; geri kalan şeydi, nefesti, çok korktum kaçacak yer yoktu&#8230; teslim oldum uyuttu beni; başımdan usandım, idam olsa dedim; gövdemden usandım, sarpa sarsam dedim&#8230; affetme beni&#8230;</p>
<p>bu gün, artık yetti, istemeden mesaj vermek yok&#8230; acılara, acıtanı tanımayanlar hisseylesin diye yumuşak yerlerinden yaklaşmak yok&#8230; bu gün, her günden başka kendim söyleyip kendim dinlemek var&#8230; bu gün, artık çok da tiskinemediğim, ve çünkü bir parçası olduğum meydan kalabalığının içinde yazgısını zamane şampuanlarıyla güçlendirip, sevgilisi sırf tutunup kulede yanına gelsin diye saç yapmış, beş taşı atıp dördü kapmış bir adam müsvettesi var&#8230; sen böyle olmazsın&#8230; şimdi zamane insanları gelip dübüre sürecek akılları yokken çeşitli *şu yüzden şöle dedi!, bu yüzden böle dedi* cambazlıkları yapabilme hakkında sahip olsalar da, kendilerin büyük adada ki mezarlığa davet ediyorum bedava&#8230; orası çok ileri düşünenlerle dolu&#8230; ve hatta taşı&#8230; bir de şunu bildim; tahtaya çivi çakılmaz&#8230; ağacı seveceksin, elektrikli testereyle ağaç oyulmaz&#8230; kifayetsiz hayatımın bütün eşyalarını ahşaptan yapmaya çalıştıydım; bundandı&#8230; becerebildiklerimde darbe görmezdin, hepsi geçmeydi, çürüksüzdü, ondandı&#8230; artık darbelendi hepsi&#8230;</p>
<p>işten çıktım, göğe baktım, yağdı yağacak. nerden bildim? niye inandım kendime; olası bir didaktik dokunuş, bir franbuaz rengi kanepe&#8230; arkansasta bir arkadaşım vardı; yanarak öldü. bir başkası vardı, evlendirdik, ertesi iki gün sonra beyin kanamasından tahtalı köy yolcusu. kardeşim, önüne gelenlerle kendini apoletli sanan adamların yaşamlarına nispet, kucak dolusu yaşadı; ben seyrettim. sen, aşık oldun; ben seyrettim. canımın babasını vurdular ıssızda, geldi anlattı, adam içine attı, ben seyrettim. aman oldum. iş dedim, sarıldım, bin bir çeşit çamsız kütüksüz orospu, dibi delik içki şişesi kılıklı adam arasında dağıldım; oldu göründü olmadı. kendimi yitirilmiş sevgili maçlarına sakladım, götsün! dedim, ipnesin, puştsun; zifirdi gece; cesedimi akladım. olmadı. bir de bu taraftan bakmak lazım. o kadar can var ki onlar patlıcan mı? benim gibi bilmem kaç küsür var; belki onlarınki et, göt de, benim ki tatlı can mı? acı çekiyorum ama keyfim yerinde demenin arapçası; bab-ı ali de üç direk belledim sokamadım kıçıma kıllarım arapsaçı&#8230; bulutları seyretmekten geliyorum. ey sen! ilk dördünüm, liselim; dudaklarına karadut, gözlerine ceviz kabuğu olduğum özel, içini yedirdin bana&#8230; ne yapsam kar etmez güneşe aya&#8230; affetme beni&#8230;</p>
<p>az önce artık kirneşmişlikten kendini kaybetmiş bir donu yıkadım. elin oğlu her zaman olduğu gibi deterjan icat etmiş, bembeyaz yaptı. içime sinmedi az daha seyredip attım. o dondan ne farkım var, atılacağım yakında, pirelli takvimindeki top modeller gibiyim&#8230; bunu anladın sen artık, yıllar oldu. hep aynı terane, kendini bile bayan. ciddi bir sarsıntı yaşamadıydı bu güne dek aldığından beri otuz yaşından. bu gece Çarşamba döndü. yarın perşembe takvime göre ertesi; ancak karışık bir alem oldum; siz ihtimal o ışıklı yolda sağa sola çarparak gezerken, içkiden mahrum, içmekten muzdarip ben.<br />
Aralık donu bu, bu derece soğuğun kepazeliğini hiç hissetmiyorum şimdi. kendini satmışsa muteber gece, kapalıysa alabildiğine puştsa hece&#8230; büyüdükçe büyür bu bilmece. her şeyi demeye çalışıp hiçbir şey diyememek ne şahakulede, bir acaip gülmece&#8230; hatta yüzsüzlük ne boyutlarda düşündüm de az once neredeyse yemeğe davet edecektim seni&#8230;affetme beni&#8230;</p>
<p>Geçen gün biri geldi, ateşime baktı. yanıyorsun dedi. ki ben iyiyim, ki iyim ben dedim. dedi sana bir hatun bulmak lazım eğer bu ateşle iyisen. dedim bir siktir git afedersen, kişi kendinden bilir işi&#8230; hatun &#8230; kimdir bu? nedir? üzügünüm lakin gördüğüm bu; ve bağırdım durdum hep; şu alemin çoğu oğlanı kadın, çoğu kadını oğlandır. Sergiye çıkmışçasına hepsi yalan, ve hepsi dolandır&#8230; geçendi, kadınlığını kaybetmiş bir sevdiğim geldi; gece yarısını geçmişti *gece*,  kimsin dedim? nesin? nerden çıktı bu hülasa, kadınlığını kaybetmişsin. etme bunu. şeklen, iki kavisli hat, bir yumuşak yürüyüşle gelmez bunun sonu. oysa senin o içini bunaltan nanenin adını ben biliyorum; bilmek boyumu geçse bile, gün olur, seziyorum. ölümsüzlük istiyorsun sen; bu gün birini alsan, yarın çocuk istesen&#8230; kıskanıyorum&#8230; arlanmaz, düzelmez bir özürüm var çünkü, doğuramıyorum&#8230; sen ister gecenin kızı ol; ben orospu çocuğu; her malın bir alıcısı var, hem malım, hem orospu çocuğu. lafların arasında bağlantılara kanca at; birer cümle atla ve cümleleri geri al aldanmak için. benim içim de ancak sen kadar, kendinden bunmuş ve her cümlesi bir başka biçim. cumartesim gel evlenelim der, pazarım lanet eder doğduğu için&#8230; sen ki benim gibi hep atasözlerinin tersine gitmek istersin&#8230; git o zaman&#8230; affetme beni&#8230;</p>
<p>Lakin dedim ki; sen ölülerle konuşan bir büyücüsün&#8230; çünkü ancak, ölülerle konuşan bir büyücü insan müsvettesi yapabilir kendine. derler ki sen; sormaktan kaçmak için kendine, içiyorsun bu kadar; yani derler ki sen; gömemediğin ölülerinin öldürmesinden korktuğun için seni, böylece biçiyorsun&#8230; hikayenin girişi tamam; gerisini alıp yaşadığınız ömrü hayatınızdan tamamlayın bir zahmet&#8230; ve yahut gidip, aramızda bazılarının bilerek ya da bilmeyerek yaptığı gibi; eksikken tam olun&#8230; adını söylemekten neden bu kadar tiksindiğimi bilmediğim o aynayı bulun benim gibi&#8230;</p>
<p>İnsan bazen yıllarca okunmasını beklemediği şeyleri bile yazabilir; umarım ayıp değil. Lafı sözü eline yüzüne sıvaşır, cinsiyeti içine bulaşır; hatırladım, ayıp&#8230; Değerdi, değmezdi tartışmasına girip uçan kuşa, mahlukata, herkese çamur edebilir&#8230; Fil dişinden sarsılmaz dediğim üç bodur kulem vardı –temel-, onların üstünde binaydım. Fakat normalleşmiş, yıkılmış biri; kabahat bulup, suç gönderip doğrultamıyorum&#8230; Bu şeyleri deyip o boku yiyen adam aynı mıdır, bilemiyorum&#8230; Sen şöylesin sen böylesin diye övgüler ve yergilerle kolay çözüm bulamıyorum&#8230; Kara büyü yapıp, ardından cadı avcısı yaratmışım kendi kendime, kaçamıyorum&#8230; Fikrinde teneşire geldikten sonra, herşey yitip durulunca kalan parçam olursa, zorda darda kalırsan, elinin telini göster gelirim; sana bir can borcum oldu, şu vakit vermeye yordam bulamıyorum&#8230;</p>
<p>garson&#8230; hesap canım&#8230;</p>
<p>g.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/513/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/513/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/513/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/513/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/513/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/513/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/513/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/513/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/513/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/513/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/513/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/513/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/513/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/513/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/513/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/513/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=513&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/04/23/kitabe/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/beb0033b7fb0fa776bce11e7d0ad58a7?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ekremduzen</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/neu-hempshire.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">neu-hempshire.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>23 nisan kutlu olsun</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/04/23/23nisan/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/04/23/23nisan/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Apr 2007 21:42:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ekrem Düzen</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yersen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/04/23/23nisan/</guid>
		<description><![CDATA[sillypoet bu gün yirmi üç nisan talan oluyor insan gece geç, ay görklü yazayım adettendir, olsun dörtlü yirmi üç gün bu, nisan uzatma korum kafana ihsan mutfakta tabak çanakla oynamayı bırak öyle başa böyle tarak bu üç gün, yirmi nisan böyle günlerde yakın görünür fizan endazesiz yakamozlar sarar fikrimi şuraya bi yere çıkardım dı, bulamıyorum [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=514&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"> <img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/23nisan.jpg?w=477" alt="23nisan.jpg" /><br />
<strong>sillypoet</strong></p>
<p align="left">bu gün yirmi üç nisan<br />
talan oluyor insan<br />
gece geç, ay görklü<br />
yazayım adettendir, olsun dörtlü</p>
<p align="left">yirmi üç gün bu, nisan<br />
uzatma korum kafana ihsan<br />
mutfakta tabak çanakla oynamayı bırak<br />
öyle başa böyle tarak</p>
<p align="left">bu üç gün, yirmi nisan<br />
böyle günlerde yakın görünür fizan<br />
endazesiz yakamozlar sarar fikrimi<br />
şuraya bi yere çıkardım dı, bulamıyorum yer imimi</p>
<p align="left">nisan bu, gün yirmi üç<br />
kıçımdan uyduruyorum, işim güç<br />
arbede çıkarmadan dağılın geliyor hafiye<br />
sillypoet der ki betim benzim kafiye
</p>
<p align="left">g.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/514/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/514/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/514/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/514/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/514/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/514/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/514/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/514/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/514/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/514/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/514/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/514/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/514/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/514/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/514/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/514/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=514&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/04/23/23nisan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/beb0033b7fb0fa776bce11e7d0ad58a7?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ekremduzen</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/23nisan.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">23nisan.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>&#8220;Kardeş, Beyinciğin Görünüyor!&#8221;</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/04/19/beyincik/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/04/19/beyincik/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Apr 2007 16:10:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ozgurerbas</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anlatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/04/19/beyincik/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Özgür Erbaş Geçen yaz, İstanbul’un sulu sepken nem ortamında neredeyse erimeye yüz tutmuştu asfaltlar. Herkes bürosunun/evinin içini soğuk tutmak için, sokağı daha da ısıtma pahasına iklimlendiricilerini roket ayarına getirmişti. Benim gibi işi sokakta olmak olan amele kısmına da iklimlendiricilerin damlattığı sularla duş almak kalıyordu. İşte o günlerden birinin bitiminde, bir türlü kestirmeye kıyamadığım saçlarımı [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=499&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img align="left" src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/beyincik01.jpg?w=477" alt="beyincik01.jpg" /><strong>Yazan:</strong> Özgür Erbaş</p>
<p>Geçen yaz, İstanbul’un sulu sepken nem ortamında neredeyse erimeye yüz tutmuştu asfaltlar. Herkes bürosunun/evinin içini soğuk tutmak için, sokağı daha da ısıtma pahasına iklimlendiricilerini roket ayarına getirmişti. Benim gibi işi sokakta olmak olan amele kısmına da iklimlendiricilerin damlattığı sularla duş almak kalıyordu.<br />
İşte o günlerden birinin bitiminde, bir türlü kestirmeye kıyamadığım saçlarımı kurşun kalemle ensemde topuz yapmış, üzerimde keten elbise, ayağımda sandalet (tüm serinletme araçları tamam olarak) İstiklal Caddesi’nde yürüyordum. O kadar perişan <span id="more-499"></span>vaziyetteydim ki anlatmak kabil değil. Azıcık esintili bir yere çöküp bir semaver çay içmekten gayrı hiçbir şey düşünemiyordum.</p>
<p>O kalabalıkta güç bela ilerlerken, karşı istikametten seyrüsefer etmekte olan bir vatandaşımızla aramızdaki mesafe yarım metre civarına indiğinde, “Hamfendi, memeniz görünüyor!” dedi. E, haliyle ısınan meme genleşmiş, benim düğmelerden biri de hafiften açılmıştı anlaşılan. Adamcağız da bunu görmüş, beni uyarmaya karar vermiş ve uyarmıştı netekim.</p>
<p>Ben sıcaktan bezmiş, siniri tepesine çıkmış, iş gününü bitirdiğine kendini ikna etmeye çabalayan, şehirli kadın olarak, carlak bir sesle adama “Bakmaa…” dedim. Sen bakmazsan, hatta baksan bile söylemezsen, o düğme açık olmayacak nihayetinde.</p>
<p>Tüm bunlar, tahmin edilebileceği gibi birkaç saniye sürdü. Sonra ben o zor duran düğmeyi, tekrar açılmak üzere ilikledim ve devam ettim. Aslında devam edemedim. Yürüdüm, ama orada kaldım. Bu diyalogda bir saniye bile düşünmeye değer bir durum yok muydu gerçekten? Adamın biri, beni uyarmış mıydı? İyilik mi etmişti? Taciz miydi? Gel seni emzireyim desem ne yanıt verirdi? Çantayı kafasına geçirsem ne olurdu? Suçlu ben miydim? Ortada bir suç var mıydı? Halk arasında bir frikik olayı mı yaşanmıştı? Bu adam beni otobüste denk getirse ne olurdu?</p>
<p>Tüm bu düşünceler homurtulara dönüşürken aklıma şu cümle geldi: “Kardeş, beyinciğin görünüyor.” Sonrası gülümse eşliğinde şu savaşkan laflarla geldi: “Kafatasın açık kalmış da. Yanlış anlama yani, ben iyi niyetimden diyorum. Yoksa iki cihanda biraderimsin yani. Yalnız, gözlerine bakınca, ense kökünü görüyorum. O derece saf, temiz ve şeffafsın.”</p>
<p>Kendimce onu aşağıladım, rahatladım. Ama bunları ona söylesem ne olurdu ki! Hiçbir şey olmuyordu, biliyordum.</p>
<p>Üniversitedeyken kız yurdumuzun etrafında dönenen sapıklardan biri, kabanının önünü hafifçe açıp, gözlerimin tam içine bakarak çükünü gösterdiğinde yine farklı bir şey denemek geçmişti içimden ve “Göstermeye değer mi şuncacık şeyi” demiştim. Adam da istifini bozmadan yürüyüp gitmişti. Ne egosu baltalandı, ne kafasındaki tuğlalardan biri pıt diye önüne düştü ne de utandı; bir sonrakine geçti. O vakit, ben bu adamı bir temiz dövsem daha mı iyi olurdu acep diye düşünmüştüm. Sonraları başka vakalarda da başka türlü tepkiler verdim, sonunda bu herifi bir temiz döveyim dedim ve nihayetinde adı “tecavüz sokağı”na çıkmış daracık yolda iki yıla yakın gidip geldim. Çare olarak, tüm hatlarımı dümdüz eden bir kaban ve bir bere almayı bulabilmiştim. Hatta hatlarını gizlemek istemeyen arkadaşlar da benim koluma giriyorlardı, böylece toplu olarak korunmuş oluyorduk.</p>
<p>Aradan on yıldan fazla zaman geçmiş. Ama bizim ailenin sapık savma taktikleri daha da eskilere dayanır. Anneannem de kendi gençliğinde, yakasında hep çatal iğne taşıdığını söylerdi; biri el atmaya kalkarsa, ucunu takıp içinde çevireceksin ki kolay çıkmasın. Ben de kendi çeşitlemelerime devam ediyorum; ama karanlık yollarda ardımdaki gölgeleri kollamayı, çantamı daha sıkı kavrayarak, topuklarıma küt küt basarak yürümeyi de ihmal etmiyorum. Bu tedirginlikle yaşamak da yaşama sanatına dair bir çeşitleme olsa gerek.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/499/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/499/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/499/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/499/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/499/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/499/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/499/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/499/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/499/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/499/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/499/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/499/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/499/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/499/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/499/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/499/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=499&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/04/19/beyincik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/fd72aefa7d72ac2a2de87f91cec1eb75?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ozgurerbas</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/beyincik01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">beyincik01.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>&#8220;Gara Ekmeği&#8221; Tarifi</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/04/18/ekmek_tarifi/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/04/18/ekmek_tarifi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Apr 2007 05:07:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Kandemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[İmkansız Tarifler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/04/18/ekmek_tarifi/</guid>
		<description><![CDATA[Kerem Kandemir Yemek tariflerimi paylaşmak konusunda son derece isteksizimdir. Lakin, artizanal ekmek yapımı konusunda, sevgili Ruki&#8217;nin (ruki.org) muazzam katkısının yarattığı toplumsal borçluluk duygunudan kurtulmak amacıyla, bu tarifi yorumlayanlar.com&#8217;da yayınlamaya karar verdim. Tabii, malzeme listesini ve tarifi okuyunca, kimsenin bu ekmeği yapmaya kalkışmayacağına ilişkin güçlü inancımın da, rahatlatıcı bir etkisi oldu üzerimde. Yine de, Gara Ekmeği&#8217;ni [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=495&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/gara-ekmkek011.jpg" title="Gara_Ekmek" target="_blank"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/gara-ekmkek01-tn.jpg?w=477" alt="gara-ekmkek01-tn.jpg" align="left" /></a></p>
<p><strong>Kerem Kandemir</strong></p>
<p>Yemek tariflerimi paylaşmak konusunda son derece isteksizimdir. Lakin, artizanal ekmek yapımı konusunda, sevgili Ruki&#8217;nin (ruki.org) muazzam katkısının yarattığı toplumsal borçluluk duygunudan kurtulmak amacıyla, bu tarifi yorumlayanlar.com&#8217;da yayınlamaya karar verdim. Tabii, malzeme listesini ve tarifi okuyunca, kimsenin bu ekmeği yapmaya kalkışmayacağına ilişkin güçlü inancımın da, rahatlatıcı bir etkisi oldu üzerimde. Yine de, Gara Ekmeği&#8217;ni yapacak kadar kararlı ve çılgın olanların, insanolğlunun tarih boyunca tattığı en güzel ekmeği yiyeceklerini itiraf etmek durumundayım.<span id="more-495"></span></p>
<p align="center"> <strong>Malzeme Listesi:</strong></p>
<p align="center">500gr. ekmek unu<br />
25gr. yulaf unu<br />
25gr. çavdar unu<br />
50gr. kepek unu<br />
50gr. mısır unu<br />
25gr. hindistan cevizi<br />
25gr. buğday ya da mısır gevreği
</p>
<p align="center">200ml. ekşi hamur starter&#8217;ı (ya da ekşimiş boza)</p>
<p align="center">100gr. ıslatılmış buğday (ya da pirinç)<br />
100gr. ıslatılmış nohut</p>
<p align="center">300lm. içme suyu<br />
50gr. kahverengi şeker ya da pekmez<br />
50ml. sızma zeytinyağı</p>
<p align="center">2 tepeleme çorba kaşığı süttozu<br />
1 silme çorba kaşığı kuru maya<br />
1 silme tatlı kaşığı tuz</p>
<p align="center">1 silme çay kaşığı toz kişniş<br />
1 çay kaşığı taze çekilmiş karabiber<br />
6-7 diş püre yapılmış sarmısak</p>
<p align="center">1 çorba kaşığı susam<br />
1 çay kaşığı tane kişniş<br />
1 çay kaşığı rezene
</p>
<p align="center">&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.</p>
<p align="center"><strong>Tarif:</strong></p>
<p align="left">Öncelikle, Gara Ekmeği&#8217;ni (bu adı taşımasının nedeni, Gara&#8217;nın, lakaplarımdan biri olması) ekmek makinesinde yapmaya kalkmanın daha külfetli olacağını belirtmeliyim. O yüzden, cesaretinizi toplayıp elde yapmayı deneyin. Böylelikle, süreç ve dolayısıyla da sonuç üzerinde çok daha fazla kontrolünüz olur (sanıyorum, bu, benim gibi control freak&#8217;lerin hoşuna bile gidecektir).</p>
<p align="left">&#8220;Tartımız yok. Bardak, çanakla ölçerek yapsaydık ya.&#8221; diyenler: Bu tarif, aşçılığa manyaklık derecesinde düşkün olan insanlar için. Mutfağında tartısı olmayan, hiç kalkışmasın Gara Ekmeği yapmaya. Elinize gözünüze bulaştırıp, şöhretimi lekelemeyin durduk yere.</p>
<p align="center"><strong>Ön Hazırlıklar:</strong></p>
<p align="left">Malzemeleri tedarik için, Mısır Çarşısı&#8217;na ya da muadili bir mekana uğramanız isabetli olur. Tarifte geçen un çeşitlerini, marketlerde bulabilirsiniz (Şok&#8217;ta bile var). Ekmek unu, en az %11 protein ihtiva etmelidir. Daha yüksek oranlısını bulursanız, kaçırmayın elbette. Üstadım Ekrem&#8217;in önerisiyle, hakiki, katıksız buğday unuyla (organik buldum bir yerde) da denedim; daha da bir şahane oldu. Lakin, organik un bulabileceğinizden şüpheliyim çünkü ben de devamını bulamadım.</p>
<p align="left">Buğday ve nohutu, 1-2 gün öncesinden suya yatırın. İyi su kullanın her zaman.</p>
<p align="left">Yine 1-2 gün öncesinden, ekşi hamur starter&#8217;ınızı hazırlayın. Bunun için, Ruki&#8217;nin sayısız tariflerinden birini seçebileceğiniz gibi, araştırma merakı kıt olanlarınız için, bir kolay tarif de ben vereceğim şimdi:</p>
<p align="center"><strong>Kolay Ekşi Hamur Starter&#8217;ı Tarifi: </strong></p>
<p align="left">Ekmek tarifimde yer alan unların hepsinden yarımşar bardak kadarını, 2-3 litrelik yassı ve kapaklı bir plastik/cam kaba koyun (kap sterilize edilmiş olmalı). Bir tatlı kaşığı şeker de katabilirsiniz. Kuru mayadan 1 çimdik (yarım çay kaşığı) atın içine ve üstüne bir miktar (yarım su bardağıyla başlayın mesela) ılık su dökün (30 derece civarında olmalı en fazla). Karıştırın ve kıvamını kontrol edin. Bozadan biraz daha koyu bir kıvama ulaşmak istiyoruz. Kıvamı tutturunca, kapağını kapatıp, hareketsiz ve ılık sayılabilecek bir mekana kaldırın kabınızı. 1-2 gün sonra, üzeri köpüklenip kokusu ekşidiğinde (mayalanmanın ve yan ürünü alkollenmenin sonucunda), starter&#8217;ınız kullanıma hazır demektir.</p>
<p align="left"><strong>Not: </strong>Meraklılarınız, Ruki&#8217;den (ruki.org), starter&#8217;ınızı nasıl yaşatabileceğinize/saklayabileceğinize ilişkin detayları öğrenebilirler.</p>
<p align="center"><strong>Hamurun Yapımı: </strong></p>
<p align="left">Ön hazırlıklarınınzın tamamlanmasının ardından, 6-7 litrelik geniş bir cam kaba, ılıtarak suyu  (25-30 derece olmalı ve evet, sizin mutfakta bir ısı ölçeriniz olmalı), ardından da yağı, şekeri, starter&#8217;ı ve kuru mayayı koyup karıştırın yavaşça. On dakika kadar kendi başına bırakın karışımı.</p>
<p align="left">Ardından, gelip unları ve süt tozunu ilave edin. Elle ya da kaşıkla karıştırın malzemeyi bir iki dakika kadar. Daha sonra, yine, kendi haline bırakın malzemeyi, onbeş dakika kadar.</p>
<p align="left">Hamur teknenizin başına döndüğünüzde, ellerinize silikon eldivenlerinizi geçirip, ciddi ciddi yoğurma işlemine başlayın. Amacımız, sert bir hamur elde etmek. Sertle kastımız şu: Hamur, eldiveninize ya da elinize yapışıp durmayacak kadar sert ama hala yoğurabileceğiniz kadar yumuşak olmalı. Kıvamı tutturmak için, gerektiği kadar su ya da un ilave etmekten çekinmeyin (bunu azar azar yapmanızı öneririm, tabii).</p>
<p align="left">Yoğurma işlemini en az 10 dakika sürdürün. Ardından, bu kez beklemeksizin, malzemelerin geri kalanını da hamura ilave edip (susam, tane kişniş ve rezene hariç çünkü onları süslemek için hamurun üstüne serpeceğiz), yoğurma işlemine devam edin.</p>
<p align="left">Gücünüze, kudretinize bağıl olarak, toplam onbeş-yirmi dakika içerisinde, hamurunuz dinlendirilmeye hazır olacaktır. Bu aşamada, hamurunuzu top yapın. Bir miktar zeytinyağıyla, her tarafını güzelce yağlayın. Hamur teknenizi strech folyoyla kapayıp, ılık bir yerde dinlenmeye bırakın.</p>
<p align="left">Dinlenme süresi, malzemelerin ve mekanın ısısına bağıl olarak bir ya da beş-altı saat sürebilir. Maya denen mantar kültürünün üreme hızının maksimize olduğu 25-30 derecelik sıcaklığa yaklaştığınız ölçüde, ilk dinlendirme süresi kısalır. Dolayısıyla, mayalanma konusunda, ölçütümüz geçen zaman değil, hamurun hacmindeki artıştır: Hamurunuz, hacmen, dinlenmeye bırakmadan önceki haline göre, yaklaşık iki kat şişmiş olmalıdır.</p>
<p align="left">Gerekli ölçüde kabardığını gözlemlediğiniz hamurunuzu alıp, yine zeytinyağıyla yağladığınız ekmek kalıbınıza yerleştirebilirsiniz artık. Kalıba alma işlemi esnasında, kabarmış olan hamurunuz sönecektir. Dolayısıyla, kalıba (kalıbın şekli size kalmış artık) yerleştirmenizin ardından, yeniden kabarması için, bir saat kadar daha dinlenmesi gerekecektir.</p>
<p align="center"><strong>Pişirme: </strong></p>
<p align="left">Dinlenmeye bırakmadan önce, kalıba aldığınız hamurunuzun üzerini de güzelce yağlayıp, süslemek için ayırdığımız malzemeleri üzerine serpin. Ilkıça bir mekanda, son kez dinlenmeye/kabarmaya bırakın. İki kata yakın tekrar kabardığında, 200 dereceye ulaşmış (önceden ısıttığınız) fırına koyun. Havalandırmasız şekilde, 40-50 dakika kadar pişmelidir.</p>
<p align="left">Tüm mutfak ve fırın koşulları kendine özgüdür. Ben sizin fırınınızın huyunu, suyunu bilemem. Dolayısıyla, ilk yirmibeş dakikanın ardından, sık sık, gidip kontrol edin ekmeğinizin durumunu; yakmayın güzelim ekmeği. Tabii, kalıptan çıkardığınızda (hiç zorlanmadan çıkmalıdır kalıptan, kabuğunun rengine ve sertliğine bakarak, istediğiniz gibi pişip pişmediğinden emin olun.</p>
<p align="left">Bir kaç icraatın ardından, sizin mutfak koşullarınızda, mayalanmanın ya da pişirmenin ne kadar süre aldığını/alacağını öğrenmiş olursunuz zaten.</p>
<p align="left">Fırından çıkardığınız nar gibi kızarmış ekmeğinizin fotograflarını çekin hemen. Eşinize dostunuza hava atarsınız. Ardından, daha el yakacak kadar sıcakken, kenarından ince bir dilim kesip tadına bakabilirsiniz. Ciddi ciddi yemek ya da ikram etmek için (tabii, düzgünce kesebilmek için de) ılımasını bekleyebilmeniz gerekecektir.</p>
<p align="left"><strong>Not:</strong> Cinsiyetinden, yaşından ve cinsel tercihinden bağımsız, Gara Ekmeği&#8217;ni ikram ettiğiniz herkesin size aşık olma riski vardır; haberiniz olsun.</p>
<p align="center"><strong>Saklama Ve Tüketme Koşulları: </strong></p>
<p align="left"> Ilıyan ekmeğinizi özenle dilimleyin (1.2-1.5 cm. kalınlığında). Dilimlenmiş ekmeğinizi, buzluğunuzda, 1-2 ay kadar saklayabilirsiniz. Tüketeceğiniz zaman, dilimlerinizi çıkarıp teflon bir tencereye yerleştirin. Dilimlerin her iki yüzünü de, az miktar içme suyuyla spreyleyin (evet; mutfağınızda, içme suyu konmuş bir sprey kutunuz olmalı). Ardından, çok kısık ateşte, her iki yüzünün de arzunuz ölçüsünde kızarmasını sağlayın.</p>
<p align="left">Gara Ekmeği&#8217;ni, yukarıda belirttiğim şekilde saklamaz ve tüketmezseniz, lütfen adını ya da adımı anarak şöhretimi lekelemeyin.</p>
<p align="left">&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..</p>
<p align="left">Umarım gözünüz yeterince korkmuştur. Haliyle, &#8220;Bir ekmek için bu kadar (resmen günlerce) uğraşmaya değer mi?&#8221; diye sorabilirsiniz. Vallahi, bunun kararını, ancak, Gara Ekmeği&#8217;ni tadanlar verebilir. Şu kadarını söyleyebilirim ki; Gara Ekmeği, onu tattığınız andan itibaren ana yemeğiniz haline gelir. Artık, onu bir ekmek olarak göremez, o şekilde tüketemezsiniz. Yemekleri ya da kahvaltılıkları, istemeye istemeye, sırf Gara Ekmeği&#8217;ne eşlik etmeleri için yemeğe başlarsınız. Yine de, siz siz olun; şeytana uymayın. Altı üstü bir ekmek parçası&#8230; Hem, ne demişler: &#8220;Gara Ekmeği bulamıyorsanız, pasta yiyin.&#8221;</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/495/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/495/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/495/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/495/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/495/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/495/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/495/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/495/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/495/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/495/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/495/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/495/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/495/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/495/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/495/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/495/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=495&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/04/18/ekmek_tarifi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/150d03a27d9da62e8553c5a250d90716?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">aftandis</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/gara-ekmkek01-tn.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">gara-ekmkek01-tn.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bayan B</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/28/bayanb/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/28/bayanb/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Mar 2007 13:07:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ozgurerbas</dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/03/28/bayanb/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Özgür Erbaş Özenle aydınlatıldığı için sanki karanlıkmış gibi görünen yatak odasında, aynanın karşısında saatlerdir kendini seyrediyordu. Çırılçıplak, dimdik durmuş, gözlerini gözlerine dikmişti. Karşısında neredeyse nefret dolu bakışlarla kendisini süzen kadından bir ses çıksa, olmadı ağzını açmaya kalksa dalacaktı içine; kafa göz girişecekti. Ama kadın, sıktığı çene kemikleri yanaklarında küçük dalgalanmalar yaratarak öylece bakıyordu. Tek [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=487&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img align="left" src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/bayanb-001.jpg?w=477" alt="bayanb-001.jpg" /><strong>Yazan:</strong> Özgür Erbaş</p>
<p>Özenle aydınlatıldığı için sanki karanlıkmış gibi görünen yatak odasında, aynanın karşısında saatlerdir kendini seyrediyordu. Çırılçıplak, dimdik durmuş, gözlerini gözlerine dikmişti. Karşısında neredeyse nefret dolu bakışlarla kendisini süzen kadından bir ses çıksa, olmadı ağzını açmaya kalksa dalacaktı içine; kafa göz girişecekti. Ama kadın, sıktığı çene kemikleri yanaklarında küçük dalgalanmalar yaratarak öylece bakıyordu. Tek kelime etmiyordu. Birden, avuç içlerinin zonkladığını fark etti.<span id="more-487"></span> Haftada bir gittiği manikürcüsüne her seferinde hatırlatmaktan kendini alamadığı, dahası bundan tuhaf bir zevk duyduğu, ne uzun ne kısa, küt törpülenmiş, uçları beyaz zeminle kaplanıp tekrar cilalanmış tırnakları etine geçmişti. Arkasına döndü. Küçük bir parka bakan cama doğru yürüdü. Kollarını kavuşturup ayağıyla parkeyi ezerek, sigara söndürür gibi başparmağını çevirerek durdu bir süre daha. Saatlerdir ağzından çıkan ilk heceyi sanki boğazından değil de midesinden bulup getirmeye uğraşır gibiydi. Ses çıkarmakta zorlanıyormuş, yüz yıldır tek kelime etmemiş de ilk defa o anda konuşacakmış gibiydi. Boğazından düğüm düğüm, tükürüklerle birlikte geldi ilk sözü: “Senden nefret ediyorum.” Gözlerinin dolduğunu fark edemedi. Gözlerinin içi bu duyguyla o kadar doluydu ki, gözyaşları derhal buharlaşıyordu sanki.</p>
<p>Yatağın üzerinde bir insanın üzerindeymiş gibi sıraya sokulmuş giysilerinin başına gitti. Olay yeri inceleme birimlerinin yere çizdiği cin ali figürlerine benzetti giysilerini. Gülümseyecek gibi oldu. Durdu. Değil gülümsemek, yüzündeki tek bir kasın bile oynamasını istemiyordu. Pantolonunun içine soktuğu külotunu bulup onu giydi önce. Kupür dantel işlemeli, ağı ipek, kenarları ikişer ipten ibaretti. Bir gün önce tüm vücudundaki kıllardan kurtulmuş, “Brezilya usulü” diyerek koltuğa uzanmış, tavana diktiği gözlerini kırpmadan tüm vücudunu yoldurmuştu. Külot, beyaz teninin üzerinde, hiçbir gölgenin eşlik etmediği bir güzellikte duruyordu. Kazağın içine yerleştirdiği sutyenini çıkardı bu kez. Külotun takımıydı. Yine ipek eşlik ediyordu kupür dantele. İki göğsünün arasında küçük bir kopçayla bağlanıyordu. İri sayılabilecek memelerini derleyip topladı. Pantolonun içinden çorabını çıkardı. Yatağın kenarına ilişip siyah ipek külotlu çorabını giydi. İç çamaşırının aksine çorabı dümdüzdü. O kadar inceydi ki bacakları hafifçe islenmiş gibi görünüyordu. Siyah kot pantolonunu bir gün önce ütüleyip bıraktığı yerden aldı usulca. Yumuşacık, pamuklu kumaştan yapılmıştı. Düğmeleri elle işlenmişti ve gümüştü. Orijinal düğmelerini söktürüp yerine yenilerini takmalarını sağlamak epey zamanını almış olsa da başarmıştı. Düğmelerin üzerinde gülümseyen kuru kafalar vardı.</p>
<p>Sıra kokuya gelmişti. Özellikle büyük boy alıp kristal pompalı parfümlüğe doldurduğu Channel 5i yavaş yavaş sıkmaya başladı. Ayak bileklerine, bacak arasına, karnına, koltuk altlarına, gerdanına, ensesine, dirseklerinin içine ve bileklerine. En son pompayı üç kez havaya sıktı. Önce loş ışıkta zerrelerin havada asılı duruşuna baktı sonra da parfümle yüklü havanın içinden geçti. Şişeyi yerine bıraktı. Omuzlarını açıkta bırakan siyah kazağını giydi. Merserize ipten, düz, gevşek bir el örgüsüyle Uzakdoğu’da bir yerlerde yapılmış bir kazaktı. Beyaz boynu, birleştikleri yerde küçük bir çukur oluşturan köprücük kemikleri daha da belirginleşmişti. Yatağın diğer yanına geçip küçük kutudan bir çift küpe ve kolye çıkardı. İncinin etrafına oturtulmuş küçük oltu taşlarıyla çiçek motifi yapılmıştı. Küpeleri taktı, kolyenin klipsini geçirdi. Bir gün önce boyatıp fönlettiği kısa saçlarını samur kıllı fırçasıyla taradı. Uzunca bırakılmış favorilerini yanaklarında küçük kıvrımlar haline getirdi.</p>
<p>Mutfağa gidip ocağın yanında duran zar gibi Çin porseleni fincanın içine demlediği çayı koydu. Fincanın üzerine vuran ışık, fincanın beyaz zemininden seçiliyordu. Çayını alıp salona geçti. Büyükçe bir yudum alıp müzik setinde seçili şarkının çalması için uzaktan kumandanın düğmesine bastı. Koltuğa yerleşip ayaklarını pufa uzattı. Çoraplarından seçilen ayak parmaklarını görünce, eksik bıraktığı işi tamamlamak için fincanı sehpaya bırakıp yerinden kalktı. Yatak odasında, yatağın uyak ucunda duran siyah, el yapımı deri ayakkabılarını giydi. Topuklarının sesini duymak için cama kadar yürüdü. Kollarını kavuşturup camdan bir kez daha dışarı baktı.</p>
<p>Boğazından yukarı doğru çıkan tükürükleri fark etti. Sesini kaybettiğini hissetti bir an. Boğazı yanıyordu. Midesinde bulanmadan öte karıncalanmaya benzer bir his vardı. Vücudunu kurcalarcasına sesini aradı. Bulabildiği kadarıyla, bulup çıkarabildiği kadarıyla “Senden nefret ediyorum” dedi. Bu kez gözleri yaşarmamıştı. Nefret kıvılcımlarıyla canlılığına dair ipucu veren gözleri mat, sakin, kaygısızdı. Rahatlamış görünüyordu. Alışkanlıkla sol ayağının topuğunun üzerinde usulca döndü. Aynanın önünden geçerken kafasını sağa çevirdi. Bir an durup gözlerinin içine baktı, “Sakın arkanı dönme” deyip salona geçti.</p>
<p>Dışarıdan gelen ışıkla aydınlanmış oda, belirli aralıklarla yerleştirilmiş hoparlörlerden gelen sesle dolmuştu. Tekrar koltuğa yerleşip ayaklarını pufa uzattı. Onuncu parçaya geldiğinde çayının son yudumunu dibindeki yeşil tortuyla birlikte içti. Gözlerini yumup dinlemeye devam etti. Eleni Karaindru’nun “Sonsuzluk ve Bir Gün” albümü için tekrar tuşuna basılmıştı. Birileri aleti susturana kadar çalıp duracaktı.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/487/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/487/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/487/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/487/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/487/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/487/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/487/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/487/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/487/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/487/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/487/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/487/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/487/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/487/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/487/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/487/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=487&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/28/bayanb/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/fd72aefa7d72ac2a2de87f91cec1eb75?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ozgurerbas</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/bayanb-001.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">bayanb-001.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>KOMPOZİSYONLAR</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/18/kompozisyonlar/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/18/kompozisyonlar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Mar 2007 16:34:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Kandemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuklar İçin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/03/18/kompozisyonlar/</guid>
		<description><![CDATA[[Editörün Notu: Sevgili çocuklar, kompozisyon yazmak ya da ödev hazırlamak için internette yaptığınız aramalarda, sitemizde yer alan "KOMPOZİSYONLAR" başlıklı, ancak yalnızca görsel kompozisyonlar (fotograflar) içeren bir sayfamızı ziyaret ettiğinizi gözlemledik. Sizleri düş kırıklığına uğratmamak, araştırma hevesinizi kırmamak açısından, size yararlı oalabileceğini düşündüğümüz bir derlemeye aşağıda yer vermeyi uygun bulduk. Erişkin yaşa geldiğinizde de, sitemizi ziyaret [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=581&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/07/kompozisyonlar.jpg?w=477" alt="kompozisyonlar" /></p>
<p><font color="#800000">[<strong>Editörün Notu:</strong> Sevgili çocuklar, kompozisyon yazmak ya da ödev hazırlamak için internette yaptığınız aramalarda, sitemizde yer alan <strong>"KOMPOZİSYONLAR"  </strong>başlıklı, ancak yalnızca görsel kompozisyonlar (fotograflar) içeren bir sayfamızı ziyaret ettiğinizi gözlemledik. Sizleri düş kırıklığına uğratmamak, araştırma hevesinizi kırmamak açısından, size yararlı oalabileceğini düşündüğümüz bir derlemeye aşağıda yer vermeyi uygun bulduk. Erişkin yaşa geldiğinizde de, sitemizi ziyaret etmeniz dileğiyle...]</font><span id="more-581"></span></p>
<h3 align="center">YAZILI KOMPOZİSYONLAR ÜZERİNE</h3>
<p>Kompozisyon Fransızca kökenli bir sözcüktür. “Ayrı ayrı parçaları, nesneleri, ögeleri en iyi şekilde yerleştirmek” anlamına gelir.İnsan olarak duygularımızı, düşüncelerimizi, taslarımızı, görüşlerimizi, karşımızdakilere anlatmak, kendimizden söz etmek, toplumsal sorunları dile getirmek bir ihtiyaçtır. Çevremizdekilerle ilişkiler kurar, onların sorunlarını dinler ya da kendi sorunlarımızı onlara anlatırız. Bu ilişkiden düşünce alışverişi doğar. Düşündüğünü ve duyduğunu karşısındakilere başarı ile anlatabilmek her insanın başarı ile yapması gereken ve yapabileceği bir şeydir.</p>
<p>Kimi öğrenciler için kompozisyon yazmak son derece sıkıcı bir iştir. Yazmayı, kağıt doldurma olarak algılayanlar oldukça çoktur. Oysa kompozisyonda amaç, kağıdın doldurulması değil, düşüncelerin derli-toplu bir şekilde karşımızdakilere ifade edilmesidir.Aldığınız yiyecekleri Pazar çantasına gelişigüzel mi koyuyorsunuz? Yumurtalarınız altta kalırsa kırılmaz mı? Eşyaları yerli yerinde olmayan bir odada aradığınız şeyi kolayca bulamazsınız. Koltuk takımlarınızın yeri mutfak değildir. Yemek masasını yatak odasına koymak da biraz tuhaf olur. Her şey işlevine uygun bir yere yerleştirilmelidir. <strong>İşte bu kompozisyondur.</strong></p>
<p>İyi kompozisyon yazmak için bol bol okuyun ve her fırsatta yazın. Başlangıçta, yazdıklarınız hoşunuza gitmiyorsa hemen yılmayın. Yazmaya devam edin. Unutmayın ki yazmak, yazarak öğrenilir. Yazmayı alışkanlık haline getirin. Belki herkesten bir şair ya da  romancı olmasını bekleyemeyiz ama herkes düşüncelerini, yazı yoluyla, etkili bir biçimde anlatabilmelidir.<br />
Zaten kompozisyon da, bir konu hakkında, duygu bilgi ve görüşlerimizden yararlanarak planlı,etkili bir yazı yazmak, demektir.</p>
<p><strong>KONU: </strong></p>
<p>Üzerinde düşündüğümüz, yazı yazma, söz söyleme gereğini duyduğumuz her şey konudur. Bu bir olay, varlık, bir düşünce, gözlem ya da bir sorun olabilir. Konular niteliklerine göre bazı türlere ayrılır:</p>
