30 Ekim, 2007 19:15 (Anlatı)
Yazan: Lenore
Seneler, senelerce önce bir kız vardı. Video’da bir sürü peri masalı filmi izlerdi. (Çok masalsı oldu bu cümle, çok) Yıllar sonra o filmlerden biri tekrar eline geçti: Uyuyan Güzel. Heyecanla karşısına geçip izlemeye başladı filmi. Ama her şey çok değişmişti…
Masalları bilirsiniz. Kim bilmez ki. Küçükken her hafta tekrar “Çirkin”e aşık olurdu “Güzel”, saçlarını uzatırdı Rapunzel. Uykuya dalardı güzel bir kız. Erkek kardeşini kurtarırdı Gretel. Ben de izlerdim. İzlemek ayrı bir zevkti: Rengarek, büyülü bir atmosfer vardı bu filmlerde dış dünyada rastlayamayacağınız. Peri masalları küçükken çok etkileyiciydi. Yazının devamını oku »
Yorum Yapın
2 Ağustos, 2007 11:19 (Anlatı)
Yazan: Özgür Erbaş
Seni iki elimle kavrayıp afiyetle yesem, dedim. Ya ben ya o, diye yanıt verdin. Oysa derdimiz bu değildi, hiç değildi. Biliyorum. Kendimden biliyorum hem de. Birileri dediydi bi vakit:
-demeseler nerden bileyim, bilemem ki- portakal suyu içelim desem turp olmaz mı diyeceksin. Birileri demişti hatırlıyorum. Hatırlamasam derler miydi? Demişlerse hatırlamaz mıyım? Demeseler bilir miyim? Biliyorsam demez olurlar mı? Yazının devamını oku »
1 Yorum
19 Nisan, 2007 18:10 (Anlatı)
Yazan: Özgür Erbaş
Geçen yaz, İstanbul’un sulu sepken nem ortamında neredeyse erimeye yüz tutmuştu asfaltlar. Herkes bürosunun/evinin içini soğuk tutmak için, sokağı daha da ısıtma pahasına iklimlendiricilerini roket ayarına getirmişti. Benim gibi işi sokakta olmak olan amele kısmına da iklimlendiricilerin damlattığı sularla duş almak kalıyordu.
İşte o günlerden birinin bitiminde, bir türlü kestirmeye kıyamadığım saçlarımı kurşun kalemle ensemde topuz yapmış, üzerimde keten elbise, ayağımda sandalet (tüm serinletme araçları tamam olarak) İstiklal Caddesi’nde yürüyordum. O kadar perişan Yazının devamını oku »
Yorum Yapın
10 Mart, 2007 20:37 (Anlatı)
Yazan: Selim Mansur
Köprü üzerinde vakit geçirmek öyle hoşuma gitmişti ki bir türlü oradan ayrılamıyordum. Sert rüzgâr ve yüzüme çarpan kar taneleri bile keyfimi kaçıramamıştı. Nehrin üzerindeki tekneler, sivri külahlarıyla onlarca kulenin süslediği şehir manzarası, hediyelik eşya satıcılarının rengârenk tezgâhları ve bir sokak laternacısının neşeli müziği ortalığı panayır yerine çevirmiş, bana da neşeli bir ruh hali vermişti. Yazının devamını oku »
Yorum Yapın
5 Şubat, 2007 15:20 (Anlatı)

Yazan: Özgür Erbaş
Çocukların çocukluk yapabildikleri bir mahallede büyüdüm. Bahçelerden meyve çalmanın meşru bir hırsızlık olduğu, aşırdıklarımızın “göz hakkıdır” denilerek ikram edilenlerden bile tatlı geldiği zamanlar… Onlarca çocuk, günün hemen her saatinde bir arada, arkadaş, dost… Büyüklere karşı ağız birliği eden, kendi sırları olan, o sırlar üzerine yeminler eden, oyunlar oynayan, kurallar koyan, kurallara uymayanlara verilecek cezaları birlikte belirleyen, yargılamasını yapıp infazını birlikte üstlenen çocuklardık. Sosyolojide bu sürece toplumsallaşma deniliyor bildiğim kadarıyla, ama ben meslek gereği hukuksallaşma diyorum. Yazının devamını oku »
1 Yorum