
Yazan: Kerem Kandemir
Yıllar önce, alkol bağımlısı bir dostuma sponsor olmuştum. Karısıyla el ele vermiş, hastalığın pençesinden kurtulmasını sağlamak için uğraşıp duruyorduk. Profesyonel yardım da almamızın ardından, onbeş gün kadar, her şeyin düzelmeye başladığını sanmamıza yol açacak, ilginç bir döneme girmiştik. Geçmişte yaşanmış sayısız başarısızlık yüzünden, karısı da, ben de, bunun kalıcı bir düzelmeyle sonuçlanacak türden bir iyileşme süreci olduğuna inanamıyorduk. Nitekim, kaderle çıktığımız balayı kısa sürdü ve dostumu, kendini kaybedecek denli içtiği bir gecenin sabahında, alışkın olduğumuz o perişan halde bulduk. Sanki bunun olması için, geçerli nedenler, bir takım zorlayıcı nesnel koşullar bulunması gerekiyormuş gibi, “Ne oldu?” diye sormuştum kendisine. O da, “Concorde düştü.” diye yanıtlamıştı beni, bir hafta önce düşen ilk ve son Concorde’la iligili haberlere gönderme yaparak. Benzersiz parlaklıktaki zekasıyla, hakikaten de, Concorde gibi bir adamdı, bir zamanlar.
Developmentalistlerin, ekonomik ve siyasi açıdan, büyükler ligine girme yönünde ciddi hamle yapmış az gelişmiş ülkelerin durumunu betimlemek için uydurdukları “take off” kavramıyla, benim mektep dönemlerimin Güney Amerika kökenli Independenciacılar’ı, tabir yerindeyse dalga geçerlerdi. Oysa ben, son dört yılda, -bir salak gibi- Türkiye’nin kalkışa geçtiğini, havalandığını, bu gidişle, eninde sonunda, birinci sınıf ülkeler arasına gireceğine inanmaya başlamıştım. Meğerse, epeydir, bir hayal aleminde yaşamaktaymışım. Bazılarınızın, “Sen de, harbiden salakmışsın yahu.” dediğini duyar gibiyim. Haklısınız.
27 Nisan gecesi, bir e-bildiriyle uyandım. Kendime geldiğimde, bir de baktım ki, Concorde düşmüş.
Artık, bu saaten sonra, bize düşen, kaza mahallinden etrafa saçılmış enkaz parçalarını toplayıp, “İyi de, hırsızın hiç mi suçu yok?” sorusunun yanıtını bulmak. Çünkü neden yere çakıldığımızı, bunun, temelde kimin hatası olduğunu bulursak, belki, gelecekte, benzer kazaların önüne geçme konusunda, bir şansımız olur. Yazının devamını oku »