<p>Toplumsal konular, toplumun tümünü ya da bir kesimini ilgilendiren konulardır. Köyden kente göç, nüfus artışı, çevre kirlenmesi gibi&#8230;</p>
<p>Kişisel konular insanların özel sorunlarına dayanan konulardır. Psikolojik sorunlarımız, geleceğe ilişkin beklentilerimiz, zevklerimiz, alışkanlıklarımız, sevdiğimiz  insanlarla ilgili düşüncelerimiz gibi&#8230;</p>
<p>Okuma-yazma çalışmalarında kompozisyon konusunu genelde öğretmen belirler.</p>
<p>Örnekler:</p>
<ul>
<li>Atatürk’ün gençliğe verdiği önemi anlatan bir yazı yazınız.</li>
<li>“Elleriyle çalışan adam amale, elleriyle birlikte zihni de çalışan adam usta, zihni ve kalbiyle çalışan adam sanatçıdır.” sözünden ne anladığınızı belirten bir kompozisyon yazınız.</li>
<li>Davranışlarını çok beğendiğiniz bir kişiyi tanıtınız.</li>
</ul>
<p><strong>AMAÇ:</strong></p>
<p>Her yazının bir amacı vardır. Amaç, bizi yazmaya iten, anafikirdir. Kompozisyon, bu fikir ya da yargının (düşünerek vardığımız sonuç) başkalarına aktarılmasında, bir araçtır. Örneğin, geleneksel kutlamalarda havaya ateş açılmasına karşısınızdır ve bu konuya insanların dikkatini çekmek, sorunun boyutları ortaya koymak, yarattığı olumsuz sonuçlar hakkında okuru bilinçlendirmek ve çözüm önerilerinizi paylaşmak için bir yazı/kompozisyon kaleme alabilirsiniz.<br />
Yazıda amacımızı belirleyen cümleye ana düşünce denir.Ana düşüncenin, yazmaya başlamadan önce belirlenmesi gerekir. Yazının düşünce yapısı ana düşünce üzerine kurulur. Söyleyeceklerimize bu düşünce yön verir. Ana düşünce cümlesinin yazıda belli bir yeri yoktur. Yazının başında,ortasında verilebileceği gibi, tümüne yansıtılmış da olabilir. Amaç ya da ana düşünce,konuya bakış açımızla yakında ilgilidir. Aynı konuyu ele alan iki öğrenci,farklı yorumlarda bulunabilirler. Aynı konu üzerinde ayrı ana düşüncelerle karşımıza çıkarlar.</p>
<p>Bir konuda söyleyeceklerimizin olabilmesi için, o konu üzerinde belli bir düşünsel birikime sahip olmamıza bağlıdır. Hakkında bilgi edinmediğimz, araştırmadığımız ya da kişisel gözlem ve deneyimlerimizin olmadığı bir konuda başarılı bir yazı yazamayız. Yeryüzündeki olaylara ve sorunlara ilk bakan biz değiliz.Bizden önce nice kişiler bir çok sorunlara eğilmişler;bunlarla ilgili düşüncelerini yazılaştırmışlardır.Bu kültürel kaynaklardan yararlanmalıyız.</p>
<p>Buraya kadar anlattığımız kuralları çok iyi bellesek bile, hemen başarılı bir yazı yazacağımızı söyleyemeyiz. İyi, doğru ve etkili yazmaya giden yol, denemelerden geçer. Ünlü yazar Anton Çehov, yazmaya yeni başlayanlara şunları öğütlüyor:</p>
<p>“Dünyada her şey gibi yetenek de çalışmayla elde edilir. Olabildiğince çok yazın. Yaza yaza daha iyiye varacaksınız. Önemli olan alışkanlığınızı yitirmemektir. Dolambaçlı cümlelerden kaçının; sade ve  yalın bir dille yazın. Okuyucu, sizin yorumunuz olmadan da öykünüzü anlayabilmelidir. Gereksiz ifadeleri de silip atın.”</p>
<p align="center"><strong>KOMPOZİSYON YAZARKEN DİKKAT EDİLECEK NOKTALAR</strong></p>
<ul>
<li>Kompozisyon yazdığınız kağıdın kenarlarında boşluklar bırakınız.</li>
<li>Adınızı, sınıfınızı, şubenizi, numaranızı ve günün tarihini yazınız.</li>
<li>Kompozisyonunuzu düzgün ve okunaklı bir el yazısıyla yazınız.</li>
<li>Satırları fazla sıkıştırmayınız.</li>
<li>Noktalama işaretlerine, imla kurallarına dikkat ediniz.</li>
<li>Amacınızı, ana düşüncenizi iyi tespit ediniz.</li>
<li>Kompozisyon konusunu oluşturan temel kavramlar üzerinde durunuz.</li>
<li>Düşüncelerinizi ilgi ve önem derecesine göre sıraya koyunuz.</li>
<li>Yazınıza konuya uygun, ilgi çekici ve kısa bir başlık koyunuz.</li>
<li>Öne sürdüğünüz ana düşünceyi iyi vurgulayınız.</li>
<li>Düşünceyi geliştirme yollarından (örnekleme, karşılaştırma, tanık gösterme) yararlanınız.</li>
<li>Yazınızda gereksiz bölümler ve tekrarlar varsa atınız.</li>
</ul>
<p align="center"><a href="http://www.gencbilim.com/" target="_blank">http://www.gencbilim.com/</a></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/581/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/581/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/581/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/581/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/581/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/581/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/581/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/581/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/581/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/581/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/581/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/581/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/581/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/581/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/581/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/581/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=581&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/18/kompozisyonlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/150d03a27d9da62e8553c5a250d90716?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">aftandis</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/07/kompozisyonlar.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">kompozisyonlar</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bilgi</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/17/bilgi/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/17/bilgi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Mar 2007 18:25:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tevfik Ayhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Damardan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/03/17/bilgi/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Tevfik Ayhan “Bilmek“, alemlerin bir kısmını kendi dilime tercüme etmiş olma, daha doğrusu buna kanaat getirmiş olma, halidir. Bu tercüme, alemleri, daha doğrusu, varsaydığım alemlerdeki varsaydığım şeylerin dışyüzlerini (attributes) ve de bunların aralarında kendiliğinden olduğunu varsaydığım bağları, kendi dilimde resmeylemektir. Önce, boş bir tuval, belki de üzerinde tohumluk birkaç fırça darbesi olduğu halde, bilimum [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=452&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/bilgi01.jpg?w=477" alt="bilgi01.jpg" align="left" /><strong>Yazan:</strong> <a href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/01/tevfik-ayhan-kulliyati/">Tevfik Ayhan</a></p>
<p>“<em><strong>Bilmek</strong></em>“, alemlerin bir kısmını kendi <em><strong>dil</strong></em>ime tercüme etmiş olma, daha doğrusu buna kanaat getirmiş olma, halidir. Bu tercüme, alemleri, daha doğrusu, varsaydığım alemlerdeki varsaydığım şeylerin dışyüzlerini (attributes) ve de bunların aralarında kendiliğinden olduğunu varsaydığım bağları, kendi <em><strong>dil</strong></em>imde resmeylemektir.</p>
<p>Önce, boş bir tuval, belki de üzerinde tohumluk birkaç fırça darbesi olduğu halde, bilimum fırçalar (akıl dilinin iskeleti) ve yine tohumluk birkaç boya ve biçim ile başlarım.</p>
<p>Alemlere baktıkça tuval dolar.</p>
<p><span></span><span id="more-452"></span>Bazen, resmin bir bölgesine göz attıgımda bir de bakmışım ki, resmin bir kısmı uçmuş (<em>unutmuşum</em>).</p>
<p>Alemlere bakışımla tuvale bakışım aynı bakış değildir. Alemlere bakarken bir alemler vardır, bir de ben. Biri yer, biri bakar. Tuvale bakışımda bakanla bakılan ayrı gayrı değildir. Tuvale “baktığımda” olan ve olası alemlerin “kendilerine” bakıyorum hissiyatını taşırım, onların resmine değil.</p>
<p>Bazen, alemleri seyredip de birçok fırça darbesi vurduktan sonra, bir de bakarım ki bazı darbeler bir “düz çizgi”ye (ya da çembere, kareye falan) <em>benzemiş</em>. Buna <em>dayanarak</em>, boşlukları bu meyanda dolduruveririm (tümevarırım icabında). Bunu, hem daha önceden koydugum darbelerin arasına (<em>intrapolation</em>), hem de artık el ve göz izanı ile canımın çektiği kadar dışarılara doğru attırıveririm (<em>extrapolation</em>).</p>
<p>Bu <em>düz çizgi</em> ya da <em>çember</em> filan biçimlerini hangi cebinden çıkarıyorsun derseniz, “oraları biraz karışık” derim. Belki bunların bir kısmı hani o tuvaldeki ya da paletteki tohumluklardandır, bir kısmı da daha önce <em>tembellikten </em>öyle dolduruverdiğim bölgelerin biçimleridir. Zaten doldururken tembellik etmemiş olsam bile, ben bu kendi çizdiğim resme bakarken bile yarının tembelliklerine zemin hazırlamaya çalışırım icabında.</p>
<p>Yine tembellikten olsa gerek, tuvaldeki bilimum bölgelere bakar bakar “hah” derim, “bunlar türdaş”. Zaten bu <em><strong>kategorizasyon </strong></em>işi bendenizin çok hoşuna gider.</p>
<p>Hatta bir türden saydığım <em><strong>şey</strong>lerin</em> bazılarının arasında daha sıkı-fıkı bir benzerlik tespit edersem (keyfime kalmış artık), bunlara da alt-kategori deyiverir, böyle hiyerarşik <em>ilişkiler</em> kurarım <em><strong>şey</strong>ler</em> arasında.</p>
<p>Ve hatta aynı <strong>şey</strong>i ayrı ayrı türlerin (ve hiyerarşilerin) altına da yazarım bazen. <strong><em>Kan</em></strong>ı, “<em>Kırmızı</em>” şeyler <strong><em>kategori</em></strong>sine de yerleştiririm, “<em>sıvı</em>” şeyler <em><strong>kategori</strong></em>sine de.</p>
<p>Bu türlere “<em><strong>küme</strong></em>” derim (ah dilim kırılası). Derim de, sonra densizlik edip <em><strong>küme</strong></em>ye de bir <em><strong>şey</strong></em>miş gibi muamele eder, etliyle sütlüyü karıştırıveririm. <em><strong>Küme</strong></em>den yola çıkar (ona “<strong>şey</strong>” der), kümeleri birbirine bağlayan bir özellik (<em>attribute</em>) olduğunu varsayar, buna da “<em>kümelik özelliği</em>” gibisinden bir ad uydurur, boş işlerle iştigal ederim.</p>
<p>Canım çekerse (çoklukla da çeker), tuvalin bir kısmını da kendi portrem için ayırır, zamanla oraları da doldurmaya gayret gösteririm. Tabii buralarda genellikle başarısız olurum. Çünkü alemlere bakmakla kenidine bakmak aynı iş değildir. Kendi portremi çizerken de dışarıya bakarım. İçeriye de bakmaya çalışırım amma, eh oraları da biraz karışıktır anlayacağınız.</p>
<p>Yine canım çekerse (çoklukla da çeker), belki biraz da daha önceden çizmeye başladığım oto-portrem ile tuvaldeki başka bölgeler arasındaki (ve bu bölgelerin kendi aralarındaki) görünen benzerlikten gaz alarak, kendimi ve bu bölgeleri aynı <em><strong>tür</strong></em>den sayıveririm (Bu <em><strong>tür</strong></em>e “<em>İnsan</em>” derim, “<em>Kaşık</em>” diyebileceğim gibi).</p>
<p>Bu <em><strong>şey</strong>ler</em> ile <em><strong>ben</strong></em> arasında <em>bulduğum</em> (ya da <em>kurduğum</em>) bir sürü <em>benzerlik</em> olabilir. Zaten bu benzerliklerden almışım gazı.</p>
<p>Hüsnü kuruntumdan olacak, bu şeylerin de tıpkı benim gibi bir tuval, fırçalar, ve boyalarla <em>çalışmakta</em> olduğunu resmederim kendi tuvalimde bazen.</p>
<p>Bu benzerliğe biraz da abartarak “<strong><em>akıl</em></strong>” falan dediğim de olur.</p>
<p>Ve hatta, bu şeylere bakıp bakıp, bu <em><strong>şey</strong>lerin</em> tuvallerindeki resimlerin bazı kısımlarını da kendi tuvalimin onlarla ilintili kısımlarına eklerim (nasıl oluyorsa artık). Böylece onların bazılarını biraz daha çok <em>tanımış</em> olurum. Bu tanımayı onların <em>başka</em> özelliklerini de tuvalimde resmederek genişletirim.</p>
<p>Bazen daha da ileri gider <em><strong>ben</strong></em>e atfettiğim birçok başka özelliği bu şeylere de atfederim. Bu kümenin tanımlayıcı özellilerinin tümüne <strong><em>ben</em></strong><em>lik</em> derim.</p>
<p>Bazen de bu <em><strong>ben</strong>liği </em>“<em>insan</em>” türünden daha geniş bir <em><strong>kategori</strong></em>nin ortak özelliği imiş gibi <em>kabul eder</em>, <strong><em>insan</em></strong> türünü de başka birtakım özelliklere dayanarak <em>netleştiririm</em> (parmak sayısı, DNA yapısı filan fişmekan).</p>
<p>Ve hatta bazen de <em><strong>insan</strong></em> <em><strong>kategori</strong>sini</em> sırf da bu diğer özellikler etrafında kurar, iki <em><strong>küme</strong></em>nin (<em><strong>ben</strong>lik</em> ve <em><strong>insan</strong>lık</em>) birbirleriyle kesişimlerini kafama göre çizerim. (Biri birinin içinde, ya da öteki ötekinin içinde, ya da birbirlerini içermeyen vefakat kesişen <em><strong>küme</strong>ler</em> gibi).</p>
<p>Bazen, başka <strong>insan</strong>ların tuvallerinin bazı kısımlarının kendi tuvalimdeki resimlerinin, o <strong>insan</strong>larla olan ilişkilerini kaybederim (kaynağını unuturum). Böyle kayıp resimleri, jenerik bir küme olan <em>anonim fikirler</em> kümesiyle ilintilendiririm.</p>
<p>Bazen de zaten taa başından, bu resimleri <em>anonim</em> biçimde alır, bunları direktman <em>anonim fikirler</em> bölgesine yerleştiririm.</p>
<p>Bu <em>kategorizasyon</em>, kendi tuvalimi işin içine katmadığım sürece pek bir mesele çıkarmaz.</p>
<p>Amma bir de kendi tuvalim girdi miydi işin içine, o işin içinden pek çıkılmaz.</p>
<p><em><strong>Küme</strong>ler</em> için yaptığım <em>densizliğin</em> bir benzeridir bu.</p>
<p>Buralarda <em><strong>gerçek</strong></em>le <em><strong>hayal</strong></em>, <em><strong>ben</strong></em>le <em><strong>alemler</strong></em>, içiçe girer.</p>
<p>Yine de severim buralarda at koşturmayı. Bir <em>giz</em> ararım buralarda.</p>
<p>Huyum kurusun, bu tembellik başıma binbir iş açar. Bazen, hali hazırda kendi kendime doldurmamış olduğum bazı kısımları, o başkalarının tuvallerinin kendi tuvalimde onlara ilişkin resimlerinden alıntılar yaparak doldururum.</p>
<p>Böyle durumlarda o başkalarına, ve onların bilumum <em><strong>yeti</strong></em>lerine duyduğum görece <em><strong>güven </strong></em>etkili olur.</p>
<p>Böyle <em>güven duyduğum</em> kişilere “<em><strong>otorite</strong></em>” der, bazen onların gözlerine ve/veya ipçik takibini uygulayışlarını kendiminkinden daha “<em>güvenilir</em>” sayar, düzeltiveririm icabında.</p>
<p>Bazen bu kişiler gözümde <strong><em>otorite</em></strong> olmasalar bile, kendi gözümle alemlerin o taraflarına erişemediğimden olsa gerek, bunları da “<em><strong>gerçek</strong></em>“ten sayıveririm .</p>
<p>Böyle hevesler sıklıkla başıma büyük dertler açar. Zira artık varsayımlarım iyice çoğalmıştır (onların tuvallerinin ve fırçalarının benimkiyle <em>aynı</em> biçimde işlediği, ve de hele onların boyalarının ve biçimlerinin benimkilerle aynı <em><strong>mana</strong></em>lara geldiği filan gibi).</p>
<p>Hele bir de bu resimlerin menşeini <strong><em>unutmuş</em></strong>sam, vay halime.</p>
<p>Hele hele bir de onlar böyle benim gibi kopya çeke çeke gitmişlerse, uuuf. Sonra huylan dur.</p>
<p>Hep de tembel değilimdir. Yukarıdaki gibi daha birçok işgüzarlık yaptığım da olur. Örneğin bazen, “<em>şu kırmızıya boyadığım yeri maviye boyamış olsaydım nasıl bir resim çıkardı meydana acaba?</em>” diye içimden geçirir, tuvalin <em>müsveddelik</em> kısımlarına o bölgeleri öylece çizerim (<em><strong>Tahhayyül ederim</strong></em> icabında).</p>
<p>Buralarda da tuval aynı tuval, fırça aynı fırça, boya aynı boyadır amma, buralar <strong><em>olan</em></strong> alemlerin resmi degil, <em><strong>olası</strong></em> alemlerin resmidir. Bu bölgeleri, elimden geldiğince şöyle kalın kalın çizgilerle öteki bölgeden, yani aklımca <em><strong>olan</strong></em> alemlerin resmedildiği bölgeden, ayırır; birine “<strong><em>hayal mahsulü</em></strong>“, diğerine de “<em><strong>gerçek</strong></em>” derim (Ontolojik ayırımlar koyarım icabında).</p>
<p>Çoklukla, hele bir de <em>bilim adamı</em> filan damarım azmışsa, bu <em><strong>hayal mahsulü</strong></em> bölgelere <em><strong>bilgi</strong></em> demem. Bu tılsımlı sözcüğü <em><strong>gerçek</strong></em> bölgesiyle ilintili olarak kullanırım.</p>
<p><em><strong>Hayal mahsulü</strong></em> bölgelere kısaca “<em><strong>hayal</strong></em>” dediğim de olur, bazen de bu “<em><strong>hayal</strong></em>” sözcüğünü <em><strong>olan</strong></em>a dönüşmesini “<em>arzu ettiğim</em>” olası bölgeler için kullanırım.</p>
<p>Bu <em><strong>gerçek</strong></em> ve <em><strong>hayal</strong></em> bölgelerinin büyüklükleri, ve birbirlerine göre <em>coğrafî</em> konumları farklı farklı olabilir gözümde (keyfime kalmış).</p>
<ul>
<li>Bazen, <em><strong>gerçek</strong></em> çizgisini kendi portremin etrafına çizerim (<em>solipsist</em> olurum icabında).</li>
<li>Bazen o varsaydığım alemlerin varlığını varsaymakla kalmaz, onların varlığına ve daha önce saydığımız daha nice varsayımların <em><strong>doğru</strong>luğuna</em> kanaat getiririm (<em>materyalist</em> olurum icabında).</li>
</ul>
<p>İşgüzarlıkta iyice azıtmışsam şayet, belki de yine öngörülü tembellikten, <em><strong>gerçek</strong></em> bölgesinde kategorik benzerlikler (düzenlilikler) arar, bazen de bulurum.</p>
<p>Bu <em>buluş</em>ları <em>tümevararak </em>yaparım, ya da en azından konu komşuya böyle açıklarım.</p>
<p>Bu <em>bulduğum</em> (isteyen “<em>uydurduğum</em>” gibi okusun) düzenliliklere “<em><strong>doğa yasaları</strong></em>” gibi adlar koyarım.</p>
<p>Böylece tuvalin <em><strong>gerçek</strong></em> kısımlarını daha kolay <em>hatırlarım</em>. Ayrıca, bu sayede, <em><strong>zaman</strong></em> düzleminde geleceğe ilişkin tahminler yürütebilirim.</p>
<p>Bununla da kalmaz <em><strong>gerçek</strong></em>le <em><strong>hayal</strong></em> arasında “<em><strong>kategori</strong>k</em>” farklılıklar da arar, bazen de <em>bulurum</em>.</p>
<p>Böylece <strong><em>gerçek</em></strong> ile <em><strong>hayal mahsulü</strong></em> bölgeler arasında daha <em>tatmin edici</em> netlikte ayrım yaparım.</p>
<p>Ve hatta, hayal mahsulü kısımları da kendi aralarında yine kalınca bir çizgiyle ayırır, bir tarafında “<em>doğa yasalarına uygun</em>” <em><strong>hayal</strong></em>leri, diğer tarafında da “<em>doğa yasalarına uygun olmayan</em>” <em><strong>hayal</strong></em>leri bırakırım.</p>
<p>Yukarıdakinin benzerini <em><strong>gerçek</strong></em> bölgesi için de yaparım.</p>
<p>Böylece tuvalde dört bölge oluşur :</p>
<ol>
<li><em><strong>Gerçek</strong></em> ve <em>doğa yasalarına uygun </em>(<em><strong>banal gerçek</strong></em>);</li>
<li><em><strong>Gerçek</strong></em> ve <em>doğa yasalarına uymayan</em> (<em><strong>mucize</strong></em>);</li>
<li><em><strong>Hayal</strong></em> ve <em>doğa yasalarına uyan </em>(<em><strong>mümkün</strong></em>);</li>
<li><em><strong>Hayal </strong></em>ve <em>doğa yasalarına uymayan</em> (<em><strong>imkansız</strong></em>);</li>
</ol>
<p>Tabii bu sınırlar da, icab ettiğinde, değişir durur. Her bir şeylerden şüphe edebilirim icabında. Gözlerimden daha çok şüpheliysem, <em><strong>mucize</strong></em> bölgesi biraz cılız kalır. Daha önce bulmuş olduğum <em><strong>doğa yasaları</strong></em>ndan daha çok şüpheliysem <em><strong>banal gerçek</strong></em>. vs.<br />
Keyfe göre takılırım icabında.</p>
<p>Bütün bu boyalı ya da boyasız bölgeleri birarada göremem. Zira tuval büyük (ufkum kadar büyük) tuvaldir. Üzerinde çalışmak şöyle dursun, bakmak için bile bir bölgeye konsantre olmam lazımdır.</p>
<p>Bu tuval öyle bir anasının gözü tuvaldir ki, bir yerine bir fırça sürdüğümde birçok yerde binbir başka fırça darbesi de kendiliğinden konmuş olur. Bu, tuvalin ve fırçaların içsel (<em>intrinsic</em>) bir özelliğidir. Bu özellik, tuvalin belirli bolgelerini birbirine bağlayan ipçikler gibidir. Aynı şey, <em>silme</em> eylemi için de geçerlidir.</p>
<p>O <em>kendiliginden konan fırça darbeleri</em>ni -o bölgeye bakıyor olsam dahi- ilk bakışta <em>göremem</em>. Onları <em>görebilmem</em> için, gözlerimi kapatıp, daha önceden (her nasılsa) ayırdına varmış olduğum ipçikleri izlemem gerekir (bkz. <em>Klasik</em> mantığın, ve matematiğin en azından hatırı sayılır bir bölümünün <em>uygulaması</em>). Elim erdikçe bu işe koyulur, oraları teker teker kendim boyar, bir daha baktığımda ilk bakışta görülebilir kılarım.</p>
<p>Pimpirikliliğimden olsa gerek, ipçik takibi yöntemiyle boyadığım bölgeleri işaretler, onların bu yöntemle <em>açığa çıkarılmış</em> olduğunu da bir yerlere kaydederim (nereye? yine tuvalin bir tarafına). Zira takip sırasında ipler karışmış olabilir. Bu olasılıktan ötürü, bu “cins” bölgelere daha az “güvenirim”.</p>
<p>İcabında daha önce resmedilmiş bir kısımdan huylanır (bundan şüphe eder), oraları silip (silebildiğim kadarıyla artık) üzerini elimden geliyorsa yeniden boyarım. Bu huylanış, örneğin şöyle vuku bulabilir:</p>
<p>Günlerden yine birgün, ipçik takibi beni bir bolgeyi <strong><em>mavi</em></strong>ye boyamaya götürür. Tam gözlerimi açıp oraya <em><strong>mavi</strong></em> bir fırça darbesi atacakken, bir de bakarım ki orasını daha önce <strong><em>kırmızı</em></strong>ya boyamışım. Panik yaparım. Zira bu bana resmin bir yerlerinde <em>hata</em> yaptığım <strong>mana</strong>sına gelir. Hadise kilerdeki fare hikayesi gibidir; bir tanesini görüyorsan ihtimalen onlarcası bir yerlerde saklanıyordur. İlk önce son ipçik takibine bir daha bakarım. Olmadı, ipleri gerisin geriye takip eder, oraları buraları yeniden yoklarım. Olmadı, rastgele bölgere -daha önce hangi yöntemle boyanmış olursa olsun- deli danalar gibi saldırır, <em>kontrol</em> <em>çekerim</em>. Bazen <em>hata</em>yı bulur, rahatlar, meselenin <em>icabına bakmış </em>olurum. Bazen “<em>kulun aklıyla gözü bu kadar olur”</em> deyip, meseleyi sineye çekerim. Bazen bu <em><strong>çelişki</strong></em>yi bulma çalışmalarını -<em>şimdilik</em>- erteler, kimisinde hakikaten de bir zaman sonra buraya geri döner, kimisinde de meseleyi mezarıma kadar götürürüm.</p>
<p>Tersi durum yine beni benzer huylanışlara taşıyabilir. Yani yine günlerden bir gün, bu kez alemlere bakıp da bir bölgeye “<em>kırmızı</em>” boya sürmek için yeltenirim. Bir de bakarım ki orası “<em>mavi</em>“. Yine aynı şekilde panik yaparım. Burada bir karar vermem icap etmektedir. Acaba alemler mi değişmistir bu zaman zarfınd, yoksa alemler aynı kalmış da daha önce bir hata mı yapmışımdır? Bunu kendi başıma kesin olarak bilemem. Tahmin yürütebilirim. Yürütemezsem veya emin değilsem elâleme sorarım.</p>
<p>Bu huylanışları dindirmek için bazen <em><strong>hayal</strong></em> bölgesinden koskoca bir bölgeyi alır, <em><strong>gerçek </strong></em>bölgesinin bir kısmıyla değiş tokuş eder, bu son durum hoşuma daha çok gitmişse öylece bırakırım.</p>
<p>Aksi takdirde, bu huylanışların beni taşıdığı diyarlar farklı farklı olabilir. Kah kendi gözlerimden, kah ipçik takibini uygulayışımdan, kah ipçik takibinin kendisinin tuvale ve alemlere uyumundan, kah alemlerin iki bakış arasında aynı alemler kalıp kalmadığından, ve daha nicelerinden şüpheye düşebilirim (<em>Felsefe yaparım</em> icabında).</p>
<p>Bu huylanışlardan çok çekmişimdir.</p>
<p>İpçikler, tuvalin <strong><em>olası alemler</em></strong> kısmında da mevcuttur. Oralarda da ipçik takibi yapabilirim. Oralarda yapmadığım tek şey, alemlere bakıp <em>kontrol çekmek</em>tir. Böyle bir sınırlama (constraint) olmadığından, tuvalin oraları daha büyükçedir.</p>
<p>Peki tuvalin orasında burasında “bilgi” diye işaretlediğim bölgelerin doğruluğundan nasıl emin olabilirim? Esasen son kertede olamam.</p>
<p>Peki o zaman günlük hayatımda harekâtımın örgütlenmesi için gerekli olan minimum bilgi seviyesine ve gerçeklik kavrayışına nasıl sahip olabilirim? Bunun cevabı muhabettedir. Tek başına olsam bu mevzularda kıvranıp duruyor olacaktım. Halbuki muhabbet beni genel geçer bir gerçeklik kavrayışına bağlar. Buna intersübjektivite derim.</p>
<p>Şayet bendenizin gerçeklikle ilgili kavrayışı genel geçer (intersübjectiviteyle kurulu olan) gerçeklik anlayışından biraz fazlaca uzaklaşırsa tımarhanelik olmuşum demektir. Zira buna psikoz derler. Gerçi son kertede kimin haklı olduğu meçhuldür. Gelin görün ki içinde yaşadımız toplumlar böyle derin farklılıklara müsamaha edemiyorlar.</p>
<p>—————-</p>
<p>İlk yazılış : Paris, Bahar 1996<br />
Son dokunuş : Nice, Ocak 2007</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/452/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/452/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/452/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/452/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/452/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/452/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/452/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/452/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/452/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/452/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/452/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/452/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/452/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/452/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/452/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/452/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=452&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/17/bilgi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/782c1bea784d955cb65f4fe1c4465011?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">trinculo69</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/bilgi01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">bilgi01.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Titreme Bre Peluze, Benden Büyük Allah Var!</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/16/peluze/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/16/peluze/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Mar 2007 15:12:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ekrem Düzen</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinselloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/03/16/peluze/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Pınar Elmasoğlu Bir erkeğin aşkıyla kendi hallerinden vazgeçen kadınlardan korkmak gerekir. Bu o kadar elde olmayan bir şey gibi görünür ki âşıkken, birden kendinizi hiç de sevmediğiniz, dinlemeyi aklınıza getirmediğiniz bir grubun konserinde eğlenir bulursunuz; ya da sabah kalkıp taksiye bile yürümeye üşenen o ayaklar, Nemrut Dağı’na tırmanmaya her an hazır duruma gelmişlerdir. Olay, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=441&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/bernini01.jpg?w=477" alt="bernini01.jpg" align="left" /><strong>Yazan:</strong> Pınar Elmasoğlu</p>
<p>Bir erkeğin aşkıyla kendi hallerinden vazgeçen kadınlardan korkmak gerekir.</p>
<p>Bu o kadar elde olmayan bir şey gibi görünür ki âşıkken, birden kendinizi hiç de sevmediğiniz, dinlemeyi aklınıza getirmediğiniz bir grubun konserinde eğlenir bulursunuz; ya da sabah kalkıp taksiye bile yürümeye üşenen o ayaklar, Nemrut Dağı’na tırmanmaya her an hazır duruma gelmişlerdir.  Olay, aşkın verdiği o fazladan enerji ve manik ruh halleri değildir. Farkında olmadan birden bire hoşlandığınız, âşık olduğunuz erkeğin ‘en benzeri’ olma yolunda azimle çabalamaya başlarsınız.<span id="more-441"></span> Kadınca sinsi bir güdüyle onun hakkında daha fazlasını, daha fazlasını öğrenir, öğrendikçe o öğrendiklerinizin hayatınıza sızmasına izin verir, kendinize ait çoğu halden bilerek ve isteyerek, yenilmiş ama mağrur bir edayla vazgeçersiz.</p>
<p>Sevgili hakkında daha çok bilmek, kendini onun daha da bir benzeri kılmak, onun etrafındaki bilinmeyen alanı azaltır sizin için; daha çok bilerek sanki kendinizi daha çok korursunuz; tanımsız bir yerden gelecek tehlikelere daha bir hazırlıklı olursunuz.  Âşık kaldığınız sürece, kendinize yeniliyor olmanız bile vız gelir. Sonradan da fena bir his çöker insana. Ama zaten terk edilen kadınların çektikleri ilk acı, aslında ilişki boyunca belki de isteyerek kendilerinden vazgeçebildikleri içindir. Mesela saksafon sesinden nefret eder, ama birlikteyken kendinizden geçmiş bir tavırda acayip bir soloya kurban edersiniz ruhunuzu. Ne bileyim, birden yaman bir dağcı, en kralından mağaracı filan kesilirsiniz; ya da bir bakmışsınız hayatta giymeyeceğiniz topuklular ayaklarınızda, gururla salınıyorsunuz ortalıkta.</p>
<p>Bu vazgeçiş-uyarlama miktarı arttıkça, sonrasındaki acı da katmerlenir. Ve işte bu haller, ey kadın dostlarım,  otuzlu yaşlar artarken azalan keyiflerin yerine konmuş ‘yemek yeme’ zevkine kaptırıp, sürekli yiye yiye, artık veremediğiniz kilolarınıza bakıp da iç geçiriyor olmaktan çok daha tehlikeli bir şeydir. Velhasıl o sırada aynaya baktığınızda karşınızda titreşip duran şey, elinizi masaya vurup “titreme bre peluze benden büyük Allah var!” deyip savuşturabileceğiniz bir kâse en portakallısından peluze değil, ruhunuzun, bir erkeğe kurban ettiğiniz bizzat kendisidir.</p>
<p>Çoğu erkek yumuşak huylu bir kadın ister belki;  ama gelin görün ki savaşçılık, dişiliğin doğasındadır. Kendi varoluşu için çabalamaktan vazgeçen kadın, varlığını bir başkasının varlığına armağan ettiği oranda özündeki bir şeylerle de cebelleşmekte, aslında her aşka düştüğünde ruhuyla da bir savaşa tutuşmaktadır. Dişilik, başlı başına çetin bir savaşımı tam da kendi içinde barındırır zira; ana olmanın kucaklayan, koruyan, kollayan, esirgeyen tavrı, bir yumuşak uyum için sizi kemirirken, savaşçı doğanız bir başka yerden kemirir.  Siz bir yandan kendiniz için savaşırken, yanınızdaki adam da sizin için savaşsın istersiniz.  Böyle olunca da pek bir çetrefilleşir işler; her şey düzelsin diye çabalıyorum zannederken, bizzat da kendi dokunuşunuzla karmaşıklaşıverir hayat.</p>
<p>Ruhunu bir erkeğin duruşuna göre ayar etmiş kadınlar, hayatlarındaki anlamları dışarıda bir şeyler üzerinden oluşturmuşlardır çoğu kez. Bu bukalemun halleri, belki ergenlikte aşık olunan ilk adamla birlikte beliriverir kimilerinde, kimilerinin ‘ilk gerçek aşk’  tanımıyla yakasına yapışır, kazak kolundan içeriye bırakılan pisipisi otu gibi içeriye doğru sinsice ilerler. Bilen bilir, pisipisi otu geriye çekilemez, bu durumda kazağı çıkarmak soğukta donmaktan evladır bazen.</p>
<p>Hayatına ruhunu doyuracak anlamları katamamış kimseler, bu anlamları başkaları üzerinden edinmeye hazırdırlar hep. Mekanikleşen durgun yaşamdan, mesela bir erkeğin anlamlı sevişi ile kurtaracaklardır kendilerini. Tam burada durup düşündüğüm; insanın kendi anlamının kıymetini bilmeye dair çabasının ne denli azıcık olduğudur hayat boyunca. Yegâne tutunacak şey bir sevgili olduğunda, bu sefer, ondan vazgeçmemek adına kendinden vazgeçebilir belki de insan.</p>
<p>Kendi benliklerine sahip kadınlar, kendi benliklerine sahip erkekleri ararlar. Bulduklarında da benlik savaşı kaçınılmazdır, uyum bir tarafın boyun eğmesi sayılır bazen,  bu yüzden ve aslında ‘uyumsuzluk’ bir taraf bir tarafı vurup öldürmedikçe en şahane ilişki biçimidir.<br />
Savruk düşüncelerin sıkıntısı yazıyı kemirip bitmeye zorladığı tam da şu anda hakkını yediğimi zannettiğim iki şeyin gönlünü almak geçiyor aklımdan:</p>
<p>Birincisi <strong>peluze</strong>;  “Sence nedir” diye sorduğumda bir arkadaşım, “saçları bigudili, üzerinde basma bir sabahlık, sigara kokan orta yaşlı bir kadın geliyor aklıma” dedi.  Bir kadının peluzeyi çağrıştırması kesinlikle iyi bir şey olmasa gerek,  ama peluzenin de orta yaşlı kadın benzetmesine kurban gitmesi, nişastanın en güzel hallerinden birine kesinlikle hakaret olur diye düşünüyorum. Bu noktada da masaya elini vurduğunda titreyen peluzeye titrememesini söyleyen ve hem kadınlar hem peluzeler üzerinde mutlak hâkimiyet kurmuş dedeme kırgınım.</p>
<p>İkincisi, <strong>pisipisi;</strong> şahane bir ottur.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/441/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/441/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/441/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/441/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/441/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/441/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/441/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/441/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/441/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/441/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/441/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/441/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/441/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/441/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/441/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/441/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=441&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/16/peluze/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/beb0033b7fb0fa776bce11e7d0ad58a7?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ekremduzen</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/bernini01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">bernini01.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kurlar Vadisi&#8217;ndeki Zambak</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/15/kurlar-vadisi/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/15/kurlar-vadisi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Mar 2007 08:22:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Kandemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duvara Karşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/03/15/kurlar-vadisi/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Kerem Kandemir Sansüre ‘kurban’ gidişinin anısına, senaryo eskizi: BİR EFSANENİN DOĞUŞU Not: Bu öyküde yer alan tüm kişiler, mekanlar ve olaylar hayal mahsulü olup ‘gerçekle’ uzaktan yakından bir ilişkileri yoktur. Olası tüm benzerlikler, tesadüfidir. Birinci Bölüm &#160; Prodüktör Nuri’nin yatak odası… Karanlık… Hafif horlama seslerinin yarattığı dingin ortamı, polifonik bir cep telefonu melodisi bozar. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=434&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/kurlarvadisi01.jpg?w=477" alt="kurlarvadisi01.jpg" /></p>
<p align="center"><strong>Yazan:</strong> Kerem Kandemir</p>
<p align="center"><strong>Sansüre ‘kurban’ gidişinin anısına, senaryo eskizi:<br />
BİR EFSANENİN DOĞUŞU<br />
</strong></p>
<p><strong>Not: </strong>Bu öyküde yer alan tüm kişiler, mekanlar ve olaylar hayal mahsulü olup ‘gerçekle’ uzaktan yakından bir ilişkileri yoktur. Olası tüm benzerlikler, tesadüfidir.<span id="more-434"></span>
</p>
<p style="text-align:center;"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/divider03.gif?w=477" alt="divider01.gif" /></p>
<p style="text-align:center;"><strong>Birinci Bölüm </strong></p>
<p style="text-align:center;">&nbsp;</p>
<p>Prodüktör Nuri’nin yatak odası… Karanlık… Hafif horlama seslerinin yarattığı dingin ortamı, polifonik bir cep telefonu melodisi bozar.</p>
<p>“Aloww?”</p>
<p>“Abi kusura bakma; uyandırdım mı?”</p>
<p>“……….. “ [Nuri’nin alet (beyni) henüz açılışı tamamlayamamış durumda.]</p>
<p>“Abi benim; Celal. İstersen yarın arayım abi?</p>
<p>Yanda hala uyumakta olan karısını uyandırmamaya çalışaraktan:<br />
“Ulan şerefsiz; bu saatte aranır mı insan!”</p>
<p>“Abi, hakkaten kusura bakma, abi. Bi fikir geldi de aklıma; heyecanlandım. Hemen arayıp senle paylaşmak istedim abi. Saatin geç olduğunu unutmuşum.”</p>
<p>Burnundan soluyarak: “Ne fikriymiş o?”</p>
<p>“Senaryo fikri abi. Dizi senaryosu…”</p>
<p>“Haa? Senaryo mu?” Prodüktör damarı kabarıverir hemen Nuri’nin. O sihirli sözcük, uykusunu dağıtıverir birden.</p>
<p>“Dur, mutfağa geçiym; hanım uyanmasın. Ulan sıçtın uykumun içine be Celal. Bi kahve yapiym bari.”</p>
<p>Celal, Nöri’nin zokayı yuttuğunu anlayıp sevindirik olur. “Abi evden ariyim istersen. Cepten fazla yazmasın diye, hani? ”</p>
<p>“Tamam kapat. Ben arıyorum şimdi seni.”</p>
<p>…………….</p>
<p>Nes gibi kayfenin kokusu, Nöri’nin uykusunu iyice dağıtmıştır artık. Severken yavrusunu öldüren ayı misali, bir tutam sempati cümlesiyle, senarist arkadaşının göynünü almak ister:</p>
<p>“Lan ancıh, sabaa kadar bekleyemedin mi, it! Neymiş şu senaryo; anlat bakiim şimdi.”</p>
<p>“Abi bi haftadır evden çıkmıyodum. Yemeden, içmeden, sürekli, şöyle ortalığı yıkacak bi senaryo konusu bulmak için düşünüp duruyodum. İnan, biraz daha zorlasaydım kafayı sıyıracaktım abi. Neyse ki, bombayı patlattım sonunda.”</p>
<p>“Lan, tıraşı kes de sadede gel. Ne buldun?”</p>
<p>Celal, piyasanın piçlerindendir. Zokayı yutmuş balığı birden bire çekmemek gerektiğini çok iyi bilir:</p>
<p>“Abi, şöyle söyliim: Bundan böyle, Deli Yürek bitmiştir, abi. Bilmem, anlatabiliyo muyum? Bundan böyle, Deli Yürek’in adı yok abi. Varsa yoksa, bizim yeni mal…”</p>
<p>“Hırbo, ‘bizim mal’ ne? Adamı delirtme de söyle!”</p>
<p>“Abi, bizim malın adını sen koy; ben ona karışmam. O şerefi sana bırakıyorum yani.”</p>
<p>“Olum, adını sormuyorum. Konusunu anlat artık şunun.”</p>
<p>“Tamam abi; kızma; anlatıyorum hemen:  Bi kere, önden şunu söyliim, bizim mal da mafya malı olacak.”</p>
<p>“Ulan denyo; mafyadan başka şey çekilmiyo ki zaten memlekette. Sitkomundan dramasına, herkes, her türlü mafya dizisi çekiyo. Tamamen boku çıkmış durumda olayın. Ben de sandım ki, harbiden yeni bi şey buldun. Yuh yani.”</p>
<p>“Abi ayıp ediyosun ama. İnsan bi dinler önce. Belki bi milyondan fazla aşk filmi çekilmiştir bugüne kadar. Ne yani, çok çekildi diye artık kimse çekmesin mi aşk filmi? Brezilya dizisi olayı mesela… Al, en az üç milyon bölüm çekilmiştir abartısız. Üstüne otuz milyon bölüm daha da çekilse, kaldıracak bi piyasa var abi. Tamamen, arz-talep meselesi bu. Bizim memlekette, mafya olayı da o tatta işte. Nasreddin Hoca’nın saz çalması gibi. Millet bulmuş doğru notayı, hep onu çalıyo. Ne var bunda? Biz de aynı notayı çalıcaz işte abi. Yeni arayışa girmenin ne alemi var? Bütün hikaye, notayı nasıl çaldığımızda. Nüanslar belirliyo artık abicim, tutan projeyle batan projenin farkını.”</p>
<p>“Eee, senin bulduğun fikir ne o zaman? Neymiş o, bizim çekeceğimiz malın tutmasını sağlayacak nüanslar?”</p>
<p>“Hah, işte bunu sor bana babacım. Şimdi oldu bak.” Celal, koymuş tavaya Nöri’yi, leblebi gibi kavuruyor. Her tarafı eşit pişsin, yanmasın diye de, maşayla ittirip kaktırarak dans ettiriyor elemana:</p>
<p>“Şöyle izah edeyim abicim:<br />
Mafya olayı tamam: Ülkücü damarla bant atmaca, ayrılıkçı terör meselelerini kaşımaca falan da tamam da, asıl bombayı, komplo tadına girerek patlatıcaz.”</p>
<p>“Nasıl yani?”</p>
<p>“Gran komplo, hem de… Abicim baksana etrafına. Sadece bizim memleket de diil. Bütün dünya, komplo guguşatlarıylan yıkılıyor yaw. Yok Da Vinci şifresiymiş, yok sabetaylıkmış, masonlar, tapınak şövalyeleri, misyonerler… Almış başını gidiyo bunlar abicim; görmüyo musun?”</p>
<p>Nöricik, hak vermek durumunda kalır: “Doğru söylüyosun. İyi de nasıl bağlıycan mevzuya pekii?”</p>
<p>“Abicim, orası benim işim, uzmanlık alanım zaten. Diycez ki, meğerim, memlekette olan biten tüm dolapların arkasında, uluslar arası, gizli bi örgüt varmış. Uyuşturucu, silah, kadın ticareti, tefecilik, teröristlerlen işbirliği, suikast, gizli örgütlere maşalık yapmaca falan… Aklına ne gelirse, her türlü numara var bunlarda. Hem, şöyle düşün: Görseli de şahane olacak bu malın abi. Bu gizli örgütün törenleri, kostümler, şudur budur… Seyredince, millet, mamı dötü daatıcak walla, abi.”</p>
<p>Nöri, kafasında diziyi canlandırmaya başlamıştı bile. Kastı da kalın tutmalıydılar. Tiyatrodan falan, sağlam yüzleri kullanabilirlerdi.</p>
<p>“Peki, kahramanı kim olacak dizinin?”</p>
<p>“Abi, lokal mafya, uluslar arası mafyaya karşı gibi konumlandır kafanda. Bizim yerel mal, protagonist. Beynelmilel örgüte karşı mücadele veriyolar. Bir nevii, memleketi kurtarıyolar gibi yapıcaz.”</p>
<p>“Nasıl yani? Mafyaya memleketi mi kurtartıcaz?”</p>
<p>“Evet Abi; aynen öyle. Bizimkiler milliyetçi tipler zaten. Başka türlü olmaz. Milleti avlamak için, bunları kurtarıcı olarak konumlandıracaz.”</p>
<p>Nöri’nin, bir parça kafası karışır, bu noktada: “Yaw, iyi söylüyosun, hoş söylüyosun da, biraz ters olmaz mı, Allah’ın mafyasını memleketi kurtaran adamlarmış gibi göstermek?”</p>
<p>Bu kez, şaşırma sırası Celal’dedir: “Nası yani Abi? Neye ters olacak; kime ters olacak? Millet bayılacak diyorum sana. Zaten ezik, sinik, güce tapar, katiline, işkencecisine aşık olan yaratıklar haline gelmiş millet. Bunları kötü adamlarmış gibi gösterirsek, yatar proje Abi. Kiminlen özdeşleşecekler o zaman? İşin içine, polisi, emniyeti falan da katıp, olayı hırsız-polis formatına mı çevirelim yani Abi? Ohooo, at gitsin o zaman senaryoyu, daha iyi.”</p>
<p>Nöri’nin kafa bulanıklığı henüz geçmemiş olsa da, Celal’in hevesini kırma riskini almak istemez:</p>
<p>“Dur oğlum; celallenme hemen. Muhahahahahhaaaaaa! Şeye takıldım ben sadece: Şindi, diyosun ki, mafya, mafyaya karşı şeklinde olacak formatımız. Yerel, yabancıya karşı. İkisi de kötü olsa anlıycam; tamam da, diyosun ki, özdeşleşme hikayesinden ötürü, bi tarafı iyi yapmamız gerekiyo. İki tarafı da bir den kötü yaparsak, bu sefer de, başka bi iyi yaratmamız gerekecek; polisi falan işin içine katınca da, olay espirisini mi yitirir diyosun?”</p>
<p>“Aynen öyle Abicim. İyi polis, kötü mafya falan… Geçti o devirler Abicim. Zaten, bizim bu elemanlar, MİT’len falan da temasta olacaklar. Onlara maşalık falan da yapacaklar. Nefs-i müdafaa tadı olacak: Bütün gavur birleşmiş, üstümüze geliyor. Eh, bizimkilerin de eli armut devşirmeyecek heralde.”</p>
<p>Nöri, ikna olamamıştır bir türlü: “Ya, iyi söylüyosun; hoş söylüyosun da, bunu yaptırırlar mı bize, ondan emin diilim işte.”</p>
<p>“Kim, kime neyi yaptırmıyomuş Abi?”</p>
<p>“Yani, tamam; seyirci yer bunu, güzel mal. Salçasını da bol tuttuk mu, patlatabiliriz hakkaten. Lakin, endişem, siyasi açıdan falan yani… Mafyaylan bizim istihbaratı bağlıyosun; katil adamları vatan kurtaran iyi kahramanlar gibi gösteriyosun. Halk dadından yiyemez bunları, tamam da, asker falan ne der bu işe olum?”</p>
<p>“Abiciiiim; sen elini şimdiden böyle korkak alıştırıcaksan, hiç başlamayalım bu işe. Bak, elli tane gözü &#8216;senaryo&#8217; diye dönmüş çakal prodükter varken, ben Abi’mi arıyorum bu proce için. Niye? Çünkü Nuri Abi’m böyle iddalı bi malın altına elini koyabilecek kadar cesurdur, diye. Aşk olsun. Askerin falan ne alakası var mevzuylan?”</p>
<p>“Olum, çocuk olma. Askerin alakası olmayan mevzu mu var memlekette? Hadi askeri bırak, hükümet ne der? Onu da geçtim; yaw, kanal yöneticileri falan… Bunlar tırsak adamlardır. Şimdi AB ayaklarında falan hepsi. Bizimki gibi bi maldan tırsarlar gibime geliyo.”</p>
<p>Celal’in sabrı taşmaya başlamaktadır artık: “Yapma, etme be abicim. Hepsi, 3 puan reyting arttırmak için 30 takla atmaya hazır bunların; sen benden daha iyi biliyosun. Böyle manyak bi proceyi koy önlerine, timsah gibi saldırmazlarsa, açık bütçe prodüksiyon yaptırtmazlarsa şerefsizim. Zaten, pilotu çektik mi, iş tamamdır. Daha ilk bölümde yıkarız milleti yere Abi. Sana şöyle söyliim: Reytingi tavana vurdurduk mu, kimse duramaz önümüzde. Halkın sevdiği malı çektirtmemeyi, ne kanalların, ne RTÜK’ün, ne de siyasilerin maçası yer.”</p>
<p>Nöri, Celal’in sağlam tahlili karşısında, biat etmek durumunda kalır: “Aslında, doğru söylüyosun. Mal dediin kadar reyting yaparsa daha pilotta, önümüz açılır gibi görünüyo. Yine de, yasal açıdan da bi soralım derim ben, başalamdan önce.”</p>
<p>“Ne yasal açısı Abi?”</p>
<p>“Yani, hukuken bi mani falan olmasın; sakata gelmeyelim sonradan. Elemanın biri, bi yasa maddesi bulur; dava açar falan…”</p>
<p>“Abiciiim; Allah aşkına, deli etme beni. Ne yasası; ne davası? Keşke uğraşsa birileri bizlen, dediğin gibi. Şöhretimize şöhret katar. Hem, hangi memlekette yaşıyosun allasen? Hukuk mu var da başımız ağrısın? Memet Ali’nin yılbaşında mongol çocukları televizyona çıkartıp, soytarı gibi milleti eğlendirmekte kullandıı bi memlekette yaşıyoruz Abiciiim. Ne hukuundan bahsediyon sen?”</p>
<p>“Orası öyle aslında.”</p>
<p>“Hayır, harbiden şaşırıyorum, sen bunları söyliyince. Yani, utanmasan, Allah bilir, iki dakka sonra da, etik açıdan da araştırsaydık falan diyecen, nerdeyse. Muhahahahahaaaaa.”</p>
<p>“Muhahahahahaaaa… Yok lan, o kadar da hıyar diiliz artık. Tamam Celalcim. Bu iş olur, diyelim. Gece gece uykumdan ettin ama değdi wallahi. Kast, mast var mı peki aklında?”</p>
<p>“Abim, saol; hayırlı olsun vatana, millete, cümlemize. Muhahahahhaaaa… Kast diyosun&#8230; Walla, henüz isim olayına odaklanmadım. Daha ziyade, karakterler üzerinde çalışıyorum, şu aşamada. Dediin gibi, her taraf mafya dizisi olduu için, karakterlerlen de sıyırmalıyız kendimizi. Aksi takdirde, kaynar gideriz.”</p>
<p>“Çıktı mı bi şeyler bari, şindiden?”</p>
<p>“Bi kere, bizim elemanlar, psikopatlıkta falan, tamamen kopmuş olmaları lazım. Yani, şöyle replikler falan geliyo aklıma: [Biz racon değil, kelle keseriz.] Muhahahahahaaaaa… Anlatabiliyo muyum Abi? Dizide her cümle, bi vecize, bi motto olacak. Bak gör, bütün çoluk çocuk, bizim dizideki kahramanlar gibi konuşmaya başlayacak.”</p>
<p>“Muhahahahaaaa… Walla, aazından bal akıyo Celal bu gece. Daha daha anlat hele.”</p>
<p>“Abim; arkası yarın diyelim; helecanlı yerinde bırakalım. Muhahahahahahaaa…”</p>
<p>“Muhahahahaaaa…”</p>
<p>“Şaka bi yana. Daha ne numaralar geldi aklıma Abi. Anlatsam kafayı yersin. Mesela, aşk-meşk olayları… Ba ba ba ba ba… Bu bizim Ali kıran baş kesenin bi manitası da olacak ya hani, paralelde akan öyküde… Onu mesela avukat yapacaz. Kız bizim bu elemana aşık olacak. Herif, “Biz hepimiz katiliz, caniyiz; bırak peşimi; düş yakamdan.” diycek; karı daha fena hasta olacak buna, mesela. Bunlar hapse girmesin diye, girdikten sorna da çıkartmak için falan, uğraşıp durucak. Celladına aşık olma tripleri falan işte abi. Bilinçaltında, hukuun ırzına geçme durumları… Neyse, daha fazla tutmayım sen Abi.  Şimdi kapatalım istersen, yarın detaya gireriz nası olsa bolca.”</p>
<p>“Okey canım. Dediin gibi olsun. Gerçi verdin bana gazı; gözümü artık zor uyku tutar benim şinci. Sabaa kadar yatakta dön, dur işin yoksa: Kast kim olucak; Kime çektiricez; kanallarlan görüşmeler falan… Muhahahahaa…”</p>
<p>“Muhahaha… Walla, o vakit, sana kolay gelsin Abicim. Bana müsdase. Bi sigara daha içip yatar benim elim. Haa, bu arada, aman ha, yanlışlıklan, sağda solda aazından kaçırma mevzuyu; çalıverir şerefsizler, kaşla göz arasında. Zaten sinopsis falan da yazmadım daha; üstüne yatıverirler milyon dolarlık malın.”</p>
<p>“Haydaaa… Sende bizi iyce keriz yaptın olum. Muhahahahaaa… Merak etme; bu, kolay proje diil. Herkes kalkamaz bunun altından. Hem yürek, hem para, hem güç, ilişkiler falan istiyo. Evel Allah, garadedenden başkası kotaramaz bunu. Muhahahaha… Hadi sana iyi uykular o vakit. Yarın kalkınca ararsın; buluşuruz.”</p>
<p>“Eywallah; sağolasın abicim. Yarın, Türkiye başka bir dünyaya uyanacak resmen. Muhahahahaaaaaa… Okey, arıycam ben seni kalkınca. Hadı çüs.”</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/434/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/434/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/434/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/434/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/434/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/434/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/434/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/434/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/434/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/434/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/434/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/434/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/434/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/434/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/434/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/434/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=434&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/15/kurlar-vadisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/150d03a27d9da62e8553c5a250d90716?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">aftandis</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/kurlarvadisi01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">kurlarvadisi01.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/divider03.gif" medium="image">
			<media:title type="html">divider01.gif</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Yeraltından Notlar: Dilenci</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/10/dilenci/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/10/dilenci/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Mar 2007 18:37:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nezih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anlatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/03/12/dilenci/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Selim Mansur Köprü üzerinde vakit geçirmek öyle hoşuma gitmişti ki bir türlü oradan ayrılamıyordum. Sert rüzgâr ve yüzüme çarpan kar taneleri bile keyfimi kaçıramamıştı. Nehrin üzerindeki tekneler, sivri külahlarıyla onlarca kulenin süslediği şehir manzarası, hediyelik eşya satıcılarının rengârenk tezgâhları ve bir sokak laternacısının neşeli müziği ortalığı panayır yerine çevirmiş, bana da neşeli bir ruh [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=389&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img align="left" src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/yeralti01.jpg?w=477" alt="yeralti01.jpg" /><strong>Yazan:</strong> Selim Mansur</p>
<p>Köprü üzerinde vakit geçirmek öyle hoşuma gitmişti ki bir türlü oradan ayrılamıyordum. Sert rüzgâr ve yüzüme çarpan kar taneleri bile keyfimi kaçıramamıştı. Nehrin üzerindeki tekneler, sivri külahlarıyla onlarca kulenin süslediği şehir manzarası, hediyelik eşya satıcılarının rengârenk tezgâhları ve bir sokak laternacısının neşeli müziği ortalığı panayır yerine çevirmiş, bana da neşeli bir ruh hali vermişti. <span id="more-389"></span>Soğuk rüzgâra rağmen yüzümdeki gülümsemeyle birlikte ben de sonunda kalabalık turist topluluğunun akıntısıyla köprüden ayrılıp Eski Şehir Meydanı’na doğru giden dar caddelerden birisine yöneldim. Ortaçağdan kalma binalar ve parke taşlarla döşenmiş sokaklar kalabalık bir alışveriş merkezi kadar canlıydı. Cadde boyunca uzanan hediyelik eşya satan dükkânlar, lokantalar, kahveler ve barlar dolup taşıyordu.</p>
<p>Kalabalık ortasında tam bir turist avareliğiyle yürürken bir anda gördüğüm şey karşısında donup kaldığımı hatırlıyorum. Yüzümdeki gülümseme bir anda uçup gitmiş, omuzlarım düşmüştü. Bir kaç metre önümde, kaldırım üzerinde, kir pas içinde bir adam, secde eder şekilde dizlerinin üzerinde yerde durmaktaydı. Kollarını yere uzunlamasına dayamış, başını kollarının arasına gömmüştü. Adamın yüzünü görmek mümkün olmadığı için ne yaşını ne de neye benzediğini anlamak mümkün değildi; yalnızca omuzlarının üzerine dökülen uzun kır saçları bir fikir verebilirdi. Adam tam secde eder pozisyondaydı ama elleri aşağıya değil yukarıya doğru dönük, avuçları açıktı; sadaka bekliyordu.</p>
<p>Daha önce binlerce dilenci görmüştüm ama bu dilenci benim olduğum yere çakılmama neden olmuştu. Bu adam dizleri ve dirsekleri üzerinde, soğuk kaldırım taşlarına dayanmış, kendine sadaka verecek insanların önünde secde etmekteydi. Böylece adamın beni neden etkilediğinin çözümlemesini yaptıktan sonra biraz rahatlamış ve hareket etme cesaretini bulmuştum.</p>
<p>Bir dilenciye sadaka vermek hemen hiç yapmadığım bir şey olmasına rağmen adamın önünden geçerken elimi cebime atıp en büyük bozuk parayı buldum ve adamın tam avuçlarının içine bırakabilmek için eğildim. Parayı bırakıp doğrulmaya başlamıştım ki elim bir anda adamın başına doğru yöneldi, içimde sanki bir ses bana şöyle seslenmişti: “para vermekle kurtulabilir misin?” Bunun hemen ardından bir başka ses birinci sese itiraz etti: “Kendini ne sanıyorsun, kim oluyorsun da insanlara şefkat dağıtma cüretini gösteriyorsun?” Elim bir anlık duraklamadan sonra yukarıya kalktı, doğruldum ve hızla uzaklaşmaya başladım. Arkama bakmak bile istemiyordum.</p>
<p>Oysa bir süre sonra bu şehirdeki dilenci takımının hemen hepsinin meslek icabı secde etmekte olduklarını farketmekte gecikmedim. Hatta bir tanesinin dizlerinin altına yumuşak bir yastık koymuş olduğuna da şahit oldum, adam resmen müşterilerini aldatıyordu.</p>
<p>Çok geçmeden yaşadığım bu deneyimin ucuz ruhbilimsel çözümlemelerini de yaptım: Karakterimin narsist yönü bir anda şefkat kisvesi altında ortaya çıkmıştı. İnsan kendisini ancak büyük ve erdemli görebilirse başkasına şefkat gösterebilir. Ama kendisine “sen kim oluyorsun ki şefkat dağıtma cüretini gösteriyorsun?” diye soran birisinin kendini beğenmişlik sınırlarını bulabilmek mümkün bile olmayabilir.</p>
<p>Bu deneyimin ruhbilimsel çözümlemesi ne olursa olsun asıl etkileyici olan kısmı şiirsel boyutudur. Bunu yazıyor olmamın nedeni, karakterimin gizli kalmış yönünü bulmuş olmanın ilginçliği değil, onu bulmama neden olan deneyimin bende bırakmış olduğu hazdır sanıyorum.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/389/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/389/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/389/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/389/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/389/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/389/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/389/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/389/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/389/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/389/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/389/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/389/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/389/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/389/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/389/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/389/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=389&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/10/dilenci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6ad3e035ff71fb5bd2b535d641099732?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Nezih</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/yeralti01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">yeralti01.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Eyvah Eureka!</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/10/eyvah-eureka/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/10/eyvah-eureka/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Mar 2007 14:53:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmed-i Mursi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yersen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/03/07/eyvah-eureka/</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Yazan: Ahmed-i Mursi Birileri (ya da birisi), sayılar evrenine, kendilerinin (ya da kendisinin) varlığına delil sayılabilecek ipuçları serpiştirmiş. Sizlerin görevi de, -eğer kabul ederseniz &#8211; bunları bulmak. İşte ilk örnek: 1*1=1 11*11=121 111*111=12,321 1111*1111=1,234,321 11111*11111=123,454,321 111111*111111=12,345,654,321 1111111*1111111=1,234,567,654,321 11111111*11111111=123,456,787,654,321 111111111*111111111=12,345,678,987,654,321 Hadi diyelim ki, bu tesadüf. Ya bu? 1*8+1=9 12*8+2=98 123*8+3=987 1,234*8+4=9,876 12,345*8+5=98,765 123,456*8+6=987,654 1,234,567*8+7=9,876,543 12,345,678*8+8=98,765,432 [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=366&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote></blockquote>
<blockquote></blockquote>
<blockquote></blockquote>
<blockquote></blockquote>
<p align="right">&nbsp;</p>
<blockquote><p><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/god-created-integers-by-stephen-hawking-10887180.jpg" title="god-created-integers-by-stephen-hawking-10887180.jpg"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/hawking.jpg?w=477" alt="hawking.jpg" align="right" /></a></p></blockquote>
<p><strong>Yazan:</strong> Ahmed-i Mursi</p>
<p>Birileri (ya da birisi), sayılar evrenine, kendilerinin  (ya da kendisinin) varlığına delil sayılabilecek ipuçları serpiştirmiş. Sizlerin görevi de, -eğer kabul ederseniz &#8211; bunları bulmak.</p>
<p>İşte ilk örnek:<br />
1*1=1<br />
11*11=121<br />
111*111=12,321<br />
1111*1111=1,234,321<br />
11111*11111=123,454,321<br />
111111*111111=12,345,654,321<br />
1111111*1111111=1,234,567,654,321<br />
11111111*11111111=123,456,787,654,321<br />
111111111*111111111=12,345,678,987,654,321</p>
<p><span>Hadi diyelim ki, bu tesadüf. Ya bu?</span><span id="more-366"></span></p>
<p>1*8+1=9<br />
12*8+2=98<br />
123*8+3=987<br />
1,234*8+4=9,876<br />
12,345*8+5=98,765<br />
123,456*8+6=987,654<br />
1,234,567*8+7=9,876,543<br />
12,345,678*8+8=98,765,432<br />
123,456,789*8+9=987,654,321</p>
<p>Ya aşağıda kayarak kendini tekrar eden sayı dizisi sizi hiç mi şaşırtmaz?</p>
<p>142,857*2=285,714<br />
142,857*3=428,571<br />
142,857*4=571,428<br />
142,857*5=714,285<br />
142,857*6=857,142</p>
<p>vee&#8230;142,857*7=999,999</p>
<p>son olarak&#8230;.142,857*8=1,142,856</p>
<p>Yanılıyor muyum ? Yanılmıyorsam bugünden tezi yok ibadet gerekir&#8230;</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/366/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/366/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/366/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/366/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/366/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/366/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/366/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/366/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/366/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/366/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/366/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/366/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/366/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/366/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/366/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/366/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=366&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/10/eyvah-eureka/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b85dd3e1204a0904806a7d4ded922aeb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Ahmed-i Mursi</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/hawking.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">hawking.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Nülerim -II-</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/10/resimler2/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/10/resimler2/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Mar 2007 05:19:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Kandemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Resim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/03/15/resimler2/</guid>
		<description><![CDATA[Resimler: Kerem Kandemir &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160;<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=396&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left"><strong>Resimler:</strong> Kerem Kandemir</p>
<p align="center"><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/blackback-full-01.jpg" target="_blank"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/blackback-tn-01.jpg?w=477" alt="blackback-tn-01.jpg" /></a><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/blackback-detail-01.jpg" target="_blank"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/blackback-tn-dt-01.jpg?w=477" alt="blackback-tn-dt-01.jpg" /></a></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/blue-full-01.jpg" target="_blank"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/blue-tn-01.jpg?w=477" alt="blue-tn-01.jpg" /></a><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/blue-dt-01.jpg" target="_blank"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/blue-tn-dt-01.jpg?w=477" alt="blue-tn-dt-01.jpg" /></a></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/greeneyes-full-01.jpg" target="_blank"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/greeneyes-tn-01.jpg?w=477" alt="greeneyes-tn-01.jpg" /></a><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/greeneyes-dt-01.jpg" target="_blank"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/greeneyes-tn-dt-01.jpg?w=477" alt="greeneyes-tn-dt-01.jpg" /></a></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/leather-full-01.jpg" target="_blank"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/leathetn-tn-01.jpg?w=477" alt="leathetn-tn-01.jpg" /></a><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/leather-dt-01.jpg" target="_blank"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/leathetn-dt-01.jpg?w=477" alt="leathetn-dt-01.jpg" /></a></p>
<p style="text-align:center;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/lolita-full-01.jpg" target="_blank"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/lolita-tn-01.jpg?w=477" alt="lolita-tn-01.jpg" /></a><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/lolita-dt-01.jpg" target="_blank"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/lolita-tn-dt-01.jpg?w=477" alt="lolita-tn-dt-01.jpg" /></a></p>
<p style="text-align:center;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:center;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:left;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:center;">&nbsp;</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/396/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/396/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/396/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/396/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/396/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/396/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/396/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/396/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/396/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/396/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/396/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/396/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/396/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/396/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/396/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/396/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=396&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/10/resimler2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/150d03a27d9da62e8553c5a250d90716?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">aftandis</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/blackback-tn-01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">blackback-tn-01.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/blackback-tn-dt-01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">blackback-tn-dt-01.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/blue-tn-01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">blue-tn-01.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/blue-tn-dt-01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">blue-tn-dt-01.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/greeneyes-tn-01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">greeneyes-tn-01.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/greeneyes-tn-dt-01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">greeneyes-tn-dt-01.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/leathetn-tn-01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">leathetn-tn-01.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/leathetn-dt-01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">leathetn-dt-01.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/lolita-tn-01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">lolita-tn-01.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/lolita-tn-dt-01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">lolita-tn-dt-01.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Benim İstanbul&#8217;um -II-</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/10/fotograflar02/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/10/fotograflar02/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Mar 2007 05:19:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Kandemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotograf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/03/15/fotograflar02/</guid>
		<description><![CDATA[Fotoğraflar: Kerem Kandemir &#160;<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=415&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong>Fotoğraflar:</strong> Kerem Kandemir</p>
<p style="text-align:center;">  <a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/camiduvari1.jpg" target="_blank"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/camiduvari.jpg?w=477" alt="camiduvari.jpg" /></a> <a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/camiduvari1.jpg" target="_blank"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/eskici.jpg?w=477" alt="eskici.jpg" /></a></p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/niyetci.jpg" target="_blank"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/niyetci-tn.jpg?w=477" alt="niyetci-tn.jpg" /></a> <a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/yemci.jpg" target="_blank"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/yemci-tn.jpg?w=477" alt="yemci-tn.jpg" /></a></p>
<p align="center"><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/teyze1.jpg" target="_blank"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/teyze.jpg?w=477" alt="teyze.jpg" /></a> <a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/kopeciks1.jpg" target="_blank"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/kopeciks.jpg?w=477" alt="kopeciks.jpg" /></a></p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/kapi-kedisi1.jpg" target="_blank"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/kapi-kedisi.jpg?w=477" alt="kapi-kedisi.jpg" /></a> <a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/pisaraba1.jpg" target="_blank"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/pisaraba.jpg?w=477" alt="pisaraba.jpg" /></a></p>
<p align="center"><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/iskele.jpg" title="iskele.jpg"></a></p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/iskele1.jpg" target="_blank"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/iskele.jpg?w=477" alt="iskele.jpg" /></a></p>
<p align="center"><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/iskele.jpg" title="iskele.jpg"></a></p>
<p align="center"><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/iskele.jpg" title="iskele.jpg"></a></p>
<p align="center"><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/iskele.jpg" title="iskele.jpg"></a></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/415/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/415/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/415/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/415/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/415/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/415/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/415/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/415/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/415/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/415/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/415/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/415/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/415/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/415/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/415/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/415/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=415&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/10/fotograflar02/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/150d03a27d9da62e8553c5a250d90716?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">aftandis</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/camiduvari.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">camiduvari.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/eskici.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">eskici.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/niyetci-tn.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">niyetci-tn.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/yemci-tn.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">yemci-tn.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/teyze.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">teyze.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/kopeciks.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">kopeciks.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/kapi-kedisi.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">kapi-kedisi.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/pisaraba.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">pisaraba.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/iskele.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">iskele.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Algıda Seçicilik</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/09/algida-secicilik/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/09/algida-secicilik/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Mar 2007 21:18:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmed-i Mursi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotograf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/03/09/algida-secicilik/</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Fotograflar: Ahmed-i Mursi &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160;<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=370&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center">&nbsp;</p>
<blockquote><p><strong>Fotograflar: </strong>Ahmed-i Mursi</p></blockquote>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/31.jpg" title="31.jpg"></a></p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/flower01.jpg" target="_blank" title="31.jpg"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/flower01-tn.jpg?w=477" alt="flower01-tn.jpg" /></a></p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/flower02.jpg" target="_blank"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/flower02-tn.jpg?w=477" alt="flower02-tn.jpg" /></a></p>
<p style="text-align:center;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:center;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:center;">&nbsp;</p>
<p><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/31.jpg" title="31.jpg"> </a></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<blockquote></blockquote>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/370/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/370/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/370/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/370/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/370/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/370/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/370/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/370/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/370/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/370/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/370/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/370/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/370/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/370/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/370/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/370/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=370&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/09/algida-secicilik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b85dd3e1204a0904806a7d4ded922aeb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Ahmed-i Mursi</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/flower01-tn.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">flower01-tn.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/flower02-tn.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">flower02-tn.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Annemin Çiğböreği</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/09/cigborek/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/09/cigborek/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Mar 2007 19:52:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tevfik Ayhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarifler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/03/12/cigborek/</guid>
		<description><![CDATA[                                                        Yazan: Tevfik  Ayhan 25 adetlik çiğbörek tarifi. Hamur malzemesi Yarım kg un 1 yumurta sarısı 1 bardak yoğurt 1 çay kaşığı tuz 3 çorba kaşığı sıvı yağ İç malzemesi Yarım kg orta yağlı dana kıyma Yarım demet maydanoz (ince doğranmış) 1 [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=390&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/borek01.jpg?w=477" alt="borek01.jpg" /></p>
<p align="left">                                                        Yazan: <a href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/01/tevfik-ayhan-kulliyati/">Tevfik  Ayhan</a></p>
<p align="left">25 adetlik çiğbörek tarifi.</p>
<p><strong>Hamur malzemesi</strong></p>
<ul>
<li>Yarım kg un</li>
<li>1 yumurta sarısı</li>
<li>1 bardak yoğurt</li>
<li>1 çay kaşığı tuz</li>
<li>3 çorba kaşığı sıvı yağ<span id="more-390"></span></li>
</ul>
<p><strong>İç malzemesi</strong></p>
<ul>
<li>Yarım kg orta yağlı dana kıyma</li>
<li>Yarım demet maydanoz (ince doğranmış)</li>
<li>1 baş soğan (rende)</li>
<li>2 sivri biber (ince kıyılmış)</li>
<li>1 domates (rende)</li>
<li>Karabiber</li>
<li>Tuz</li>
</ul>
<p><strong>Yapılışı</strong></p>
<ol>
<li>Unun ortasını cukurlaştır</li>
<li>Diğer hamur malzemesini koy</li>
<li>Biraz ılık su ve unla hamurun kıvamını ayarla (kulak memesi kıvamında olacak)</li>
<li>Hamuru yoğur</li>
<li>Hamurun üzerine nemli bez ört ve yarım saat bekle</li>
<li>Bu arada iç malzemeyi hazırla (bütün malzemeyi karıştır)</li>
<li>10 tane ceviz büyüklüğünde hamur böl</li>
<li>Her bir topu:
<ul>
<li>15cm çapli şekilde aç</li>
<li>Içinin yarısına bir çorba kaşığı malzemeyi yay</li>
<li>Diğer yarısını üstüne kapat</li>
<li>Hamur ruleti veya keskin bir tencere kapağı ile hamurun çevresini kes (bu iki yarıyı birbirine yapıştırır).</li>
</ul>
</li>
<li>Un serilmiş bir yerde yapılmış börekleri biriktir. 25-30 tane biriktikçe kizart.</li>
<li>Etap 7&#8242;ye geri dön ve kalan hamuru böylece bitir</li>
</ol>
<p><strong>Pişirilişi</strong></p>
<ul>
<li>Yağı kızdır</li>
<li>Kızgın yağda börekleri kizart</li>
<li>Kapaklı ve derin bir tencereye koy</li>
</ul>
<p><strong>Yenilişi</strong></p>
<p>Yanında çay veya ayran olduğu halde, sağ elinle böreği tut ve ağzına götür. Çok sıcakken yeme, biraz bekle.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/390/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/390/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/390/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/390/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/390/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/390/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/390/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/390/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/390/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/390/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/390/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/390/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/390/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/390/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/390/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/390/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=390&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/09/cigborek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/782c1bea784d955cb65f4fe1c4465011?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">trinculo69</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/borek01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">borek01.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Anne! Ben Kimim?</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/07/kimlik/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/07/kimlik/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Mar 2007 00:12:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ozgurerbas</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mahrem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/03/07/kimlik/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Özgür Erbaş Anne! Ben Kimim? Öncelikle, bu sorunun muhatabının hala annem olması, benim anamın kızı olduğumu gösterir. Bunu geçersek, ülkede, kuşaklar siyasi olarak aktif oldukları yıllar ya da doğum yıllarıyla anıldığı için, annem ve babam 68’li ben de 77’liyim. Ayrıca ikisi de öğretmen, yani ben de öğretmen çocuğuyum (bunun sınıfsal açıklamaları mevzuumuz dışında kalıyor). [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=365&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/kimlik.jpg?w=477" alt="kimlik.jpg" /></p>
<p align="center"><strong>Yazan:</strong> Özgür Erbaş</p>
<p>Anne! Ben Kimim?</p>
<p>Öncelikle, bu sorunun muhatabının hala annem olması, benim anamın kızı olduğumu gösterir. Bunu geçersek, ülkede, kuşaklar siyasi olarak aktif oldukları yıllar ya da doğum yıllarıyla anıldığı için, annem ve babam 68’li ben de 77’liyim. Ayrıca ikisi de öğretmen, yani ben de öğretmen çocuğuyum (bunun sınıfsal açıklamaları mevzuumuz dışında kalıyor).<span id="more-365"></span><br />
Hemşerilik bağları önemli bir belirleyici olduğundan kendime bir yer bulmalıyım: doğum yerim Çorum, yani Çorumluyum. Soy, baba üzerinden yürüdüğü için, nüfusa kayıtlı olduğum yer de önemli. Babamgiller Eskişehirli olduğu için, Eskişehirliyim. Hatta Eskişehir’in eskiden Mihalıçık olan ilçesinin bir bölümü Akgüney olduğundan, Mihalıçıklı mıyız Akgüneyli miyiz belli değil, bu husus da doktrinde tartışmalı.</p>
<p>İlk birkaç temel adımı attık sanıyorum, ama durun! Güncel kimliklerimi henüz belirlemedik. Bir kadınım, bu kritik önemde: kadın doğulmaz, kadın olunur, dendiği günden bu yana, bu da üzerinde düşünüp karar verilmesi gereken kimlik parçalarından biri. Peki tespit neye yaradı dersek, bunun ayrıca ve can sıkıcı uzunlukta yazılması gerektiği açık. Seçimi siz yapın!</p>
<p>İlk paragrafa dönmek şart, çünkü burada alt dallar başlıyor. Öncelikle Çorum kanadından başlayalım, ne de olsa leydiiiz först. Anneannemgiller, sanırım Hititlerden bu yana oralarda olmuşlar. Geriye doğru gidebildiğimiz kadar gittik, hep Çorum. O kadar ki, benim orta Karadeniz burun yapısı diye kestirmeden gittiğim ayrıntı, Hitit kabartmalarını görmemle, “Aha! Anneannem bir Hititli” dememi gerektirmişti. Bunun dışında, lakaplar da memleketimizde önemli ayırt edicilerden. Büyükbabamın lakabı Çomarlı Kadir Çavuş, yani biz onun torunlarıyız. Çomar, bugün Çorum yakınlarındaki barajın altında kalan, büyük tarım arazisinin adı. Büyükbabam da oralarda tarımla iştigal eden köylülerdenmiş. Balkan harbinde gencecik bir delikanlı olarak vatani görevini yapmaya gitmiş ve Çanakkale savaşından sonra bu görevini bitirebilmiş. Üstelik şu ünlü 57. Alay’da savaşmış ve bilinenin aksine 12 kişi oradan kurtulmuşlar. Bu uzun süreli görevi ona, yaya olarak Balkanlar’da gezmiş olmayı, keskin nişancı unvanını ve çavuş rütbesini getirmiş, bir de öldüğünde kendisiyle birlikte toprağa götürdüğü şarapnelleri. Büyükannem Zekiye ya da Çorum ağzıyla Zâkiye de birkaç göbek Çorumlu.</p>
<p>Gelelim mevzunun çatallanmaya başladığı yere: Anneannem İhsaniye, Kadir Çavuş ve Zekiye’nin ilk çocukları. Doğum yılı 1339, miladi 1923. Dedem Abdülbaki (kısaca Abdullah) Akbıyık, Erzurum’dan Çorum’a göçen bir ailenin tek oğlu, doğum tarihi 1906 (nasıl fiyakalı tarihler ama!) ve o dönemde ortaokul mezunu olmuş pek az insandan biri. Göç etme nedenlerine gelmeden önce, bir başka çatala daha girmek gerek: Dedemlerin köyünün, (ailemizin resmi tarihine göre) yarısı Dadaş, yarısı Kürt. Bu nedenle dedem ve tabiatıyla ailenin diğer fertleri, iyi derecede Kürtçe biliyor. İşin ilginci dedem Çerkezce de biliyor! Daha ilginci aile büyük bir netlikle kendisini Dadaş olarak tanımlıyor. Ama işin gerçekten en güzel yanlarından biri, dedemin annesinin Artvinli olması (ki bu bir uçtan Laz olduğum anlamına gelir) ve Erzurum ağzıyla, güzel Türkçe konuşması. Burayı daha fazla deşmeyelim diyorum.</p>
<p>Göç nedenine gelirsek, -yine ailemizin resmi sözlü tarihine göre- Ermeni mezalimi. Anlatılan o ki, Ermeni çetecileri, dedemin ablasına tecavüz etmiş ve o da bu nedenle intihar etmiş. Aile, yani büyük annem ve çocukları, Erzurum’dan, bir kısım akrabasının Çorum’da olduğu bilgisi nedeniyle, kağnılarda ya da yaya olarak göç etmiş. Bu noktayı ayrıntılarıyla açıklığa kavuşturamadık. Halihazırda bu ve benzeri noktalar, uluslar arası siyasette, tasarılar, kongre kararları, mahkeme kararları vs. ile yeterince tartışılıyor. Zaten benim kişisel derdim, kimin kime ne yaptığından çok, benim ne olduğum olduğuna göre, bu ayrıntının güncel soruya doyurucu ya da işe yarar bir yanıt vermesi de mümkün görünmüyor.</p>
<p>Sonuç olarak, imamlıktan malulen emekli olan Abdülbaki ile İhsaniye’nin hayatta kalan dört çocuğundan ikincisi olan annem Sacide’nin macerası, bambaşka bir çatal yaratıyor.</p>
<p>Babam, o zamanki adıyla Mihalıçık’ın bir köyüne, günün birinde bir mühendisin gelmesiyle başlayan bir aşk hikayesinin ürünü. Babaannem Mediha, köye gelen mühendis Cemalettin ile evleniyor. Cemalettin, Nalçıklı. (Buyurun buradan yakın) Nalçık, o zamanlar Sovyetler Birliği’nde yer alan Balkar Cumhuriyeti’nin başkenti. Dedemler de Çerkez.</p>
<p>Dedem, 1980’li yılların başında, “yurdumu özledim, bir görüp geleyim” diyerek gidiyor ve bir daha dönmüyor. Kişisel çabamla toparlayabildiğim hikaye şuydu: İkinci Dünya Savaşı’nda Stalin, “kıymetsiz asker” statüsüne koyduğu azınlıkları ön saflara sürüyor. Dedemin de içinde olduğu büyük bir grup Hitler askerlerine esir düşüyor ve esir kamplarında kalıyor. Sonra bir punduna getirip kamptan kaçmayı başarıyor, kimi yaya, kimi bulduğu bir araçla Türkiye’ye kapağı atıyor. Seçiminde Türkiye’nin savaşa girmemiş olması kadar, birilerinin ona “Türkiye’de bir sürü Çerkez var, onlar sana sahip çıkar” denmiş olmasının etkilerinden söz ediliyor, ama hangisi ağır bastı, bilinemiyor. Türkiye’ye gelen dedeme, Çerkezler en çok Eskişehir’de yaşar denmiş olsa gerek ki, hedefe kitlenmiş olarak, gelip köyü buluyor. Bu arada bir ayrıntı daha eklemek gerekir: Çerkez deyip geçmek son derece yanlış, çünkü bizimkiler kendilerine Kabartay (kendi ağızlarıyla Gabardey) der. Bu bir Çerkez boyu olup ayrıntılar Çerkezler arasında önemli farklar yaratır. (Ömrü hayatımda bir kez gittiğim Çerkez derneğinde, kimlerdensin sorusuna verdiğim Gabardeyiz yanıtının karşı tarafta yarattığı etkiyi görmeden ne demek istediğimi asla anlayamazsınız)</p>
<p>Dedemin Sovyetler Birliği’ndeki resmi görevi, dozer operatörlüğü, gizli görevi ise azınlık Müslümanlar&#8217;ın imamlığını yapmak. Dozer operatörü dedem, Türkiye’ye gelince doğal olarak büyük ilgi görüyor ve ailenin anlatımına göre, zamanın parasıyla milletvekili maaşına yakın paralar alarak görevini icra ediyor. Gel zaman git zaman bu evlilikten dört çocuk dünyaya geliyor, ikinci çocuk Şemsettin, ki hikayenin ilerleyen aşamalarında babam olarak karşınıza çıkacak.</p>
<p>Bu uzunca paragrafı kapatıp benim bulduğum hikayenin hazin sonuna gelelim: İzmir’de bir gün bir arkadaşla oradan buradan laflarken, karşımdaki kişi, “İkinci dünya Savaşı’nda Hitler ordusuyla çekilen azınlıklar” diye başlayan bir cümleye girmişti ki onu durdurdum. Ne demeye çalıştığını sorunca, “Bunda bilmeyecek ne var? Stalin’den kaçıp, kapağı Avrupa’ya atacaklarını, arkalarından çoluk çocuğunu getirebileceğini sanan azınlıklar Hitler’le birlikte çekildiler. Orada da kamplara kapatıldılar. Hatta bunların bir kısmı Türkiye’ye geldi” dedi. Ben de “peki Sovyetler onlara ne yaptı” diye sorunca, acı gerçek ortaya çıktı: Dedem vatandaşlıktan çıkarılmıştı ve 80’lerin başında çıkan afla ancak geri dönebilmişti. Orada da bir eşi ve dört çocuğu vardı. Onlara kavuşurken, burada ayrılmak zorunda kalmıştı.</p>
<p>Yani bizim hikayemiz, büzülen, genişleyen, çoğalan, yayılan, daralan ve nihayetinde her eklenenle daha da güzelleşen, kocaman bir dünyaydı. Şimdi, başlıktaki soruya bakıyorum da pek anlamsız görünüyor. Yine de orada kalmasını istiyorum; yazıyı, bıkmadan buraya kadar okuyanlar da fikrimi paylaşır mı merakıyla…</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/365/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/365/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/365/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/365/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/365/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/365/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/365/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/365/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/365/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/365/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/365/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/365/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/365/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/365/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/365/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/365/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=365&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/07/kimlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/fd72aefa7d72ac2a2de87f91cec1eb75?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ozgurerbas</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/kimlik.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">kimlik.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Suvari Ölmüştü; Biz Biraz Daha Yalnız Kalmıştık</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/07/suvari/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/07/suvari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Mar 2007 23:39:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zayk3</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mahrem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/03/07/suvari/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Murat Baç Ben genç bir asistandım, o deli bir hocaydı. Yıllar önce öldü. Ölüm haberini denizler ötesindeyken bir arkadaşımın i-meyili ile öğrendim. Geçenlerde, geçmişin elektronik kayıtları arasında gezinirken, o arkadaşımın mektubuna yazdığım yanıt çıktı karşıma. Haber verdiğin için sağol. Dediğin gibi, söylenecek pek bir şey yok. Aslında benim için söylenecek epeyce şey var. En [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=359&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left"><img align="left" src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/suvari01.jpg?w=477" alt="suvari01.jpg" /></p>
<p><strong>Yazan: </strong>Murat Baç</p>
<p>Ben genç bir asistandım, o deli bir hocaydı. Yıllar önce öldü. Ölüm haberini denizler ötesindeyken bir arkadaşımın i-meyili ile öğrendim. Geçenlerde, geçmişin elektronik kayıtları arasında gezinirken, o arkadaşımın mektubuna yazdığım yanıt çıktı karşıma. Haber verdiğin için sağol. Dediğin gibi, söylenecek pek bir şey yok. Aslında benim için söylenecek epeyce şey var. En önemlisi, hayatımda tanıdığım ilk ve tek feylezof artık yaşamıyor. <span id="more-359"></span> Yaşama dair kafasına takılan mühim soruları sınıftan çıkar çıkmaz unutabilme (ve, Oğuz Atayca dersem, arkadaşlarıyla şakalaşarak kuliste makyajını silebilme) lüksüne ve rahatlığına sahip olmayan bu insan, Suvar Köseraif, artık yok. Bu adam yaşarken soruların kendisini sürükleyebileceği son noktaya kadar gitmeye kalkmıştı. Bu yolda giderken, bir noktada, &#8220;dürüstlük&#8221; ya ruh sağlığından olmayı ya da intihar etmeyi gerektiriyordu: birincisi oldu. Bu adamın serüvenini tüm ayrıntılarıyla bilmiyorum. Ama, onu tanıyabildiğim kadarıyla, böyle bir insanla bir daha karşılaşabileceğimi sanmıyorum. Bu dünyadan bir süvari geçti. Bu adamla üniversitede 6 yıl aynı ofisi paylaştık. Onunla yaşadığım —çoğu sevimli— olayları hiç unutmayacağım. Asistan olduğumun ertesi haftası, bana verilen odaya yerleştikten sonra, karşımdaki masanın üstünde açık bir halde duran Playboy&#8217;u görünce yaşadığım ilk şaşkınlığı, Suvar&#8217;ın benim düzeyimi ve ufkumu test etmek için sorduğu ince soruları, tepkimi ölçmek için geleneksel ahlaka çok aykırı laflar ettikten sonra dikkatle yüzümü incelemesini, bütün bu sınavları geçtiğime kanaat getirdikten sonra benimle yapmaya başladığı uzun muhabbetleri, felsefeyi böylesine içtenlikle yaşayan en azından bir insanı tanımaktan dolayı o zamanlar duyduğum mutluluğu, Suvar&#8217;ın bölümden bir hocaya insanların ortasında &#8220;Abi sınıfta çocuklara göstermek için boktan yazıya ihtiyacım var; senin vardır, versene&#8221; deyişini, &#8220;Murat, senin için kızlar diyorlar ki &#8230;&#8221; diye başlayan ve hayal gücünün derinliğini gösteren cümlelerini, bana verdiği tavuklu yemek tariflerini, genellikle fermuarını pek kapamadığı pantalonunu, çektiği fiziksel ve ruhsal acıyı, ufuktan yaklaşan bir gemiyi izler gibi ölümün yaklaşmasını izleyişini, kısa şiirlerini, bölümdeki normalperver-akademisyen bazılarının ona dair ettiği lafları, bu kafası ve yüreği süngerden mâmul insanların Suvar&#8217;a baktıkları zaman kafayı yemiş tuhaf bir adam dışında bir şey görememelerini, hatta onu bölümden atmaya çalışmalarını &#8230; bunların hiçbirini unutmayacağım. Az önce iki saat boyunca yalnız başıma bölümün çay odasında oturdum. Bu adam artık yok. Kitap sayfalarının kenarlarına düşülmüş rengarenk notlar, düşünce parçaları. Pavese&#8217;nin deyişiyle bu &#8220;yaşama uğraşı&#8221; yok. Bu insanın yokluğu gerçek dünyanın akışını ve OrtaYolperverlerin hayatını bu kadar etkilemezken bizi nasıl böyle alt-üst edebiliyor? Biz bu adama bakınca ne gördük? Biz niye bu adama bu kadar garip bir sevgi ve yakınlık duyduk? Ve şimdi niye onlar kazandı gibi hissediyoruz? Evet, sahte güven duygularına sığınan, hayatlarında hep hayata dair bir şeyleri ıskalayan, Suvar gibi bir insana zaman zaman (entelektüeliz ya) özenseler de onun yaptığını yapmak yemediği için onu kötülerken, bir yandan da kendi küçük dünyalarını yücelten güruh rahat bir nefes alabilir. &#8220;Suvar öldü, takke düştü, hakikat görüldü&#8221;. &#8220;İşte OrtaYol&#8217;dan çıkanların ve dahi utanmadan OrtaYol&#8217;la dalga geçenlerin başına gelenler, işte cami duvarları, işte eceller&#8221;. Deplasman takımı yine yenildi skor yine 1-0 hakem yine o. nokta. çocuğu kazanan ise, &#8230; kazanan ise meslekçe akademisyen ruhsal olarak memur olanlar, ve sahte üzüntüler, ve sıradanlık, ve bayağılık, çıkar hesapları, küçük düşler, alışkanlık, ilgisizlik, duyarsızlık, içtensizlik, serüvensizlik, ödleklik, bıkmışlık, her akademisyenin ihtiyacı güneyde bir yazlık, çocukların kolej taksidi, hanımın yeni paltosu, gayrı menkul, borsa, iki yüzlülük, cenaze söylevleri, rahmetlinin ardından, rahmetli şöyleydi, aslında biz, yani ben onunla, cenaze söylevleri, rahatlık, rahatlamışlık, yüreksizlik.</p>
<p>biz bir kişi azaldık.</p>
<p>ama.</p>
<p>aslında bunun hiç ama&#8217;sı yok ama yine de, süvarinin anısına, ve Yannis Ritsos kelimeleriyle:</p>
<p>     <em>ama gizli mutluluğu<br />
     karanlıkta görmenin, karanlığı görmenin</em></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/359/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/359/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/359/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/359/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/359/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/359/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/359/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/359/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/359/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/359/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/359/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/359/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/359/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/359/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/359/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/359/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=359&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/07/suvari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/464d750e0b86fa83da7e6e9f91a35165?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">zayk3</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/suvari01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">suvari01.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Son Gece</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/06/son-gece/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/06/son-gece/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Mar 2007 18:53:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmed-i Mursi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/03/06/son-gece/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Ahmed-i Mursi Sahile vuran kelimeleri topluyoruz. Sudaki aksimize Terimiz damlıyor, sesimiz damlıyor Usulca denizi de topluyoruz<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=352&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote></blockquote>
<blockquote></blockquote>
<blockquote></blockquote>
<blockquote></blockquote>
<blockquote></blockquote>
<blockquote><p><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/exsmall-love.jpg" title="exsmall-love.jpg"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/songece011.jpg?w=477" alt="songece011.jpg" align="left" /></a></p></blockquote>
<p><strong>Yazan: </strong>Ahmed-i Mursi</p>
<p>Sahile vuran kelimeleri topluyoruz.</p>
<p>Sudaki aksimize</p>
<p>Terimiz damlıyor, sesimiz damlıyor</p>
<p>Usulca denizi de topluyoruz</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/352/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/352/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/352/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/352/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/352/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/352/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/352/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/352/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/352/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/352/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/352/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/352/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/352/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/352/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/352/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/352/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=352&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/06/son-gece/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b85dd3e1204a0904806a7d4ded922aeb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Ahmed-i Mursi</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/songece011.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">songece011.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Dubai: Paranın Dediği Olur</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/03/dubai-paranin-dedigi-olur/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/03/dubai-paranin-dedigi-olur/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Mar 2007 18:13:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmed-i Mursi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Seyahatname]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/03/03/dubai-paranin-dedigi-olur/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Ahmed-i Mursi Geçen hafta, pazartesi-perşembe, bir konferans için Dubai&#8217;ye gittim. Vize almak için konsolosluğa başvurursanız bir ay sürer dediler. Emirates ile uçarsanız onlar bilet fiyatına mündemiç ekstra bir ücret karşılığı size vize alıyor, acentaya pasaportunuzu bile göndermiyorsunuz. Ben de öyle yaptım. Uçuş 4 saat sürüyor giderken, dönüşse, rüzgara bağlı olarak 5 saat. Ekonomi sınıfında [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=349&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/dubai01.jpg?w=477" alt="dubai01.jpg" align="left" /></p>
<p><strong>Yazan:</strong> Ahmed-i Mursi</p>
<p>Geçen hafta, pazartesi-perşembe, bir konferans için Dubai&#8217;ye gittim. Vize almak için konsolosluğa başvurursanız bir ay sürer dediler. Emirates ile uçarsanız onlar bilet fiyatına mündemiç ekstra bir ücret karşılığı size vize alıyor, acentaya pasaportunuzu bile göndermiyorsunuz. Ben de öyle yaptım.<span id="more-349"></span></p>
<p>Uçuş 4 saat sürüyor giderken, dönüşse,  rüzgara bağlı olarak 5 saat. Ekonomi sınıfında bile, her koltuğun arkasında olan interaktif monitör sayesinde, geniş bir dünya sineması seçeneği vardı. Hint filimleri ağırlıklı ama isteyene Casino Royal, 2001 Space Odessy veya Yurttaş Kane de var. Bunların dışında televizyon dizilerinden bölümler, belgeseller ve oyunlar da mevcut. Ben giderken biraz satranç oynadım, biraz da ilginç bir belgesel seyrettim.</p>
<p>Belgeselde 1961 yılından itibaren bir grup İngiliz çocukla 7 yaşlarından itibaren her yedi yılda bir röportaj yapıyorlar, hayattan ne bekliyorlar, nasıl hissediyorlar, son yedi yılda ne yaptılar filan gibi. 2004 yılında 49 yaşındaydılar ve hepsini 7, 14,21,28,35,42,49 yaşlarındayken görmek ve verdikleri cevaplar ile hayatlarının akışı arasındaki bağlantısızlık benim için çok dramatikti. Bir tanesi 28 yaşında homeless dolaşırken intiharın eşiğindeydi, 49 yaşında milletvekili olmuştu ve hala kronik mutsuzdu. Diğeri 21 yaşında evlenirken &#8220;Sanırım evlenebileceğim tek insana rastladım&#8221; diyordu, 7 sene sonra boşanmıştı.</p>
<p>Yolcular bana Star Wars&#8217;daki ticaret kolonilerini hatırlattı. Afrikalılar, Amerikalılar, Araplar, Türkler, Uzak Doğulular, Slavlar&#8230;Mürettebat bile 7 ayrı ulustan geliyordu ve hiçbiri Dubai&#8217;li değildi. Uçakta içki servisi var. Ama, &#8220;iyi yoculuklar&#8221; kabilinden yapılan ilk ananonslardan birinin Arapça tercümesinde Bismillahirrahmanirrahim ile başlanması beni biraz olsun hazırlıksız yakaladı.</p>
<p>Türkiye ile 2 saat fark var. Uçak Dubai saati ile geceyarısı 2 suları indi. Yeni bir ilave havaalanı yapılıyor, devasa bir boyutta. Uçağın indiği yerden terminale otobüsle varmamız yaklaşık 45 dakika sürdü. Sonradan öğrendim 2010 gibi yılda 40 milyon turist hedefliyorlarmış. Bu Türkiye ölçeğinde, yılda 17 milyon olan fiili rakkamın 700 milyon olmasını hedeflemek demek. Bana inandırıcı gelmedi. Terminal geceyarısı olmasına rağmen oldukça kalabalıktı. Çok uzun pasaport kuyruklarını görünce bütün modern görünümüne rağmen bir Orta Doğu ülkesine geldiğimi ve organizasyon problemlerine kendimi hazırlamam gerektiğini ve en azından benim sakin olmamın faydalı olacağını düşündüm. Hele bir sıra pasaport kontrolü yapan odacıklarda geleneksel beyaz entarileri ve başlarında siyah halkalarla Dubaili genç memurları görünce önyargılarım büsbütün depreşti.</p>
<p>Yaklaşık bir saat sonra havaalanının dışında taksi bekliyordum. Temiz hava almak isteyenler için tam bir hayalkırıklığı. Sabahın erken saatleri olasına rağmen hava sıcaktı (27 Şubat) ve bizde nasıl dış mekanlarda yeni yeni sobalar yoluyla havayı ısıtmaya çalışıyoruz, onlar da dev vantilatörlerle açık havayı soğutmaya çalışıyordu ve esintiye, sanırım biraz da önyargılarımın etkisiyle, bolca ayak kokusu karışıyordu.</p>
<p>Otele kadar 15 dakikalık kısa yoculuğum boyunca neredeyse trafik levhaları dışında (ki onlarda da İngizcesi de yazılı) hiç Arapça bir tabela, pano, reklam görmedim. Ama neredeyse bildiğim bütün uluslararası şirketin reklamını gördüm. Zaten şehir dev bir şantiye gibi, korkunç bir inşaat furyası devam etmekte. Çoğu otel, alışveriş merkezi, rezidans vs. 1990 sonrası yapılmış ve yapılmaya devam ediyor.</p>
<p>Bildiğiniz üzere Birleşik Arap Emirlikleri pek çok petrol şeyliğinden oluşuyor, Dubai bunlardan biri. Nufus yaklaşık 4 milyon, on yıl önce 2 milyonmuş. Sabahları trafiği varın siz hayal edin. %70 erkek, %30 kadın. 800 bin gerçek Dubaili var kalanı gurbetçi. Hintli, Çinli, Amerikalı, İngiliz &#8230;Milli gelirleri 96 milyar dolar (Türkiye 400 milyar dolar civarı). Petrol fiyatlarına bağlı olarak geçen yıl %20 büyümüş ekonomi.Ekomiyi bu bağımlılıktan kurtarmak için farklı alanlara -fizibilitesine bakmaksızın- yatırım yapıyorlar. Dubai&#8217;yi bir büyük alışveriş merkezine çevirmeye çalışmaları da bu yüzden. Turizmden de beklentileri fazla. Dubai vergi cenneti hiç vergi yok, ne maaşlarda, ne ürünlerde ne şirketlerde, allah vergisi petrol ve şeyh sayesinde. Şeyhleri aynı zamanda şehirdeki pekçok yer ve şirket gibi taksilerin de sahibi. Gelir dağılımı oldukça bozuk. Ülkeye garson, taksi şöförü, tezgahtar vs olmak için gelenler genellikle Hintli, Sri Lankalı. Orta sınıf yöneticiler Batılı, patronlar ise Arap ve Batılı ortağı. Çinliler son dönemde ilişkilerini güçlendirmeye çalışıyorlar, pazarı heryerde olduğu gibi Çin malları sarmış. Bir de unutmadan, beni davet ettikleri gece klübündeki ikiyüz hayat kadınının en az yüzellisi Çinliydi.</p>
<p>Kaldığım otel, konferansa da ev sahipliği yapan 5 yıldızlı yeni bir gökdelendi. Her müşteriye üç thai komi düşüyordu. Resepsiyonda ise iyi İngilizce bilen Hintli kızlar çalışıyordu. Odam 38. katta oldukça konforlu bir odaydı, batıdakilerden tek farkı yatağın başucundaki komodinde incil yoktu ve tavanda kıbleyi işaret eden bir ok vardı. Televizyonda El-Cezire dahil bütün uluslararası kanallar vardı, sadece pay-tv yoktu. Otelde hiç ezan okunmadı dört gün boyunca ama ikinci günün sonunda gittiğim şimdiye kadar gördüğüm en güzel ve büyük alışveriş merkezinde ikindi ezanını alışveriş merkezini inletircesine içeriye hoparlerlerden verdiler. Tam o sırada soluklanmak için Armani kafeye giriyordum, şaşırdım. Son gün havaalanında duty freeyi gezerken artık alışmıştım. Şimdi düşününce hiç cami görmediğimi anımsıyorum etrafta. Bu da bana paradoksal geliyor.</p>
<p>Türkiye için yakıştırılan &#8220;Ilımlı İslam&#8221; modeli, tam olarak kanımca kavramsal olarak Dubai&#8217;ye uyuyor. Bizdekine &#8220;İslami Laisist&#8221; diyeceğim bundan sonra.</p>
<p>Dubai insanın kafasını karıştırıyor. Görüntü olarak bütün Avrupa&#8217;dan daha modern. Tarabya&#8217;da görmeye alıştığımız Arapları kendi evlerinde isteseniz bile aşağılayamıyorsunuz. Geleneksel kıyafetleri içinde global ekonomiye bizden daha fazla karışmışlar.</p>
<p>Şimdiye kadar Birleşik Arap Emirliklerinin herhangi bir bilimsel dergide sosyolojik olarak değerlendirildiğine rastlamadım. Sıkıntı küçük bir ülke olması mı acaba? Yoksa inanılmaz bir sosyal ve kültürel transformasyon içindeler ve özellikle Huntington&#8217;ın kulaklarını çınlatmak lazım hiç bir çatışma emaresi de gözlemedim. Belki zamanla&#8230;</p>
<p>Yoruldum&#8230;Havaalanının içindeki hurma korusunun dibinde ben de diğer Arap yolcular gibi ayakkabılarımı çıkarıp kum rengi halılar üzerinde sere serpe uzanmak istiyorum.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/349/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/349/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/349/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/349/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/349/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/349/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/349/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/349/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/349/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/349/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/349/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/349/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/349/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/349/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/349/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/349/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=349&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/03/03/dubai-paranin-dedigi-olur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b85dd3e1204a0904806a7d4ded922aeb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Ahmed-i Mursi</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/dubai01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">dubai01.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Yazmak Ya Da Yazmamak</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/24/yazmak-ya-da-yazmamak/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/24/yazmak-ya-da-yazmamak/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Feb 2007 10:17:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Kandemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/02/24/yazmak-ya-da-yazmamak/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Pınar Elmasoğlu Gece yazmak güzeldir. Sessizliğin uğultusuyla baş başa oturup dururken, birden beliren yazma isteğine hiç bir şey engel olamaz gibi gelir. Bir hızla yazmaya başlarsın, kelimeler birbirini kovalar, ellerin geri kalır aklından&#8230; Boğulur gibi, kusar gibi yazarsın yoruluncaya kadar. Günün ilk ışıklarıyla karşı tepelerdeki birkaç binanın ışıklarına dalıp gittiğinde, orada kimlerin yaşadığı, niçin [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=278&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img align="left" src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/yazmak02.jpg?w=477" alt="yazmak02.jpg" /><br />
<strong>Yazan:</strong> Pınar Elmasoğlu</p>
<p>Gece yazmak güzeldir. Sessizliğin uğultusuyla baş başa oturup dururken, birden beliren yazma isteğine hiç bir şey engel olamaz gibi gelir. Bir hızla yazmaya başlarsın, kelimeler birbirini kovalar, ellerin geri kalır aklından&#8230; Boğulur gibi, kusar gibi yazarsın yoruluncaya kadar. <span id="more-278"></span>Günün ilk ışıklarıyla karşı tepelerdeki birkaç binanın ışıklarına dalıp gittiğinde, orada kimlerin yaşadığı, niçin bu kadar erkenden güne başladıkları ya da yeni demlemiş oldukları çayın ilk bardağının sıcaklığı, onlarla beraber senin de içine yayılmaya başladığında, şimdi kim bilir kaç uyanma çabasına inat, sen uyumaya yollanırsın&#8230;</p>
<p>Uyanıp bir göz attığında yazdıklarına, çoğu zaman içinden bir defa daha okumak bile gelmez. O kadar çok sadece yazılan ana aittirler ki bazen, tekrar okuduğun zaman neredeyse her satır anlamsızlaşmış, kurumuş gibi gelir. Hani yazılıp panoya yapıştırıldıktan sonra unutulmuş, ama bir türlü yerinden sökülmeyip vicdanda yük olmuş hatırlatma notları vardır ya, öyle durur o yazılanlar orada. Kendin bile tekrar okumaya yanaşmadığın bu şeyleri, ne silmeye ne de atmaya kıyabilirsin. Belki bir başka gecenin sessizliği içinde, ruhunun onlara denk bir hal almasını bekleyip durarak, birbiri üzerine yığıp durursun yeni satırları yılmadan. Sonra bir gün, belki aylarca sonra dönüp okuduğunda bu yığını yeniden, biriken onca şeyin arasından parlayan öyle şeyler görürsün ki birden şaşırır, sevinir, sanki yepyeni bir şey bulmuşsun gibi heyecanlanırsın. Bu heyecanla yazmaya başlarsın yeniden, bazen sadece kendi kendine konuşur gibi, bazen karşındakine anlatır gibi, bazen bağırarak şiddetle, yeniden yazarsın.</p>
<p>Kimsenin okumayacağını düşünsen bile yazmak hep güzeldir, ama hep mutlu bir şey değildir&#8230;</p>
<p>Önce kendi ruhunla bir diyalog başlatır bu satırlar; yazdıkça kendini, hayatı, acıları ve sevinçleri, aşkları yaşayış biçimini de daha iyi anlarsın. Yazdıkça önce kendine sonra etrafta olup biteni anlamaya daha çok açılır gözün. Zamanla hassas bir kırılganlıkla donanmış bulursun kendini. Görülmeyenleri görmenin, fark edilmeyenleri seçivermenin yükünü taşımaya, dünyaya kırılgan gözlerle bakmaya başlarsın. Kimi yazarlar bu gözlerle gördüklerini döküp kâğıda, insanları en olmadık yerlerden tutup çekiverirler başka yerlere. Kimileri ise bambaşka bir kimlikle durmayı seçerler hayata karşı. Neredeyse tüm yazarlar en kalabalık zamanlarında bile yalnızdırlar. Hayatlarında bir tek kendi varlıklarının eşliğini kabul ederler çoğu zaman. Hassas gözleri yeni bir duvar örmüştür insanlarla aralarına. İsteyerek ya da bununla gelmiş olduklarından işte dünyaya, kalplerini koyup yapabildikleri tek şeydir yazmak. Bu yüzden çoğunun da yaptığı tek iştir zaten.</p>
<p>Yazmak hafifletmez de bazen. Daha da ağırlaştırır, daha da yoğunlaştırır; en istenmedik hallerle bir arada ruhunu köşeye sıkıştırıverir, kaçamazsın. Yazarak savaşırsın yine kendinle; yazarak meydan okursun seni kuşatan her şeye. Kaçamadığın bir şeydir yazmak; kendi kendinin içinde bir kayboluştur bazen. Bazen bir soluklanıştır, bir yükten kurtuluşu müjdeler. Baştan çıkarıcıdır, kışkırtıcıdır. Kenarda kalmış tüm duyguları ayaklandırır birer birer. Kendinden bir şeyler yarattıkça kendine hayran oluşu da peşinden sürükler. Çoğu açıkça bağırmasa da bunu her yazar önce kendisinin gizli hayranıdır. Bu yüzdendir ki hep çelişkiler yaşar durur. Alçak gönüllülük, bazen kaybetmemek için çabaladığı biricik hazinesidir ruhuna dar gelen.</p>
<p>Yazmayı ‘iş’ edinmenin en sıkıcı hallerinden biridir yazmaya mecbur olmak. Herhangi bir şey düşünmeyi bile istemediğin anlarda bile yazmak zorundasındır bazen. Ne yazacağına karar verinceye kadar kıvranır, karar verip yazdıktan sonra yeterince iyi olmadığı şüphesini uzun süre atamazsın üzerinden. Yazmanın &#8220;öylesine&#8221; yapılmış otomatik bir eylem halini aldığı düşüncesi daha da ruh karartıcı bir yabancılaşmaya sürükler, mecburiyetler yazmakla arana bir duvar gibi girer. Müzik tam da bu anlarda çözülmenin en iyi yolu olabilir bazen. İyi bir müzik, duyguları hapsolduğu yerlerden çıkarıp ayaklandırır yeniden. Kendinle karşı karşıya kaldığında sıkıcı kalabalıkta bir tanıdığa rastlamış olmanın rahatlatıcı hissiyle dirilirsin aniden&#8230;</p>
<p>Tam da ucunda yürüyedurduğun uçurumundur bazen “yazmak ya da yazmamak&#8230;”</p>
<p>Fakat mesele aslında hiç de bu değil.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/278/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/278/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/278/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/278/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/278/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/278/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/278/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/278/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/278/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/278/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/278/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/278/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/278/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/278/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/278/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/278/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=278&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/24/yazmak-ya-da-yazmamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/150d03a27d9da62e8553c5a250d90716?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">aftandis</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/yazmak02.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">yazmak02.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Sivil Sabahlar Türkiye</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/23/sivil/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/23/sivil/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Feb 2007 12:31:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ozgurerbas</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hrant Dink’ten Sonra]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/04/23/sivil/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Özgür Erbaş Tahminler ve tahmin analizciliği üzerine komplolamacılar (Perihan Mağden daha iyi bir kelime bulurdu eminim) nereye varacak acaba? Vak’anın kendinden çok çeperiyle, görüngüleriyle ilgilenenler hangi ipin ucunu yakalayıp hangi yumağa ulaşacaklar; kimler kimlerin bu vesileyle ayağını kaydıracak? “Tüm bunlar 50 yıl sonra CIA dosyaları açılınca öğrenilir nasıl olsa,” diyenler, Türkiye’nin istihbarat örgütlerinin dosyalarına [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=510&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/tank.jpg" title="tank.jpg"></a><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/tank.jpg" title="tank.jpg"></p>
<p style="text-align:center;"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/tank.jpg?w=477" alt="tank.jpg" /></p>
<p></a></p>
<p align="center"><strong>Yazan:</strong> Özgür Erbaş</p>
<p>Tahminler ve tahmin analizciliği üzerine komplolamacılar (Perihan Mağden daha iyi bir kelime bulurdu eminim) nereye varacak acaba? Vak’anın kendinden çok çeperiyle, görüngüleriyle ilgilenenler hangi ipin ucunu yakalayıp hangi yumağa ulaşacaklar; kimler kimlerin bu vesileyle ayağını kaydıracak? “Tüm bunlar 50 yıl sonra CIA dosyaları açılınca öğrenilir nasıl olsa,” diyenler, Türkiye’nin istihbarat örgütlerinin dosyalarına neden hiç göz atmaz acaba? Ben ne diyorum ki! Şurada bir istihbarat biriminin varlığını bile kabul eden yok…<span id="more-510"></span></p>
<p>Peki, ben şimdi ne hissediyorum? İlk an, ilk günkü kadar şaşkın ve üzgünüm. Hissettiğim kayıp duygusu giderek içimde büyüyor. Kimi kimsesi olmayan, yetimhanede büyümüş, hayatı sol kolundan tutmuş, bu uğurda bedeller ödemiş, kimim ben sorusunun peşine düşüp bulduğu yanıtları birileri beğensin diye değil, bunu paylaşmaktan gayri elinden bir şey gelmediği için yazan, yazan, yazan bir adam… Bir aile babası, Rakel’in kocası, torunları olan, 50’li yaşlarının başında, kırlaşmaya yüz tutmuş saçlarıyla, yakışıklı bir adam… Adam… Mahallemizden bir arkadaş, aynı bahçede top koşturduğumuz sevimli bir yüz… İşte ben o adamın yitip gitmesine üzülmekle meşgulüm.</p>
<p>Bu nedenle, üç gün sonra devamını getirmeyecekleri lafları, ‘tartışma’ diye kafamıza kakıp beş gün sonra gönül rahatlığıyla başka hikâyeler anlatmakta bir sakınca görmeyecek kişileri dinlemiyorum. Sivil, sivilliğini bilmeli. Bu nedenle olaylar karşısında önce hislenmeli. Hissiyle yola çıkıp bilgisiyle analiz yapmalı ve çıkardığı sonuçları siyasi taleplere çevirmeli. Yoksa hangi dizi senaryosundan aklında kaldığını dahi anımsamadığı komplolarla çözümlemeler yapmak bir sivile yakışmaz! Kötü ABD filmlerinde uyduruk ajan tiplemelerinin soğukkanlılıkla sorduğu, “Peki şimdi bu kimin işine yaradı?” sorusunun peşine düşmek bizim işimiz değil. Sivil tarafsız olur; çıkar gözetip, &#8220;Uluslararası arenada yaptığım bu eylem hangi konjonktürel etkiyi güçlendirir?” diye düşünmez. Hasbelkader de olsa gittiği bir eylemi, “Bu şimdi kimin işine yaradı?” diyerek akşam haberlerinde izlemez. Tabii, “Dur bakalım beni gösterecekler mi!” diye hiç düşünmez.</p>
<p>Sivil, sokakta top koşturan çocuğun meslek sahibi halidir. Onun için demokrasi talebi özünde naiftir ve öyle de kalmalıdır. Sivil hisseder, inanır ve yaşar; sonunda çeker gider; baki kalanın ne olacağını merak edip dönüp ardına bakmaz.</p>
<p>Sivil sabahlar dilerim herkese.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/510/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/510/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/510/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/510/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/510/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/510/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/510/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/510/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/510/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/510/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/510/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/510/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/510/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/510/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/510/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/510/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=510&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/23/sivil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/fd72aefa7d72ac2a2de87f91cec1eb75?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ozgurerbas</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/04/tank.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">tank.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Hareket ve Eylem</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/21/hareket-ve-eylem/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/21/hareket-ve-eylem/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Feb 2007 19:42:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tevfik Ayhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Damardan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/02/21/hareket-ve-eylem-2/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan : Tevfik Ayhan Oluşumun esası harekettir. Canımın esası harekettir. Doğduğum günden beri, ve hatta daha öncesinden, hareket ederim. Algımın püf noktası harekettir. Daha doğrusu ritmik harekettir. Hiçbir şeyin değişmediği, hiçbir hareketin olmadığı bir evrene doğmuş olsaydım eğer, ben ben olamazdım. En iyi ihtimalle, pozitivist bir solipsist olurdum ve hayallere dalardım. Eğer kendi iç hareketim [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=282&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"> <img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/harekat01.jpg?w=477" alt="harekat01.jpg" /></p>
<p align="center"><strong>Yazan</strong> : <a href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/01/tevfik-ayhan-kulliyati/">Tevfik Ayhan</a></p>
<p>Oluşumun esası <strong>hareket</strong>tir. Canımın esası harekettir. Doğduğum günden beri, ve hatta daha öncesinden, hareket ederim.</p>
<p>Algımın püf noktası harekettir. Daha doğrusu ritmik harekettir. Hiçbir şeyin değişmediği, hiçbir hareketin olmadığı bir evrene doğmuş olsaydım eğer, ben <em><strong>ben </strong></em>olamazdım. En iyi ihtimalle, pozitivist bir solipsist olurdum ve hayallere dalardım. Eğer kendi iç hareketim de olmasaydı, <em>olmazdım </em>bile.</p>
<p><span id="more-282"></span><em><strong>Zaman</strong></em>a mana kazandıran hareketin ta kendisidir. Daha doğrusu ritmik harekettir. Harekete mana kazandıran da zamandır. Zaman hareketin bir soyutlamasıdır. Hareket de zamanın tezahürü. Bazı bazı, bunun böyle olduğunu unutur, harekete yalnızca zamanın <em>ölçüsü </em>muamelesi yaparım. Affoluna. Doğru, hareket o soyut kavramın ölçsüdür de aynı zamanda. Ama hareket yoksa zaman da yoktur ve zaman yoksa hareket de yoktur.</p>
<p>Olduğum günden beri hareket etmeyi arzu ederim. Daha doğrusu, isteklerim beni hareket etmeye götürür. Öyle ki, sonuda hareketle ilgili olmayan isteğe « istek » demekte zorlanırım. İstekle gelen harekete <em><strong>“eylem” </strong></em>derim.</p>
<p><strong>Eylem </strong>isteğin tezahürüdür; kararın mührüdür.</p>
<p>Eylemin temelinde istek yatar. İsteğin de motoru inançlar ve/veya arzulardır.</p>
<p>Buna, önceden düşünülüp bilinçlice karar verilmiş (ve gerekçelendirilmiş) eylem de dahildir.</p>
<p>Varlığımın evrene etkisi ancak eylemlerim sayesinde vücut bulur. Dıştan bakıldığında hayatımın özeti, eylemlerimin ve eylemsizliklerimin bir özetidir.</p>
<p>Eylemin mümkün olmadığı yerde ahlâk da manasını yitirir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>Ayhan Ulusoy</p>
<p><em>İlk yazılış : Nice, Aralik 2006<br />
Son dokunuş : Nice, Ocak 2007</em></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/282/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/282/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/282/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/282/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/282/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/282/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/282/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/282/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/282/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/282/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/282/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/282/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/282/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/282/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/282/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/282/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=282&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/21/hareket-ve-eylem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/782c1bea784d955cb65f4fe1c4465011?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">trinculo69</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/harekat01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">harekat01.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Dorian Gray&#8217;in Portresi</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/07/dorian-grayin-portresi/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/07/dorian-grayin-portresi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Feb 2007 00:49:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ophelia</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinselloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/02/07/dorian-grayin-portresi/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Alice Paket halinde sunulan yaşamınızı, normlara uygun sürdürdüğünüz müddetçe güvendesinizdir. Gizlice o paketin dışına da çıkabilirsiniz, yeter ki “normal” olduğunuzu spot ışığı altında gösterin. Paketin dışına, kontrol bozulmasın diye herkesin bildiği enteresan yöntemlerle de çıkabilirsiniz. Tıpkı A.B.D. ve İngiltere’deki “tea-rooms” gibi&#8230; İzin verilen veya göz yumulan tuhaflıklar, arada bir soluklanmak üzere denizin yüzeyine çıkıp, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=238&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><a href="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/brokebackmountain.jpg" title="broke"></a></p>
<p class="MsoNormal"><img src="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/broke.jpg" alt="Broke" align="right" /><strong>Yazan:</strong> Alice</p>
<p class="MsoNormal">Paket halinde sunulan yaşamınızı, normlara uygun sürdürdüğünüz müddetçe güvendesinizdir. Gizlice o paketin dışına da çıkabilirsiniz, yeter ki “normal” olduğunuzu spot ışığı altında gösterin. Paketin dışına, kontrol bozulmasın diye herkesin bildiği enteresan yöntemlerle de çıkabilirsiniz. Tıpkı A.B.D. ve İngiltere’deki “tea-rooms” gibi&#8230;<span id="more-238"></span><br />
<em>İzin verilen</em> veya <em>göz yumulan</em> tuhaflıklar, arada bir soluklanmak üzere denizin yüzeyine çıkıp, kısa sürede derin bir nefes alıp tekrar dalmaya benzer. Yüzeyde uzun süre kalmak ve hatta o şekilde yaşamak ise mangal gibi yürek ister.
</p>
<p class="MsoNormal">İnsana cinsiyetüstü yaklaşmak normal değildir. Yalnızca iki cinsiyetin varlığı kabul edilmeli, bunlar heteroseksüel olmalı (egemenlik heteroseksüellerin elindedir), üstelik bunlardan birinin kayıtsız şartsız üstünlüğü yaşamın her alanında karşımıza çıkmalıdır. Genelgeçer “ahlak” anlayışı da bunlara uyup uymamakla yakından alakalıdır. Cinsel açıdan saldırgan ve doyumsuz veya çekingen ve doyumsuz bir toplumun tabuları da benzer niteliktedir. <strong><em>Erk</em></strong>ek, dişil olmamalıdır. Yoksa gücü darbe alır, aşağılanır. Efemine erkek gülünçtür, ciddiye alınmaz çünkü dişildir. Statüsünde bir basamak aşağıya inmiştir. Üstelik erkeğin şanını zedelemiştir. Erkek gibi kadınlar ise, övülür. Ve her iki cinsin de diğer tarafa olan eğilimi eşcinsellikle eş tutulur. Eşcinsler arasındaki her çeşit cinsel münasebet ise aşağılanmayla, rahatsızlıkla karşılanır. Aşk kelimesi bu noktada kendine yer dahi bulamaz, iki kadının veya iki erkeğin birbirine aşık olması anlaşılamaz. Eşcinselliği özendirmesin diye yarışmalar ekrandan kaldırılır; filmler, kitaplar yasaklanır. Özendirmek&#8230; Kendine yabancılaşan homoseksüellerin sağlıklı, homofobik bireyler haline gelmesi ve <em>öteki</em>ne karşı saldırgan ve dışlayıcı bir tutum sergilemesi açısından bu yasaklar oldukça yararlıdır. Oedipus’un çözülmesiyle psikanalitik olarak “normal” olmayı başarabiliriz. Peki eşcinseller onarılması gereken anormal ve hasta insanlar mıdır?</p>
<p class="MsoNormal">Yine de en büyük darbeyi travesti ve transeksüeller yer. Toplum onları alabildiğine dışlar. Bu insanlar güvende olmamayı <em>tercih </em>ederler. Ne için? İş bulma olanakları çok düşüktür, kalacak yer bulma olanakları çok düşüktür, alışveriş yaparken, yürürken, sinemaya giderken tedirginlik içinde yaşarlar. Her an her yerden onları tehdit edecek bir şey çıkabilir. Hatta yaşamları bile tehdit altındadır. Bir insan kendini böylesi bir cehennemin içine neden atar? Kafası karışık Hamlet’in elinde kurukafa ile hali, bu cevap için oldukça ehemmiyetlidir. Aslında ne hormonlarını, ne de kendilerini doğdukları andan beri hangi cinsiyette hissettiklerini açıklamaları gerekir. Fakat toplum onları zorunlu bırakır. “Neden bizim <em>gibi </em>değilsin? <strong>Açıkla!</strong>” Bir insanı yalnızca varolmaya çalıştığı için suçlamak, dışlamak, hor görmek ve ondan rahatsızlık duymak her zaman karşımıza çıkan bir durumdur. İnsanın değil toplumun varolması herkesin hayrınadır. Mümkünse evli bir erkek, kadın kıyafetlerini, yalnızken yatak odasında giymelidir. Her şey spotlarla ilgilidir. Hepimiz eminiz, çoğunluk normaldir. Karanlıkta yapılanlar kimseyi ilgilendirmez.</p>
<p class="MsoNormal">Önyargı ve gelenek, kişinin ötekini değerlendirme sürecine balta indirebilecek en harika etkenlerdir. Toplumsal-kültürel güçlerin etkisi altında gözlerimiz görür, kulaklarımız duyar. Hareketlerimiz ve sözlerimiz, bazen binlerce insanın binlerce yıllık birikimidir. Hep bir ağızdan tek ses olup yorumlarlar… “Algım yanlı olabilir” demek zordur, bunu anlayabilmek daha da zordur. Yanlı algımızı <em>öteki</em>ne dayatmamayı başarabildiğimizde, kapılarımızı açarız. <em>Öteki</em>yle uylaşamasak da uzlaşma şansını yakalarız. Önüne geçmemizin olanaksız olduğu önyargımızın en azından farkına vararak, ilk adımı atarız.</p>
<p><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';">Eşcinseller, travestiler ve transeksüeller azınlıktır. Azınlıkların hoşnutsuz, rahatsız, baskı altında olduğu her yer, küçük insanların gölgelerinin büyük göründüğü yerlerdir. Böyle yerlerde ırkçılık, cinsiyetçilik karşıtı olmak ise güvensizdir…</span></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/238/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/238/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/238/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/238/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/238/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/238/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/238/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/238/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/238/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/238/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/238/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/238/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/238/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/238/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/238/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/238/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=238&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/07/dorian-grayin-portresi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/72603e19017324b99134bae27b6bd030?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">bellus</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/broke.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Broke</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Tarihle İşim Olmaz Olur Mu?</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/denemedenemebirki/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/denemedenemebirki/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Feb 2007 18:42:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmed-i Mursi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Memleket Meseleleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/02/05/denemedenemebirki/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Ahmed-i Mursi Arkadaşlarınızı nasıl seçersiniz? Kendiliğinden mi gelişir arkadaşlıklarınız yoksa beğeninizi kazanan insanlara yönelik bilinçli planlar mı uygularsınız? Sanıyorum verilecek cevapların çoğu kendiliğinden gelişen bir süreci tercih ettiğinizi işaret edecektir. Planlar yaparım diyenler bile biraz bu noktada iç huzursuzluğu yaşayıp açıklama ihtiyacı duyacaktır. Doğallığın ve kendiliğindenliğin bu büyüsü nereden gelir acaba? Sanıyorum arkadaş bildiklerimiz [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=57&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><img src="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/tarih01.jpg" alt="tarih01.jpg" /></p>
<p align="left"><strong>Yazan:</strong> Ahmed-i Mursi</p>
<p>Arkadaşlarınızı nasıl seçersiniz? Kendiliğinden mi gelişir arkadaşlıklarınız yoksa beğeninizi kazanan insanlara yönelik bilinçli planlar mı uygularsınız? Sanıyorum verilecek cevapların çoğu kendiliğinden gelişen bir süreci tercih ettiğinizi işaret edecektir. Planlar yaparım diyenler bile biraz bu noktada iç huzursuzluğu yaşayıp açıklama ihtiyacı duyacaktır. Doğallığın ve kendiliğindenliğin bu büyüsü nereden gelir acaba?<span id="more-57"></span></p>
<p>Sanıyorum arkadaş bildiklerimiz tarafından aldatılmaktan, manupile edilmekten, kazıklanmaktan korkuyoruz. Bu arkadaşlığa ileride yapacağımız maddi manevi yatırımın dönmemesi ihtimalini değerlendiriyoruz. Doğallık ise güven veriyor. Kurnazca karşımızdakinin doğal mı yoksa yapmacık mı olduğunu kendimiz bile farkına varmadan test ediyoruz.</p>
<p>Güven duygusunun da tahmin edilebilir olmak ile bağlantısı var. Karşımızdaki insan doğalsa güvenilir, güvenilirse de davranışları önceden daha iyi tahmin edilebilir oluyor. Bu tahmin zihinde oluşturulan kaba bir profilden ibaret. Zamanla ilişki ilerledikçe daha rafine detaylar ekliyoruz. Hayatın harala gürelesi içinde ihtiyacımız olduğunda bizimle işbirliği yapıp yapmayacağını her defasında sorgulayarak enerji kaybetmeden yolumuza bakacağımız müttefikler önemli. Tahmin edilebilirlik bu yüzden gerekiyor.</p>
<p>Kendi hafızalarımız burada hayati bir rol oynuyor. Hem ilk anda doğallık-samimiyet testini kendimize bile çaktırmadan uygularken ipuçlarının ve sonuçların değerlendirilmesinde, hem de karşımızdaki insanı daha önceden hafızamıza depoladığımız profillerle eşleştirip bir ilişki ihtimali atfederken hafıza çok işe yarıyor. Önceki tecrübelerimiz ve öğrenmelerimiz burada kayıtlı. Tabii sorsanız tam bir envanter çıkartmak mümkün değil. Kiminle ne zaman nerede tanışıldı, nasıl bir doğallık testinden nasıl bir not aldı, hangi özellikleri hoşumuza gitti de sonradan fos çıktı vs. vs&#8230;</p>
<p>Toplumların da sözlü ve yazılı olarak nesilden nesile aktardıkları bir hafızaları olduğunu düşünüyorum. Buna kabaca tarih diyorum. Kültür ise toplumun, bireyleri ve çevrelerini, istenmeyenden kaçınma, istediklerini gerçekleştirme yolunda dönüştürme yetisinin belirli bir anda geldiği seviye olarak kavramsallaştırıyorum. Kısaca toplumun o dönemdeki problemlerini çözme yollarının tümü. Birey bazında bir analoji yapacak olursak, toplumların zekası kültürleridir diyebilirim. Herkeste olan ama fazlasının azına tercih edildiği problem çözme kapasitesi.</p>
<p>Vücudumuzda her an sayısız fiziksel ve kimsasal değişiklik olurken biz bütüne bakıp &#8220;ben&#8221; diyebiliyor ve bunu diğer herşeyden ayrı tutabiliyoruz. Bu doğar doğmaz olamıyor, hatta, bebekliğin çok ileri aşamalarında gerçekleşiyor. Öğrenilen bir kavram olduğunu düşünüyorum. Öğrenildiği doğruysa pekala hafızanın gelişimi de bu sürece etkiyordur. Yaşanan anların kayıtları arasındaki ortak noktaların başında &#8220;ben&#8221; gelir.</p>
<p>Hergün Türkiye&#8217;de sayısız olay oluyor, ölenler, kalanlar, doğanlar, soygunlar, kavgalar. Aynen vücudumuzda olan bitenler gibi. Ama yine de bir &#8220;biz&#8221; bilici de var aynen &#8220;ben&#8221; gibi. Hergün onca değişime rağmen ertesi güne apayrı bir insan topluluğu imiş gibi uyanmadığımıza, süreklilik gösteren bir tarafımız olduğuna inanıyoruz. Bireysel bazdaki hafıza gibi, toplumsal bazda bu inancı besleyenin tarih algısı olduğunu sanıyorum. O halde ortak tarih bizde süreklilik ve dolayısıyla gerçeklik hissi yaratıyor- sürekli olmayanın gerçekliğini de sorgularız; sarhoş yatıp sabah uyandığımızda nerede olduğumuzu bir an kavrayamayız bazen-.</p>
<p>Yine hergün binlerce insan, kendileri için hayatı daha yaşanabilir kılmak amacıyla bir araya gelip ortak faaliyet gösteriyor. Menfaatlerimiz çelişiyor, çatışıyor. Bunu biliyoruz, buna rağmen yine de beraber yaşadığımız topluluğun çatışmalarda nasıl davranacağını evden çıkmadan önce tahmin etmek adına saatlerce kafa patlatmıyoruz. Yine ortak tarih bilinci sayesinde paranoya hissine kapılmadan yaşanabileceklerin sınırları hakkında farkında bile olmadan bir fikre sahip oluyoruz. Güven ve huzur veriyor bu kadarcık ilave tahmin gücü bile. Manisa&#8217;dan kalkıp Bitlis&#8217;e giderken orada acaba nasıl insanlar yaşıyordur diye düşünmüyoruz.</p>
<p>Bugün yaşadıklarımız da yarının tarihi olacak. Bugün Türkiye&#8217;de ne yaşandığı ile ilgili fikrimizi de basın üzerinden devşiriyoruz. Arkadaş seçerken kurnazca, farkına bile varmayarak yaptığımız doğallık-samimiyet testininin bir benzerini medyanın bize taşıdığı olaylar karşısında da yapıyoruz. Örneğin, işlenen suçlarda kendi kültürümüzden -problem çözme biçimlerimizden- izler buluyorsak, yahut bunlar zaten ortak tarihimiz tarafından çizilen sınırlar içinde yer alıyorsa, fazla bir endişeye kapılmıyoruz. Hrant Dink&#8217;in neden öldürülmüş olduğu, bizim &#8220;biz nasıl bir toplumuz?&#8221; sorusunu temcit pilavı gibi ısıtmamıza mahal vermeksizin, kanıksanıyor. Öldürenleri bir şekilde &#8220;anlıyoruz&#8221; . Harekete geçme, birşeyleri düzeltme ihtiyacı duymuyoruz.</p>
<p>Bizi asıl endişelendirenler, yarın ne halde olacağız diye kaygılandıranlar ise yabancıların bizim hakkımızda yaptığı gizli planlar veya komplo teorileri. Zira yabancıları tanımadığımızı hissedip, onların yapabileceklerinin ve taleplerinin sınırlarını çizememek bizi tepkiselliğe, duygusallığa itiyor.</p>
<p>Medya da bu duygusallığı iyi kaşıyor. Onlar kaşıdıkça daha da korkuyoruz. Ortalık komplo teorisinden geçilmiyor. Komşularının kendisini zehirlemesinden korkan biri akıl sağlığını kaybetmediyse, hafızasını tarayıp bu inancın izlerini sürerek, harekete geçmeden önce eldeki verileri değerlendirir. Sadece ihtimallere dayanarak yola çıkmayı göze alamaz.</p>
<p>Toplumlar da komplo teorileri karşısında gerekli sağduyularını, tarihlerini ve kültürlerini gözden geçirirerek koruyabilir.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin tarihi 29 Ekim 1923&#8242;te başlamaz. Ya da mesala 12 Şubat 2083&#8242;de bitemez. Bugün yaşadıklarımızın yarının tarihi olacağı gerçeğini göz ardı etmediğimiz ve bunu bilincimize taşıdığımız sürece.</p>
<p>Onbinler umarım birazcık da bu yüzden yollara dökülmüş olsun&#8230;Tarihe şerh düşmüş olsun.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/57/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/57/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/57/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/57/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/57/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/57/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/57/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/57/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/57/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/57/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/57/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/57/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/57/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/57/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/57/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/57/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=57&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/denemedenemebirki/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b85dd3e1204a0904806a7d4ded922aeb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Ahmed-i Mursi</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/tarih01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">tarih01.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Şehirler</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/sehirler/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/sehirler/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Feb 2007 18:39:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Şevket Hakan Tuncel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotograf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/02/04/sehirler/</guid>
		<description><![CDATA[Fotoğraflar: Şevket Hakan Tuncel<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=125&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fotoğraflar: </strong>Şevket Hakan Tuncel</p>
<p><strong><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i13.jpg" title="Gece Gezmeleri - İstanbul"></a></strong><strong><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i13.jpg" title="Gece Gezmeleri - İstanbul"></a></strong></p>
<p style="text-align:center;"><strong><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i13.jpg" title="Gece Gezmeleri - İstanbul"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t13.jpg?w=477" alt="Gece Gezmeleri - İstanbul" /></a><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i25.jpg" title="Gece Gezmeleri - Vegas"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t25.jpg?w=477" alt="Gece Gezmeleri - Vegas" /></a><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i1.jpg" title="Gece Gezmeleri -Paris"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t1.jpg?w=477" alt="Gece Gezmeleri -Paris" /></a></strong></p>
<p style="text-align:center;"><span id="more-125"></span></p>
<p><strong><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i10.jpg" title="İçinden Istanbul 1"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t10.jpg?w=477" alt="İçinden Istanbul 1" /></a><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i9.jpg" title="Yukarıdan Istanbul 3"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t9.jpg?w=477" alt="Yukarıdan Istanbul 3" /></a><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i11.jpg" title="İçinden Istanbul 2"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t11.jpg?w=477" alt="İçinden Istanbul 2" /></a></strong></p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i5.jpg" title="Yukarıdan Istanbul 2"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t5.jpg?w=477" alt="Yukarıdan Istanbul 2" /></a><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i3.jpg" title="Yukarıdan Istanbul"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t3.jpg?w=477" alt="Yukarıdan Istanbul" /></a><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i12.jpg" title="İçinden Istanbul 3"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t12.jpg?w=477" alt="İçinden Istanbul 3" /></a></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/125/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/125/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/125/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/125/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/125/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/125/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/125/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/125/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/125/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/125/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/125/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/125/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/125/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/125/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/125/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/125/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=125&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/sehirler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6ac8fb85d0ba8e474771825eeedeee81?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Şevkan</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t13.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Gece Gezmeleri - İstanbul</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t25.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Gece Gezmeleri - Vegas</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Gece Gezmeleri -Paris</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t10.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">İçinden Istanbul 1</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t9.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Yukarıdan Istanbul 3</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t11.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">İçinden Istanbul 2</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t5.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Yukarıdan Istanbul 2</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t3.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Yukarıdan Istanbul</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t12.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">İçinden Istanbul 3</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Orantısız Güç Kullanan Yalnız Kalır</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/orantisiz-guc-kullanan-yalniz-kalir/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/orantisiz-guc-kullanan-yalniz-kalir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Feb 2007 13:20:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ozgurerbas</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anlatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/02/03/orantisiz-guc-kullanan-yalniz-kalir/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Özgür Erbaş Çocukların çocukluk yapabildikleri bir mahallede büyüdüm. Bahçelerden meyve çalmanın meşru bir hırsızlık olduğu, aşırdıklarımızın “göz hakkıdır” denilerek ikram edilenlerden bile tatlı geldiği zamanlar… Onlarca çocuk, günün hemen her saatinde bir arada, arkadaş, dost… Büyüklere karşı ağız birliği eden, kendi sırları olan, o sırlar üzerine yeminler eden, oyunlar oynayan, kurallar koyan, kurallara uymayanlara [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=95&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><img src="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/mudfight01.jpg" alt="mudfight01.jpg" /></p>
<p><strong>Yazan:</strong> Özgür Erbaş</p>
<p>Çocukların çocukluk yapabildikleri bir mahallede büyüdüm. Bahçelerden meyve çalmanın meşru bir hırsızlık olduğu, aşırdıklarımızın “göz hakkıdır” denilerek ikram edilenlerden bile tatlı geldiği zamanlar… Onlarca çocuk, günün hemen her saatinde bir arada, arkadaş, dost… Büyüklere karşı ağız birliği eden, kendi sırları olan, o sırlar üzerine yeminler eden, oyunlar oynayan, kurallar koyan, kurallara uymayanlara verilecek cezaları birlikte belirleyen, yargılamasını yapıp infazını birlikte üstlenen çocuklardık. Sosyolojide bu sürece toplumsallaşma deniliyor bildiğim kadarıyla, ama ben meslek gereği hukuksallaşma diyorum.<span id="more-95"></span></p>
<p>Günlerden bir gün, her zaman oynadıklarımızdan başka bir oyun oynamaya karar verdik: Savaş oyunu ya da savaşcılık. Mahallenin çocukları, “yukarı” ve “aşağı” olarak ikiye ayrıldık. Kaldı ki bu aslında var olan bir ayrımın adının konmasından başka bir şey değildi. Çünkü yukarı mahalledekiler her ne hikmetse biraz daha zenginmiş gibi bir hissimiz vardı. Sınır hepimizin en sevdiği ve doğası gereği tarafsız olan bakkaldı. Bakkalın önünden geçen sokak, sınırdı. Buradan yukarı ve aşağı geçişler kesinlikle yasaktı, yakalanan cezasına katlanacaktı. Silah üzerinde anlaşıldı; yumuşak çamurdan gülleler. Ekipler belirlendi; her ekipte bir uzun, bir şişman, bir kız bir de küçük olması esastı. Küçükler taşıma işlerine yardım edecek, mümkünse onlara ateş edilmeyecek, esir alınmayacaklar, alınsalar bile derhal ekibine teslim edileceklerdi. Teslimat noktası da doğal olarak, sınır yani bakkalın önüydü. Hatta gerekirse bakkala getirip bırakabilirlerdi. Yani onlar bu oyunun, “hakları en fazla korunan” tarafıydılar.</p>
<p>Her ekibin birer lideri vardı. Liderler zaten kararları alan kişilerdi, ikisinin arasında uzun zamandır bir çekişme vardı. Böylece lider seçiminde bir zorluk çıkmadı. Liderler birer yardımcı atadılar. Bizim liderimiz bir ajan da bulmuştu üstelik. Mahallenin sevimli delilerinden hatta çocuk yaştaki tek delisiydi. Fiziksel zorlukları vardı, yaşıtlarına göre gelişimi geri kalıyordu, çok ağlıyordu, dayak yiyordu. Oyunlara katılmasına pek izin verilmiyordu. Ama işte talih ona da gülmüştü ve bizim liderimiz savaşçılık oyununda ona “büyük hizmetler” düştüğünü ve “tarihi bir misyonu” olduğunu söylemişti. Ajanımızın tek yapması gereken, iki ekip arasında dolaşmaktan ibaretti. Karşı taraf onun oyunda olduğunu bilmiyordu, onun da ağzını sıkı tutması gerekiyordu. Karşı tarafın cephaneliğinin yerini öğrenecek, ne kadar silahları olduğunu bize bildirecek ve tabii saldırı hatlarını nereye yerleştirdiklerini bize fısıldayacaktı. Böylece biz daha güvende ve daha güçlü olacaktık. Tüm bu hizmetleri tabii ki karşılıksız kalmayacaktı. Ödülün benim ona vereceğim bir öpücük olduğunu çok sonra öğrendim.</p>
<p>Ekipler karargahlarına çekildi. Önce büyük bir çukur açıp içini suyla doldurduk. Koca bir çamur oluşturup toplarımızı yapmaya giriştik. Kuruyup dağılmalarını önlemek amacıyla arada bir toplarımızı sulaması için başına birini diktik. Yeteri kadar top yaptıktan sonra “ava” çıktık. Evlerin arka bahçelerinde, ağaç altlarında karşı tarafın askerlerini arıyorduk. İlk toplar hedeflerini bulduktan sonra meydan savaşı başladı. Hızlı vurkaçlar yapıyor, karşı tarafı alt etmeye çalışıyorduk. Karşı tarafın lideri bizim lideri kovalayıp adil bir savaşın sürmesine çabalıyordu. Derken ajanımızdan ilk istihbarat raporu geldi; cephaneliğin yerini ve mermileri tespit etmişti. Saldırı planımızı yaptık, iki kişilik bir tim oluşturacak, gizlice cephaneliğe dalacak ve toplarını dağıtacaktık. Dikkatlerinin dağılması için iki tavşan onları peşlerine takacaktı. Planımız kısmen başarılı oldu, çünkü biz onların toplarını dağıtmaya başlamışken liderleri çöplüğüne geri döndü. Bizim vurucu tim, gözleri ve dişleri çamura bulanmış suratlarının içinde parıldayarak üsse geri döndü. Askerlerinin rezil edilmesine çok sinirlenen liderimiz yeni planını açıkladı: katkılı bombalar yapmak. Çamur bombalar, meyve çürükleri, şeftali çekirdekleriyle desteklenecekti. Ufaklıklar meyve çürükleri aramaya gitti. Büyük hızla yeni bombalar yapıldı. İlk hedefler vurulmaya başlandığında, yüzlerindeki garip acı ifadesiyle karnımıza ağrılar girene kadar güldük. Çamurun içinden çıkıp değdikleri yeri kızartan çekirdekler, hızlarını kesiyor, bombanın isabet ettiği kişi, ağlayacak gibi oluyor, ama savaş alanını bırakıp gidemiyordu. Zevkten gözümüz dönmüştü ve tabii muzaffer komutanımızla gurur duymuş, ona olan hayranlığımız bir kat daha artmıştı. Çığlıklar atarak oyuna devam ediyorduk. Arkadaşlarımızın ağlamaklı ifadeleri, artık gülmeyen yüzleri bile içimizi acıtmıyordu. Yukarı mahallenin ezici üstünlüğünü kabul edip koyacağımız kurallara uyacaklarını açıklamalarını bekliyorduk. Zaferin gelmesi an meselesiydi. Ama plan istediğimiz gibi gitmedi, aşağı mahalle direniyordu. Bir süre sonra, liderleri liderimizi bakkalın önünde bir görüşmeye çağırdı. İkişer koruma eşliğinde liderler tarafsız bölgede, silahsız olarak buluştular. Liderleri, oyunun kuralını ihlal ettiğimizi söyledi. Bizi yasak silah kullanmak, küçüklere ve cephaneliğe saldırmakla suçladı ve “Ya kurallara uyun ya da oyun bitsin” dedi. Liderimiz başını geriye atarak, “Savaşıyoruz ve yenileneceğinizi anlayınca mızmızlanmaya başladınız” diyerek öneriyi reddetti. Bunun üzerine, “Madem oyunun kurallarını bozdunuz, sonuçlarına katlanacaksınız” diyerek dönüp giden liderin arkasından bakmak bize düştü. İçimden hafif bir korku geçse de mütarekeyi kazanmış olmakla o kadar meşguldüm ki savaşı kazanıp kazanmamak gibi bir derdim yoktu.</p>
<p>Taraflar bölgelerine geçti, hazırlıklar hızlandı, suratlar asıldı. Bu arada yaptıklarımızda haklı olduğumuza kendimizi ikna etmeye çalışıyorduk, ama başaramıyorduk. Haksızdık. Biliyorduk. Yine de tüm bunların üzerini örtecek bir zafer istiyorduk. Çünkü bu bir sınır savaşıydı. Kazanan taraf, diğerini kendi tarafına sokmayacaktı. Kaybedenler, mahalleyi boydan boya aşan yolu yürümek yerine arka sokaklardan gelip gideceklerdi. Eğer kuralı ihlal edersen başına geleceklere katlanacak, üzerine su sıkılması ya da kedi atılması, tüftüfle vurulmak gibi cezaları sineye çekecektin. Yani ganimet de ceza da yüklüydü.</p>
<p>Cephanelik ve karargah kaydırıldı, silahlar çoğaltıldı ve büyük taarruz başladı. Karşı taraf atağa kalktı, en önde liderleri vardı. Kucağına aldığı topları hızla üzerimize atarak, kin dolu gözlerini liderimizin gözünden ayırmadan geliyordu. Ufaklıklar top arabası taşıyor, liderlerinin elinin boş kalmasına izin vermiyorlardı. Geri çekilerek atış yapmaya devam etsek de ilk şaşkınlıkta baskın yemiştik. Üstelik kafamıza yediğimiz toplar, beynimizi delip geçecek kadar sertti. Kaçarken ensemde patlayanı elimle yokladım ve içinde taş olduğunu anladım. Avazım çıktığı kadar bağırıyordum, “Topların içinde taş var!”<br />
Göz açıp kapayana kadar cephaneliğimiz, karargahımız darmadağın oldu. Üstümüz başımız paralanmış, baştan aşağı çamura batmıştık. Hepimizi bağladılar. Komutan yardımcısı ve kız olduğum için beni esir almaya kalktılar. Tekme tokat, ısırık tırmık giriştim üzerime gelenlere. Beni bıraktılar. Boğazıma dizilen yumruları yutamıyordum, ama ağlayamayacak kadar sinirliydim. Karşımıza geçip keyifle güldüler ve ağır ağır toparlanıp gittiler.<br />
Yenilmiştik, üstelik gururumuz kırılmıştı. Mahallenin onlara kalmış olmasıyla ilgilenemeyecek kadar ruhumuzun aldığı yaralarla ve kafamızdaki yumrularla meşguldük. Aşağı mahallenin yoksul çocukları bizi yenmişti. Liderimiz sesini çıkarmadan önüne bakıyor, çamur çukurunu karıştırıyordu.<br />
Mahalle usul usul akşama hazırlanıyor, kızartma kokuları, yeni kesilmiş karpuz kokularıyla buluşuyordu. Evlerimize doğru gitmeye hazırlanırken bizim ajan belirdi. Onu tamamen unutmuştuk. Liderimizin önünde dikelip “Siz başlattınız” dedi. Durduk. Liderimiz kalan son gücüyle, “ne diyorsun sen” diye bağırdı. O sakince tekrarladı, “Siz başlattınız”. Sonra devam etti, “yasak bombaları ilk siz yaptınız. Üstelik onların lideri sizi uyardı, ama dinlemediniz. Bana vaadini de yerine getirmedin” Neymiş o vaat, diye öne atıldım. Lider onu susturmaya kalktı, ama nafile. “Hani beni öpecekti” diyerek çenesiyle beni gösterince bu kez lider önde ben arkada koşmaya başladık. Bir yandan “ona yalan söyledim, böyle bir şeye izin verir miyim” diye bağırıyor, bir yandan da var gücüyle kaçıyordu. Bu lafın üzerine kovalamacaya ajan da katıldı; nihayet lideri yakaladık. Ben bir tekme savurdum, ajan da arkama saklanıp ağız dolusu küfür etti. Ona küstüğümüzü ilan edip eve doğru yollandık. Yolda ajan bana dönüp, “Yaptığınızı onlara ben söyledim” dedi. Bizi sattığı için bir tekme de ona attım. Bir yandan tek ayağı üzerinde sekerken diğer yandan alacağını tahsil etmeye çalışıyordu. Birbirimize girdik. Sonra lider araya girip bizi ayırdı ve kısmi iç savaşa son verip, “Birlik olmazsak bu aşağı mahalle canımıza okur” dedi. Birlikte yürümeye başladık.<br />
Çocuğunu karşısında gören anneler, tiz sesler çıkararak “Çabuk banyoya” diye bağırıyordu. Sofradan kalkmak için her akşam aile içi olay çıkaran bizler, sakince yerimizde oturuyorduk. Normalde saklambaç saatimiz gelip çatmıştı. Bisikletinin üzerinde, saklambaç saatinin geldiğini ilan eden, ellerini bırakarak sokağı bir uçtan bir uca geçen arkadaşımız da ortalıkta yoktu. Yine de çıktık dışarı. Aşağı mahalleden ses seda yoktu. Bahçe duvarına dizilip oturduk. Bizi yanlarına çağırmalarını bekliyorduk, ama olmadı. O gece dışarı çıkmadılar. Biz de saklambaç oynayamadık.<br />
Oyunun kuralını ihlal etmiştik, yalnız kalmıştık. Arkadaşlarımız bizi terk etmişti. Ertesi sabah yeniden toplandık. Barış istiyorduk. Bu kez bahçelerimizden güzel meyveler topladık. Lider önde, biz arkada aşağı mahalleye gitmek üzere yola koyulduk. Önce sınırda durdurulduk. Geçiş izni alıp devam ettik. Özür diledik. Liderleri bir süre sustu ve ardından, “Keşke bunu yapmasaydınız. Biz bundan sonra size nasıl güveneceğiz?” dedi. Bir şeftali alıp yemeye başladı. Ganimeti alıp bizi kibarca kovdular.</p>
<p>Ne mahallenin, ne saklambaçın, ne oyunun ne de kavganın tadı kalmıştı. Güç peşinde koşarken arkadaşlarımızdan ve oyundan olmuştuk. Böyle bir kırılmanın tamirinin olmadığını öğrendik hep birlikte. Bazı hataların yapılmayacağını, bazılarının adının hata olmadığını.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/95/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/95/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/95/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/95/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/95/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/95/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/95/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/95/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/95/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/95/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/95/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/95/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/95/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/95/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/95/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/95/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=95&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/orantisiz-guc-kullanan-yalniz-kalir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/fd72aefa7d72ac2a2de87f91cec1eb75?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ozgurerbas</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/mudfight01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">mudfight01.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Oluş</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/olus/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/olus/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Feb 2007 13:17:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tevfik Ayhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Damardan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/02/02/olus/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Tevfik Ayhan &#8212;&#8212;&#8212;&#8212; Olmak istemem; isteyemem. Olurum. Olunca isteyebilirim. Olmadan istenmez. Olunca da olagelmeyi arzu ederim. Varlığımın devamı bana ehemmiyetli gelir. Dünyaya geldiğimde (ki buna epeyce sonra ayarım), ben yoktur benim için ortalarda. Zamanla, çevremle ben arasina bir çit çekerim. Ben olurum icabında. Bu çiti nasıl çektiğim bir muammadır. Amma, herhalde bunu mümkün kılan, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=89&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"> <img src="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/genesis01.jpg" alt="genesis01.jpg" /></p>
<p><strong>Yazan</strong>: <a href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/01/tevfik-ayhan-kulliyati/">Tevfik Ayhan</a></p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Olmak istemem; isteyemem. Olurum.</p>
<p>Olunca isteyebilirim. Olmadan istenmez.</p>
<p>Olunca da olagelmeyi arzu ederim. Varlığımın devamı bana ehemmiyetli gelir.</p>
<p>Dünyaya geldiğimde (ki buna epeyce sonra ayarım), <strong><em>ben</em></strong> yoktur benim için ortalarda. Zamanla, çevremle <strong><em>ben</em></strong> arasina bir çit çekerim. <strong><em>Ben</em></strong> olurum icabında.<span id="more-89"></span></p>
<p>Bu çiti nasıl çektiğim bir muammadır. Amma, herhalde bunu mümkün kılan, çektiğim acılardır. Ellerimden biri acı çekmese, onu ihtimalen kendimden saymazdım. Ya da belki çok sonraları, acı çeken bedenimin ayrılmaz bir parçası olduğunu anladığımda, onu bedenime dahil ederdim.</p>
<p>Evet, <strong><em>ben</em></strong>in ilk gördüğüm sınırı bedendir.</p>
<p>Ama kendi başına beden nedir? Canlı bedenle ölü bedeni ayırt eden nedir ? Ölümden hemen önce ve hemen sonra, aynı yapı taşları yok mudur o bedende?</p>
<p>Bu fark <strong><em>can</em></strong>dır, <strong><em>can</em></strong>.</p>
<p><strong>Can</strong>, bedenin sihirli iç hareketidir. Bedenin birbirinden ayrı yapı taşlarını hareketli bir sistemin parçası kılan <strong><em>can</em></strong>dır.</p>
<p>Canı ayırt etmemse, en başta hareket sayesinde olur. Bitkilerin de canlı olduğunu, daha zor anlarım. Çünkü onların iç ve dış hareketleri çok yavaş olur. Onların canlı olduğunu anlamam, <strong><em>ölüm</em></strong>lerine şahit olmakla olur. Ya da bunu birinden duyar inanırım.</p>
<p>Sevdiklerimden birinin <strong><em>ölüm</em></strong>üyle <strong><em>ölüm</em></strong>le tanışırım. Canın çıktığını görürüm. Kendi <strong><em>ölüm</em></strong>üm ilk önce uzak bir ihtimal olarak belirir gözümde. Bu bile, beni korkulara gark etmeye yeter. Sonra anlarim ki, <strong><em>ölüm</em></strong>den kaçış yok.</p>
<p>Ve er geç, şu inanca sahip olurum : Varım, canlıyım, ve fâniyim.</p>
<p>Bu olunca, olduğumun ayırdına varırım.</p>
<p>Daha sonra anlarım ki, her canlı bu inanca sahip degil. Bu inancın varlığı beni başka canlılardan farklı kılar.</p>
<p><strong><em>Felsefî özne</em></strong> olurum icabinda.</p>
<p>Sonraları, kendi varlığımdan şüphelenirsem eğer, kendime çıpa noktası olarak şunlardan birini seçebilirim:</p>
<ul>
<li>Zevk alıyorum, öyleyse varım;</li>
<li>Acı çekiyorum, öyleyse varım;</li>
<li>Düşünüyorum, öyleyse varım.</li>
</ul>
<p>Bunlar da kesmezse şayet beni, sopalık olmuşumdur o zaman.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p><em>İlk yazılış : Nice, Aralik 2006<br />
Son dokunuş : Nice, Ocak 2007</em></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/89/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/89/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/89/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/89/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/89/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/89/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/89/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/89/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/89/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/89/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/89/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/89/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/89/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/89/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/89/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/89/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=89&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/olus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/782c1bea784d955cb65f4fe1c4465011?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">trinculo69</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/genesis01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">genesis01.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Güvercinlerin İronik Tarihi</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/guvercinlerin-ironik-tarihi/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/guvercinlerin-ironik-tarihi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Feb 2007 13:16:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Kandemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hrant Dink’ten Sonra]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/01/30/guvercinlerin-ironik-tarihi/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Kerem Kandemir Çok iyi anımsıyorum; yaklaşık yedi yıl önce, eski sevgilimin, Moda&#8217;nın arkalarında kalan, altıncı kattaki dairesinin terasına bir çift beyaz güvercin konmuştu. Artık hangi kümesten kaçtılarsa, ben onları fark ettiğimde, büyücek bir yaban güvercini kolonisiniyle beraber yaşıyorlardı. Elbette, aşkın sizi nerede, nasıl yakalayacağını bilemez, yeri ve zamanı siz seçemezsiniz. Çoğu kez, kime aşık [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=69&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/01/hrant02.jpg?w=477" alt="hrant02.jpg" /> <img align="right" src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/01/hrant001.jpg?w=477" alt="hrant001.jpg" /></p>
<p><strong>Yazan:</strong> Kerem Kandemir</p>
<p>Çok iyi anımsıyorum; yaklaşık yedi yıl önce, eski sevgilimin, Moda&#8217;nın arkalarında kalan, altıncı kattaki dairesinin terasına bir çift beyaz güvercin konmuştu. Artık hangi kümesten kaçtılarsa, ben onları fark ettiğimde, büyücek bir yaban güvercini kolonisiniyle beraber yaşıyorlardı. Elbette, aşkın sizi nerede, nasıl yakalayacağını bilemez, yeri ve zamanı siz seçemezsiniz. Çoğu kez, kime aşık olacağınız dahi, kaderin tasarrufundadır.</p>
<p>İşte ben de, o gün, güvercinlere aşık oldum.<span id="more-69"></span></p>
<p>Aşk bazen, insanın çirkin yönlerini ortaya çıkarır: Sevgi nesnemizi tutsak etmek isteriz. Tıpkı benim, o kuşları yakalamak için tuzak kurup, günlerce, yemeden, içmeden, o tuzağın başında beklemem gibi&#8230; Sevgi nesnemize <em>sahip olmak</em> isteriz. Kendisine ait bir benliği, hayatı, beklentileri yokmuşçasına, varlık nedeni, sadece, bizim gereksinimlerimizi karşılamak ve keyfimizi arttırmak olan bir eşyaymışçasına sahip olmak isteriz ona.</p>
<p>Sevginin hası bu değildir elbet. Gerçek aşk, özgürleştirendir. İnsanı, gündelik yaşamın kirinden, pasından, süfliliğinden arındıran, yakıcı bir güzellik hayalidir. Nar-ı sevda, <em>ben</em> denilen zırhı eritendir. Benin eridiği yerde, bencillik de kalmaz.</p>
<p>O bir çift beyaz güvercinin sevdası da yaktı; kül etti beni. Kısa bir süre sonra anladım ki, onlar benim değil, ben onların tutsağı oluvermişim.</p>
<p>Kedi severlerle köpek düşkünleri, hayattan beklentileri farklı, iki ayrı insan gurubudur. Güvercin aşıklarınıysa, onlarla kıyaslamak bile mümkün değildir. &#8220;Aşıkları&#8221; diyorum; çünkü ben, milyonlarca mecnundan yalnızca biriyim. Hastalığı, benden çok daha ileri safhalara ulaşmış pek çok insan tanıdım. &#8220;Hastalık&#8221; diyorum; çünkü güvercin mecnunları, kendilerini dermansız bir hastalığa yakalanmış gibi hisseder.</p>
<p>Fazla uzatmayacağım. Size, bir kuşa aşık olmak nasıl bir şey, anlatmaya çalışmayacağım. Çünkü ne ben anlatabilirim, ne de siz anlayabilirsiniz. İyisi mi, siz beni, kafayı güvercinlere takmış milyonlarca kaçıktan biri olarak görün; öyle dinleyin.</p>
<p>Güvercinlerin, dünyanın tüm kentlerinde, irili ufaklı koloniler halinde yaşayan cinslerine (doğada da en yaygın olarak bulunan kaya güvercini türüdür) biz kuşçular, &#8220;yaban&#8221; deriz. Yabanlarla çiftleşen cins güvercinlerin kırmalarına ise &#8220;yoz&#8221; deriz. &#8220;Cins güvericin&#8221; olarak nitelediğimiz ve kendi içlerinde binlerce alt guruba ayrılan güvercinlerin ortak özelliği ise, hepsinin de, insanlar tarafından, seçici çiftleştirme yöntemiyle elde edilmiş olmalarıdır.</p>
<p>Bu kısa kategorizasyonun ardından, güvercinlerin ironik tarihlerine değinebiliriz artık:</p>
<p>Roma İmparatorluğu döneminde bile, şehirlerde, güvercinler için inşa edilmiş yapılara rastlanmaktadır. Demek istediğim, insanlarla güvercinlerin ilişkisi, çok eskilere dayanır. Bu ilişki, bazen araçsal, bazen de tözel bir hal almıştır. Öyle ki, posta aracı olarak kullanıldıkları, atlar köpekler gibi yarıştırıldıkları da olmuştur; sırf güzellikleriyile insanları sarhoş eden aşk objeleri haline de gelmişlerdir.</p>
<p>Özellikle beyaz güvercinler, alıcı kuşlara (şahin, doğan, atmaca) kolayca yem oldukları için midir bilinmez, yüzyıllardır barış sembolü olarak görülürler. Güvercinlerin tarihini ironik kılan unsurlardan biri de budur işte. Zira, cins güvercinleri (beyaz güvercinler doğada bulunmaz) dünyaya yayan Türkler&#8217;dir.</p>
<p>Orta Asya&#8217;nın bozkırlarında at koşturan bu insan topluluklarının, nasıl olup da göçebe yaşam biçimlerine, kuş yetiştiriciliği gibi meşakkatli ve yerleşik düzen isteyen bir etkinliği uyarladıklarına benim aklım ermiyor. Lakin, cins güvercinlerin dünyaya yayılışları, tam olarak, Türkler&#8217;in yayılışı ile örtüşüyor. Barış sembolü olan bu kuşlar, Türklerin savaşarak işgal ettikleri coğrafyalara, onlarla birlikte yayılıyor.</p>
<p>Tarihlerini süsleyen bu ironi yetmezmiş gibi, güvercinlerin kendi doğaları (davranışları) da benzer bir ironiyle bezenmiştir. Yalnızca tohumlarla beslenen bu kuşlar, kendileri dışında hiçbir hayvan türüne zarar vermezler. Başka canlılar tarafından tehdit edildiklerinde, tek yaptıkları, kaçmaya çalışmaktır. Acaba, böylesine zararsız oldukları için mi barışı sembolize ediyorlar bizim için? Yalnız, dikkat edin; &#8220;kendileri dışında&#8221; dedim. Yani, bu kuşlar, birbirlerine karşı son derece saldırgandırlar. Yuva olarak belledikleri mekanlarda, daha iyi bir tünek noktası için bile, sürekli birbirleriyle kavga ederler. Bu tür kavgalarda yaralanan bir güvercin olursa, diğerleri, çoğu zaman, onu öldürene dek başından gagalarlar. Birbirleri tarafından kan revan içinde bırakılarak öldürülen çok güvercin gördüm. Güvercinlerin kendi alemlerinde, hiçbir zaman barış olmamıştır. Yer, yiyecek ya da eş&#8230; Hemen her şey, birbirleriyle didişmeleri, kendilerinden zayıf olanları ezmeye çalışmaları ya da kümesin geri kalan üyelerini terörize etmek suretiyle baskınlık kurmayı denemeleri için birer bahanedir.</p>
<p>Diyeceksiniz ki, &#8220;Bütün bunlardan bize ne? Bütün bunların Hrant Dink&#8217;le ilgisi ne?&#8221;</p>
<p>Rahmetlinin son yazısından anladım ki, kendisini, içinde yaşadığı toplumu ve dahi güvercinleri, pek de iyi tanıyamamış. O yüzdendir ki teşhislerinde yanılmış. Hem onun yanılgılarını paylaşmak istiyorum sizlerle; hem de, Hrant Dink&#8217;i öldürten karanlık güçlerin kimler olduğu konusundaki tahminlerimi.</p>
<p>Şöyle demiş rahmetli, son yazısında:</p>
<p class="storytext"><em>&#8220;Ve refleks olarak da başlıyorum kendi kendime işkenceye.<br />
Bu işkencenin bir yanı merak, bir yanı tedirginlik.<br />
Bir yanı dikkat, bir yanı ürkeklik.<br />
Tıpkı bir güvercin gibiyim&#8230;<br />
Onun kadar sağıma soluma, önüme arkama göz takmış durumdayım.<br />
Başım onunki kadar hareketli&#8230; Ve anında dönecek denli de süratli.<br />
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..İşte size bedel&#8230; İşte size bedel&#8230;<br />
İnsanı güvercin ürkekliğine hapsetmenin nasıl bir bedel olduğunu bilir misiniz siz ey Bakanlar..? Bilir misiniz..?<br />
Siz, hiç mi güvercin izlemezsiniz?&#8221;</em>
</p>
<p class="storytext"> </p>
<p><em>&#8220;Muhtemelen 2007 benim açımdan daha da zor bir yıl olacak.<br />
Yargılanmalar sürecek, yeniler başlayacak. Kimbilir daha ne gibi haksızlıklarla karşı karşıya kalacağım?<br />
Ama tüm bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım.<br />
Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz.<br />
Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler.<br />
Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.&#8221;</em></p>
<p>Güvercinler, pek de ürkek kuşlar değildirler. Anglosaksonlar, hayvanların insanlardan ürkme halini, <em>utangaçlık</em> olarak nitelerler. Bu bağlamda, güvercinler, diğer kuş türleriyle kıyaslandıklarında, arsız bile sayılabilirler. Sürekli başlarını oynatıyor olmaları da, ürkekliklerinden değildir. Çoğu otçul hayvan gibi, gözleri başlarının iki yanındadır. Bu yüzden de, önlerini ve tam arkalarını çok iyi göremezler; derinlik hisleri zayıftır. Başlarını sürekli bir sağa, bir sola çevirmeleri, önlerinde ve arkalarında ne olduğunu görebilmek içindir.</p>
<p>Bunlar, rahmetlinin, güvercinlerle ilgili yanılgıları. Gelelim, kendisiyle ilgili temel yanılgısına:</p>
<p>Hrant, kendini güvercin sanıyormuş. Onlar gibi zararsız, silahsız ve tedirgin&#8230;</p>
<p>Oysa ben Dink&#8217;in hayatına baktığımda, bir güvercin değil bir melek gördüm.</p>
<p>Bunu da size anlatmaya çalışmayacağım çünkü ne ben anlatabilirim; ne de siz anlayabilirsiniz.</p>
<p>Yalnızca, bilin ki, ben Hrant&#8217;ın ruhuna baktığımda, gördüğüm şeye aşık oldum.</p>
<p>Son olarak, rahmetlinin, içinde yaşadığı toplumla ilgili yanılgısına değineyim:</p>
<p>Bu ülkede, insanlar güvercinlere dokunurlar. Bu ülkede, insanlar, güvercinlere aşık olur; daha sonra da onların kafalarını koparırlar.</p>
<p>Bu ülkede, sevgi ve nefret, sevgi ve vahşet iç içedir. Gazeteler, her gün aşk cinayetleriyle dolup taşar.</p>
<p>Bu ülkede, kendini güvercin sanan meleklerin kafasına kurşun sıkarlar.</p>
<p>Bu ülkede aşk, <strong>nedense</strong>, çoğu kez, insanların çirkin yönlerini ortaya çıkarır: Bizim olmayan güzele, &#8220;güzel&#8221; demeye dilimiz varmaz, <strong>nedense</strong>. Bize <em>yar</em> olmayanı, kimseye yar etmek istemeyiz, <strong>nedense</strong>. Kafasını koparırız.</p>
<p>Bana inanmıyorsanız, abarttığımı düşünüyorsanız, Urfa&#8217;ya gidin. Güzel havalarda, binlerce güvercinin aynı anda uçurulması suretiyle oynanan bir oyun vardır. O oyunun sonunda, kendilerinin değil de başkalarının kümesine inen güvercinlerin &#8220;başına&#8221;<strong> </strong>ne geldiğini sorun.</p>
<p>&#8220;Hepimiz Hrant&#8217;ız.&#8221; demek kolayınıza geldi, değil mi? Ruşen Çakır&#8217;ın, vakit geçirmeksizin, büyük bir isabetle yorumladığı gibi kurbanla özdeşleşerek bu rezaletin utancına bulaşmadan sıvışmaya çalışmak, tam da size göre, değil mi?</p>
<p>Hrant, kimileri yazdıklarını anlayamadığı için mahkemelerde süründürülürken, tekme tokat tartaklanırken, sizlerin önüne bir günah keçisi olarak atılırken neredeydiniz? Nasıl bir hezeyandır, &#8220;Hepimiz Hrant&#8217;ız.&#8221; demek?</p>
<p>Melek katili olmak acı veriyor, değil mi?</p>
<p>Aslında, tek elle tutulur yanımız da bu işte: Duygusalız; hastayız, hatta deliyiz ama yine de vicdan sahibiyiz. İçimize sinmiyor, yastığa başımızı, melek katili olduğumuzu düşünerek koymak. İşte bu yüzden, sırf bu yüzden işte, &#8220;Katil değil kurbanım.&#8221; diye haykırıp duruyoruz birbirimize.</p>
<p>Bizden farklı olanı, kormakdan da sevebilmeyi, kıskanmadan da sevebilmeyi, bizleştirmeye (asimile etmeye) çalışmadan da sevebilmeyi öğrenmeliyiz artık.</p>
<p>Bize yar olmayan aşk objelerimizi öldürmeden de, gerekirse uzaktan sevebilmeyi de öğrenmeliyiz artık.</p>
<p>Bir dostum anlatmıştı; Paris&#8217;te, güvercinler balkonlarına, teraslarına konmasınlar, oraları tüyleriyle, dışkılarıyla kirletmesinler diye, çok sivri binlerce çiviyle kaplı şeyler seriyorlarmış yerlere, <strong>insanlar</strong>.</p>
<p>A.B.D.&#8217;de, güvercinlerden, &#8220;uçan fareler&#8221; olarak söz eden, farelerden iğrendikleri gibi güvercinlerden de iğrenen <strong>insanlar</strong> olduğunu duydum.</p>
<p>Bizdeyse, aşık olur <strong>insanlar</strong>, güvercinlere. Sonra da, o aşktan öyle bir maraz doğar ki, yavruyken, aylarca koyunlarında besledikleri en gözde güvercinlerinin, <strong>&#8220;başkalarına yar olmasın&#8221;</strong> diye kafasını koparırlar.</p>
<p align="center"><strong>*** </strong></p>
<p align="left">Ermeniler, millet-i sadıkaydılar, Osmanlı&#8217;da.</p>
<p align="left">Güvercinler de, yuvalarına çok sadık kuşlardır. Dövseniz, aç da bıraksanız, yuvalarını terk etmezler. Hatta, binlerce kilometre öteye tehcir etseniz, yine yuvalarına geri dönerler. Bu koşulsuz sadakat, aşık ettirir işte kendisine, <strong>insanlar</strong>ı.</p>
<p align="left">Ben, her ne kadar Hrant&#8217;ın güvercin olmadığını iddia ediyorsam da, Ermeniler&#8217;le güvercinlerin huylarının benzeşen yönleri var, gördüğünüz gibi.</p>
<p align="left"><em><strong>Bu ülkenin insanları, en sevdiklerinin sadakatinden şüpheye düşdüklerinde, cinnet geçirirler.</strong></em></p>
<p align="left">Bizler, dünümüze ve bugünümüze eleştirel gözle bakma cesaretini gösteremedikçe, sadık milletlerle sadık kuşların kaderleri de biri birine benzeme tehlikesini içlerinde barındıracaklardır.</p>
<p class="storytext"> </p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/69/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/69/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/69/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/69/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/69/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/69/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/69/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/69/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/69/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/69/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/69/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/69/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/69/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/69/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/69/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/69/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=69&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/guvercinlerin-ironik-tarihi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/150d03a27d9da62e8553c5a250d90716?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">aftandis</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/01/hrant02.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">hrant02.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/01/hrant001.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">hrant001.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Görsel Kompozisyonlar</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/kompozisyon/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/kompozisyon/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Feb 2007 13:12:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Şevket Hakan Tuncel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotograf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/02/04/kompozisyon/</guid>
		<description><![CDATA[Fotoğraflar: Şevket Hakan Tuncel &#160; [Çocuklar için not: Kompozisyon yazmakla ilgili olarak arama yaparken bu sayfaya geldiyseniz, lütfen, sizin için hazırladığımız yeni "KOMPOZİSYONLAR" sayfamıza göz atabilirsiniz.]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=151&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fotoğraflar:</strong> Şevket Hakan Tuncel<a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i38.jpg" title="Yalnızlık"></a><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i38.jpg" title="Yalnızlık"></a></p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i38.jpg" title="Yalnızlık"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t38.jpg?w=477" alt="Yalnızlık" /></a><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i54.jpg" title="Ağanın sıçtığı yerde ot biter."><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t54.jpg?w=477" alt="Ağanın sıçtığı yerde ot biter." /></a><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i37.jpg" title="Sosyallik"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t37.jpg?w=477" alt="Sosyallik" /></a></p>
<p style="text-align:center;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:center;"> <span id="more-151"></span></p>
<p style="text-align:center;" align="left">[<strong>Çocuklar için not:</strong>  <a href="http://yorumlayanlar.com/tag/edebiyat/deneme/cocuklar-icin/" target="_blank"><font color="#800000">Kompozisyon yazmak</font></a>la ilgili olarak arama yaparken bu sayfaya geldiyseniz, lütfen, sizin için hazırladığımız yeni <strong><a href="http://yorumlayanlar.com/tag/edebiyat/deneme/cocuklar-icin/" target="_blank">"KOMPOZİSYONLAR"</a></strong> sayfamıza göz atabilirsiniz.]<a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i37.jpg" title="Sosyallik"><br />
</a></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/151/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/151/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/151/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/151/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/151/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/151/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/151/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/151/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/151/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/151/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/151/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/151/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/151/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/151/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/151/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/151/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=151&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/kompozisyon/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6ac8fb85d0ba8e474771825eeedeee81?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Şevkan</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t38.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Yalnızlık</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t54.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Ağanın sıçtığı yerde ot biter.</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t37.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Sosyallik</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Barizi İbraz: Küreselleşme Üzerine Notlar I</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/barizi-ibraz-kuresellesme-uzerine-notlar-i/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/barizi-ibraz-kuresellesme-uzerine-notlar-i/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Feb 2007 13:09:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ebru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ekonomi-Politik]]></category>
		<category><![CDATA[globalisation]]></category>
		<category><![CDATA[popular culture]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/02/03/barizi-ibraz-kuresellesme-uzerine-notlar-i/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Ebru &#8216;Şebzindedâr&#8216; Akman Bundan böyle kiminle yarenlik etmekten, lunaparka gitmekten, birlikte çalışmaktan memnun olacağımıza – ya da en azından na-memnun olmayacağımıza- küresel değer ve ikonlara aşinalık düzeyimiz karar verecektir. Küresel çarkın içinde olmak; küresel popüler kültür etkisi ile yetişmekten geçer. Popüler kültür ikonlarına yakınlık ya da aşinalık, bunları sevip sevmemekten bağımsız bir şekilde, sizin [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=96&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/britney01.jpg?w=477" alt="britney01.jpg" align="right" /><strong>Yazan:</strong> Ebru &#8216;<a href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/01/ebru-akman-kulliyati/">Şebzindedâr</a>&#8216; Akman</p>
<p>Bundan böyle kiminle yarenlik etmekten, lunaparka gitmekten, birlikte çalışmaktan memnun olacağımıza – ya da en azından na-memnun olmayacağımıza- küresel değer ve ikonlara aşinalık düzeyimiz karar verecektir.<br />
Küresel çarkın içinde olmak; küresel popüler kültür etkisi ile yetişmekten geçer. Popüler kültür ikonlarına yakınlık ya da aşinalık, bunları sevip sevmemekten bağımsız bir şekilde, sizin nasıl bir kişi olduğunuzu, içine doğduğunuz kültür kadar etkiler. <span id="more-96"></span>Küresel popüler kültür, etkisini, ikonları sayesinde göstermektedir. Küresel kültür değerlerinin (dolaylı ya da doğrudan) içerik edildiği bir örgün eğitim sayesinde benzer eğitim kurumlarından kültürlenen 16 yaşında biri Papua Yeni Gineli, diğeri Rus bir diğeri de Kanadalı üç ergenin ilgi alanları birbirinden farklı olmayacaktır . Bu üç çocuk kendi ülkelerindeki başka toplumsal sınıflardan gelen ve benzer şekilde kültürlenmeyen akranlarından, birbirlerine olduğundan daha çok farklılaşacaktır; yalnız kalacaktır.<br />
Artık, bu çocuklar için kişilerarası ilişkilerdeki beklentiler, yerel kültür temelli değil, bütün kültürlerde var olanların kötü bir amalgamı olan popüler küresel kültür tarafından yapılmış tanımları bağlamında şekillenecektir.<br />
Şiar 1: Bireyin toplumla karşılaştığı her durumda ortaya büyük ya da küçük bir çatışma çıkar.<br />
Şiar 2: Bireyin özgürlük alanı ile toplumca dayatılan sorumluluk alanının sınırı geçirgen ya da esnek değildir. Karşılıklı kakışma ile cebren değiştirilebilir. Bu zorlama sırasında, (genelde) toplum tarafı daha kalabalık olmasının hasbıyla bu sınırı bireyin başına yıkar. Tersi duruma, gayet nadir rastlanır. Ya sınırın etrafından dolaşmayı (ki tecridi göze almalı), ya onu yok saymayı (yine münferit ve tecriden yaşamayı göze almalı) yahut da bu sınırı bireyin gücüyle nispeten zorlamayı (daha vahim türlü bir tecritle sonuçlanabilir, bunu da göze almalı) gerektirir.<br />
Demek ki bireysel özgürlük diye bir şey [ancak] kuramsal olarak mümkündür. O kadar mümkün olması bile agâhına, mukterine, delisine ve mahirine kafidir.<br />
Gelelim üç kafadarlara&#8230; Halihazırda, yerel olduğu halde bile güç bir şey iken küresel boyutlarda yenilmez hale gelen bu toplum canavarına karşı ne yapacaklar?<br />
Elbette ki, evvala kendi evlerinde olmak üzere, okularında, şehirlerinde, ülkelerinde ve nihayet de dünyada, defaatle kaybolacaklar. Ellerinden tutan kimse olmayacak; çünkü gitmek istedikleri yeri bilemeyecekler . Dünyanın önce iPod’dan, sonrada CNNWorld’den en nihayetinde de Miyami’de bir yazlıkta geçen emeklilikten ibaret olduğunu sanacaklar. Öldüklerinde yakılmak isteyecekleri ve bir şanslılarsa şömine üzerinde bir kavanoz külden başka bir şey olmayacaklar .</p>
<p><strong>Ne ve Nasıl?</strong><br />
Bilgisayar teknolojisindeki gelişmeler sayesinde bilginin dünya üzerindeki kolay dolaşımı gündelik hale gelmiştir. Bu sayede daha önce şimdikine göre ‘ilkel’ yollarla iletilmeye çalışılan bilgi muhatabını anında bulmaktadır . Bilgi aktarımının yararlarını en çok kullananlar, malum, tacirlerdir. Uzak ülkeler ile ticaret şahikasından dünyayı seyreylemekteler. Kapital giderek daha önemli bir kavram haline gelmiş ve yeni &#8216;pazar&#8217; arayışını tetiklemiştir. Pazar arayışı büyük yerel şirketlerin başka ülkelerdeki &#8216;pazara&#8217; girmesine yol açmıştır. Dünyanın serbest piyasa ekonomisiyle sevk ve idare edilen kısmı büyüdükçe zaten çok büyük ve zengin olan şirketler daha da büyümeye başlamışlardır. Serbest piyasa ekonomisinin gereği olarak devlet küçüldükçe sanayi ve ticaret patronları daha güçlü hale gelmişlerdir. Ülke ekonomisinin önemli bir kısmında karar verme yetkileri olduğu için devlet politikalarını daha da etkilemeye başlamışlardır. Bu insanlar sadece sanayi ve ticarete değil, medya vasıtasıyla halkın neyi görüp neyi izleyeceğine, neyin rating nesnesi olacağına da karar vermeye başlamışlardır.<br />
Serbest piyasa ekonomisine, sair renkli devrimler ya da sert-yumuşak bir takım rüzgarlarla geçen ülkelerdeki söylem, yerel kültürden değil kapitalden hareketli hale gelmiştir. Medyada, eğitimde ve devletin mektum söylemlerinde hep aynı tema ile karşılaşılır olmuştur. Yerel kültüre ait değerler, küresel elitin değerlerine teslim olmuştur. Bu durum, başlatıcısı olan teknolojik ilerleme sayesinde daha da ileri gitmiştir.<br />
Bugün dünyanın neredeyse her büyük şehrinde, aynı büyük markaların dükkânları ile dolu caddelerde yürümek mümkün. Londra’dan aldığınız bir dijital fotoğraf makinesini İstanbul’da değiştirebilirsiniz. Eğer bir büyük-şehirde yaşıyorsanız gittiğiniz her hangi bir başka büyük-şehirde alışkanlıklarınıza neredeyse aynen devam edebilirsiniz. Tabii, küresel kültür ikonları ile şekillenen bir yaşantınız varsa!<br />
Küresel kültürle olan kaynaşmanızın ve bunu içselleştirmenizin düzeyi sizin, dünyanın her hangi bir yerinde kendinizi evinizde hissedip hissetmemenizi belirleyecektir. Bu şekilde de dünyanın küresel olarak kültürlenmiş herhangi bir yerinde yaşayabilir, çalışabilir ve kendinize sizin hoşlandığınız şeylerden hoşlanan arkadaşlar bulup yakın ilişkiler kurabilirsiniz.</p>
<p><strong>Küresel kültür nasıl bir şeydir?</strong><br />
Küreselleşme daha önce söz edilen tekel şirketler tarafından pazarlanan malların, tüketim üzerine kurulmuş ikonlaştırılmasıdır. Müzik, sinema ve sanat tüketilebilir mallardır. Yeterince reklamını yaparsanız her şeyi satabilirsiniz. Soya fasulyesi üretmek için yağmur ormanlarını katletmek, genetik olarak modifiye edilmiş tek seferlik tohumların ticaretini yapmak ve tarımda kullanmak, dünya kaynaklarını şanslı %15 arasında paylaştırmak, kaynakları tükenen militarist ülkelerin hala kaynakları olan ülkeleri işgal etmesi, bu ülkelerin halklarına zulüm etmesi, küresel kültür için “doğru” şekilde pazarlandığı sürece mümkün şeylerdir. Popüler küresel kültürde önemli olan, &#8216;tüketicileri&#8217;, yaptığınız eylemin gerçekliğine inandırmanızdır. Mallarınızı satın alacak zengin birileri oldukça, mallarınızı satın alamayacak fakirlere ne olduğunun bir önemi yoktur. Tüketicileri ikna etmek için, onların gözünü eşitlik, özgürlük, sevgi gibi insanların karınlarının yumuşak olduğu konuları kullanarak boyayabilirsiniz. Din, ırk, dil, etnik kök gibi kavramların doğrudan kullanılması popüler küresel kültür kurallarına aykırıdır. Bu kavramlar pazarlama stratejilerinin işlemediği yerlerde çatışma yaratmak için kullanılmaktadır.<br />
Popüler küresel kültür sayesinde zaten zengin olanlar daha da zenginleşmekte ve dünyanın geri kalanını sömürmektedirler. Yerel kültürler pazar arayışı ve saldırgan kapitalizm sayesinde etkilerini kaybetmektedirler.<br />
Yerel kültürün çocuklara aktarılmasındaki başarısızlık her bir sonraki kuşakta yerel kültürlerin biraz daha solup gitmesine neden olacaktır. Dünya halkları karşı koyamayacakları ve tüketime/tüketmelerine dayalı bir değişim sürecinden geçmektedir. Bu süreç dünyadaki çeşitliliği yok edip tektipliğe yol açmaktadır. Yerel kültürünü taşıyan insanlar küresel dünyada kendilerine yer bulamaz hale geleceklerdir. Küresel kültürlenmiş birey nereye giderse gitsin kendini evinde hissederken, yerel kültürlü birey evinde bile kendisi evinde hissedemeyecektir.<br />
Küresel üniformanın bir başka özelliği de insanları apolitize etmesidir. Politika insanların kendi hakları için karar verme gücüdür. Piyasa kartelleştikçe orta ve alt sınıftan bireylerin karar verme gücü azalmaktadır. Karar verme gücü kredi kartınızın limiti kadardır. Apolitize birey saldırgan kapitalist eylemlere karşı kayıtsız kalmaktadır.</p>
<p><em>Kendini evinde bile yabacı hisseden, karar verme gücünden yoksun, kafası karışık üç kafadarlar ne yapar?</em><br />
Özdeşim kurabileceği bir grup ve elinden tutacak birisini arar. Mücahede edip rüştünü ispatlayacağı bir düstur, bunu ona öğretecek bir mürşid arar. Ayandır ki, böyle bir halde başıboş gezinen kimse elinden ilk tutana elini verecektir. Sonra da beyaz beresi ile Taksim’de, Osmanbey’de volta atmaya başlayacaktır, Konya’da nübüvvetine inandığı nebisinin evinde azar işitecektir. Yani, iradesini, geleceğini, selim sandığı şerre selvet ile teslim edecektir.</p>
<p>Biz, fildişi kulelerinde oturup şarabını yudumlayarak yazanlara ise, onun ve diğerinin kaybından geriye bir yürek sızısı düşer.</p>
<p>QUO VADİS?</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/96/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/96/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/96/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/96/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/96/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/96/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/96/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/96/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/96/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/96/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/96/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/96/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/96/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/96/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/96/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/96/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=96&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/barizi-ibraz-kuresellesme-uzerine-notlar-i/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/717ff967bc4e933af4368f7974200baa?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">eakman</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/britney01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">britney01.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Dört Mevsim</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/dort-mevsim/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/dort-mevsim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Feb 2007 12:26:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ophelia</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotograf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/02/01/dort-mevsim/</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Fotograflar: Ayça Sağlam &#160; &#160; &#160; &#160; &#160;<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=146&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="left"><strong>Fotograflar:</strong> Ayça Sağlam</p>
<p><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/yineilkbaharr.jpg"></a></p>
<p align="left" style="text-align:center;"><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/sonbaharr.jpg" title="İlkbahar"><img src="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/ilkbahartt.jpg" alt="İlkbahartt" /></a><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/sonbaharr.jpg" title="Yaz"><img width="154" src="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/yaztt.jpg" alt="Yaztt" height="126" /><img width="155" src="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/sonbahartt.jpg" alt="Sonbahartt" height="127" /></a></p>
<p style="text-align:center;"><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/yineilkbaharr.jpg"></a></p>
<p style="text-align:center;"><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/yineilkbaharr.jpg"></a></p>
<p><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/yineilkbaharr.jpg"><span id="more-146"></span> </a></p>
<p style="text-align:center;">&nbsp;</p>
<p align="left">&nbsp;</p>
<p style="text-align:center;">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/sonbaharr.jpg" title="İlkbahar"></a></p>
<p><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/sonbaharr.jpg" title="İlkbahar"></a><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/sonbaharr.jpg" title="İlkbahar"></a><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/sonbaharr.jpg" title="İlkbahar"></a></p>
<p style="text-align:center;"><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/yineilkbaharr.jpg"></a></p>
<p style="text-align:center;"><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/yineilkbaharr.jpg"></a></p>
<p><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/sonbaharr.jpg" title="İlkbahar"></a></p>
<p style="text-align:center;"><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/ilkbaharr.jpg" title="İlkbahar"></a></p>
<p style="text-align:center;"><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/ilkbaharr.jpg" title="İlkbahar"></a></p>
<p style="text-align:center;"><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/ilkbaharr.jpg" title="İlkbahar"></a></p>
<p style="text-align:center;"><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/yineilkbaharr.jpg"></a></p>
<p style="text-align:center;"><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/kiss.jpg" title="Kış"><img width="161" src="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/kistt.jpg" alt="Kistt" height="129" /></a><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/yineilkbaharr.jpg" title="Yine İlkbahar"><img width="156" src="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/yineilktt.jpg" alt="Yine ilkbahartt" height="129" /></a></p>
<p style="text-align:center;"><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/yineilkbaharr.jpg"></a></p>
<p style="text-align:center;"><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/sonbaharr.jpg" title="Sonbahar"><br />
</a><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/yazz.jpg" title="Yaz"></a>
</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/146/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/146/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/146/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/146/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/146/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/146/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/146/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/146/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/146/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=146&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/dort-mevsim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/72603e19017324b99134bae27b6bd030?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">bellus</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/ilkbahartt.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">İlkbahartt</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/yaztt.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Yaztt</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/sonbahartt.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Sonbahartt</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/kistt.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Kistt</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/yineilktt.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Yine ilkbahartt</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bilmece</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/bilmece/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/bilmece/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Feb 2007 12:21:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmed-i Mursi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/02/05/bilmece/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Ahmed-i Mursi Bilmece neydi şimdi hatırlamıyorum, cevabı ise unutmadım. -Yine ne yumurtladın? Meraklı bir çocuktum vesselam, ilk oyuncağım hayattı. -Sana ne dayattı? Hafızam ve hayalgücüm iyi dostlarımdı, kendimi hiç avutmadım. -Salute Madam Baban sen daha bebekken öldü dedi annem, diğerleri onayladı. -&#8221;Onay&#8221;lıktım Kabullendim, zira ne farkederdi ki ha bir eksik ha bir fazla -Bi [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=198&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/sutatil3.JPG" title="sutatil3.JPG"></a></p>
<p align="center"> <a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/images1.jpg" title="images1.jpg"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/bilmece02.jpg?w=477" alt="bilmece02.jpg" /></a></p>
<p><strong>Yazan:</strong> Ahmed-i Mursi</p>
<p>Bilmece neydi şimdi hatırlamıyorum, cevabı ise unutmadım.<br />
<em>-Yine ne yumurtladın?</em><br />
Meraklı bir çocuktum vesselam, ilk oyuncağım hayattı.<br />
<em>-Sana ne dayattı?</em><br />
Hafızam ve hayalgücüm iyi dostlarımdı, kendimi hiç avutmadım.<br />
<em>-Salute Madam</em><br />
Baban sen daha bebekken öldü dedi annem, diğerleri onayladı.<br />
<em>-&#8221;Onay&#8221;lıktım</em><br />
Kabullendim, zira ne farkederdi ki ha bir eksik ha bir fazla<br />
<em>-Bi şartla</em><br />
Şimdi ben artık bir babayım ve hayattayım.<br />
<em>-Sıra sizde bayım!</em></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/198/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/198/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/198/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/198/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/198/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/198/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/198/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/198/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/198/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/198/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/198/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/198/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/198/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/198/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/198/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/198/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=198&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/bilmece/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b85dd3e1204a0904806a7d4ded922aeb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Ahmed-i Mursi</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/03/bilmece02.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">bilmece02.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Nülerim</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/my-nude-paintings/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/my-nude-paintings/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Feb 2007 12:10:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Kandemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Resim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/02/06/nulerim/</guid>
		<description><![CDATA[Resimler: Kerem Kandemir Not: Detay görüntüler, resimlerin orijinal boyutlarından alınmıştır. &#160; &#160;<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=213&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left"><strong>Resimler:</strong> Kerem Kandemir</p>
<p align="left">Not: Detay görüntüler, resimlerin orijinal boyutlarından alınmıştır.</p>
<p align="center"><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/eckrems-full01.jpg"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/eckrems-full01s.jpg?w=477" alt="eckrems-full01s.jpg" /></a><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/eckrems-detail01.jpg"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/eckrems-detail01s.jpg?w=477" alt="eckrems-detail01s.jpg" /></a></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/eckrems-detail01.jpg"></a></p>
<p align="center"><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/tiar-full01.jpg"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/tiar-full01s.jpg?w=477" alt="tiar-full01s.jpg" /></a><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/tiar-detail01.jpg"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/tiar-detail01s.jpg?w=477" alt="tiar-detail01s.jpg" /></a></p>
<p align="center"><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/petit-full01.jpg"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/petit-full01s.jpg?w=477" alt="petit-full01s.jpg" /></a><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/petit-detail01.jpg"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/petit-detail01s.jpg?w=477" alt="petit-detail01s.jpg" /></a></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/213/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/213/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/213/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/213/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/213/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/213/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/213/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/213/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/213/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/213/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/213/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/213/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/213/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/213/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/213/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/213/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=213&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/my-nude-paintings/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/150d03a27d9da62e8553c5a250d90716?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">aftandis</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/eckrems-full01s.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">eckrems-full01s.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/eckrems-detail01s.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">eckrems-detail01s.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/tiar-full01s.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">tiar-full01s.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/tiar-detail01s.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">tiar-detail01s.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/petit-full01s.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">petit-full01s.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/petit-detail01s.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">petit-detail01s.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Memoir d&#8217;El-Cebir (Algebra) von Darüşşafaka- Bir Deli&#8217;nin Hatıra Defterinden Alıntı</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/memoir-del-cebir-algebra-von-darussafaka-bir-delinin-hatira-defterinden-alinti/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/memoir-del-cebir-algebra-von-darussafaka-bir-delinin-hatira-defterinden-alinti/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Feb 2007 12:08:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmed-i Mursi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yersen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/02/05/memoir-del-cebir-algebra-von-darussafaka-bir-delinin-hatira-defterinden-alinti/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Ahmed-i Mursi a=b a.a= a.b (iki tarafı da a ile çarpıyorum) a.a-b.b=a.b-b.b (iki taraftan da b.b çıkartıyorum) (a+b)(a-b)= b(a-b) (sol taraf a.a-a.b+b.a-b.b yani a.a-b.b dir; sağ taraf ise b.a-b.b dir.) Sadeleştiriyorum, iki tarafı da a-b ye bölüyorum a+b=b 2b=b (zira b=a) öyleyse 2=1 . Şimdi soruyorum: Tanrım ben nerede hata yaptım? (Bakalım yorum kısmına [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=197&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/genius01.jpg?w=477" alt="genius01.jpg" /></p>
<p><strong>Yazan:</strong> Ahmed-i Mursi</p>
<p>a=b<br />
a.a= a.b (iki tarafı da a ile çarpıyorum)<br />
a.a-b.b=a.b-b.b (iki taraftan da b.b çıkartıyorum)<br />
(a+b)(a-b)= b(a-b) (sol taraf a.a-a.b+b.a-b.b yani a.a-b.b dir; sağ taraf ise b.a-b.b dir.)<br />
Sadeleştiriyorum, iki tarafı da a-b ye bölüyorum<br />
a+b=b<br />
2b=b (zira b=a)<br />
öyleyse<br />
2=1 .</p>
<p><strong>Şimdi soruyorum:</strong> Tanrım ben nerede hata yaptım? (Bakalım yorum kısmına cevap gelecek mi?)<span id="more-197"></span></p>
<p><strong>Kıssadan Hisseler: </strong>1-Kanunlar boşuna konmaz. Amma, iyi anlatıla.</p>
<p>2-Ezberci kendini mahir sanır, sonuç abes bile olsa hatasını idrak edemez.</p>
<p>3-En günahsız öncüller -temel kanunlar çiğnendiğinde- en büyük günahlara götürür.</p>
<p>4-Insan Hakları Evrensel Bildirisi bu yüzden vazgeçilmezdir.</p>
<p>5-Kanunları ezberleseniz bile nafile, abes kaçınılmaz olabilir.</p>
<p>6-Cebir insanı cabbar yapar. Abesle iştigal ettirir.</p>
<p><strong>Ev Ödevi:</strong> Başka nerelerde benzeri hatalar yapıyoruz?</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/197/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/197/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/197/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/197/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/197/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/197/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/197/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/197/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/197/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/197/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/197/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/197/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/197/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/197/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/197/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/197/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=197&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/memoir-del-cebir-algebra-von-darussafaka-bir-delinin-hatira-defterinden-alinti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b85dd3e1204a0904806a7d4ded922aeb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Ahmed-i Mursi</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/genius01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">genius01.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Dahiler Üzerine</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/on_the_genius/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/on_the_genius/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Feb 2007 03:38:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Kandemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/02/05/on_the_genius/</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Yazan: Gabriel Fernando Curtiz Çeviren: Kerem Kandemir Sayılarla düşünmek bana göre değil. Ne de olsa ben, Sözcüklerin Efendisi&#8217;yim. Kendim için kullandığım bu ifade sizi rahatsız etmemeli. Efendilik, eğer sözcüklerle girdiğiniz ilişkiyi betimliyorsa yalnızca, oldukça hoştur. Neyse, size anlatacaklarıma dönelim artık: &#160; Dedim ya, sayılar bana, ruhsuz, sevimsiz soyutlamalar olarak gelir. Bazı matematikçilerin, onları, sabahları [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=229&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center">&nbsp;</p>
<p><strong>Yazan:</strong> Gabriel Fernando Curtiz</p>
<p align="center"><img align="right" src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/leonardo.jpg?w=477" alt="leonardo.jpg" /></p>
<p><strong>Çeviren:</strong> Kerem Kandemir</p>
<p>Sayılarla düşünmek bana göre değil. Ne de olsa ben, Sözcüklerin Efendisi&#8217;yim. Kendim için kullandığım bu ifade sizi rahatsız etmemeli. Efendilik, eğer sözcüklerle girdiğiniz ilişkiyi betimliyorsa yalnızca, oldukça hoştur. Neyse, size anlatacaklarıma dönelim artık:<span id="more-229"></span></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p>Dedim ya, sayılar bana, ruhsuz, sevimsiz soyutlamalar olarak gelir. Bazı matematikçilerin, onları, sabahları portakal suyu niyetine içtiğini, bazılarının da, ereksiyon sürelerini uzatmak için, yan etkisi bulunmayan bir geciktirici gibi kullandığını duymuştum. Laf aramızda, ben, taze sıkılmış portakal suyunu ve futbol maçlarından çarpıcı enstantaneleri tercih ederim. Buna rağmen, sayıların, ilginç saptamalar yapmada işe yaradığı da oluyor elbet. Bugünkü (ya da bu geceki; size hangisi uyuyorsa onu seçin lütfen) dersimiz sizlerle ilgili. İhtiyatlı davranmayı sürdürecek olursam, “bazılarınızla,” demem gerekir tabii. Siz dahiler, bu özgün durumunuz üzerine kafa yormayı eğlendirici bulmadığınızdan, kendinizi de yakından tanıyamazsınız pek. Dua edin ki, ben bu angaryayı sizin adınıza sırtlanmaya gönüllü oldum.</p>
<p>Her dahi, sanki bunu sağlayan özel bir doğa yasası varmışçasına, yalnızlıktan yakınır. Bir kere, bu yakınmaların, nicel temellere oturup oturmadığına bakmamız gerekir. Gelin, dünyada, zekası sizinle kıyaslanabilecek düzeyde kaç insan yaşadığını kestirmeye çalışalım:</p>
<p>Varsayalım ki, milyonda bir rastlanan yükseklikte bir IQ’ya sahipsiniz. Bu durumda, gezegenimizi, her biri en az sizin kadar zeki, yaklaşık altı bin insanla paylaşmaktasınız. Ömrünüz boyunca, bunların yalnızca binde biriyle bile karşılaşabilseydiniz, nicel olarak, yalnızlıktan şikayet etmeye hakkınız olmazdı diye düşünmek mümkün. İnsanın, kendisini anlayabildiğini sandığı altı kişiyle ilişki kurabilmesi, kimsenin inkar edemeyeceği kadar büyük bir nimettir.</p>
<p>Anlatmak istediğim şu: dünya nüfusu, artık, en katıksız dahilerin bile, potansiyel olarak yalnızlık çekmeyecekleri kadar kalabalık hale gelmiştir. Teknoloji deseniz, bugün kıtalar arası iletişim kurmak, neredeyse sudan ucuz. İnternet,, Çinli bir genç kızın, bilgiye olan açlığını giderebildiği müthiş bir ziyafet, homoseksüellik düşmanı bir Amerikalı rahibin, sesini dünyanın her köşesine duyurabildiği bir megafon, Mısırlı bir postacının, hayvanlarla seks fantezilerini pekiştirebildiği bir magazin, kocası derin uykuda horuldarken, evini hiç terk etmeden uzak diyarları gezme arzusundaki bir İsveçli kadının, frekansı Yeni Zelanda&#8217;ya bile ulaşmaya yeten telsizi, içine düştükleri sefalet yüzünden ekonomist karısı Antalya&#8217;da fahişelik yapan bir Rus denizaltı kaptanının silah teknolojileri pazarlayabildiği sanal bir ekmek kapısı haline gelmişken, siz dahilerin orada birbirinize ulaşamayacağınızı düşünmek komik olurdu, değil mi?</p>
<p>Yeryüzüne inen uzaylılar, Maymunlar Gezegeni’ne düşen insanlar, arı kolonisine karışmış peygamber develeri, mısır tarlasında bitivermiş muz ağaçları gibi farklı ve yalnızsınızdır yine de. Çünkü farklılığınızı kavramanız yıllar alır ve siz bu süre içerisinde, şeklen çok benzediğiniz türdeşleriniz gibi olmaya, öyle yaşamaya zorlanırsınız. Malzemesi normallikler olan bir tasarımın kuşatmasında, sırtınızda, görünmez kumaştan dikilme deli gömlekleriyle dolaşıp durursunuz.</p>
<p>Dahilerin sosyolojisi yoktur. İstatistiklerin yokumsamak zorunda kalacağı kadar küçük ve üstüne üstlük, nüfus içinde düzgünce dağılmış bireylerin sosyolojisini yapmaya kalkışmak, pek mantıklı bir fikir gibi görünmez akademisyenlere. Psikolojisi de yapılmamıştır henüz dahilerin. Bu konulardaki boşluğun nedenlerini anlamak güç değil tabii. Oysa hepinizin ihtiyacı var kendinizi tanımak için, size özel geliştirilmiş düşünsel malzemelere. İşin ilginç yanı, normal insanların, milyarları meydana getiren kalabalıkların da ihtiyacı var sizi daha iyi anlayabilmeye. Ne de olsa, çok az sayıda olmanıza rağmen, medeniyet denilen çimentonun büyük bir bölümünü sizler üretmektesiniz. Kendi dibine ışık veremeyen mumlar gibi, karanlıklar içindeyken çevrenizi aydınlatıyorsunuz. Birilerinin sizinle uğraşması gerek. Sanırım buna itirazınız olmayacaktır.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/229/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/229/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/229/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/229/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/229/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/229/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/229/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/229/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/229/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/229/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/229/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/229/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/229/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/229/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/229/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/229/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=229&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/05/on_the_genius/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/150d03a27d9da62e8553c5a250d90716?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">aftandis</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/leonardo.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">leonardo.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Ez bütün çiçekleri, kendine dinazor dedirt!</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/04/tb001/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/04/tb001/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Feb 2007 14:30:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tuncblake</dc:creator>
				<category><![CDATA[Memleket Meseleleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/01/18/tb001/</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Yazan: Tunç Blake &#8220;Ben bi kestiriym.&#8221; dedi. &#8220;Kırkbeş dakikan var.&#8221; dedim. Geçenlerde yeni yılın T.C. bütçesi açıklandı. Dikkatimi çeken şey, Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesi oldu. Kültür Bakanlığı&#8217;ndan, Dışişleri&#8217;ne ya da Tarım Orman ve Köyişleri&#8217;ne, bir sürü bakanlıktan falan fazla. İnsan tabii merak ediyor: Niye? İçimde bir yorumlama arzusu var. Bu, sadece siyasi düzeyde değil. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=59&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left" style="text-align:center;"><img src="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/dinasor.jpg" alt="dinasor.jpg" /></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p><strong>Yazan:</strong> Tunç Blake</p>
<p>&#8220;Ben bi kestiriym.&#8221; dedi. &#8220;Kırkbeş dakikan var.&#8221; dedim.</p>
<p>Geçenlerde yeni yılın T.C. bütçesi açıklandı. Dikkatimi çeken şey, Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesi oldu. Kültür Bakanlığı&#8217;ndan, Dışişleri&#8217;ne ya da Tarım Orman ve Köyişleri&#8217;ne, bir sürü bakanlıktan falan fazla. İnsan tabii merak ediyor: Niye? İçimde bir yorumlama arzusu var.</p>
<p><span id="more-59"></span></p>
<p>Bu, sadece siyasi düzeyde değil. Bir çok alanda, maddi gücün Müslümanlık etrafında yogunlaştığını gorüyoruz: Belli bir politik yaşam tarzını (denebilirse) destekleyen sermayedarlar olduğu gibi, son on beş senede bir dizi büyük gazete, televizyon ve okul da kuruldu. Kuran kursları ve hatta İslam ülkelerinde eğitim görenlerin sayısı arttı. Bu <strong>yeni</strong> bi şey. Yani daha önce yoktu. Siyasi düzeyle birlikte, son on beş senede Türk toplumunda bir kalite farkı olduştuğu düşünülebilir. Demek ki şeriat geliyor; Destur!<!--more--></p>
<p>On beş sene evvel gündeme girmeye başladı. Türban içersinde bu hatun kimdi acaba; üniversiteye girse miydi? Belki ve lakin ne fark eder? Siyasi cinayetler vardı; laikleri havaya uçururlardı. Kim; niye? Akıl sır ermez bi işler&#8230; İlgi odağı diğildi; olmazdı ya da saman alevi (Alevî değil) gibiydi. Biz gençtik; her şey gibi bunu da yorumlardık; çok fazla da yorumlamazdık; ilginç diğildi; hamburger gibiydi; doyurmazdı. Tavan alçalırken biz yükseliyorduk. İstikbal göklerde idi. Liberal düşüncelerimiz vardı; aramızda islamcı yoktu.</p>
<p>Her şeye hoşgörü ya da gri renklere özgürlük; böyle gitti. Moral relativizm&#8230;</p>
<p>Şimdi egemen liberal yaklaşım değişti. Ben de bu konuya ordan yorumluycam; zaten yorumluyorum.</p>
<p>Tıpkı Star Wars gibi olucak: Elimde Pop Corn ve Cola olucak; oturduğum yerden yorumluycam, film seyreder gibi olacak; bitince tam süper olacak.</p>
<p>Nedir Star Wars? Karanlık Lord, seçimle iş başına gelmiş; parlemonto başkanı olmuş. Kendisine karşı bir savaş tezgahlamış. Ona karşı olanları da, ordan bağlıyor. Eleştiriye karşı yarattiğı atmosferle kendini zırhlamış; eleştiremezsin. Yani o zaman karşı tarafa geçmiş olursun. Kutsalı eleştiremezsin. Ayıp olur. Kutsala hakaret edemezsin. İlahiyat ve inanç ve inananlara laf yok.</p>
<p align="left">Bir Hıristiyan atasözü der ki &#8220;İnsanin parası nerdeyse, kalbi de ordadır.&#8221; Burda, bu bütçede olan ilk şey kalple para arasındaki ilişkinin ilahileşmesi, sonra son on beş yıldır olan da o; ilahileşme ve hatta bazı liderlerin kendini ilahla bir sanması; siyasetin de ilahileşmesi. İlah, Allah ve ben. Haşa! <em>Dark Lord is ruling</em>. Kapitalizm yönetir.</p>
<p align="left">&nbsp;</p>
<p align="left">Doğru ve yanlış olmadan yorumlamak mümkün mü? İnancım olmadan yorumlayabilir miyim? Ey inananlar: Size karşı diğilim ama inançlarınıza karşıyım! Ama onları özgürce savunmanız için ölebilirim! Biri söylediydi ama kim işte o kişi adını hatırlamıyorum. Soğuk savaştan az önce popüler olmuştu. Tarihin tekerliği öyledir; döner. Metroseksüel yükseliyor.</p>
<p align="left">&nbsp;</p>
<p align="left">Bu bir yansıtmadır: Yani, pasif bi şekilde oturmuşum. Bu pasifliğim iyidir çünkü bir görüş noktası ve bir soluklanma anıdır; yorumlarken kafamdan geçenleri yansıtırım. Naklen yayın gibi&#8230;</p>
<p align="left">&nbsp;</p>
<p align="left">Kapitalizm kelimesini kullanmadan yorumlayabilir miyim? Biliyorum, değiştir(e)miycem; 11. tezden az önceki gibi sadece yorumlamakla yetinicem. Avrupada bir ruh dolaşıyor. <em>A spectre is hounting!</em> Henüz ölmedi ya da genetik koduna bakıp tekrar canlandıcaz onu; Mumya&#8217;nın Dönüşü gibi olucak. Ama onu yorumlayamam. Niye? Çünkü sadece bir olay (event) yorumlanabilir; kaybolmuş Das Capital yorumlanamaz. Olay olmadan yorum olmaz. Olay ufkunun ötesinde, sadece spekülasyon ve borsa var ya da kara deliği yorumlarsan, Stephen Hawkings gibi olursun, mazallah.</p>
<p align="left">&nbsp;</p>
<p align="left"><em>A pectre is hounting</em>. İlahiyatın laiğine, komplo teorisi denir ve genellikle milli damak tadına hitab edicek şekilde pişirilir. İlahi ve komplo&#8230; T.C. bütçesinin yorumlandığı atmosfer budur. Top bize gelmiycektir.</p>
<p align="left">&nbsp;</p>
<p align="left">Gene cüzdanı konuşursak: Kapitalizm yönetmek için ileri götürür. Eski tez böyle der. İleri gitmek de, kapitalizme götürür.</p>
<p align="left">&nbsp;</p>
<p align="left">Bi zamanlar İstanbul Belediyesi, SHP&#8217;nindi. Gelecek parlak ve bunalımlar suni idi. Modernizmin açısından, Refah Partisi Pre-Modern idi; yani onun kapitalizmi (moderni) uygulaması, saçma ve doğasına aykırı idi. Doğaya aykırı&#8230; Pre-modern bize uymazdı ve birinci görevimiz, T.C.&#8217;yi daha ileri götürmektir. Bütün yorumlar bunu destekler mahiyyeteyken, yani biz Ceday&#8217;ların yorumu öyleyken, yine de böyle oldu: Ez bütün çiçekleri; kendine dinazor dedirt!</p>
<p align="left">&nbsp;</p>
<p align="left">Bu arada hobit uyandı. Şimdi gidip Apocalipto&#8217;yu seyredicez. Bir başka film&#8230; Zaten ben de <strong>yor</strong>uldum.</p>
<p align="left">&nbsp;</p>
<p align="left">&nbsp;</p>
<p align="left">&nbsp;</p>
<p align="left">&nbsp;</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/59/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/59/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/59/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/59/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/59/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/59/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/59/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/59/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/59/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/59/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/59/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/59/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/59/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/59/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/59/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/59/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=59&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/04/tb001/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/8685c4abdbd5f0eb48844b15fec06312?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">tuncblake</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/dinasor.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">dinasor.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Evlilik ve Normalizasyon</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/04/evlilik-ve-normalizasyon/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/04/evlilik-ve-normalizasyon/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Feb 2007 03:46:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lenore</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/02/04/evlilik-ve-normalizasyon/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Lenore “Aile toplumun yapıtaşıdır” dediler ilkokuldan itibaren bize. Çekirdek aile ile geniş ailenin farklarını öğrendik her sene yeniden. Beyaz gelinlik hayalleri kurmayı da öğrettiler. Küçük yaşlarda tasarımcı olduk fark etmeden. Tasarladığımız sırf gelinlik değildi elbet. Bir hayat tasarlıyorduk o gelinlikle birlikte. Tasarlamayı da tasarıyı da onlar öğrettiler bize. Tabii onlar aynı zamanda bizlerdik; toplumdu. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=243&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-indent:1.8pt;line-height:200%;" class="MsoNormal"><img align="left" src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/evlilik01.jpg?w=477" alt="evlilik01.jpg" /><strong>Yazan: </strong>Lenore</p>
<p style="text-indent:1.8pt;line-height:200%;" class="MsoNormal">“Aile toplumun yapıtaşıdır” dediler ilkokuldan itibaren bize. Çekirdek aile ile geniş ailenin farklarını öğrendik her sene yeniden. Beyaz gelinlik hayalleri kurmayı da öğrettiler. Küçük yaşlarda tasarımcı olduk fark etmeden. Tasarladığımız sırf gelinlik değildi elbet. Bir hayat tasarlıyorduk o gelinlikle birlikte. Tasarlamayı da tasarıyı da onlar öğrettiler bize.<span id="more-243"></span> Tabii onlar aynı zamanda bizlerdik; toplumdu. Toplumun evliliğe ihtiyacı vardı. Toplumun olduğu gibi kalması için evliliğe ihtiyacı vardı. Beyaz gelinlik ve siyah damatlığın ardında sorumluluklarla dolu bir hayat bekliyordu bizi: Bir ev gerekiyordu (“Ev”lilik ya adı olayın), çocuklar yapmak gerekiyordu. Tüm bunlar ancak sabahtan akşama dek çalışıp para kazanarak mümkündü. Sabit bir meslek gerekiyordu dolayısıyla. Sabah dokuz-akşam beş işleri vaat ettiler bize. Yalnız geçmeyecek bir hayat vaat ettiler. Yalnız kalmaktan korktuk. Korktukça normalleştik. Normalleşme sürecimizin her adımında,  bir taş da biz koyduk toplumun diktiği betondan duvarın üzerine. Sonunda duvarın ötesi iyice görünmez oldu. Toplum güçlendi. Güçlendikçe duvarın içine yeni duvarlar örüldü. Gittikçe azaldı hareket mesafemiz. “Normal” tanımı gittikçe küçüldü. Küçüldü. Küçüldü.</p>
<p style="text-indent:1.8pt;line-height:200%;" class="MsoNormal">&nbsp;</p>
<p style="text-indent:1.8pt;line-height:200%;" class="MsoNormal">Evlilik Türkçe’de “ev” sözcüğünden türetilmiş. Hayatlarını birleştirip bunu devlete bildiren kişiler ev-leniyorlar dolayısıyla. Ama ben yeni bir kök öneriyorum bu sözcük için: “Evl”. Bu sözcük Arapça’da “Dönüşme, dönme” anlamına geliyor. Bu bence evlilik kavramını çok daha rahat karşılıyor: Normal bireylere dönüşüyoruz evlenince. Toplumdan biri haline geliyoruz. Diğer evli çiftlerle ev gezmeleri yapıyoruz. Çocuk yapıyoruz, çocuk yetiştiriyoruz. Düzenli, iç bunaltıcı, yerleşik bir hayatımız oluyor. Topluma temel oluyoruz. Toplumu temel alıyoruz. Toplumun bize ihtiyacı var, bizim topluma ihtiyacımız var. Örfümüzü adetimiz koruyor, kolluyoruz. Kurumsallaşıyoruz. Kendi başımıza bir kurum oluyoruz. Başta bir çingene çocuğu olan aşkı kendi ellerimizle öldürüp, tabutunu yıllarca çalışarak anca aldığımız evimizin tam ortasına yerleştiriyoruz. Evlilik öncesi gençlik hayatlarımızda yaptıklarımıza gençlik hovardalıkları gözüyle bakıyoruz. Sorumluluk sahibi babalar ve anneler olup veli toplantılarına gidiyoruz.</p>
<p style="text-indent:1.8pt;line-height:200%;" class="MsoNormal">&nbsp;</p>
<p style="text-indent:1.8pt;line-height:200%;" class="MsoNormal">Tüm bunları öyle çok benimsiyoruz ki, bunları benimsemeyen, yani normal olmayan insanlara bir hınçla bakıyoruz. Evlilik öncesi seksi kötülüyoruz. Toplumun düzenli hayatına ayak uydurmak istemeyenleri aşağılıyoruz. Çocuğu olmayan çiftlere acıyoruz. Evlenemeyenler için üzülüyoruz. Gayler, lezbiyenler, transeksüeller ve travestiler duvarlarımızın yanına bile yaklaşamıyor. Onları esprilerimize konu yapıyoruz, dışlıyoruz. Toplumuz ya biz, birbirimize kenetleniyoruz. Dini-bütün, sabah akşam çalışan, yüksek statülü bireyler oluyoruz. Toplumca kurduğumuz duvarımızın üstüne uçsuz bucaksız manzara resimleri çiziyoruz. Bu resimlere bakıp kendimizi özgür hissediyoruz. Kendimizle gurur duyuyoruz. Kendimizle gurur duyuyoruz.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/243/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/243/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/243/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/243/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/243/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/243/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/243/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/243/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/243/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/243/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/243/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/243/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/243/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/243/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/243/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/243/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=243&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/04/evlilik-ve-normalizasyon/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/0b6af8852cb04ed1c656484dc4716a2d?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Lenore</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/evlilik01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">evlilik01.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>zaman</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/03/time/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/03/time/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Feb 2007 03:45:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Kandemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/02/13/time/</guid>
		<description><![CDATA[sen&#8230; günü, günde bırakıp gelsen? İstesen, kırgın düş akşamlarında deme vurup, yorgun sabahların kahvesinde öylece uyuyan bu çocuk, günü sende bırakıp gelen aşkın taze kokusunda dile uçuşacak. Ve bilsen ki yarın, belki hiç, belki yarın, belki hiç olmayacak. ben? hani sende kalan zamanın gölgesine ara sıra serilsem&#8230; dün, günde yaşanan kavşakları bir bir yutarken, ben [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=228&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"> <a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/zaman01.jpg" target="_blank"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/zamans.jpg?w=477" alt="zamans.jpg" /></a></p>
<p>sen&#8230;<br />
günü, günde bırakıp gelsen?</p>
<p>İstesen, kırgın düş akşamlarında<br />
deme vurup,<br />
yorgun sabahların kahvesinde<br />
öylece uyuyan bu çocuk,<br />
günü sende bırakıp gelen aşkın taze kokusunda<br />
dile uçuşacak.<span id="more-228"></span></p>
<p>Ve bilsen ki yarın,<br />
belki hiç,<br />
belki yarın,<br />
belki hiç olmayacak.</p>
<p>ben?<br />
hani sende kalan zamanın gölgesine<br />
ara sıra serilsem&#8230;</p>
<p>dün, günde yaşanan kavşakları<br />
bir bir yutarken,<br />
ben de sansam ya,<br />
hayat, aslında,<br />
sarı şekerlerin kavanozda erimesiyle,<br />
daha ilk çırpıntıda,<br />
hatta, tüllenen gözlerinin beji duvağında<br />
beklerken sen,<br />
bizi<br />
önce savurup, sonra toplayacak.</p>
<p align="left">04-09-1999</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/228/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/228/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/228/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/228/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/228/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/228/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/228/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/228/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/228/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/228/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/228/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/228/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/228/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/228/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/228/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/228/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=228&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/03/time/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/150d03a27d9da62e8553c5a250d90716?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">aftandis</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/zamans.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">zamans.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Görülmeyecek Yerler Ansiklopedisi&#8217;nin BATI KANADA&#8217;DA NASIL GEZİLİR Bölümü için Temel Oluşturacak Felsefi Düşünceler</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/03/gorulmeyecek-yerler-ansiklopedisinin-bati-kanada%e2%80%99da-nasil-gezilir-bolumu-icin-temel-olusturacak-felsefi-dusunceler/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/03/gorulmeyecek-yerler-ansiklopedisinin-bati-kanada%e2%80%99da-nasil-gezilir-bolumu-icin-temel-olusturacak-felsefi-dusunceler/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Feb 2007 23:11:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zayk3</dc:creator>
				<category><![CDATA[Seyahatname]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/02/14/gorulmeyecek-yerler-ansiklopedisinin-bati-kanada%e2%80%99da-nasil-gezilir-bolumu-icin-temel-olusturacak-felsefi-dusunceler/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Murat Baç Batı Kanada’ya gezme maksadıyla gitmeyi düşünüyorsanız anahtar kelime şudur: Yapmayın. Ama diyelim yapacaksınız. O durumda yeterli düzeyde bilgilenmeden harekete geçmeyin. Kanada, United States of Ignorance olarak bilinen süper memleketin kuzeyinde olan ve onlar kadar süper olamadıkları için halkının güneye yönelik muhtelif aşağılık kompleksleri geliştirdikleri soğuk, büyük, sıkıcı, zengin bir ülkedir. Batı kısımları [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=276&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img align="left" src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/canada01.jpg?w=477" alt="canada01.jpg" /><strong>Yazan:</strong> Murat Baç</p>
<p>Batı Kanada’ya gezme maksadıyla gitmeyi düşünüyorsanız anahtar kelime şudur: Yapmayın. Ama diyelim yapacaksınız. O durumda yeterli düzeyde bilgilenmeden harekete geçmeyin. Kanada, <em>United States of Ignorance</em> olarak bilinen süper memleketin kuzeyinde olan ve onlar kadar süper olamadıkları için halkının güneye yönelik muhtelif aşağılık kompleksleri geliştirdikleri soğuk, büyük, sıkıcı, zengin bir ülkedir. Batı kısımları doğusundan bir miktar daha soğuk, büyük, zengin ve sıkıcıdır.<span id="more-276"></span> Şimdi konuyu bir batı Kanada şehri olan Edmonton üzerinde açıklamaya çalışalım. Bu şehrin insanları iki önemli başarıyla övünürler: (1) dünyanın ikinci büyük alışveriş merkezi oradadır, (2) şehrin içinden nehir geçer. Bu birinci noktayı özellikle dikkate değer bulmaktayım. West Edmonton Mall (WEM) adıyla bilinen bu garabet alışveriş sirki asgari 10 kilometre uzağında durulması gereken bir mekandır. Fakat asıl kayda değer olan, bir Edmontonlunun sizin o şehre ilk kez geldiğinizi duyunca, gözlerini kocaman açarak samimi bir merakla “WEM’e gittin mi?” diye sormasıdır. Ve bir Edmontonlu için en büyük yıkım karşısındaki yabancının umursamaz bir edayla “Gittim, ne var?” gibi bir söz sarfetmesidir. Böylesine büyük bir kâfirlik ve barbarlık örneği karşısında Edmontonlu afallar, sarsılır, kalben kırılır. Bu travmatik sahneyi bir kez gördükten sonra, Kanada’ya ve Kanadalılara ilişkin epeyce şey öğrenmiş sayılırsınız. Geçen yıllarda buralara bir Alman gazeteci gelmişti ve sonra gazetesinde şöyle yazmıştı: “Sanırım yoğurtta bulunan kültür miktarı bile buradakinden fazladır”.</p>
<p>Edmonton, kuruluş: 1900. Tabii ki, “kurulma” lafı Amerika ve Kanada’da şu anlama geliyor: Git yerlileri kes, doğal kaynaklarını dibine kadar sömür, oradaki halkın kültürünün kökünü kazı, çocuklarını hristiyanlaştırmak için ailelerinden ayırıp yatılı okullara yerleştir, orada çocuklara vahşet uygula, onlara yerli kültürünün ve paganizmin şeytani bir şey olduğunu belletmeye çalış, aradan 85 yıl geçtikten sonra yerli halka dönüp “we are sorry” de.</p>
<p>Edmonton ve onun iftihar vesilesi olan dünyanın 2. büyük alışveriş merkezi. Yapay bir plajı bulunan ve ortasında bir korsan gemisinin olduğu yapay bir gölü bile olan sersem ve sersemletici varlık. Alışveriş merkezleriyle ve de özellikle onun büyüklüğüyle övünen ve de en temel olarak bununla övünen bir şehirlinin ruh hali, incelenmeye değer bir fenomendir. Ben oradayken, bir keresinde 5-10 kişi oturup kahve-çay içiyorduk. Kanadalılar, çoğunlukla olduğu gibi WEM’den sözediyorlardı. İsrailli bir adam vardı, çok konuşmazdı. Dinledi dinledi, sonra şöyle dedi: “Tabii bir toplumda nitelik olmazsa nicelik onun yerini alır.” Kanadalıların o anki surat şekilleri unutulmaz bir “Edmonton Hatırası” olarak tarihteki ve zihnimdeki yerini aldı.</p>
<p>Aristoteles, nitelik ve niceliğin farklı ontolojik kategoriler olduğunu düşünmüştü. Belli ki dünyada göreceği daha çok şey varmış.</p>
<p>Batı Kanada’nın dağları hususu. Bu ayrı bi mevzu. Rocky Mountains denen sıradağlar Kuzey Amerika’nın batısında olup, güneyde New Mexico’dan, kuzeyde Kanada’nın British Columbia’sına kadar uzanır. Benim tırmandığım ve kamp yaptığım alan, Rocky Mountains’ın —ki halk arasında “Rockies” namıyla maruftur— Alberta-British Columbia sınırı civarındaki bölgedeydi. Ben ve birlikte olduğum insanlar, ciddi anlamda dağcı olmadığımız için kendimize mütevazi hedefler seçtik. İlk gittiğimiz yer Kananaskis bölgesi idi; bir sonraki tırmanışımızda ise Kanada içindeki Rockies’in en yüksek tepesi olan Mount Robson (3954 m) civarında kamp kurduk. (“En yüksek tepe” lafı çok mütevazi gelmiyor kulağa tabii. Ama biz dağın en zorlu kısımlarına çıkmadık.) Kananaskis süper bir deneyimdi. Dört gün geçirdik orada. Düz yürüyüş boyunca yanımızdan atlı “ranger”ler geçtikçe ben “az sonra Yüzbaşı Tommiks, Doktor ve Konyakçı geliyorlar” havasına girmeye başladım. Üçüncü gün tırmanmanın sonunda, yemyeşil bir tepenin üzerinde iki tane muhteşem, masmavi göl çıktı karşımıza.</p>
<p>Benzer durumları ikinci tırmanışımızda şelalelerle çevrili Robson Dağında da yaşadık. Tırmanış sırasında hafiften yağan yağmur zaman zaman yürüyüşü zorlaştırdı ama yağmur sonrasının taze toprak kokusu, ıslak yapraklardan süzülen güneş ve yağmur sonrası gün ışığının karlı-sisli tepelere vurmasının akıldışı görüntüsü her şeye değdi. Rockies’e tırmanmanın tek riskli yanı “grizzly” türünde, kahverengi postlu ayıların yiyecek bulabilmek için insanların olduğu bölgelere yaklaşması. Tabii tırmanırken önemli bir muhabbet (daha doğrusu geyik) malzemesi sunuyor ayılar. Ayrıca kültürel ve dilsel açıdan bir öğrenme deneyimi sağladılar. Çünkü hayvan adları kullanılarak yapılan yakıştırmaların ne kadar evrensellikten uzak olduklarını garip bir muhabbet sayesinde farkettim. Tırmanış sırasında laf olsun diye “biz Türkler kesinlikle ayılardan korkmayız; bilakis onlara ehliyet verip trafiğe çıkarır, hatta bakan yaparız. Mecliste ayılar oldukça dengeli bir oranda temsil edilerler&#8230;” gibi kendime göre geyiksel bir havada konuşup eğlenirken, yanımdaki Kanadalıların bana dönüp ciddi bir ifadeyle yüzüme baktıklarını ve tahminen kafalarından “acaba oksijen fazlasından mı böyle oldu” gibi düşünceler geçirdiklerini farkettim. Sonra dank etti: ayı kelimesinin (ve diğer hayvan adlarının) yan-anlamları, bu adamlar için aynı değil ki. Yoksa neden futbol ve hokey takımlarının adlarını, örneğin, Boston Ayıları, San Jose Köpekbalıkları, Pittsburgh Penguenleri, Anaheim’in Babayiğit Ördekleri gibi ipe-sapa gelmez ve takımı destekleyen ahaliyi utançtan yerin dibine geçirip, muhitlerinde maytapa alınmadan yürüyemez hale getirecek bir şekilde seçsinler ki? Bir diğer gözlem: Tabii ortada az-çok bir ayı tehlikesi falan vardı ama kamp yapılabilecek alanları, Kanadalı görevliler (yani, dağ devriyesi) öyle anormal bir disiplinle organize ediyordu ki, doğayla başbaşa olma duygusundan çok takıntılı memur tipli şahısların tanzim ettiği bir ortaöğretim tatil kampına geldik havasına giriyordu insan. Örneğin sabah kalkınca o bölgedeki turistlerin yakacağı günlük odun kesilmiş ve seyyar tuvaletlerdeki tuvalet kağıtları —evet aynen böyle— yenilenmiş olarak buluyordunuz. Ve burası bir dağbaşı. Bu özenin ve düzenin arkasında müsbet faktörler bulmaya eğilimli olanlar olabilir (medeniyet, duyarlılık, vay be helal olsun, ve saire). Oysa bu özenin ve düzenin arkasında o insanların rahatlarına düşkünlüğü ve daha çok da organize etme takıntısı yatıyor. O derece ki, insan böyle bir ortamda dağ devriyelerinin sabah erken kalkıp, dağda ikamet etmekte olan ayıları içtima düzeninde dizip, tırnak ve temizlik kontrolü yaptıklarından şüphe ediyor. Ayıların oralarda insanlara saldırdığını pek sanmıyorum. Başlarda biraz saldırdılarsa da, Kanadalılar tahminen onları hemen dava edip tazminat yoluyla sindirmişlerdir.</p>
<p>Düzen ve güvenlik ve hijyen. Amerika kıtasının kuzeyine yayılan zihin-özürlü-iki-kardeş-ülke’sinin ürkütücü kültürel-ideolojik temeli. Yeni dünya düzeninin normatif çeşmesi. Hazin bir sonun ilk resimleri.</p>
<p>İsteyen Kanadalıya, makul bir meblağ karşılığı teslimatı yapılabilecek alakasız bir soru: “Neden bu topraklarda pek doğru dürüst şair yetişmiyor?” Bu ansiklopedi maddesinin sonu.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/276/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/276/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/276/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/276/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/276/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/276/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/276/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/276/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/276/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/276/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/276/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/276/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/276/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/276/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/276/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/276/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=276&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/03/gorulmeyecek-yerler-ansiklopedisinin-bati-kanada%e2%80%99da-nasil-gezilir-bolumu-icin-temel-olusturacak-felsefi-dusunceler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/464d750e0b86fa83da7e6e9f91a35165?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">zayk3</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/canada01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">canada01.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>“Ben” ve Varoluş</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/03/%e2%80%9cben%e2%80%9d-ve-varolus/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/03/%e2%80%9cben%e2%80%9d-ve-varolus/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Feb 2007 23:01:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lenore</dc:creator>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/02/02/%e2%80%9cben%e2%80%9d-ve-varolus/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Lenore Aşk hikayelerinde insafsızca feda edilen; günlük koşuşturmalar içinde unutulan; sesini asla doğrudan duyamadığımız; yüzünü diğerlerine nazaran az gördüğümüz; kokusunu bilemediğimiz; az, çok az tanıdığımız birinden bahsetmek istiyorum: “Ben”’den. Evet, Descartes çok rahat varmış bir “Ben” olduğu sonucuna ama Kant’ın “noumena”’sı kadar tanımlardan uzak aslında bu varolduğuna emin olunan “Ben”. “Ben” varım. Peki kim [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=88&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left"><img src="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/ben-ayna.jpg" alt="ben-ayna.jpg" /><strong>Yazan:</strong> Lenore</p>
<p>Aşk hikayelerinde insafsızca feda edilen; günlük koşuşturmalar içinde unutulan; sesini asla doğrudan duyamadığımız; yüzünü diğerlerine nazaran az gördüğümüz; kokusunu bilemediğimiz; az, çok az tanıdığımız birinden bahsetmek istiyorum: “Ben”’den. Evet, Descartes çok rahat varmış bir “Ben” olduğu sonucuna ama Kant’ın “noumena”’sı kadar tanımlardan uzak aslında bu varolduğuna emin olunan “Ben”.<span id="more-88"></span></p>
<p>“Ben” varım. Peki kim olarak varım? Nedir bu “Ben”? Kimdir? Bu soruya çok farklı yanıtlar verebilirsiniz:</p>
<p>Toplumsal rol olarak “Ben”: “Ben” bir öğretmenim.</p>
<p>Karakter olarak “Ben”: “Ben” uyumlu biriyim.</p>
<p>Beden olarak “Ben”: “Ben” 1.90 boyundayım.</p>
<p>Uğraşlarımla “Ben”: “Ben” keman çalarım.</p>
<p>Tüm bu tanımlarla boğuşurken, fark etmediğimiz bir şey vardır: Bunlardan hiçbiri “Ben”’i anlatmaz. Çoğunlukla yakınına bile yaklaşmayız “Ben”’in. Uzun, upuzun tanımlarla binlerce sayfayı doldursak da, o sayfaları doldururken dahi genişlemekte olan “Ben” kavramına çok uzaktayızdır. Asıl “Ben”’i aslında bilebiliriz ama onu anlatamayız çünkü her anlatmaya kalkışımızda “anlatmaya kalkışan ben”, “X noktasına bakarken Z’den bahseden ben”, “T derken gülümseyen ben” gibi tanımları atlamak durumundayızdır. Peki, günlük yaşantımızda bu tanıdığımızı düşündüğümüz fakat anlatamadığımız “Ben”’in ne kadar bilincindeyiz?</p>
<p>-Alışılmışlığın Ortasında “Ben”-</p>
<p>Yeni bir odaya girdiniz. Bu alışkın olmadığınız ortamdaki her şey ilginizi çeker: Duvarın rengi, masada duran küçük kalemlik, duvara asılmış tablolar, yuvarlak ve kocaman duvar saati&#8230; Algınızı bu cisimler üzerine yönlendirirsiniz. Bilincinizin en üst noktasındadır bu cisimler. Odadan çıkıp evinize gittiniz. Odanızdaki cisimlere ne kadar dikkat edersiniz? Bilincinizin neresindedir tam olarak bu cisimler? Evet, alışkanlık bir görmezden gelmeyi, bir çeşit ihmalkarlığı beraberinde getiriyor. Doğada hayatta kalış açısından çok işe yarıyor bu görmezden geliş. Bir canlı ya da nesnenin varlığını belli bir süre hissettikten, algıladıktan sonra o nesneyi ya da varlığı görmezden gelmemizi sağlayan bir mekanizmamız var. Doğada, enerjiyi sadece potansiyel tehlikeler için harcamamızı sağlayan bu özellik, doğadan farklı olan sözde medeniyetimiz içinde alışkanlık olarak yerini alıyor. Peki varlığını en çok hissettiğimiz kişi ya da nesne hangisi? “Ben”. O halde en çok görmezden geldiğimiz kişi de kendimiz olmalı. Ne nasıl koktuğunu fark edebiliriz “Ben”’in, ne sesini gerçekten duyabiliriz. Bir hayalet gibidir adeta bizim için “Ben”. Doğrudan göremeyiz “Ben”’i, doğrudan hissedemeyiz. Sesimiz bizim için ancak kayıt cihazındaki bir sestir, yüzümüz fotoğraf makinesindeki ya da aynadaki yüzdür, kokumuzu ve dokunuşumuzu ancak başkalarından dinleyebiliriz.</p>
<p>Alıştığımız, görmezden geldiğimiz, ihmal ettiğimiz, duyularımızla doğrudan algılayamadığımız, sözcüklerle tanımlayamadığımız kişidir “Ben”. Artık farkında olmadığı varoluşunu sürdürmek için çırpınır, durur. Farkında olmadan çırpınır, durur. Farkında olmadan atladığı ayrıntılar içinde en trajiğinin kendisi olduğunu anlayamaz. Kendini görmezden gelen tek varlıktır “ben” ve bu görmezden geliş içinde git gide kayboluştur varoluş.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/88/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/88/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/88/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/88/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/88/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/88/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/88/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/88/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/88/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/88/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/88/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/88/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/88/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/88/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/88/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/88/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=88&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/03/%e2%80%9cben%e2%80%9d-ve-varolus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/0b6af8852cb04ed1c656484dc4716a2d?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Lenore</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/ben-ayna.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">ben-ayna.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Hayatta Neye Önem Verirsiniz?</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/pehpehpeh/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/pehpehpeh/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Feb 2007 18:41:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmed-i Mursi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/02/01/pehpehpeh/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Ahmed-i Mursi Bence yanılıyorsunuz. Çok veya az, yanıldığınızı biliyorum. Bazen bu açıkça görülüyor, bazen de zamanın insafına kalıyorsunuz. Ama kendinizi hoşgörüyorsunuz. Zaten, siz de biliyorsunuz ki, herkes yanılıyor; bunda abartılacak bir şey yok. Çoğu zaman yanılıp yanılmamanızın bir önemi de yok zannediyorsunuz. Peki siz hayatta neye önem verirsiniz? Boşuna zorlanmayın, bu soruya hemen buracıkta [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=199&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"> <img src="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/mistaken01.jpg" alt="mistaken01.jpg" /></p>
<p><strong>Yazan:</strong> Ahmed-i Mursi</p>
<p>Bence yanılıyorsunuz. Çok veya az, yanıldığınızı biliyorum. Bazen bu açıkça görülüyor, bazen de zamanın insafına kalıyorsunuz. Ama kendinizi hoşgörüyorsunuz. Zaten, siz de biliyorsunuz ki, herkes yanılıyor; bunda abartılacak bir şey yok. Çoğu zaman yanılıp yanılmamanızın bir önemi de yok zannediyorsunuz.</p>
<p>Peki siz hayatta neye önem verirsiniz?</p>
<p><span id="more-199"></span></p>
<p>Boşuna zorlanmayın, bu soruya hemen buracıkta bir cevap vermenizi istemiyorum. Zaten vereceğiniz cevabı da merak etmiyorum. Biliyorum ki bazı enstantanelerde verilen cevaplar yanıltıcı olur. Basmakalıp olur. Samimiyetsiz olur.</p>
<p>Diyelim ki biriniz &#8220;Boncuklara önem veririm&#8221; dedi. Samimi ise bundan bir sonuç çıkarmanızı bekliyor olamaz. Samimi değil ise bunun bir şaka olduğunu anlamanızı bekler. Ya da deli olduğunu düşünürdünüz. Cevap olarak beklediğiniz, iyi ya da kötü, cevaplayan hakkında fikir yürütebileceğiniz bir &#8220;önem&#8221; kümesi vardır. Cevaplayan da aslında bu beklentinin farkındadır. Bir çölde yaşam mücadelesi vermiş bir insana kurtarıldığında ilk olarak bu soruyu sorarsanız ve o da lütfedip &#8220;suya önem veririm&#8221; derse ona deli demezsiniz umarım.&#8221;Dostluk&#8221; derse ya hayati tehlike henüz yokmuş, ya da deli demenizi umarım.</p>
<p>&#8220;Önem&#8221; için olduğu kadar &#8220;Hayat&#8221; tan ne kastedildiği hakkında da soran ile cevaplayan arasında bir ön uzlaşı olması gerekir. Bir aşcı, hayatı farkında olarak veya olmayarak yemek yapma süreci sırasında ve sonrasında bununla ilgili yaşadıkları, soran ise doğumla ölüm arasındaki zaman olarak algılıyor olabilir. Aşçı bu soruya &#8221; Yemeklerimin beğenilmesi&#8221; diye cevap verirse ona deli mi diyeceksiniz?</p>
<p>Bir de bu sorunun kim tarafından, ne zaman ve niye sorulduğu konusundaki farkındalık etkir verdiğiniz cevaplara. Hemen, beklenen uzlaşı kümesini buna göre uyarlarsınız veya uyarlamazsınız. Sevgilinizle başbaşayken verdiğiniz cevap, askerde içtima sırasında komutanınıza verdiniz cevaptan farklı olabilir. Bunun böyle olmasını da beklersiniz zaten. Kendinizi zeki hissedersiniz.</p>
<p>Peki bu soruyu kendi kendinize sorduğuzda nasıl hissedersiniz?</p>
<p>Soranla cevaplayan aynı kişi midir? Aynı kişi ise &#8220;önem&#8221; ve &#8220;hayat&#8221; hakkında bir kesin kanı, ayrı kişiler ise bir uzlaşı var mı? Bu soruyu neden sorduğunuz ve ne zaman sorduğunuz cevaba tesir eder mi?</p>
<p>Bunları pek azınız değerlendirdiği için yanılıyorsunuz. Ben yanıldığınızı biliyorum.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/199/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/199/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/199/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/199/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/199/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/199/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/199/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/199/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/199/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/199/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/199/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/199/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/199/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/199/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/199/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/199/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=199&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/pehpehpeh/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b85dd3e1204a0904806a7d4ded922aeb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Ahmed-i Mursi</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/mistaken01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">mistaken01.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Dağarcık</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/collection01/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/collection01/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Feb 2007 18:40:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Kandemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Döşeme Malzemesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/01/12/my_istanbul/</guid>
		<description><![CDATA[Eser sahipleri, bu bölümde yer alan fotograf ve resimlerin, ziyaretçilerimiz tarafından, bilgisayarlarında masaüstü görseli olarak (1024X768) kullanılmasına izin vermiştir.   Resim ve Fotograflar: Kerem Kandemir<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=51&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Eser sahipleri, bu bölümde yer alan fotograf ve resimlerin, ziyaretçilerimiz tarafından, bilgisayarlarında masaüstü görseli olarak (1024X768) kullanılmasına izin vermiştir.</strong></p>
<p><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/my-tigres-01.jpg" target="_blank"></a></p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/my-tigres-01.jpg" target="_blank"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/my-tigres-01s.jpg?w=477" alt="my-tigres-01s.jpg" /></a><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/tomymom-full01.jpg" target="_blank"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/tomymom-full01s.jpg?w=477" alt="tomymom-full01s.jpg" /></a></p>
<p><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/01/vapur01.jpg" target="_blank" title="vapur01.jpg"></a></p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/01/vapur01.jpg" target="_blank" title="vapur01.jpg"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/01/vapur01-vs.jpg?w=477" alt="vapur01-vs.jpg" /></a><a href="http://yorumlayanlar.com/files/2007/01/galata01.jpg" target="_blank" title="galata01.jpg"><img src="http://yorumlayanlar.com/files/2007/01/galata01-vs.jpg" alt="galata01-vs.jpg" /></a></p>
<p align="center"> <a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/tomymom-full01.jpg" target="_blank"><br />
</a>
</p>
<p align="center"><strong>Resim ve Fotograflar:</strong> Kerem Kandemir</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/51/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/51/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/51/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/51/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/51/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/51/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/51/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/51/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/51/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/51/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/51/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/51/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/51/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/51/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/51/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/51/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=51&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/collection01/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/150d03a27d9da62e8553c5a250d90716?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">aftandis</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/my-tigres-01s.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">my-tigres-01s.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/tomymom-full01s.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">tomymom-full01s.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/01/vapur01-vs.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">vapur01-vs.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.com/files/2007/01/galata01-vs.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">galata01-vs.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Sokakta Çalışanlar</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/164/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/164/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Feb 2007 17:12:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Şevket Hakan Tuncel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotograf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/02/04/164/</guid>
		<description><![CDATA[Fotoğraflar: Şevket Hakan Tuncel<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=164&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fotoğraflar: </strong>Şevket Hakan Tuncel</p>
<p><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i53.jpg" title="Renkli kişilikler"></a><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i53.jpg" title="Renkli kişilikler"></a><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i53.jpg" title="Renkli kişilikler"></a></p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i53.jpg" title="Renkli kişilikler"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t53.jpg?w=477" alt="Renkli kişilikler" /></a><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i58.jpg" title="Eğlenenler"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t58.jpg?w=477" alt="Eğlenenler" /></a><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i57.jpg" title="Duranlar"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t57.jpg?w=477" alt="Duranlar" /></a></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/164/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/164/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/164/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/164/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/164/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/164/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/164/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/164/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/164/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/164/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/164/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/164/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/164/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/164/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/164/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/164/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=164&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/164/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6ac8fb85d0ba8e474771825eeedeee81?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Şevkan</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t53.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Renkli kişilikler</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t58.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Eğlenenler</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t57.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Duranlar</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Benim İstanbul&#8217;um</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/benim-istanbulum/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/benim-istanbulum/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Feb 2007 10:21:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Kandemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotograf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/02/04/benim-istanbulum/</guid>
		<description><![CDATA[Fotograflar: Kerem Kandemir &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160;<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=129&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fotograflar:</strong> Kerem Kandemir</p>
<p align="center"><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/bikecat011.jpg"><img src="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/bikecat01.jpg" alt="bikecat01.jpg" /></a><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/car-cats011.jpg"><img src="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/car-cats01.jpg" alt="car-cats01.jpg" /></a><span id="more-129"></span></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/cezayir011.jpg"><img src="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/cezayir01.jpg" alt="cezayir01.jpg" /></a> <a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/arm-sch-bw-011.jpg"><img src="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/arm-sch-bw-01.jpg" alt="arm-sch-bw-01.jpg" /></a> <a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/besiktas011.jpg"><img src="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/besiktas01.jpg" alt="besiktas01.jpg" /></a></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/129/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/129/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/129/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/129/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/129/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/129/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/129/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/129/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/129/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=129&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/benim-istanbulum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/150d03a27d9da62e8553c5a250d90716?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">aftandis</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/bikecat01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">bikecat01.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/car-cats01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">car-cats01.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/cezayir01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">cezayir01.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/arm-sch-bw-01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">arm-sch-bw-01.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/besiktas01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">besiktas01.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Tehayyelet Es-sema*</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/tehayyelet-es-sema/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/tehayyelet-es-sema/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Feb 2007 10:05:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ebru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Memleket Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[art]]></category>
		<category><![CDATA[imagination]]></category>
		<category><![CDATA[Turkey]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/02/13/tehayyelet-es-sema/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Ebru &#8216;Şebzindedâr&#8216; Akman Türk insanı kanaatkârdır. Önüne ne koyarsan onu yer, bir şey koymazsan sesini çıkarmaz. Demokrasi ile işi olmaz çünkü ekâbir bildiklerinin ona verdiklerini saygı ile kabullenir. Hâline şükreder, kanaat eder. Kıt kanaat geçinmeye rıza gösterir. Geçinmek derken karnını doyurmayı elbette kast ediyorum, ilaveten ruhunu doyurmayı da kast ediyorum. İnsan ruhunun gıdası nedir? [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=248&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/memleketim01.jpg?w=477" alt="memleketim01.jpg" align="left" /><span></span></p>
<p><strong>Yazan:</strong> Ebru &#8216;<a href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/01/ebru-akman-kulliyati/">Şebzindedâr</a>&#8216; Akman</p>
<p><span>Türk insanı kanaatkârdır. Önüne ne koyarsan onu yer, bir şey koymazsan sesini çıkarmaz. Demokrasi ile işi olmaz çünkü ekâbir bildiklerinin ona verdiklerini saygı ile kabullenir. Hâline şükreder, kanaat eder. Kıt kanaat geçinmeye rıza gösterir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Geçinmek derken karnını doyurmayı elbette kast ediyorum, ilaveten ruhunu doyurmayı da kast ediyorum. İnsan ruhunun gıdası nedir?</span><span> </span><span id="more-248"></span><span>En bilineni müzik. Bu kısımda hem Türk Halk müziği hem de Türk Sanat Musikisi oldukça doyurucu. Ruhun her hâline bir meze bulmak mümkün bunlarda. Lakin, bugünlerde bu iki müzik türünün tama’kar piyasanın eline geçtiği ve gerek türkü gerekse musiki adı altında “pop müzikten” başka bir şey olmayan, sözlerindeki derinlik mutfak lavabosununki kadar bile olmayan yapıtlar çınlamakta ülkemin diskolarında, barlarında. Türkiye halkı bu yapıtlara kanaat ederek estetik gücü yüksek yapıtların önünü kendi kesiyor. Müzik uçar kaçardır, kulakta pas bıraksa da iyisine ulaşmak mümkün. Ben genellikle imtina etsem de bazen de aldırmıyorum “çikita muzz muuzzz” diye salınmaya. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Resim, heykel, bale, opera, tiyatro: Ruhun bu gıdaları ile ilgili genel fikrim ülkemizde içkin bir şekilde yapılamadıkları ve devşirme yöntemlerle tatbik edildikleri yönünde. Sihirli Flüt’ü hangi orkestradan dinlesem seviyor olmama ve İnanna Operası&#8217;nı bestecinin rejisinde izlemiş olmama rağmen tüylerim ürpermiş bir hâlde salondan çıkmam ve bu da opera dediklerinde <em>inannamayıp </em>bakakalmam da bundandır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Tabii, saygıda kusur etmedik. Üç saat boyunca şakıyan opera sanatçılarını alkışladık. Yazıktır o kadar uğraşmışlar dedik, emeklerine vah ettik, alkışladık. Gerçek kanaatimizi söylemedik, kanaat ettik. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Yürüyorum Ankara sokaklarında, İstanbul sokaklarında, bakıyorum taşranın fotoğraflarına. Bakıyorum Galata Kulesi’ne bakıyorum Atakule’ye. Tüylerim ürperiyor, özlerinde fallik bu şehir yapılarından birinin güzellikten yoksun oluşu karşısında. Ellerim titremeye başlıyor Süleymaniye’nin eteklerindeki rezilliği görünce. İstanbul’un bir iki yeri dışındaki, Ankara’nın tamamındaki estetikten yoksunluğa bakınca kendimi de çirkin hissediyorum. Tiksiniyorum “başımızı sokacak bir evimiz olsun da çamurdan olsun” cümlesini duyunca. “Hiç mi kanaat etmeyip evin dış cephesinde bir çiçek oyması, kakması istemezsiniz, bre insanlar?” diye ünlemek geliyor içimden. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Yaradanına bunca güzellik atfeden, nebisine güzellerin güzeli diyen, halısına gözyaşlarını dokuyabilen, suya resim yapabilen bu halk estetikten [güzellikten] yoksun şehirlerde, köyden bozmalarda yaşamaktan hiç mi hicap duymaz? </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Güvercin kutusu gibi, içi düzgün ama dışında tek bir süslemeden mahrum evlerde yaşamak hiç mi bu insanlara garip gelmez? Ne zaman başladık Orwell’in Okyanusya’sında yaşamaya, ne zaman ikna etti Büyük Birader bizi sanata kanaat etmeye? </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Üzerinde Dünyanın Yedi Harikasından biri, Ayasofya, Süleymaniye, Zeugma mozaikleri, Nemrut Heykelleri olan, Kaplumbağa Terbiyecisi’ni, Selimiye Camii’ni imal edebilecek insanlar çıkaran bu topraklardaki insanlar ne zaman güzellikten hiçbir şey anlamaz oldular? Ne zaman vazgeçtiler bundan? </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Hal ve tavrımızda, düşünce biçimimizde, aklımızın yolunda ve duygularımızda da estetikten eser kalmadı. “Var mıydı ki?”sini bilecek kadar çok yaşamadım ama gördüğüm kadarı bana yetiyor. Ve gördüğümden hiç mi hiç memnun değilim. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Kanaat ede ede, kafamıza inen fiskeler ile lokmamızı vere vere, iki zeytinli, üç kaşık bulgur pilavlı, güzellikten yoksun sofralarda yiye yiye kendimizi güzellikten mahrum bırakır olduk. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Belli ki dünyanın hayhuyundan saçımıza, başımıza, evimize, bahçemize bakacak hâlimiz kalmamış. On altı devlet kurup on beşini batıran, uyum sağlama becerileri sayesinde Orta Asya’dan Küçük Asya’ya gelip otokton halklar ile iyi kötü kaynaşabilmiş olan, ânı yaşama yeteneği sayesinde Akropolis’i cephanelik olarak kullanabilmiş bir halk, artık çemberlerini oyalamaz olmuş. Her kesimi ile estetikten uzak çirkin bir halk oluvermişiz. Gittiği yere benzemeyip bilakis kendine benzetmeye muktedir bir halk hayal gücünü, doğaçlama yeteneğini yani ilkin onu kendisi yapan en temel karakterini kaybetmiş. Hayalgücü bir deniz anasınınkiyle ya aynı hâle ya da biraz daha dar hâle gelmiş. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Hâlbuki, hayal gücü değil midir bir insanın gerçekle bağlantısının gücünü belirleyen? Masallar değil mi gerçek yaşama ait en didaktik, ahlakçı bilgiyi bize taşıyan? Hayat ile hayal bir harf ile ayrılmazlar mı birbirinden? Bu soruların hepsine “evet”. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bir insanın gerçekle bağlantısının gücü, evvela insanın hayal gücünün genişliğine sonra da o hayal gücünü ne amaçla kullandığına, yani neye vesile ettiğine bağlıdır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Belli ki biz hayal gücümüzü temel yaşamsal işlevlerimizi yerine getirmek dışında hiçbir şeye kullanmıyoruz. Her şeye söylenip yine de kanaat ediyoruz. Koca bir koyun sürüsü gibi yaşayıp gidiyoruz. İyi diyelim iyi olsun da iyi demekle iyi olmuyor; üstelik yuvarlanıp giderken kafamızı taşlara çarpıyoruz. Hayal gücümüzü güzellikle ilgili hiçbir şeye vesile etmiyoruz. Güzellikle sevmiyoruz, güzellikle nefret etmiyoruz, güzel güzel anlatmıyoruz. Güzel güzel oynamıyoruz, yaşamıyoruz. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Dolayısıyla hiçbir şey istediğimiz gibi olmadığı için depresif ve bu memnuniyetsizlikle yer yer dövünüp durduğumuz için nörotik bir toplum olup çıkıyoruz. Nasıl mı? Depresif kısmı kendini anlatıyor. Nörotik tanımı için Ekrem Düzen’in bir üfürmesinden yararlanalım: “Dünya neden benim istediğim gibi bir yer değil” diye dövünen, olayları ve onlara vesile olan şeyleri analiz etmekten bihaber, bu analizin bir sonuç doğurabileceğinden gafil insanlar nevrotiktirler.” Bu üfürmeyi bir adım öteye götürecek olursak: </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Hayal gücünü neredeyse kaybetmiş, sonucunda da gerçekle bağını kaybetmek üzere olan bu nevrotik toplumun cem-i cümlesi “Dünya zaten benim istediğim gibi bir yer” diye düşünen; olayların analizi, nedenleri, sonuçları ile ilgisiz, kendi davranışlarından bihaber kimseler olan psikotiklerin saffına geçmek üzeredir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Gerçek psikotikler, içsel uyarıcıları dışsalmışlar gibi algılayıp tepki verdikleri ve hayal güçlerinin gücü bendini aşıp gerçekle bağlarını paradoksal bir şekilde kopardığı için, bana göre insan uygarlığının asilleridirler. Yazık ki hayal gücü gerçekle bağını kopartacak kadar güçlü olmayı bırakın, fındık faresinden hâllice olan bizler nevrotikten devşirme psikotikler hâline geleceğimiz, hatta çoktan geldiğimiz için hâlimiz hepten vahimdir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bu mişvarda gidersek başımıza geleceklerden kimse sorumlu tutulamaz. Zira malum herkesçe, psikotiklerin, akli melekeleri sağlam olmayan insanların cezai ehliyeti yoktur. Bu nedenle: Savulsun dünya! Önümüze gelene bir tekme!! </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bu yazı ne demeye mi geliyor? Bu yazının yazarı yaşadığı ülkeyi bir çöle benzetiyor ve diyor ki kanaatkârlığımız kolektif depresyonumuza, hayal gücü zaafımız da önce nevrozumuza neden oluyor sonra da –hâlâ girmediysek- psikozumuza zemin hazırlıyor. Kısaca diyor ki, bu bu nedenlerle cinnetin eşiğindeyiz. Üstelik “tez zamanda ruhunuzu besleyin, açlıktan ruhunuz kokuyor, bir ayranı yok içmeye” diye de ishal buyuruyor. Hem de bunu izlediği kötü bir operadan yola çıkarak yapıyor. Aklını kaçırmış olmasın sakın?!</span></p>
<p class="MsoNormal">* <strong>Hayal:</strong><em> hı</em>, <em>ya</em> ve <em>lam</em> renklenmedeki hareket anlamına gelir. Hayl, görüntü demektir. Bunun aslı, insanın uykuda gördüğü şeydir; çünkü uykuda görülen şey renkten renge girer ve belirsizleşir. <em>Hayl</em> [at] bilinen bir isimdir, mağrur oluşu nedeniyle böyle isimlendirilmiştir; çünkü mağrur yürüyüşlü hareketlerinde renkten renge girer. Yağmur yağdırmak için gök hazır olduğunda <em>tehayyelet es-sema</em> &#8220;yağmur yağacak&#8221; denilir (Suad el-Hakîm 2005, İbnü&#8217;l Arabî Sözlüğü, sf. 261. İstanbul: Kabalcı Yayınları).</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/248/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/248/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/248/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/248/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/248/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/248/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/248/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/248/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/248/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/248/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/248/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/248/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/248/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/248/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/248/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/248/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=248&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/tehayyelet-es-sema/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/717ff967bc4e933af4368f7974200baa?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">eakman</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/memleketim01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">memleketim01.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Fildişi Kuleler</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/ivory_tovers/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/ivory_tovers/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Feb 2007 06:55:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Kandemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yorumlayanlar.com Üzerine]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/01/19/ivory_tovers/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Kerem Kandemir İtiraf ediyoruz: Bizler, fildişi kulelerde yazıyoruz. Halka, onun gündelik dertlerine, yüzyıllardır mustarip olduğu patolojilere, tabuya, toteme, geleneğe, örfe, mevcut siyasal ve toplumsal kurumlara mesafelenmeden, eleştirel bir duruşu nasıl sergileyebiliriz? Hemen, şu sorulabilir: Yorumlayanlar.com&#8217;un duruşunun eleştirel olması şart mı ki? Evet, şart. Bizim gibi, bir şekilde, Frankfurt Okulu&#8217;nun rahle-i tedrisatından geçmiş yazarlar için [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=64&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img align="left" src="http://yorumlayanlar.com/files/2007/01/ivory_tower02.jpg" alt="ivory_tower02.jpg" /><strong>Yazan:</strong> Kerem Kandemir</p>
<p>İtiraf ediyoruz: Bizler, fildişi kulelerde yazıyoruz.</p>
<p>Halka, onun gündelik dertlerine, yüzyıllardır mustarip olduğu patolojilere, tabuya, toteme, geleneğe, örfe, mevcut siyasal ve toplumsal kurumlara mesafelenmeden, eleştirel bir duruşu nasıl sergileyebiliriz? Hemen, şu sorulabilir: Yorumlayanlar.com&#8217;un duruşunun eleştirel olması şart mı ki?<span id="more-64"></span> Evet, şart. Bizim gibi, bir şekilde, Frankfurt Okulu&#8217;nun rahle-i tedrisatından geçmiş yazarlar için eleştiri, temel ve vazgeçilmez düşünme biçimidir.</p>
<p>Türkiye entelijansiyası, eleştiri ve -kuşkusuz- özeleştiri özürlüdür. Yermeyi, sövmeyi, karalamayı, iftira atmayı, manipülasyonu, tehdit etmeyi iyi biliriz. Öte yandan, iş yüceltmeye, tapınmaya, yağ çekmeye ya da halk dalkavukluğuna soyunmaya geldiğinde de, kimsenin elimize su dökmesi mümkün değildir. O halde, sorun nerede? Sorun, kendimizi ya da diğer kişi, kurum ve olguları akıl aracılığıyla değerlendirmeye kalktığımızda yaşanmaktadır.</p>
<p>Şimdi, bu sanal platformda, kendimizden başlayarak her şeyi, aklımızın süzgecinden geçireceğiz.</p>
<p>İlk tezimizi açalım tartışmaya:</p>
<p><strong>Türkiye entelektüeli, aydınlanmamıştır.</strong></p>
<p>Paradoksal gibi görünen bu ifadeyle anlatmak istediğimiz nedir?<br />
Türkiye entelektüeli, duygusaldır. Tabiri caizse, refleksleriyle hareket etmek sever; Reaksiyonerdir. Provoke ya da manipüle edilmesi kolaydır. Hadiseleri, serin kanlı ve akılcı bir tavırla ele alacak sabra ve olgunluğa sahip değildir.</p>
<p>Türkiye entelektüeli tembeldir. Araştırmayı sevmez. Zihinsel altyapısı zayıftır. Düşünürken, bir mantık hatasından diğerine savrulup durur. Felsefi birikimi olmadığından, sapla samanı ayırt etmekte zorlanır. Edindiği bilgi kırıntılarını bile, sağlıklı bir biçimde işleyemez; tutarlı fikirler silsilesine dönüştüremez.</p>
<p>Türkiye entelektüeli, anadiline (ya da resmi diline) hakim değildir. Konuşmayı çok sever ama düzgün konuşamaz. Dinlemeyi, okumayı, hele de yazmayı hiç sevmez. Yazmaya kalkıştığındaysa, konjonktürel <em>baskın söylem</em>in dışına çıkamaz.</p>
<p><strong>Türkiye entelektüeli, sokaktaki adama çok benzer.</strong></p>
<p>Psikolojisi, aşağılık kompleksinin pençesindedir. Egosu yeterince gelişemediğinden, kişiliği zayıf kalmıştır. Alıngandır. Hemen her şeyi, kendisine yönelik bir tehdit ya da komplo olarak algılama eğilimindedir. Sürekli olarak kendisine hayali düşmanlar tanımlamak ihtiyacındadır. Kendi kusurlarını görmeye katlanamadığından, tüm olumsuzlukların nedenlerini dışsallaştırır. Ancak eğitimle elde edilebilecek türden bir yarı cehaletle körleşmiştir zihni. Her şeyi bildiğini sandığından, yeni bir şeyler öğrenme gereksinimi duymaz, kendini geliştirmez. Kolay kolay <em>ezberi bozulmaz</em>.</p>
<p>İşte bu yüzden, biz fildişi kulelerde yazıyoruz.</p>
<p>Denebilir ki, &#8220;Sokaktaki adama benzemekte ne sakınca var? Zaten, sokaktaki adamın kanaatlerine önderlik edenler de, entelektüeller değil mi?&#8221;</p>
<p>Eğer ülkemizin eriştiği noktadan <em>(ahval ve şeraitinden</em>), geçmişten bugüne sergilediği performanstan ve dahi gidişatından ziyadesiyle hoşnutsak, entelijansiyamızın hal-i pür melalinden de yakınmak için iyi bir nedenimiz yok demektir. Lakin, bizim gibi toplumsal cinnet salgınına henüz yakalanmamış fertler için, manzara vahimdir. O yüzden de, Türkiye entelektüeli ile halkının buluştuğu, kaynaştığı sular, içinde uzun süre yaşanamayacak denli sığ sulardır.</p>
<p>Akla gelecek sorulardan biri, istisnaların olup olmadığıyla ilgilidir. Hemen söyleyelim: az sayıda -belki bir kaç bin- aydınlanmış entelektüelimiz de var. Hafızanızı yoklayın; onlar, sıklıkla fildişi kulelerde yaşamakla suçlanırlar. Oysa aynı coğrafyanın insanlarıyız. Sadece, kimimiz, mecburen, yorumlamak ve yazmak için fildişi kulelere sığınıyoruz. Oscar Wilde&#8217;ın söylediği gibi, &#8220;Hepimiz aynı sefilliğin içindeyiz. Lakin bazılarımız, arada yıldızlara bakıyor.&#8221;</p>
<p>Diğer bir soru da, aydınlanmamışlığın Türkiye aydınına özgü olup olmadığıdır. Bu konuda da, yüreklere su serpmekte gecikmeyelim: Dünya nüfusunun zaten çok küçük bir bölümünü oluşturan enelektüellerin de çoğu aydınlanmamıştır. &#8220;Eh, elle gelen düğün, bayram.&#8221; diyerek sevinmeli mi, yoksa, yüzleşmekte olduğumuz sorunun global boyutta olduğunu fark ederek enseyi mi karartmalıyız? Nasıl hissedeceğinize kendiniz karar verin.</p>
<p>Bize göre çözüm, fildişi kulelerde saklı. Türkiye entelektüelini, fildişi kulelere davet ediyoruz. Yorumlayanlar.com&#8217;u ilgiyle okuyacak, takip edecek denli entelektüel olan herkesi, içinde yaşadığı topluma mesafelenmeye, eleştirel düşünceye, kendini zihinsel olarak yeniden yapılandırmaya ve donatmaya, kısacası <strong>aydınlanmaya</strong> davet ediyoruz.</p>
<p align="center"><strong>*** </strong></p>
<p><strong>Not:</strong> Kant&#8217;a göre aydınlanma, ferdin kişisel anlama ve kavrayış becerisini, bir başkasının yardım ve kılavuzluğuna gereksinim duymaksızın kullanabilmesidir. Aydınlanmanın önündeki engeli ise, kararlılık ve cesaret eksikliği olarak görmüştür.</p>
<p>Demek ki, aydınlanmayı, <em>aklın özgürleştirilmesi</em> olarak da algılamak mümkün.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/64/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/64/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/64/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/64/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/64/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/64/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/64/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/64/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/64/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/64/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/64/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/64/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/64/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/64/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/64/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/64/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=64&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/ivory_tovers/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/150d03a27d9da62e8553c5a250d90716?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">aftandis</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.com/files/2007/01/ivory_tower02.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">ivory_tower02.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bitmeyen Senfoni-Kafkaesque</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/bitmeyen-senfoni-kafkaesque/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/bitmeyen-senfoni-kafkaesque/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Feb 2007 06:40:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ophelia</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/01/12/bitmeyen-senfoni-kafkaesque/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Alice Karanlık&#8230; Ardından ışık&#8230; Birey ve toplum&#8230; Birbirlerini beslediler, birbirlerini yok etmek istediler. Birey toplumun karşısında pire gibi zıpladı, çaresizliğinin bilincinde çırpınıp durdu. Kazanmayacağı savaşını sürdürürken ve sürdürmek zorundayken, birinci gün oldu. Göğün altındaki sular, üstündekilerden ayrıldı. Çırpınmakta olan birey, yabancılaştı. Yabancılaşan birey, dönüştü. Dönüşen birey, bitmeyen senfoniler yarattı. İkinci gün oldu. Sular toplandı, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=32&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><img src="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/kafka1.jpg" alt="kafka1.jpg" /></p>
<p align="left"><strong>Yazan:</strong> Alice</p>
<p>Karanlık&#8230; Ardından ışık&#8230; Birey ve toplum&#8230; Birbirlerini beslediler, birbirlerini yok etmek istediler. Birey toplumun karşısında pire gibi zıpladı, çaresizliğinin bilincinde çırpınıp durdu. Kazanmayacağı savaşını sürdürürken ve sürdürmek zorundayken, birinci gün oldu.<span id="more-32"></span></p>
<p>Göğün altındaki sular, üstündekilerden ayrıldı. Çırpınmakta olan birey, yabancılaştı. Yabancılaşan birey, dönüştü. Dönüşen birey, bitmeyen senfoniler yarattı. İkinci gün oldu. Sular toplandı, kuru toprak göründü, meyve ağaçları yetişti. Birey babasına mektuplar yazdı. Yazmadan yaşayamayacağını anladı&#8230; Yazsa da üstesinden gelemeyeceğini kavradı. Üçüncü gün oldu. Yıldızlar oluştu. Birey Şato&#8217;suna gitti, uyudu. Düşler kabusları kovaladı. Kabuslar düşlere dönüştü. Birey toplumu yutup yokoldu&#8230; Dördüncü gün oldu. Canlılar oluştu, canlılar çoğaldı. Birey küllerinden dirildi, toplum bireyden dirildi. Beşinci gün oldu. İnsan oluştu. Dişi ve erkek olarak olarak ayrıldı. Joseph K. Dora&#8217;yı aradı. Dora Leni&#8217;yi aradı. Leni kalabalığa karıştı. Altıncı gün oldu.</p>
<p>Her şey tamamlandı. Leni bulunamadı, mektuplar yakıldı, kimlikler kutsandı. Dinlenmeye çekilindi. Fareyi kedi yedi&#8230;</p>
<p><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/01/tu.JPG" title="Res 1"></a></p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/01/tu.JPG" title="Res 1"><br />
</a></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/32/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/32/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/32/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/32/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/32/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/32/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/32/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/32/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/32/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/32/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/32/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/32/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/32/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/32/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/32/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/32/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=32&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/bitmeyen-senfoni-kafkaesque/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/72603e19017324b99134bae27b6bd030?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">bellus</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.com/files/2007/02/kafka1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">kafka1.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Doğanın İçinden</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/doganin-icinden/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/doganin-icinden/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Feb 2007 06:35:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Şevket Hakan Tuncel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotograf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/02/04/doganin-icinden/</guid>
		<description><![CDATA[Fotoğraflar: Şevket Hakan Tuncel<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=168&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fotoğraflar: </strong>Şevket Hakan Tuncel<br />
<a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i30.jpg" title="t30.jpg"></a><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i30.jpg" title="t30.jpg"></a><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i30.jpg" title="t30.jpg"></a></p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i30.jpg" title="t30.jpg"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t30.jpg?w=477" alt="t30.jpg" /></a><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i31.jpg" title="t31.jpg"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t31.jpg?w=477" alt="t31.jpg" /></a><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i32.jpg" title="t32.jpg"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t32.jpg?w=477" alt="t32.jpg" /></a><span id="more-168"></span></p>
<p><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i56.jpg" title="t56.jpg"></a><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i56.jpg" title="t56.jpg"></a><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i56.jpg" title="t56.jpg"></a></p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i56.jpg" title="t56.jpg"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t56.jpg?w=477" alt="t56.jpg" /></a><a href="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/i51.jpg" title="t51.jpg"><img src="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t51.jpg?w=477" alt="t51.jpg" /></a></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/168/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/168/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/168/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/168/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/168/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/168/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/168/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/168/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/168/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=168&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/doganin-icinden/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6ac8fb85d0ba8e474771825eeedeee81?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Şevkan</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t30.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">t30.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t31.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">t31.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t32.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">t32.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t56.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">t56.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.files.wordpress.com/2007/02/t51.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">t51.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Manifesto</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/manifesto-2/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/manifesto-2/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Feb 2007 06:30:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Kandemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yorumlayanlar.com Üzerine]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/02/12/manifesto-2/</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Kerem Kandemir Yorumlayanlar.com, sosyal bilimler ve sanat içerikli bir online dergi. Bu manifesto, neden sorusunu yanıtlamayı amaçlıyor: Yorumlayanlar.com&#8217;u neden yayınlıyoruz? Öncelikle, zihinsel açıdan tümüyle körleşmediğimizi belgelemek, şanslıysak başka ruhlarla paylaşmak ya da en kötü olasılıkla gelecek kuşaklara iletmek istiyoruz. Cinnetin globalleştiği bir çağdayız artık. Kurtarılmış bölgeler, cinnet salgınının henüz ulaşamadığı steril yaşam alanları kaldı [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=70&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><img src="http://yorumlayanlar.com/files/2007/01/manifesto01.jpg" alt="manifesto01.jpg" /></p>
<p><strong>Yazan:</strong> Kerem Kandemir</p>
<p>Yorumlayanlar.com, sosyal bilimler ve sanat içerikli bir online dergi.</p>
<p>Bu manifesto, <em>neden</em> sorusunu yanıtlamayı amaçlıyor: Yorumlayanlar.com&#8217;u neden yayınlıyoruz?<span id="more-70"></span></p>
<p>Öncelikle, zihinsel açıdan tümüyle körleşmediğimizi belgelemek, şanslıysak başka ruhlarla paylaşmak ya da en kötü olasılıkla gelecek kuşaklara iletmek istiyoruz.</p>
<p>Cinnetin globalleştiği bir çağdayız artık. Kurtarılmış bölgeler, cinnet salgınının henüz ulaşamadığı steril yaşam alanları kaldı mı, bilemiyoruz. Bu salgının varlığını inkar etmek, muhtemelen, hastalığa yakalanmışlığın ilk belirtilerinden. Diğer semptomlarysa şöyle sıralayabiliriz:</p>
<p>Ürkütücü düzeyde bir cehalet, eleştirel düşünce becerisinin yitirilmesi, duygusal gelişimin erişkin birey düzeyine hiç yaklaşamaması, yaşama anlam verememe, ahlak yoksunluğuna sürüklenme, güce taparlık ve şiddeti kanıksama.</p>
<p>Dünya nüfusunun ezici bir çoğunluğu, hali hazırda, cinnet salgınının kurbanları arasına eklenmiş durumda. Başka türlü, Darfur&#8217;da süregelen soykırımı, Bush&#8217;un başkan seçilmesini, Koizumi&#8217;nin toplu tecavüz ve katliamlardan sorumlu savaş suçlusu generallerin mezarlarını ziyaret etmesini, Kurtlar Vadisi&#8217;nin kitlesel histeriye yol açmasını, Rus muhaliflerin radyokaktif maddelerle herkesin gözü önünde zehirlenmesini, İkiz Kuleler&#8217;in yıkılmasının ardından dünyaya yayılan sevinç dalgasını, Metal Fırtına&#8217;nın satış rekorları kırmasını ya da bunlar gibi daha binlerce hadisenin, 21. yüzyılda hala nasıl gerçekleşebildiğini açıklamanın başka bir yolu olabilir mi?</p>
<p>Salgına yakalanmamaza ne kadar zaman kaldı, ne zaman biz de olup biteni göremez ya da umursayamaz hale geleceğiz, bilmiyoruz. Henüz gözümüz görüyor, kulaklarımız duyuyorken, dünyanın içine düştüğü hali anlayalım, anlatalım, paylaşalım, tartışalım istedik. Sosyal bilimler ve sanat, bu ortak çabaya farklı yöntemlerle hizmet eden disiplinler.</p>
<p>Yorumlayarak, cinnet salgınından zihinlerimizi korumaya çalışacağız. Bize katılmak isterseniz, alın size buluşmak için bir platform.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/70/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/70/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/70/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/70/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/70/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/70/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/70/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/70/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/70/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/70/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/70/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/70/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/70/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/70/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/70/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/70/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=70&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/manifesto-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/150d03a27d9da62e8553c5a250d90716?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">aftandis</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumlayanlar.com/files/2007/01/manifesto01.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">manifesto01.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Murat Baç Külliyatı</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/murat-bac-kulliyati/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/murat-bac-kulliyati/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Jan 2007 22:11:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ophelia</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zahiri Külliyatlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/02/01/murat-bac-kulliyati/</guid>
		<description><![CDATA[Görülmeyecek Yerler Ansiklopedisi’nin BATI KANADA’DA NASIL GEZİLİR Bölümü için Temel Oluşturacak Felsefi Düşünceler Suvari Ölmüştü; Biz Biraz Daha Yalnız Kalmıştık<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=179&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/03/gorulmeyecek-yerler-ansiklopedisinin-bati-kanada%e2%80%99da-nasil-gezilir-bolumu-icin-temel-olusturacak-felsefi-dusunceler/">Görülmeyecek Yerler Ansiklopedisi’nin BATI KANADA’DA NASIL GEZİLİR Bölümü için Temel Oluşturacak Felsefi Düşünceler</a></p>
<p><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/03/suvari/">Suvari Ölmüştü; Biz Biraz Daha Yalnız Kalmıştık</a></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/179/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/179/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/179/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/179/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/179/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/179/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/179/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/179/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/179/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/179/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/179/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/179/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/179/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/179/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/179/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/179/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=179&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/murat-bac-kulliyati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/72603e19017324b99134bae27b6bd030?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">bellus</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Ahmed-i Mursi Külliyatı</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/ahmed-i-mursi-kulliyati/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/ahmed-i-mursi-kulliyati/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Jan 2007 22:10:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmed-i Mursi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zahiri Külliyatlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/02/01/ahmed-i-mursi-kulliyati/</guid>
		<description><![CDATA[Tarihle İşim Olmaz Olur Mu?-(Memleket Meseleleri) Memoir d’El-Cebir (Algebra) von Darüşşafaka- Bir Deli’nin Hatıra Defterinden Alıntı- (Yersen) Bilmece-(Şiir) Son Gece-(Şiir) Dubai-Para&#8217;nın Dediği Olur-(Seyahatname) Eyvah Eureka!- (Yersen) Hayatta Neye Önem Verirsiniz?-(Deneme)<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=63&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/01/denemedenemebirki/">Tarihle İşim Olmaz Olur Mu?-(Memleket Meseleleri)<br />
</a></p>
<p><a rel="bookmark" href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/05/memoir-del-cebir-algebra-von-darussafaka-bir-delinin-hatira-defterinden-alinti/" title="Kalıcı bağlantı: Memoir d’El-Cebir (Algebra) von Darüşşafaka- Bir Deli’nin Hatıra Defterinden Alıntı">Memoir d’El-Cebir (Algebra) von Darüşşafaka- Bir Deli’nin Hatıra Defterinden Alıntı- (Yersen)<br />
</a></p>
<p><a rel="bookmark" href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/05/bilmece/" title="Kalıcı bağlantı: Bilmece">Bilmece-(Şiir)</a></p>
<p><a rel="bookmark" href="http://yorumlayanlar.com/2007/03/06/son-gece/" title="Kalıcı bağlantı: Son Gece">Son Gece-(Şiir)</a></p>
<p><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/03/03/dubai-paranin-dedigi-olur/" title="Dubai-Para'nın Dediği Olur">Dubai-Para&#8217;nın Dediği Olur-(Seyahatname)</a></p>
<p><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/03/07/eyvah-eureka/" title="Eyvah Eureka!">Eyvah Eureka!- (Yersen)<br />
</a></p>
<p><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/01/pehpehpeh/" title="Hayatta Neye Önem Verirsiniz?">Hayatta Neye Önem Verirsiniz?-(Deneme) </a></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/63/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/63/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/63/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/63/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/63/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/63/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/63/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/63/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/63/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/63/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/63/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/63/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/63/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/63/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/63/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/63/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=63&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/ahmed-i-mursi-kulliyati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b85dd3e1204a0904806a7d4ded922aeb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Ahmed-i Mursi</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kerem Kandemir Külliyatı</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/kk_all_works/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/kk_all_works/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Jan 2007 22:09:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Kandemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zahiri Külliyatlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/01/12/kerem-kandemir-kulliyati/</guid>
		<description><![CDATA[Manifesto Fildişi Kuleler Benim İstanbul’um Güvercinlerin İronik Tarihi Dahiler Üzerine Zaman Nülerim Benim İstanbul&#8217;um -II- Nülerim -II- Kurlar Vadisi&#8217;ndeki Zambak &#8220;Gara Ekmeği&#8221; Tarifi Concorde Düştü (-I-) ve Belki de Hırsızın Hiç Suçu Yok Azmettirici Mentelektüeller (Concored Düştü -II-) Oyum Neden AKP&#8217;ye? Toplu Yanıtlar Emperyalizm ve Küreselleşme Gerçeği (Yalan Balonları Patlıyor -I-) Kahrolsun A.B.D.! (Yalan Balonları Patlıyor [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=56&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li> <a href="http://yorumlayanlar.com/2007/01/30/manifesto-2/" target="_blank">Manifesto</a></li>
</ul>
<ul>
<li><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/01/19/ivory_tovers/" target="_blank">Fildişi Kuleler</a></li>
</ul>
<ul>
<li><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/01/04/benim-istanbulum/" target="_blank">Benim İstanbul’um</a></li>
</ul>
<ul>
<li><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/05/guvercinlerin-ironik-tarihi/" target="_blank">Güvercinlerin İronik Tarihi</a></li>
</ul>
<ul>
<li><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/05/on_the_genius/" target="_blank">Dahiler Üzerine</a></li>
</ul>
<ul>
<li><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/03/time/" target="_blank">Zaman</a></li>
</ul>
<ul>
<li><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/05/my-nude-paintings/" target="_blank">Nülerim</a></li>
</ul>
<ul>
<li><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/03/15/fotograflar02/" target="_blank">Benim İstanbul&#8217;um -II-</a></li>
</ul>
<ul>
<li><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/03/15/resimler2/" target="_blank">Nülerim -II-</a></li>
</ul>
<ul>
<li><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/03/15/kurlar-vadisi/" target="_blank">Kurlar Vadisi&#8217;ndeki Zambak</a></li>
</ul>
<ul>
<li><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/04/18/ekmek_tarifi/" target="_blank">&#8220;Gara Ekmeği&#8221; Tarifi</a></li>
</ul>
<ul>
<li><a href="http://http://yorumlayanlar.com/2007/05/24/concorde/" target="_blank">Concorde Düştü (-I-) ve Belki de Hırsızın Hiç Suçu Yok </a></li>
</ul>
<ul>
<li><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/07/05/siyaset-2/" target="_blank">Azmettirici Mentelektüeller (Concored Düştü -II-)</a></li>
</ul>
<ul>
<li><a href="http://http://yorumlayanlar.com/2007/07/06/akp/" target="_blank">Oyum Neden AKP&#8217;ye?</a></li>
</ul>
<ul>
<li><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/07/26/toplu-1/" rel="bookmark" title="Kalıcı bağlantı: Toplu Yanıtlar">Toplu Yanıtlar</a></li>
</ul>
<ul>
<li><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/07/19/emperyalizm-1/">Emperyalizm ve Küreselleşme Gerçeği (Yalan Balonları Patlıyor -I-)</a></li>
</ul>
<ul>
<li><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/07/24/emperyalizm_2/" target="_blank">Kahrolsun A.B.D.! (Yalan Balonları Patlıyor -II-)</a></li>
</ul>
<ul>
<li><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/08/06/kuresellesme/" rel="bookmark" title="Kalıcı bağlantı: Dip Dalgası, Tarihin Motoruna Karşı (Yalan Balonları Patlıyor -III-)">Dip Dalgası, Tarihin Motoruna Karşı (Yalan Balonları Patlıyor -III-)</a></li>
</ul>
<ul>
<li><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/08/09/irak_a/" rel="bookmark" title="Kalıcı bağlantı: Irak’ın İşgali -1- (Yalan Balonları Patlıyor -IV-)">Irak’ın İşgali -1- (Yalan Balonları Patlıyor -IV-)</a></li>
</ul>
<ul>
<li><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/08/09/irak_b/" rel="bookmark" title="Kalıcı bağlantı: Irak’ın İşgali -2- (Yalan Balonları Patlıyor -IV-)">Irak’ın İşgali -2- (Yalan Balonları Patlıyor -IV-)</a></li>
</ul>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/56/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/56/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/56/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/56/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/56/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/56/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/56/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/56/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/56/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/56/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/56/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/56/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/56/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/56/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/56/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/56/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=56&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/kk_all_works/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/150d03a27d9da62e8553c5a250d90716?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">aftandis</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Alice Külliyatı</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/alice-kulliyati/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/alice-kulliyati/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Jan 2007 22:08:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ophelia</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zahiri Külliyatlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/01/04/alice-kulliyati/</guid>
		<description><![CDATA[Bitmeyen Senfoni-Kafkaesque Dört Mevsim Dorian Gray’in Portresi<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=127&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/01/bitmeyen-senfoni-kafkaesque/" target="_blank">Bitmeyen Senfoni-Kafkaesque</a></p>
<p><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/01/dort-mevsim/" target="_blank">Dört Mevsim </a></p>
<p><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/07/dorian-grayin-portresi/" target="_blank">Dorian Gray’in Portresi</a></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/127/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/127/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/127/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/127/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/127/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/127/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/127/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/127/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/127/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/127/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/127/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/127/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/127/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/127/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/127/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/127/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=127&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/alice-kulliyati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/72603e19017324b99134bae27b6bd030?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">bellus</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Ekrem Düzen Külliyatı</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/ekrem-duzen-kulliyati/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/ekrem-duzen-kulliyati/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Jan 2007 22:07:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ekrem Düzen</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zahiri Külliyatlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/01/04/ekrem-duzen-kulliyati/</guid>
		<description><![CDATA[www.yelkovalayan.net www.chaserinthewind.net &#160;<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=128&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yelkovalayan.net">www.yelkovalayan.net</a></p>
<p><a href="http://www.chaserinthewind.net">www.chaserinthewind.net</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/128/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/128/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/128/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/128/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/128/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/128/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/128/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/128/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/128/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/128/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/128/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/128/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/128/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/128/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/128/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/128/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=128&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/ekrem-duzen-kulliyati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/beb0033b7fb0fa776bce11e7d0ad58a7?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ekremduzen</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Lenore Külliyatı</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/lenore-kulliyati/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/lenore-kulliyati/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Jan 2007 22:06:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lenore</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zahiri Külliyatlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/01/04/lenore-kulliyati/</guid>
		<description><![CDATA[“Ben” ve Varoluş Evlilik ve Normalizasyon <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=140&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/02/%e2%80%9cben%e2%80%9d-ve-varolus/" target="_blank">“Ben” ve Varoluş</a></p>
<p><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/04/evlilik-ve-normalizasyon/" target="_blank">Evlilik ve Normalizasyon </a></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/140/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/140/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/140/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/140/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/140/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/140/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/140/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/140/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/140/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/140/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/140/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/140/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/140/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/140/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/140/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/140/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=140&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/lenore-kulliyati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/0b6af8852cb04ed1c656484dc4716a2d?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Lenore</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Özgür Erbaş Külliyatı</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/ozgur-erbas-kulliyati/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/ozgur-erbas-kulliyati/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Jan 2007 22:05:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ozgurerbas</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zahiri Külliyatlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/01/04/ozgur-erbas-kulliyati/</guid>
		<description><![CDATA[Fevkalade mühimim&#8230; Sen de ol! 22 Temmuz Tekerlemesi 1 Mayıs Tanıklıklarım&#8230; Kardeş, Beyinciğin Görünüyor Bayan B Anne! Ben Kimim? Sivil Sabahlar Türkiye Orantısız Güç Kullanan Yalnız Kalır<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=141&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/03/fevkalade-muhimim/">Fevkalade mühimim&#8230; Sen de ol!</a></p>
<p><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/03/tekerleme/">22 Temmuz Tekerlemesi</a></p>
<p><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/03/bir-mayis/">1 Mayıs Tanıklıklarım&#8230;</a></p>
<p><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/03/beyincik/">Kardeş, Beyinciğin Görünüyor</a></p>
<p><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/03/bayanb/">Bayan B</a></p>
<p><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/03/kimlik/">Anne! Ben Kimim?</a></p>
<p><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/03/sivil/">Sivil Sabahlar Türkiye</a></p>
<p><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/03/orantisiz-guc-kullanan-yalniz-kalir/">Orantısız Güç Kullanan Yalnız Kalır</a></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/141/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/141/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/141/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/141/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/141/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/141/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/141/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/141/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/141/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/141/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/141/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/141/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/141/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/141/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/141/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/141/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=141&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/ozgur-erbas-kulliyati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/fd72aefa7d72ac2a2de87f91cec1eb75?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ozgurerbas</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Ebru Akman Külliyatı</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/ebru-akman-kulliyati/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/ebru-akman-kulliyati/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Jan 2007 22:04:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ebru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zahiri Külliyatlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/01/04/ebru-akman-kulliyati/</guid>
		<description><![CDATA[Barizi İbraz: Küreselleşme Üzerine Notlar I Tehayyelet Es-sema* Günebakanlar Bile Küstü Güneşe! Ağıt ya da Bir Tebrik Mesajı Olur mu hiç üç kulak? Dön de aynaya bak! -Benimle evlenir misin?<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=143&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/05/barizi-ibraz-kuresellesme-uzerine-notlar-i/">Barizi İbraz: Küreselleşme Üzerine Notlar I</a></p>
<p><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/01/tehayyelet-es-sema/">Tehayyelet Es-sema*</a></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:'Book Antiqua';"></span><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/07/22/gunebakanlar-bile-kustu-gunese/" title="Günebakanlar Bile Küstü Güneşe!">Günebakanlar Bile Küstü Güneşe!</a></p>
<p><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/11/11/653/">Ağıt ya da Bir Tebrik Mesajı </a></p>
<p><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/11/25/olur-mu-hic-uc-kulak-don-de-aynaya-bak/">Olur mu hiç üç kulak? Dön de aynaya bak!</a></p>
<p><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/11/25/benimle-evlenir-misin/ ">-Benimle evlenir misin?</a></p>
<h2 class="posttitle"><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/11/25/olur-mu-hic-uc-kulak-don-de-aynaya-bak/" rel="bookmark" title="Kalıcı bağlantı: Olur mu hiç üç kulak? Dön de aynaya bak!"><br />
</a></h2>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/143/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/143/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/143/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/143/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/143/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/143/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/143/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/143/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/143/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/143/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/143/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/143/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/143/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/143/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/143/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/143/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=143&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/ebru-akman-kulliyati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/717ff967bc4e933af4368f7974200baa?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">eakman</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Şevket Hakan Tuncel Külliyatı</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/sevket-hakan-tuncel-kulliyati/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/sevket-hakan-tuncel-kulliyati/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Jan 2007 22:03:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Şevket Hakan Tuncel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zahiri Külliyatlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/01/04/sevket-hakan-tuncel-kulliyati/</guid>
		<description><![CDATA[Şehirler Sokakta Çalışanlar Kompozisyonlar Doğanın İçinden <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=144&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/04/sehirler/" target="_blank">Şehirler</a></p>
<p><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/01/164/" target="_blank">Sokakta Çalışanlar</a></p>
<p><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/05/kompozisyon/" target="_blank">Kompozisyonlar</a></p>
<p><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/01/doganin-icinden/" target="_blank">Doğanın İçinden </a></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/144/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/144/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/144/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/144/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/144/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/144/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/144/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/144/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/144/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/144/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/144/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/144/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/144/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/144/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/144/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/144/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=144&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/sevket-hakan-tuncel-kulliyati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6ac8fb85d0ba8e474771825eeedeee81?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Şevkan</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Tunç Blake Külliyatı</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/tunc-blake-kulliyati/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/tunc-blake-kulliyati/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Jan 2007 22:02:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmed-i Mursi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zahiri Külliyatlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/01/05/tunc-blake-kulliyati/</guid>
		<description><![CDATA[Ez bütün çiçekleri, kendine dinazor dedirt!<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=180&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/01/tb001/" target="_blank">Ez bütün çiçekleri, kendine dinazor dedirt!</a></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/180/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/180/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/180/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/180/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/180/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/180/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/180/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/180/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/180/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/180/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/180/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/180/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/180/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/180/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/180/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/180/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=180&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/tunc-blake-kulliyati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b85dd3e1204a0904806a7d4ded922aeb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Ahmed-i Mursi</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Selim Mansur Külliyatı</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/nezih-duzen-kulliyati/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/nezih-duzen-kulliyati/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Jan 2007 22:01:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ophelia</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zahiri Külliyatlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/01/05/nezih-duzen-kulliyati/</guid>
		<description><![CDATA[Yeraltından Notlar: Dilenci<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=181&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a target="_blank" href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/09/dilenci/">Yeraltından Notlar: Dilenci</a></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/181/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/181/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/181/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/181/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/181/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/181/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/181/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/181/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/181/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/181/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/181/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/181/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/181/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/181/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/181/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/181/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=181&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/nezih-duzen-kulliyati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/72603e19017324b99134bae27b6bd030?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">bellus</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Tevfik Ayhan Külliyatı</title>
		<link>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/tevfik-ayhan-kulliyati/</link>
		<comments>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/tevfik-ayhan-kulliyati/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Jan 2007 22:00:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tevfik Ayhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zahiri Külliyatlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumlayanlar.com/2007/01/04/ayhan-ulusoy-kulliyati/</guid>
		<description><![CDATA[Ekonomi-Politik Küreselleşen Dünyada Bastığın Yeri Toprak Deyip Geçme Damardan Oluş Hareket ve Eylem Bilgi İnanç Yemek Tarifleri Annemin Çiğböreği<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=142&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ekonomi-Politik</strong></p>
<p><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/08/06/kuresellesen-dunyada-bastigin-yeri-toprak-deyip-gecme" target="_blank">Küreselleşen Dünyada Bastığın Yeri Toprak Deyip Geçme</a></p>
<p><strong>Damardan</strong></p>
<p><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/05/olus" target="_blank">Oluş</a></p>
<p><a href="/2007/02/21/hareket-ve-eylem/">Hareket ve Eylem</a></p>
<p><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/03/17/bilgi/">Bilgi</a></p>
<p><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/05/17/inanc">İnanç</a></p>
<p><strong>Yemek Tarifleri</strong></p>
<p><a href="http://yorumlayanlar.com/2007/03/09/cigborek">Annemin Çiğböreği</a></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumlayanlar.wordpress.com/142/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumlayanlar.wordpress.com/142/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumlayanlar.wordpress.com/142/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumlayanlar.wordpress.com/142/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumlayanlar.wordpress.com/142/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumlayanlar.wordpress.com/142/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yorumlayanlar.wordpress.com/142/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yorumlayanlar.wordpress.com/142/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yorumlayanlar.wordpress.com/142/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yorumlayanlar.wordpress.com/142/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumlayanlar.wordpress.com/142/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumlayanlar.wordpress.com/142/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumlayanlar.wordpress.com/142/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumlayanlar.wordpress.com/142/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumlayanlar.wordpress.com/142/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumlayanlar.wordpress.com/142/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumlayanlar.wordpress.com&amp;blog=644277&amp;post=142&amp;subd=yorumlayanlar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumlayanlar.wordpress.com/2007/02/01/tevfik-ayhan-kulliyati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/782c1bea784d955cb65f4fe1c4465011?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">trinculo69</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>
